Tek Delilimiz Kurandır Diyenlere Cevap

ByCrauSeRs

Kıdemli Üye
22 Eyl 2007
2,642
9
THT KaLıcı KonutLarı
#1






"Tek Delilimiz Kur'andır!" Diyenlere Cevap... (Veyl Olsun!)



1. delilimiz Kur’an’dır...


Rabbimiz Allah c.c şöyle buyurur:


“…Sana da zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler diye…” (Nahl,16/44)


Sadece Kur’an’la amel edilmesini söyleyenlerin cehaletlerinin ortaya konuluşu yazmakla bitmez...


Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:


“Sizden birinizi koltuğuna yaslanmış olarak, kendisine emrettiğim veya nehyettiğim bir haber geldiğinde ‘bunu bilmiyorum, biz Kur’an’da bulduğumuza tabi oluruz’ derken bulmayayım.” (Hadisi Ebu Dâvud ve Hâkim rivayet etmiştir)

Allah (c.c), Necm Suresi’nde de, onun hevasından konuşmadığını, mutlak surette Allah’ın bildirdiğini konuştuğunu öğreniyoruz…


Sünnet bizim ikinci delilimizdir, asla Kur’an’dan ayrılamaz…


Rasulullah (s.a.s) bizleri, “Kur’an’da ne bulmuş isek, ona tabiyiz, başka bir şey bilmeyiz” tavrından nehyetmiş, Kur’an ile birlikte kendisine hikmetin verildiğini, Rasulü’nün haram kıldığı şeyin, Allah tarafından haram kılınan şey gibi olduğunu beyan buyurmuştur!.. (Bkz.Sünen-i Tirmizi,Kitabu´l-ilm,B.10,Hds.2801)

Allah, Rasulü (s.a.s)’ne Kitab ve hikmeti indirdiğini beyan buyururken (bkz.Nisa,4/113) Rasulullah (s.a.s) de, kendisine Kur’an’la beraber onun bir benzerinin verildiğini bildirir… (Bkz.Sünen-i Ebu Davud,Kitabu´s-Sünnet,B.6 Hds.4604)

Sünnet, ümmetin ikinci delilidir, asla kemikten ayrılamayan et gibi, Kur’an’dan ayrılamaz…


Sünnete, Hadis-i şeriflere şüpheyle bakan “günümüze dek sağlam gelmişmidir, gelmemişmidir belli değil” demek, insanı şüpheyle karışık imana ***ürür ki, bu da iman olmaktan çıkar…


“Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Rasulü’ne iman ettikten sonra şüpheye sapmayıp Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad ederler. İşte onlar imanlarında sadık olanların tâ kendileridir.” (Hucurat,49/15)

Gerçek mü’minler iman ettikten sonra, kalblerine şüphe girmesine izin vermezler. Çünkü şüphe imanı siler süpürür, kişiyi cehenneme sürükler…

2. delilimiz Sünnettir...

Enes b. Malik (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.): “Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, O, benden değildir.” (Sahih-i Buhârî, Kitabu’n-Nikâh, B.1, Hds.1; Sahih-i Müslim, Kitabu’n-Nikâh, B.1, Hds.5; Sünen-i Neseî, Kitabu’n- Nikâh, B.4, Hds.3203; Sünen-i ibn Mace, Kitabu’n-Nikâh, B.1, Hds.1846; Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 3, sh. 241,259)

Amr b. Avf (r.a.)’dan… Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Benden sonra insanların Sünnetimden (yolumdan ve şeriatımdan) bozmuş olduklarını düzeltmeye çalışan gariblere müjdeler olsun!” (Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l- İman, B.13, Hds.2765)

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), Sünnetini ihya edip diğer insanlara öğretenleri müjdelemekte ve onların mutluluğa eren değerli şahsiyetler olduklarını beyan buyurmaktadır…



Amr b. Avf (r.a.) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “İslâm garib başladı, başladığı gibi garib olacaktır. O gariblere ne mutlu!” “-Garibler kimlerdir, ya Rasûlallah?” diye soruldu. Şöyle buyurdu: “Sünnet(ler)imi ihya edip Allah’ın kullarına öğretenlerdir!” (Beyhakî, Kitabü’z-Zühd, çev. Enbiya Yıldırım, ist. 2000, sh. 69-70, Hds. 62.)

Enes b. Malik (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Kim benim sünnetimi ihya ederse (yaşatırsa), beni ihya etmiş olur. Kim de beni ihya ederse, cennette benimle birlikte olur.” (Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-İlm, B.16, Hds. 2818; Taberânî, Mucemu’s-Sağir Tercümesi ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, ist. 1987, C. 2, sh. 279-281, Hds. 587)

Emirü’l- mü’minin İmam Ali (r.a.)’dan… Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Kim benden sonra öldürülen sünnetimi diriltirse, beni sevmiş olur. Kim de beni severse, benimle beraberdir.” (İmam er-Rûdânî, Cemu’l- Fevaid- Büyük Hadis Külliyatı, çev. Naim Erdoğan, ist. 2003, C.1, sh. 45, Hds. 140 Rezîn’den.)

3.cü delilimiz icma-i ümmettir… (Ümmetin müctehid alimleridir…)


Ebu’d-Derdâ (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Muhakkak âlimler, peygamberlerin varisleridir. Şüphesiz peygamberler, ne altın, ne de gümüşü miras bırakırlar. Peygamberler miras olarak, ancak ilim bırakırlar. Bu itibarla kim peygamberlerin mirası olan ilmi elde ederse, tam bir hisse almış olur.” (Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 17, Hds. 223.; Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l ilm, B. 19, Hds. 2822.; Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-ilm, B. 1, Hds. 3 641.; Sünen-i Dârimî, Mukaddime. B. 32, Hds. 349.; Sahih-i Buhârî, Kitabu’l- ilm, B.11(rab başlığında); İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, çev. Rıfat Oral, Konya, 2003, c.1, shf. 262, Hds. 13/ 210)

RESULULLAH (SAV)’IN MİRASÇISI ALİMLER


Alim... İlim adamı... Bilen... Bilgilenmiş kişi... Toplumda bu sıfattan kişi veya kişiler sözkonusu edildiği zaman, yegane önderimiz Rasulullah(s.a.s.)’in beyan buyurduğu bir misal hatıra gelmektedir... Ebu Musa el-Eşarî (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Allah’ın benimle göndermiş olduğu hidayet ve ilm, yeryüzüne yağan bol yağmura benzer. Yağmur yağdığı yerin bir bölümü verimli bir topraktır: Yağmur suyunu emer, bol çayır ve ot bitirir. Bir kısmı da suyu emmeyip, üstünde tutan çorak bir yerdir. Allah, burada biriken sudan insanları faydalandırır. Hem kendileri içer, hem de hayvanlarını sular ve ziraatlarını o su sayesinde yaparlar. Yağmur yağdığı bir yer daha vardır ki, düz ve hiçbir bitki bitirmeyen kaypak arazidir. Ne su tutar, ne ot bitirir. İşte bu, Allah’ın dininde anlayışlı olan ve Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilmin kendisine fayda veren, onu hem öğrenen, hem öğreten kimse ile, bunu, başını kaldırıp kulak vermeyen, Allah’ın benimle gönderdiği hidayeti kabul etmeyen kimsenin benzeridir.” (Sahih-i Buhârî, Kitabu’l İlm, B. 21) İmam Nevevî (rh.a.), bu hadisi açıklarken şunları beyan etmiştir: “Bu hadisten maksad, Peygamber(s.a.s)’in getirdiği doğru yolu yağmurla temsildir. Mânâsı şudur: Yeryüzü üç nev’idir. İnsanlarda böyledir. Bir nev’i, yağmurdan faydalanır. Kurumuşken, dirilerek çimen bitirir, insnalar, hayvanlar ve ekinler, ondan istifade eder. İnsanların birinci nev’i de öyledir. Kendilerine hidayet ve ilim getirir, onu bellerler. Kalbler dirilir. Onunla amel eder ve başkasına öğretirler. Bu sûretle hem kendileri faydalanır, hem de başkalarını faydalandırırlar. Yerin ikinci nev’i, kendisi için faydalanmayı kabul etmeyendir. Lâkin kendisinden başkası için fayda vardır. O da, suyu tutmasıdır. Böylece ondan, insanlar ve hayvanlar faydalanırlar. İnsanların ikinci nev’i de böyledir. Belleyişli kalbleri vardır. Lâkin dürüst anlayışları, mânâ ve hükümleri çıkaracak olgun akılları yoktur. Taat ve amelde içtihad edmezler. Bunlar, ilmi ve hidayeti, istifâde etmek isteyen biri gelip isteyinceye kadar muhafaza ederler. Gelen, onlardan alıp istifâde eder. Bu gibiler de, kendilerine ulaşan ilimle başkasına fayda verirler. Yerin üçüncü nev’i, hiçbir şey yetiştiremeyen şablı ve tuzlu yerdir. Bu, ne sudan istifâde eder, ne de başkası istifâde etsin diye suyu tutar. İnsanların üçüncü nev’i de böyledir. Bunların, ne belleyişli kalbleri vardır, ne de anlayışlı akılları... İlmi işittikleri vakit, ondan faydalanmazlar. Başkaları faydalansın diye bellemezler.” (Sahih-i Müslim, Kitabu’l Fedail, B. 5, Hds. 15.; İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, sh. 250, Hds. 3/200)


Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor: “Ki onlar (o peygamberler), Allah’ın risaletini tebliğ edenler, O’ndan içleri titreyerek korkanlar ve Allah’ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır. Hesab görücü olarak Allah yeter.” (Ahzab, 33/39.) Rabbimiz Allah, Nebî ve Rasul kullarının varisleri olan, katıksız iman sahîbi, ilimleriyle salih amel işleyen muvahhid mü’min âlim kullarını şöyle beyan buyuruyor: “Kulları içinde ise, Allah’dan ancak âlim olanlar için titreyerek korkar. Şübhesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.” (Fatır, 35/ 28) Abdullah ibn Abbas (r.anhuma), bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir: “Kim Allah’dan korkarsa o, âlimdir!” (Sünen-i Dârimî, Mukaddime. B. 32, Hds. 340) Malik b. Miğmel (rh.a.) anlatıyor: “Bir adam eş-Şa’bî’ye: ‘Ey Alim, bana fetva ver!’ dedi. O, ona şöyle dedi: ‘Alim dediğin, Allah’dan (hakkıyla) korkandır!’ ” (Sünen-i Dârimî, Mukaddime. B. 29, Hds. 264) İmam Fahreddin er-Râzî (rh.a.), meşhur tefsirinde, âlimlerin Allah’dan gereği gibi korkmalarını şöyle açıklıyor: “Çekinme ve saygı, saygı duyulan varlığın tanınmasına, bilinmesine göredir. Alim olan, Allah’ı bilir ve O’ndan hem korkar, hem de O’na ümit bağlar. Bu, âlimin derece bakımından, âbidden daha üstün oluşunun delilidir. Çünkü Hak Teâlâ: ‘Sizin, Allah katında en şerefliniz, en Müstakî olanınız (Allah’dan en çok korkanınız)dır.’ (Hucurat, 49/13) buyurarak, şerefin ve kıymetin, takvaya göre, takvanında ilme göre olacağını ilan etmiştir. O hâlde Allah katında şeref ve kıymet, amele göre değil, ilme göredir. Evet, âlim, ameli bıraktığında (ilmiyle amel edemediğinde) bu, onun ilmini zedeler. Çünkü onu gören kimse: ‘Eğer bilseydi, gereğini yapardı!’ der.( Fahruddin er-Râzî, Tefsiri Kebir Mefatihu’l Gayb, çev. Prof. Dr. Suat Yıldırım, Vdğ. Ank. 1994, c. 18, sh.404)


Allah’dan en çok korkan alimlerdir, dolayısıyla asla yanlış bilgi ulaştırmamak için çalışmışlardır, çalışırlar... Alimin ilminden istifade etmek, onların görüşlerinden faydalanmak ümmet için rahmettir... İcmâ-i ümmet bizim üçüncü delilimizdir, ümmetin alimlerinin ihtilafı dahi Rahmet iken, nasıl olurda onların ilmini terk ederiz de faydalanmayız?...


Alimler bizim baş tacımızdır, faydalananlar, akledenler, aklıselim olanlardır biiznillah... Müctehid konumuna gelmiş alimleri reddetmek ,onları yok saymak cehalettendir... Bu böyledir...


4.cü delilimiz ise, kıyas-ı fukahadır… (Ümmetin alimleri, müctehid ulemanın görüşleri arasında en uygun olanı kıyas yapar yani seçer,önümüze koyarlar... Bu kıyası fakihler yapar, avam takımı veya sıradan ilim ehli değil...)


Müctehid makamına yükselmiş alimlerimizin, bizim için en sağlam ve uygun olanını seçerek amel etmemize vesile olan alimlerde bizim baş tacımızdır, İslâm’da hükümleri tağutu reddetmiş, kafirlere Allah için savaş açmış ve asla taviz vermeyen alimler verir,cahiller değil veya tağutu reddedememiş, heva hevesini ilah edinmiş Bel´amlar değil...

Bu böyledir...


Ashab-ı kiram ve müctehid alimler, Rasulullah (s.a.s)’ın izince giden değerli mümtaz şahsiyetlerdir, her biri gökteki yıldız mesabesindedirler, onların izince gidenlere selam olsun...


“Ey peygamber, Sana da, mü’minlerden senin izince gidenlere de Allah yeter.” (Enfal,8/64)

Rasul’ün ve Ashabının ve onların izince giden gerçek alimlerin izini terk edenlere VEYL olsun... VEYL olsun... VEYL olsun....
 

aboalper

Katılımcı Üye
24 Ağu 2007
568
0
Kuran insana tek başına yeter.ibadet etmek isteyen, buna gönül veren insanın ilahi kitabımızdan herşeyi öğrenmesi mümkün...bence bulunduğumuz zamanda herşey çok kötü...hadislerin bile çoğu uydurma, hurafe...bazı insanlar halan müslmanlıkla bağdaştırıp türbelere gidip bez bağlıyorlar(bu şirktir).daha çok şey yazardım ama tahmin edersin gerisini...son olarak Kuran'a sıkı sıkı sarılmalı ve inanıyorsak onu kendi dilimize okumalıyız...çünkü Kuran'ın koruyucusu Allah'tır.

tabii bunlar benim şahsi fikirlerim.sadece yorumumu yazdım...her koyun kendi bacağından asılır....
 
Üst

Turkhackteam.org internet sitesi 5651 sayılı kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının m) bendi ile aynı kanunun 5. maddesi kapsamında "Yer Sağlayıcı" konumundadır. İçerikler ön onay olmaksızın tamamen kullanıcılar tarafından oluşturulmaktadır. Turkhackteam.org; Yer sağlayıcı olarak, kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriği ya da hukuka aykırı paylaşımı kontrol etmekle ya da araştırmakla yükümlü değildir. Türkhackteam saldırı timleri Türk sitelerine hiçbir zararlı faaliyette bulunmaz. Türkhackteam üyelerinin yaptığı bireysel hack faaliyetlerinden Türkhackteam sorumlu değildir. Sitelerinize Türkhackteam ismi kullanılarak hack faaliyetinde bulunulursa, site-sunucu erişim loglarından bu faaliyeti gerçekleştiren ip adresini tespit edip diğer kanıtlarla birlikte savcılığa suç duyurusunda bulununuz.