İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Saygısızlığa Karşı Tokat Gibi Cevap!

WeXz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
04/2012
Nereden:
-
Mesajlar:
1.048
Konular:
66
Teşekkür (Etti):
188
Teşekkür (Aldı):
133
Ticaret:
(0) %
01-06-2012 23:39
#1
Exclamation
Saygısızlığa Karşı Tokat Gibi Cevap!
Üstad Necip Fazıl Kısakürek'e yapılmış olan bir saygısızlık olarak kabul edebileceğim bir yazı yayınlamış Zaman gazetesi yazarı İhsan Dağı. Ben bunu gayet saygısızca buldum ve gereken ve beklediğim tokat gibi bir cevap çok gecikmeden Furkan Dergisinden geldi!
İhsan Dağı Zaman gazetesinde bir yazısında aynen şöyle diyordu:


"Necip Fazıl, 12 Eylül ve Türk sağı

Necip Fazıl, Türk şiirinin ve düşünce hayatının büyük ismi. Aynı zamanda bir eylem adamı; Türkiye'nin en karanlık dönemlerinde sesini yükseltebilen, düşüncelerini haykırabilen haysiyetli bir aydın.


Bu nedenle de ömrünün önemli bir kısmını hapishanelerde geçirdi, dergileri defalarca kapatıldı, kitapları toplatıldı, 27 Mayıs'ta yargılandı...
Bu isyan adamının 12 Eylül üzerine yazdıkları ise çok farklı. Profesör İsmail Kara, Derin Tarih dergisinin mayıs sayısındaki yazısında Necip Fazıl'ın '12 Eylül darbesini methiyeler düzerek karşılaması'na hafifçe değiniyor.
Üstad'ın Rapor 13'ü 12 Eylül darbesi ve darbeciler hakkında unutulası övgüler içeriyor. Bütün yazdıklarını 'her kelime, cümle, mısra' siyasi vesayeti ilan eden üstadın 12 Eylül üzerine yazdıklarını hem ölüm yıldönümü hem de 12 Eylül yargılamaları vesilesiyle hatırlamanın ve belki de Türk sağının tarihi üzerine bir tartışma başlatmanın zamanıdır.
Üstad'ı dinleyelim:
"Hareketin mahiyeti... Malum klasik darbelerden biri değildir... Bu hareket olmasaydı, yıl değil, ay değil, belki hafta ve gün hesabiyle Türkiye'nin çöküşü gerçekleşebilirdi... 27 Mayıs 1960 ile 12 Eylül 1980 Hareketi arasında şu fark vardır ki, ilki milli iradeye tam zıt ve fikirsiz bir gece baskını olmuşken, ikincisi milli ihtiyaca tam uygun bir imdat davranışı olmak istidadındadır... 27 Mayıs 1960 hareketi 'millete rağmen' diye belirtilirken, 12 Eylül 1980 müdahalesi ancak 'millet için' formülüyle ifade edilebilir."
"Hükümetten ziyade onu mefluç kılan partilere ve fesad ocağına döndürdükleri Meclis'e yönelik bir davranış... Hedefi de bölücülük, komünizm ve din nikabı altında dolayısiyle gayet tabii olarak 'devlet ve cumhuriyeti koruma ve kollama' atılışı... Bir iç darbe değil, iç şahlanıştır. İsyan değil, ıslah..."
"Vatanı kurtarmak için, bu son hareketin son çare olduğunu 6-7 aydır müdafaa eden' Üstad'a göre 'ordu mecbur'dur. Orduya davetiye çıkarmayan siyasilere de sitem eder; 'Ben olsaydım orduya 'gel bu işi sen yap!', hatta 'beni de yakala!' teklifinde bulunmayı en akıllı tedbir sayardım."
"Darbenin Başbakanı Bülent Ulusu, 'bahriyelilere mahsus bir nezaket, yumuşaklık ve uysallık içinde'dir.... Başbakanın iki konuşması üzerinde dikkat ettiğim nokta onun 'başarımızı Allah'tan niyaz ederim' sözleri oldu. Bu sesi özlüyorduk."
"Hakkın tayini, türlü oyunlara getirilen yığınlara değil, hakka bağlı bir otorite merkezine ait olması gerekir. Biz dünya görüşümüz icabı, hak ve hakikat saltanatından gayri bir sistem tanımayanlardanız."
"Diyarbakır'da 'şeriatin kestiği parmak acımaz' diyen Devlet Başkanı şeriati hak ve hakikat manası dışında kullanmış olmayacağına ve ayrıca 'anarşiyi kökünden temizlemedikçe gitmeyeceğiz' dediğine göre gerçek Müslüman'a düşen vazife ona şöyle cevap vermektir: Dediklerinizi yapın da, başımızdan hiçbir an eksik olmayın!.."
Necip Fazıl'ın bu övgüleri ve tespitleri 12 Eylül'den hemen sonra çekindiği veya korktuğu için yaptığı hiç sanmıyorum. Darbecilerden bir beklentisinin olmayacağı da kesin... Peki neden? Necip Fazıl, 12 Eylül darbesine ve darbecilere inanmış olmalı. Üstad bu yazdıklarından dolayı daha sonra pişmanlık duymuş mudur? Bilmiyorum. Bütün bu desteğe rağmen 12 Eylül rejiminin, 80 yaşını bulan şairi tutuklamaya kalkıştığı da söylenir.
Son zamanlarda devleti, Kemalizm'i, solu vs. kendi tarihleriyle yüzleşmeye çağırıyoruz. Peki ya Türk sağı? Onun yüzleşmeye ihtiyacı yok mu? Bu yazıyla yapmaya çalıştığım, 'sağ'ı kendi tarihleriyle yüzleşmeye davet etmekten ibaret. Biliyorum bu yazıdan sonra nelerle karşılaşacağımı; hele Necip Fazıl'a 'yeni Türkiye'nin neredeyse 'resmî şairi' (haydi ideologu demeyeyim) muamelesi yapılırken.
Aslında Necip Fazıl'ın 12 Eylül hakkında yazdıkları sadece küçük bir detay. Türk sağının otorite, devlet ve askerle olan imtihanını resmeden bir detay... Daha genelde sağın Soğuk Savaş yıllarında devletle ve uluslararası anti-komünist hareketle ilişkisi, 1970'li yıllarda da şiddetle ilişkisi hem karanlık, hem sorunlu. Bence sağın tarihi de yeniden yazılmalı...

İhsan Dağı

29 Mayıs 2012"


Ancak yanılışa düştüğü bu düşüncesinden belkide kendisi bile farkındalıktan uzaktı!
Gereken cevap Furkan dergisinden geldi ve dergi cevap olarak yayınladığı yazısında aynen şöyle diyordu İhsan Dağı'ya:


"Zaman Ayarlı Çocuk Konuşmuş

Furkan Dergisi'nden Zaman gazetesi yazarı İhsan Dağı'ya cevap niteliğinde yazı. İhsan Dağı 29 Mayıs tarihinde, "Necip Fazıl, 12 Eylül ve Türk sağı" başlıklı yazı kaleme almıştı.


01 Haziran 2012 Cuma 01:30


Üstad, Allah demenin yasak olduğu dönemde tek kişilik ordu şeklinde rejimle boğuşuyor... Dünya görüşünden zerre taviz vermeksizin müthiş manevraları yapıyor ki, bu manevralar sebebiyle perdenin ötesine geçtiğinde bile boynunda hapis yükü vardı... İhsan konuşuyor. Şirin çocuk.

Altın terazisinde en ince hesapları hassas dengelere o zaman ki şartlarda oturtmakla, bugün taktik zannedilen şeylerin arasında dünya kadar fark var... Bu sebeple kimse, Üstad' ın yaptığını F.Gülen yapınca neden suç oluyor diyemez. Koca ordu, her şeye hakim. O dönemin şartlarında Üstad “Lailahe İllallah diyelim ama Mu... Resullah' ı dostlarımızı(!) incitmemek için erteleyelim” der miydi, hangi kuvvet dedirtebilirdi?

Bu mukayeseleri ortaya koymadan, Üstad 12 Eylül darbesini methetti demek ayıp ötesi birşeydir. Aslında İhsan yaptığı alıntıda Üstad'ın ince manevrasına parmak basmış, ama parmağını kaldırmadığı için altındakini izah edememiş.

Üstad' dan naklediyor:

“Darbenin Başbakanı Bülent Ulusu, 'bahriyelilere mahsus bir nezaket, yumaşaklık ve uysallık içinde' dir... Başbakanın iki konuşması üzerinde dikkat ettiğim nokta onun 'başarımızı Allah' tan niyaz ederim' sözleri oldu. Bu sesi özlüyorduk.”

“Hakkın tayini, türlü oyunlara getirilen yığınlara değil, Hakka bağlı bir otorite merkezine ait olması gerekir. Biz dünya görüşümüz icabı, hak ve hakikat saltanatından gayri bir sistem tanımayanlardanız.”

“Diyarbakır' da şeriatın kestiği parmak acımaz” diyen Devlet Başkanı şeriatı hak ve hakikat manası dışında kullanmış olmayacağına göre ve ayrıca 'anarşiyi kökünden temizlemedikçe gitmeyeceğiz' dediğine göre gerçek Müslüman' a düşen vazife ona şöyle cevap vermektir: Dediklerinizi yapın da, başımızdan hiçbir an eksik olmayın.”

Bugün; Beni kimse tutamaz, kafama sıkarım diyen Kenan Evren'i o günlerde böyle avlamaya çalışıyor, milletin dinine imanına musallat olmalarını engellemek için çabalıyordu. İhsan, Büyük Doğu'nun hikmet pınarlarında ıslanmış ince ayar politikaların, kendi açısından müşahhas taraflarına baktığından anlayamıyor. Aslında anlaması için gerekli olan satırları da yine kendi yazmış, ama buna rağmen hadiseye Fransız.

Şöyle diyor:

“Necip Fazıl' ın bu övgüleri ve tespitleri 12 Eylül' den hemen sonra çekindiği veya korktuğu için yaptığını hiç sanmıyorum. Darbecilerden bir beklentisinin olmayacağı da keisn... Peki neden? Necip Fazıl, 12 Eylül darbesine ve darbecilere inanmış olmalı. Üstad bu yazdıklarından dolayı daha sonra pişmanlık duymuş mudur? Bilmiyorum. Bütün bu desteğe rağmen 12 Eylül rejiminin, 80 yaşını bulan şairi tutuklamaya kalkıştığı da söylenir.”

Necip Fazıl darbecilere inanmış olmalı... Hangi bakımdan ve o günün şartlarında yapılacak başka ne vardı? Onlardan korkusu yok, beklentisi yok. Herşeye rağmen sahayı terketmeden, eline geçirebileceği bir manivelayla, aşk ve vecd içinde keramet çapında bir umutla didiniyor. İhsan da aşk ve vecd diyalektiğinden mahrum olduğu için hükmü basıyor; Üstad 12 Eylül darbesini destekledi... Vay anam vay.

Son demlerinde bile Evren kendisini zindana atabilmek için çok uğraştı... Üstad bu insanları mı destekledi?.. Yani, haşa o kadar saftı Üstad. Üstad değil ama İhsan' ın saflığı kesin, başka derdi varsa onu da bilemeyiz.

İşin hulasası şu ki, Üstad şöyle diyordu: BİZ SUSSAK MEZARIMIZ KONUŞACAK!

Furkan Dergisi"
--------------------- Çağdaşlık nedir? Atom bombası mı, fuhuş mu, rezillik mi, kapitalizm mi, sosyalizm mi?...Sadece endüstrileşmek!...Binaenaleyh çağdaşlaşma tabiri sefil, zavallı ve âdi bir tabirdir ki, bizim komprador burjuvazi ve gecekondu aydınları tarafından bir afyon gibi damarımıza zerk edilmiştir.

/Cemil Meriç

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı