İPUCU

Sağlık Sağlık Dünyasından Haberler

Seçenekler

Büyük Sağlık Arşivi !

TiFus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
08/2009
Nereden:
Müslümanlık, Türklük Denince Yüreklerin Kabardığı Yerden
Mesajlar:
1.078
Konular:
459
Teşekkür (Etti):
24
Teşekkür (Aldı):
148
Ticaret:
(0) %
25-08-2009 17:18
#1
Exclamation
Büyük Sağlık Arşivi !
Yapılan bir kan tahliliyle kişinin sağlık konusunda hangi riskler altında olduğunu ortaya çıkaran gen haritaları şimdi insan kaynaklarının hizmetinde. RGI İstanbul hekimleri, “Sonuçlar şirketlere işe alım ve kariyer planlamalarında yardımcı olabilir” diyor.
Avrupa’da birçok şirket, çalışanlarının kariyer planını yaparken artık sadece eğitim, performans, deneyim ve potansiyel kriterlerine bakmıyor. Kişilerin gen haritası da kariyer gelişiminde önemli bir rol oynamaya başladı. Doğru pozisyona doğru kişiyi yerleştirmek amacıyla kişilerin sağlık verilerini değerlendirmeye alan şirketler, özellikle üst düzey yöneticilere bunu uyguluyor.

Belirtildiğine göre sistem, yalnızca kişiyi koruma altına almıyor aynı zamanda söz konusu pozisyonda ne kadar verimli çalışabileceğini de gösteriyor. Çünkü üst solunum yolu enfeksiyonundan kansere kadar her türlü hastalığa karşı bağışıklığınız zayıf ise yapacağınız uzun uçak yolculukları, saatler süren iş toplantıları, uzun çalışma saatleri ve ağır stres koşulları gerektiren işler size göre değil demektir. Şirket açısından bakıldığında ise kritik pozisyonlarda çalışanların zor koşulları göğüsleyebilecek bir fiziksel performansa sahip olması, verimlilikten karlılığa kadar her şeyi etkileyebiliyor.
Önce harita sonra iş
Kişinin gen haritasının çıkarılması ise şu şekilde oluyor: Alınan kan örneğiyle kişinin kanser, kalp - damar ve solunum yolu hastalıklarına olan yatkınlığı ölçülüyor. Orta ve uzun vadede ortaya çıkabilecek hastalıklar, bugünden tespit edilebiliyor.

Aile hekimliğinin yanı sıra genetik konusunda da hizmet veren RGI İstanbul’un hekimlerinden Dr. Banu Özmen’e göre bu yolla elde edilen veriler, kişinin şimdiden önlem almasını sağlayabildiği gibi işe alımlarda ve kariyer planlamalarında şirketlere de kolaylık sağlayabilir. Özmen, “Günümüzde bireyler, sağlıklı yaşamak, işte başarılı ve sosyal hayatta enerjik olmak istiyor ama aradaki dengenin nasıl kurulacağını bilemiyor. İnsanlar iş temposuna devam etmekte zorlanmaya başladıkları aşamada doktora başvuruyor. Sağlık haritaları bu dengeyi sağlama açısından büyük önem taşıyor” diyor.
Zayıf yönler için tedbir şart
Özmen’e göre örneğin obezite riski taşıyan kişiler, masa başı işlerden olabildiğince uzak durmalı. Böyle bir risk taşıyan çalışanlar, özel spor programlarına devam ederek riskleri en aza indirebilir. Yüksek tansiyon riski olan kişiler ise stresli işlerden uzak durmalı. Özmen, “Stres, kan yağlarını yükseltir, damar sertliğine neden olur. Bu durum da kalp krizi riskini destekler. Özellikle bankacılar veya borsayla ilgilenen kişilerde beyin kanaması ve kalp krizlerinin sık görülmesinin nedeni buna bağlıdır” diyor.
--------------------- Bir nasihat: Kendine dikkat et.
Bir rica: Sakın değisme!
Bir Dilek : Beni unutma.
Bir Yalan : Seni hiç sevmiyorum.
Bir Gercek : Seni çok özlüyorum

---------------------------
THT BoZKURTLaR

---------------------------
Hak Ediyorsam Lütfen Teşekkür Butonuna Bas ....
TiFus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
08/2009
Nereden:
Müslümanlık, Türklük Denince Yüreklerin Kabardığı Yerden
Mesajlar:
1.078
Konular:
459
Teşekkür (Etti):
24
Teşekkür (Aldı):
148
Ticaret:
(0) %
25-08-2009 17:19
#2
Deli balı bir çay kaşığından fazla yemek insanı öldürüyor Arıların ormangülü bitkisinden emdiği özle yaptığı zehirli bal insanı öldürüyor. Halk arasında "deli bal" olarak bilinen bu gıda; tadı, kokusu, doğallığıyla normal baldan ayırt edilemiyor. Bir çay kaşığından (30 gram) fazla yenmesi insanı hasta etmeye, acil tedavi görmezse öldürmeye yetiyor. Ormangülünün özündeki grayanotoksin maddesi vücuda alındıktan iki saat sonra kan basıncı, tansiyon ve kalp atış hızını normal değerlerin çok altına düşürüyor. Eğer kişi ölmezse granayatoksin doğal yolla vücuttan atıldıktan sonra vücut normale dönüyor ve geride zehri ele verecek bir iz kalmıyor. Tarihte gizli silah olarak kullanılan deli bal, günümüzde "nedeni açıklanamayan ani tansiyon, kan basıncı ve kalp atış hızının" müsebbibi olarak ortaya çıkıyor. Adli tıpçılar "deli bal"a ölüm veya gizli cinayet silahı olması nedeniyle yakın ilgi duyuyor.
Konuyla ilgili örnek vakada 58 yaşındaki Bursalı bir vatandaş, Karadeniz Bölgesi'nde yaşayan bir arkadaşından hediye olarak gelen balı ekmeğinin üzerine sürüp yedi. 12 saat sonra göğüs ağrıları başladı. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne başvurduğunda dakikada en az 72 olması gereken kalp atış hızı 44'e, kan basıncı da 70/50'ye düşmüştü. Üç saatlik tedavi sonrası hasta hayata döndürüldü. Hastayı kurtaran anestezi ve reanimasyon bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Gürayten Özyurt ve ekibine göre, Türkiye'de Karadeniz Bölgesi'nde bin 800 metreden yükseklerde yetişen ormangülünden öz emen arıların balları zehirli. Doz aşımında, kan basıncı, tansiyon, kalp atış hızı normal değerlerin altına düşüyor ve acil müdahale edilmezse hayat sona eriyor. Toksin karaciğerde ****bolize olup hızla vücuttan atılınca hastanın bilinci geri dönüyor ve kendini iyi hissediyor. Araştırmaya göre 1983-1988 yılları arasında Kartal Meslek Hastanesi'ne başvuran 11 hastanın deli baldan zehirlendiği anlaşıldı. 2002 yılında Abant İzzet Baysal Üniversitesi'ne tansiyon düşüklüğü şikayetiyle başvuran 15 kişinin deli baldan zehirlendiği belirlendi.
Prof. Gürayten, arkadaşlarıyla birlikte Adli Bilimler Dergisi'ndeki makalesinde bal tüketimi ve turizm hareketlerinin artmasına bağlı olarak deli bal zehirlenmelerinin sıklaşabileceğine dikkat çekti. Gürayten, "Açıklanamayan hipotansiyon, bradikardi, tam AVB ve hatta ani düşme nedeniyle başvuran sağlıklı kişilerde deli bal zehirlenmesini hatırlamak gerekir." dedi.
Aspirin, su çiçeğinde ölümcül olabiliyor
Su çiçeği hastalığına yakalanan çocuklarda ateşi düşürmek için kullanılan aspirinin ölümlere yol açabildiği bildirildi. Çocukluk döneminin en sık görülen rahatsızlıklarından biri olan bu hastalık, insan vücudunun bir bölümü veya tamamında kaşıntılı deri döküntüsü şeklinde kendisini gösteriyor. Hava yoluyla, öksürük, hapşırma veya konuşma sırasında kişiden kişiye bulaşabilen su çiçeği aynı zamanda gebelik esnasında anneden bebeğe geçebiliyor. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Neşe Özkayın, su çiçeği rahatsızlığında ******n yükselen ateşini düşürmek için aspirin verilmesinin tehlikeli olduğunu söyledi. Bu durumun ölümle sonuçlanabileceğine dikkat çeken Özkayın, hastalığın genellikle hafif şekilde atlatıldığını, ancak tipik seyrinin dışına çıkması durumunda hiç beklenmeden doktora başvurulması gerektiğini belirtti. Özkayın, su çiçeği enfeksiyonunun sıklıkla 5 ile 10 yaş arasında görüldüğünü ve dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti.
--------------------- Bir nasihat: Kendine dikkat et.
Bir rica: Sakın değisme!
Bir Dilek : Beni unutma.
Bir Yalan : Seni hiç sevmiyorum.
Bir Gercek : Seni çok özlüyorum

---------------------------
THT BoZKURTLaR

---------------------------
Hak Ediyorsam Lütfen Teşekkür Butonuna Bas ....
TiFus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
08/2009
Nereden:
Müslümanlık, Türklük Denince Yüreklerin Kabardığı Yerden
Mesajlar:
1.078
Konular:
459
Teşekkür (Etti):
24
Teşekkür (Aldı):
148
Ticaret:
(0) %
25-08-2009 17:19
#3
Mevsim geçişlerinde hastalanmamak için neler yapılmalı?




Mart ayı ile birlikte bahar resmen yüzünü gösterdi. Ancak baharın tipik özelliği olan havaların bir ısınıp bir soğuması hasta olma riskini artırıyor.


Sakarya Vatan Hastanesi Dahiliye uzmanı Dr. Hüsnü Yeşilot, mevsim geçişlerinde yaşanan ısı değişikliğinin vücudun savunma mekanizmasını zayıflattığını, bunun da soğuk algınlığı, grip ve nezle vakalarına sebep olduğunu belirtti.

Mevsim geçişlerinde hasta olmamak için dengeli beslenmenin çok önemli olduğunu ifade eden Yeşilot, şu uyarılarda bulundu: "Özellikle vücudun direncini artıran C vitamini içeren gıdaların tüketilmesini öneriyoruz. Portakal başta olmak üzere taze meyve ve sebzelerin bolca tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Hareketlilikte bedenin savunma gücünü artırır. Ağır olmayan kültür fizik hareketleri ve yürümekte faydalı olur. Ayrıca kalabalık ve havasız ortamlardan mümkün olduğunca kaçınmak gerekir."

BAHARDA NASIL GİYİNMELİ?

Baharda ısının aynı gün içinde değişiklik gösterdiğini, en çok üşütme sebebiyle soğuk algınlığı, grip, nezle gibi vakaların arttığını vurgulayan Yeşilot, "Bahar geldi diye hemen ince giysiler giymemeliyiz. Çok soğuk günlerde olduğu gibi tabii ki kat kat giyinmekte doğru olmaz.

Kişi üşümeyecek ve terlemeyecek şekilde giyinmeli, havanın aniden soğumasına karşı tedbirli olmalı. Bahar genelde yağışlı geçen günlerdir. Hasta olmamak için ıslanmaktan mümkün olduğunca korunmak gerekir. Eğer ıslanıldıysa ıslak giysilerin en kısa sürede kuru giysilerle değiştirilmelidir. Çünkü ıslak giysiler vücut ısısını hızla düşürür ve hasta eder.
--------------------- Bir nasihat: Kendine dikkat et.
Bir rica: Sakın değisme!
Bir Dilek : Beni unutma.
Bir Yalan : Seni hiç sevmiyorum.
Bir Gercek : Seni çok özlüyorum

---------------------------
THT BoZKURTLaR

---------------------------
Hak Ediyorsam Lütfen Teşekkür Butonuna Bas ....
TiFus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
08/2009
Nereden:
Müslümanlık, Türklük Denince Yüreklerin Kabardığı Yerden
Mesajlar:
1.078
Konular:
459
Teşekkür (Etti):
24
Teşekkür (Aldı):
148
Ticaret:
(0) %
25-08-2009 17:19
#4
'Köpük' tedavisiyle varise son

Köpük tedavisi uygulanan damarda tekrar varis oluşmadığı bildirildi. Opr. Dr. Işıklar: ''Bu yöntemde, alerjik reaksiyon nadir görülüyor, az miktarda ilaç kullanılıyor, maliyeti daha ucuz oluyor ve tedavi sonrasında ağrı ve şişlik daha az görülüyor''




- Varislern, ''alerjik reaksiyonun daha nadir görüldüğü, maliyeti daha düşük ve yeniden varis oluşumunu engelleyen köpük yöntemi ile cerrahi müdahaleye gerek olmadan tedavi edilebildiği'' bildirildi.
Köpük tedavisini Türkiye'de ilk uygulayan ve ters yönden köpük uygulaması anlamına gelen ''RFS'' yöntemini geliştiren Operatör Dr. Halit Işıklar, yaptığı açıklamada, toplardamarın uzayıp kıvrılması, genişlemesi ve deri altında mavi-yeşil kesecikler halinde belirginleşmesi şeklinde ortaya çıkan varislerin en yaygın damar hastalıklarından biri olduğunu söyledi.
Türkiye'de görülme sıklığı yüzde 70 olan varisin, yaşla birlikte artış gösterdiğini belirten Işıklar, ''Kasık bölgesinde kapakçık bozukluğu ile başlayan hastalık oranı da tüm varis hastalıklarının yüzde 60'ını oluşturmaktadır'' dedi.
Işıklar, varisin başka faktörlerle birleştiğinde ciddi rahatsızlıklara yol açabildiğine dikkati çekerek, ''Varislerin erken safhada tedavi edilmesi önemlidir. Başlangıçta küçük kılcal damarlardaki mavi-yeşil renkteki damar genişlemeleri, ileri safhalarda kahverengi renge dönüşerek varis ülserlerine dönüşebilir''
uyarısında bulundu.
Gece oluşan kramplar, kaşıntı, şişkinlik ve ağrının varisin en önemli belirtileri olduğunu, hastaların genellikle hekime geç müracaat ettiğini ifade eden Işıklar, ''Varis, hareket kısıtlılığına yol açabilir. Dizler bükülü haldeyken uzun süre oturulduğunda, bacaktaki derin toplardamarda pıhtı oluşabilir. Bu pıhtıdan kopan parçanın akciğere ulaşarak ani solunum yetmezliği ortaya çıkarmasıyla kişi hayatını kaybedebilir'' diye konuştu.

''Renkli doppler ile tam kontrol sağlanıyor"

Işıklar, cerrahi yöntemde, hastalığın bir daha oluşmayacağı yönündeki inancın doğru olmadığını belirten Işıklar, ''Oysa çalışmalar, ilk yılda yüzde 20, 3 yıllık takiplerde ise yüzde 60'a yakın tekrarın olduğu yönündedir'' dedi.

Işıklar, köpük yönteminde varis tedavisinde hastalıklı damarı yok etmek için kullanılan 'sclerozan' isimli ilacın özel aletinde karıştırılarak köpük haline getirildiğini ve elde edilen köpüğün çok ince iğne yardımıyla damarın içine verildiğini ifade ederek, yöntemi şöyle anlattı:
''Modern damar içi uygulaması olan köpük tedavisinde, lazer veya radyofrekans yöntemiyle diz hizasından damar içine giriliyor ve kasığa doğru damar içinden yukarıya katater denilen boru çıkartılıyor. Daha sonra estetik prensiplere uygun olarak açılan 2-3cm'lik kesiden damara ulaşılıyor ve katater yerleştiriliyor. Köpük, damar duvarıyla dengeli bir etkileşime geçiyor ve verildiği bölgede kalarak etkinliğini sürdürüyor. En önemlisi, köpüğün oluşturduğu kontrast sayesinde renkli doppler eşliğinde tedavi edilen damardaki etkinin izlenmesiyle işlemin tam kontrol altında yapılmasını sağlıyor ve doğabilecek yan etkiler en aza indiriliyor.''


''Aynı damarda tekrar varis oluşmuyor"
Işıklar, uygulama sırasında derin toplar damarla varislerin geliştiği toplar damar birleşme noktasının diğer yöntemlerde kontrol altına alınamadığında oluşan pıhtının akciğerlere gitme riski taşıdığını belirterek, ''Ancak bu uygulamada, risk kasık seviyesinden yapılan girişimle sıfıra indirilmiş oluyor'' dedi.
Köpük tedavisinin lokal anestezi altında yapıldığını dile getiren Işıklar, tedavi sürecinde farklı müdahalelere ihtiyaç duyulmadığını, sonucunda da estetik bakımdan rahatsız edici yara izlerinin oluşmadığını söyledi.
''Köpürtülerek verilen ilaç, varisli damarın büzülerek yok olmasını sağlar. Varis şeklini almış damar sonsuza kadar yok edildiğinden aynı damarda tekrar varis oluşmaz. Sıvı sclerozan maddelerin, damar içinde kan ile karıştığında etkinliği azalırken, köpük yönteminde damar duvarıyla dengeli bir etkileşime geçer ve verildiği bölgede kalarak etkinliğini sürdürür.
Ayrıca, sıvı sclerozan maddelerle yapılan tedavinin, renkli doppler ile kontrolü mümkün olmazken köpüğün oluşturduğu kontrast sayesinde renkli doppler eşliğinde tedavi edilen damardaki etkisinin izlenebilmektedir. Bu da işlemin tam kontrol altında yapılmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla doğabilecek yan etkiler de en aza indirilir.''


Operasyon sonrasında 1 saat yürümek gerekiyor

Köpük yönteminin, son yıllarda tüm dünyada çok tercih edildiğini dile getiren Işıklar, uygulamanın muayenehane veya poliklinik koşullarında, lokal anestezi altında ve her seansta belli bir bölgeye uygulandığını anlatarak, şunları kaydetti:
''Alerjik reaksiyon son derece nadirdir. Verilen ilacın damar dışına sızması renk değişikliğine yol açabilir. Tedavi sonrası bu bölgede oluşan morluklar ve şişlikler geçicidir. Kullanılan ilaç miktarı azaldığı için daha ekonomiktir. Vücuda verilen ilaç azaltılmış olduğu için toksik doza yaklaşılmamış olunur. Köpürtüldüğü için 4-5 katına çıkan ilaç sayesinde aynı seansta daha fazla damar tedavi edilebilir. İlaç miktarı azaldığı için damarın vereceği reaksiyon azaltılmış olur. Daha az pıhtı oluşur ki bu tedavi sonrası şişlik ve ağrının daha az olmasını sağlar. Çok kalın (2 parmak genişliğinde) varislere uygulanabildiği gibi iğne girebilecek kadar ince kılcal varislerde de rahatlıkla uygulanabilir. Verilen ilaç miktarı az olduğundan damar dışına kaçması ciddi sorun yaratmaz.''

Işıklar, hastaların uygulama sonrasında bir saat yürümesi ve tüm varis tedavilerinde olduğu gibi varis çorabının en az 3 hafta giyilmesi gerektiğini belirtti. Varis hastalarının gün içerisinde çalışırken ya da yolculuk yaparken uzun süre hareketsiz kalmamaları ve ara ara bacak hareketleri yapmaları gerektiğini ifade eden Işıklar, kilo fazlası olanların zayıflaması, ağrı olduğu zamanlarda soğuk suyla duş alınması, aşırı sıcak ortamlardan kaçınılması, fizik tedavi desteği alınması ve uzun süre topuklu ayakkabı giyilmemesi tavsiyelerinde bulundu.

Köpük tedavisinde RFS uygulaması

Köpük tedavisinde ters yönden köpük uygulaması anlamına gelen ''RFS'' yöntemini de kendisinin geliştirdiğini anlatan Işıklar, bu yöntemin de şu anda yurt dışında uygulandığını söyledi. Işıklar, şunları kaydetti:
''Ama ilk başlayan kişi olarak 300 üzerinde hasta sayısı ve en uzun hasta takibi bana ait. RFS lazer, klasik köpük tedavisi, radyofrekans gibi yöntemlerden lokal anestezi altında uygulanması, kasıktan yapılan müdahale sonucunda komplikasyonları ortadan kaldıran, hem ekonomik hem de 5 yıllık takiplerde yüzde 98 başarı sağlıyor. Bu tedavi cerrahinin yerine geçiyor ve büyük damarlarda uygulanıyor. Micro sclerotherapy yöntemiyle de patenti bana ait olan T-fly mikroscleritherapy setini kullanarak en ince damarların içine girerek uygulama yapılabiliyor.'
--------------------- Bir nasihat: Kendine dikkat et.
Bir rica: Sakın değisme!
Bir Dilek : Beni unutma.
Bir Yalan : Seni hiç sevmiyorum.
Bir Gercek : Seni çok özlüyorum

---------------------------
THT BoZKURTLaR

---------------------------
Hak Ediyorsam Lütfen Teşekkür Butonuna Bas ....
TiFus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
08/2009
Nereden:
Müslümanlık, Türklük Denince Yüreklerin Kabardığı Yerden
Mesajlar:
1.078
Konular:
459
Teşekkür (Etti):
24
Teşekkür (Aldı):
148
Ticaret:
(0) %
25-08-2009 17:20
#5
Sporu bırakınca beden küsüyor

Spora ara verip, yeniden başladığınız ilk günlerde bedeniniz size bazı değişimlerin sinyalini verir. Çünkü sporu bıraktığınızda bedeniniz size küser. Spor yapmaya yeniden başladığınızda ise bu küskünlüğün geçmesini beklemek zorundasınız. İşte bekleme sürecinde yaşayacağınız değişimler: Nefes tıkanması: Akciğerleriniz de tıpkı karın kaslarınız gibi çalışmayınca güçsüzleşir. İlk gün yüksek performans beklemeyin. Eklemleriniz yağlanır: Hareket etmeye başlayınca eklem sıvısı dokunun dışına çıkarak, kıkırdağı yağlar ve hareketinizi sağlar. Beyin egzersize zor adapte olur: Kaslarınız hareketsiz kalınca, beyninizle kaslarınız arasındaki sinir ağı güçsüzleşir. Egzersizle beynin kaslara komut vermesi kolaylaşır. Stres yaşayabilirsiniz: Hareket ettikçe, böbrek üstü bezinden salgılanan kortizol kasların aşınmasına ve eklemlerin şişmesine neden olur. Bu nedenle stresli olabilirsiniz.
--------------------- Bir nasihat: Kendine dikkat et.
Bir rica: Sakın değisme!
Bir Dilek : Beni unutma.
Bir Yalan : Seni hiç sevmiyorum.
Bir Gercek : Seni çok özlüyorum

---------------------------
THT BoZKURTLaR

---------------------------
Hak Ediyorsam Lütfen Teşekkür Butonuna Bas ....
TiFus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
08/2009
Nereden:
Müslümanlık, Türklük Denince Yüreklerin Kabardığı Yerden
Mesajlar:
1.078
Konular:
459
Teşekkür (Etti):
24
Teşekkür (Aldı):
148
Ticaret:
(0) %
25-08-2009 17:21
#6
Soğan Suyuyla Zinde Kalın


Günümüzün yorucu şartları altında kendinizi iyi hissetmek için Mısırlı, Fransız, Çinli ve hatta Japonlar'ın geleneksel besin maddelerini kullanarak, zindeliğinize yeniden kavuşmanız mümkün.
Örneğin Fransızlar gün boyu zindelik amaçlı her sabah bir parça soğan tüketirdi. Araplar ise daha genç ve sağlıklı görünebilmek için soğan suyunu balla karıştırarak gün boyunca içerlerdi. Yüzyıllardır Avrupa'dan Mısır'a, eski Roma'dan Çin'e ve hatta Japonya'ya kadar birçok ülkede tedavi amaçlı kullanılan sarmısak da; mide asidini düzenleyip, sindirime yardımcı oluyor ve kan akışını hızlandırıyor. İçerdiği maddeler sayesinde derinin kendini yenilemesini hızlandıran safran ise sağlıklı ve canlı bir görüntüye sahip olmanıza yardımcı oluyor.
Demir ve çinko bakımından çok zengin bir besin maddesi olan midye; oksijeni hücrelere taşıyor ve ****bolizmanın gelişmesini sağlıyor. Ayrıca midye, 18 mikrogram B12 vitamini içeriyor. Çikolata; enerji ve mutluluk veren en özel besin maddelerinden biri olmayı sürdürüyor. Çikolata, rahatlama duygusunun yanı sıra olaylara daha olumlu bakma hissi uyandırıyor.
--------------------- Bir nasihat: Kendine dikkat et.
Bir rica: Sakın değisme!
Bir Dilek : Beni unutma.
Bir Yalan : Seni hiç sevmiyorum.
Bir Gercek : Seni çok özlüyorum

---------------------------
THT BoZKURTLaR

---------------------------
Hak Ediyorsam Lütfen Teşekkür Butonuna Bas ....
TiFus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
08/2009
Nereden:
Müslümanlık, Türklük Denince Yüreklerin Kabardığı Yerden
Mesajlar:
1.078
Konular:
459
Teşekkür (Etti):
24
Teşekkür (Aldı):
148
Ticaret:
(0) %
25-08-2009 17:22
#7
Kuproz

Açık renk ve hassas cilde sahip olanlar, sık sık yanaklar, alın, burun ve elmacık kemikleri üzerindeki kızarıklıklardan yakınırlar. Kılcal damarların genişlemesi, aşırı miktarda kanın geçişine neden olur. Yarım saat kadar sonra kaybolacak kızarıklıklar ortaya çıkar. Bu genişleme kalıcı olduğu zaman, kuprozdan söz edilir. Bu durum, kılcal damarlarda kontrol altına alınması gereken bir hassasiyet olduğu anlamına gelir. Bu durumda;
1)Işık ve sıcaklık kaynaklarına, dolayısıyla UV ve kızılötesi ışınlara uzun süre ve direkt olarak maruz kalmayın; kesinlikle alkol ve sigara kullanmayın; yüz temizliği sırasında, çok sıcak su ya da buhar banyosundan kaçının; temizleme sütü yanında, ebegümeci ve papatya gibi ağrı dindirici bitki özlerine dayanan alkolsüz tonik kullanmanız uygun olur; UV korumalı kremler ya da çinko oksit bazlı özel koruyucular kullanın.
2)Eğer sivilce oluşumuna eğilimli bir cildiniz varsa, her sabah, 4-5 dakika süresince demlenmeye bıraktığınız yabani çilek çayını için. Papatya, lavanta, ebegümeci, anason çayları da kan dolaşımını kolaylaştırmak ve heyecana dayalı gerilimden kurtulmak için faydalı olabilir.
--------------------- Bir nasihat: Kendine dikkat et.
Bir rica: Sakın değisme!
Bir Dilek : Beni unutma.
Bir Yalan : Seni hiç sevmiyorum.
Bir Gercek : Seni çok özlüyorum

---------------------------
THT BoZKURTLaR

---------------------------
Hak Ediyorsam Lütfen Teşekkür Butonuna Bas ....
TiFus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
08/2009
Nereden:
Müslümanlık, Türklük Denince Yüreklerin Kabardığı Yerden
Mesajlar:
1.078
Konular:
459
Teşekkür (Etti):
24
Teşekkür (Aldı):
148
Ticaret:
(0) %
25-08-2009 17:22
#8
Çocukları Kanser Eden 9 Etken..



Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Onkolojisi Uzmanı Prof. Ayan, “Çevresel etkenlerin ne kadar farkında olursa ve uzak durursak o ölçüde kanserin oluşmasını geciktirebilir ya da önleyebiliriz.” diyor.
Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. İnci Ayan, kansere zemin hazırlayan 9 etkeni şöyle sıraladı:
1. Radyasyon: Radyasyon kirlenmesi Türkiye açısından çok önemli. Çernobil faciasında ülkemiz bazı zararlar gördü.
2. Kirli topraklar: Kirli topraklarda besin üretilmesi yasaklanmalı.
3. Gereksiz tetkikler: Lüzumsuz tetkikler, her öksürükte akciğer röntgeni, her başını çarpışında MR gibi incelemeler gereksiz yere yapılmamalı.
4. Manyetik kirlenme: Cep telefonları ilkokul çocukları tarafından bile kullanılıyor. Çocuğun 1-2 saatten fazla bilgisayarla oynamaması lazım. Daha üç aylık bebeklere reklamlarla mama yediriliyor, televizyon karşısında emziriliyor.
5. Zararlı kimyasallar: Bebeklere yalancı meme verilmemeli, plastik biberon kullanılmamalı, plastik kapta bebek maması hazırlanınca ortaya zararlı maddeler çıkar. Cam biberon daha sağlıklı.
6. Hazır gıdalar: Plastik kaplar sulu gıdalarda kullanılmamalı. Bisküvi, çikolata, gofret ve cipslerde kullanılan katkı maddeleri önemli zararlara neden oluyor. Çocuklar, cips yerine kızarmış patates, jelibon yerine boyasız şekerlemeler ya da evde yapılan kurabiyeleri tercih etmeli.
7. Saklama şartları: Alüminyum folyo da sulu ve sıcak besinlere ağır ****ller bırakıyor. Bunlar da vücutta beyinle ilgili hastalıklara ve kansere neden olabiliyor.
8. Islak mendiller: Gerek taşıdıkları elyaflar nedeniyle gerekse kullanılan alkol ya da kimyasal madde nedeniyle bazıları büyük zararlar verebilir.
9. Kozmetik ürünler: Kozmetik nemlendiriciler, saç boyaları, selülit ve zayıflama kremleri, bebek sabunları, şampuanlar, bebekte kullanılan pişik önleyiciler belirli standartları korumadan yapılıyorsa zararlı etkilere yol açıyor.
--------------------- Bir nasihat: Kendine dikkat et.
Bir rica: Sakın değisme!
Bir Dilek : Beni unutma.
Bir Yalan : Seni hiç sevmiyorum.
Bir Gercek : Seni çok özlüyorum

---------------------------
THT BoZKURTLaR

---------------------------
Hak Ediyorsam Lütfen Teşekkür Butonuna Bas ....
TiFus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
08/2009
Nereden:
Müslümanlık, Türklük Denince Yüreklerin Kabardığı Yerden
Mesajlar:
1.078
Konular:
459
Teşekkür (Etti):
24
Teşekkür (Aldı):
148
Ticaret:
(0) %
25-08-2009 17:23
#9
İhtiyacın Olan Uyku Saatini Belirle!!!

İhtiyacın olan uyku saatini belirle!!!
Kişinin alması gereken uyku saati nasıl hesaplanır?
İstanbul'daki özel bir hastanede görev yapan Nöroloji Uzmanı Dr. Ferda Korkmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tıp adamlarının uykuyla ilgili henüz bilmediği çok şey bulunmasına rağmen bedenin onarımı, çeşitli madde ve hormonların sentezi, hafızanın yapılandırılması ve psikolojik dinlenmenin, uykunun belirli dönemlerinde gerçekleştiğinin bilindiğini söyledi.

Uykunun tekdüze bir süreç olmadığına, ''uykuya dalış'', ''yüzeysel uyku'', ''derin uyku'' ve ''rüya ile ilişkili REM (rapid eye movement- hızlı göz hareketleri)'' olmak üzere 4 dönemi bulunduğunu kaydeden Korkmaz, uyku süresinin yaşla birlikte değişmekle birlikte herkesin uyku süresinin kendine has olduğunu, bunu değiştirebilmenin pek mümkün olmadığını belirtti.

Korkmaz, bazı kişilerin günde 12 saat, bazı kişilerin ise 4 saat uykuya ihtiyaç duyduklarını bildirerek, şöyle konuştu:

''Ancak toplumda birçok erişkinin ortalama uyku süresi 6-8 saattir. Yaşla birlikte hem uyku süresinde hem de uyku mimarisinde değişiklikler olur. İnsanlar yaşlandıkça, toplam uyku süresinde ve rüyayla alakalı uyku evresinde geçen sürede bir düşüş başlar. Yeni doğmuş bir bebek günde 16 saat uyur, rüya ile ilişkili REM dönemi oldukça yoğundur. Buna karşın bebeğin 30 yaşındaki annesi, eğer şanslıysa günde 6 saat uyur ve bu sürenin sadece dörtte birlik bölümünü REM'de geçirir.''

''Uykusuz kalındığında bozulan ilk işlevlerden biri de bellek, dil becerileri, soyut düşünme ve değerlendirme gibi bilişsel fonksiyonlardır'' diyen Korkmaz, sözlerini ''Geç saatlere dek uykusuz kalmak bir süre sonra kişide bellek sorunlarının oluşmasına yol açar. Verimli bir iş yaşamı için kişinin ortalama 8 saat uyuması gerekir'' diye sürdürdü.

Orta yaşlardan itibaren uyku süresinin azalmaya başlamasının yanı sıra uykunun karakterinin de değiştiğine dikkati çeken Korkmaz, bu yaşlardaki insanların rüyayla ilişkili evrede daha az uyurken, yüzeysel uyku dönemlerinin daha uzun sürdüğünü söyledi.

Korkmaz, insanların yaşlandıkça daha erken uyuyup daha erken kalktıklarını, gençlerde ise tam tersi bir durumun söz konusu olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

''80'li yaşlarda bu değişiklik daha belirgindir. Gün içindeki uyuklamalarla birlikte günlük toplam uyku süreleri 6-7 saat olabilir. Bu kişiler gün içinde birçok kez uyuklasalar da bunların toplamı nadiren bir saati geçer. Yaşlıların günde 8-10 saat uyumaları gerektiği söylemi doğru değildir.''

-UYKUSUZLUK

Uykudan yoksun kalan kişilerin bazı olumsuzluklar yaşadığını ifade eden Ferda Korkmaz, şu bilgileri verdi:

''Uykusuz kalan kişide, gün içinde uykulu olma halinin yanı sıra düşünmeyle ilgili sorunlar da ortaya çıkıyor. Yeni şeyleri öğrenme daha yavaş gerçekleşiyor, bellek ile ilgili ve karar verme süreçlerinde sorunlar yaşanabiliyor. Uyku yoksunluğu dışında birtakım uyku rahatsızlıklarında da özellikle uykuda solunum bozukluklarında, uyku mimarisindeki ve kan oksijen düzeyindeki değişikliklerin tetiklediği olaylar, ciddi bilişsel ve bedensel bozulmalara neden oluyor. Bunlar arasında kalp, akciğer ve hormonal hastalıklar yer alıyor.''

Korkmaz, yaşlı kişilerin, uykusuzluk kalmaları halinde kendilerini gençler kadar çabuk toparlayamadıklarına işaret etti. Kişilerin 24 saat boyunca uyanık bırakıldığı bir araştırmada, 70'li yaşlardaki kişilerin kendilerine gelmelerinin, gençlere göre en az bir gün daha uzun sürdüğünün ortaya çıktığını bildiren Korkmaz, cinsiyetin de uykusuzluğun etkisi açısından önemli olduğunu, kadınların erkeklere göre uykusuzluktan daha az etkilendiğini belirtti.

-UYKU SAATİ HESABI-

Kişinin gerek duyduğu uyku süresinin hesaplandığını ifade eden Ferda Korkmaz, bu hesaplamayı şöyle açıkladı:

''Kişi, uyanık olduğu her 2 saat için 1 saatlik uykuya ihtiyaç duyuyor. Yaş ilerledikçe bu değişiyor, uyanık kalınan her 2 saat için 45 dakikalık uyku gerekiyor. Başka bir deyişle gün boyunca uyanık kalınan her saat için 'uyku borcu' biriktiriliyor. 16 saatlik bir günün sonunda, genç bir insanın 'uyku bankasına' borcu 8 saate ulaşıyor. Buna karşılık yaşlı bir kişinin uyku borcu sadece yaklaşık 6 saat düzeyinde bulunuyor.''
--------------------- Bir nasihat: Kendine dikkat et.
Bir rica: Sakın değisme!
Bir Dilek : Beni unutma.
Bir Yalan : Seni hiç sevmiyorum.
Bir Gercek : Seni çok özlüyorum

---------------------------
THT BoZKURTLaR

---------------------------
Hak Ediyorsam Lütfen Teşekkür Butonuna Bas ....
TiFus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
08/2009
Nereden:
Müslümanlık, Türklük Denince Yüreklerin Kabardığı Yerden
Mesajlar:
1.078
Konular:
459
Teşekkür (Etti):
24
Teşekkür (Aldı):
148
Ticaret:
(0) %
25-08-2009 17:23
#10
Hastalık tablosu değişti

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Akdur, Türkiye'deki hastalık tablosunun değiştiğini söyleyerek "Geçmişte Türkiye'de salgın korkusunun adı; kızamık, boğmaca, sıtma, tüberküloz, iken, günümüzdeki salgın korkumuzun adı değişti ve tabloya AIDS, Hepatit, Kuş Gribi ve Kırım Kongo Ateşi hakim oldu" dedi.



- Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Akdur, yaptığı açıklamada, "Türkiye'de son elli yılın hastalık tabloları incelendiğinde, bundan otuz yıl öncesine kadar zatürre, sıtma, tüberküloz, kızamık ve ishalle seyreden hastalıklar ilk on sıraya giren hastalıklar içinde sayılırken günümüzde ilk on sıraya giren hastalıklar içinde bu bulaşıcı hastalıkların adı bile geçmiyor" dedi.
Prof. Dr. Akdur, günümüzde hastalıkların ilk on sırasında ise; kalp-damar hastalıkları, özellikle hipertansiyon ve damar setliği, kanser, ****bolik sendrom, obezite yaşlılık sorunları ve kazalar gibi sorunların ön plana çıktığını; gerek hastalıklar gerekse ölümler açısından tabloya bu görüntünün hakim olduğunu söyledi. Prof. Dr. Akdur şunları söyledi:
"Bundan kırk elli yıl önce bulaşıcı hastalıkları denildiğinde Türkiye'de; difteri, boğmaca , tetanos, kızamık, kolera, dizanteri gibi hastalıklar akla gelmekte ve tabloya bu hastalıklar hakim olmakta idi. Çoğu aşı ile korunabilen bu hastalıkların artık adı bile anılmıyor ve neredeyse sahneden tamamen silindi. Günümüzde bulaşıcı hastalıkları denildiğinde AIDS, Kırım Kongo Ateşi, Sars, kuş gribi gibi yeni enfeksiyon hastalıkları akla gelmekte ve tabloya tamamen bu hastalıklar hakim oldu."

"50 yıl önce bebek ölümleri vardı, şimdi yaşlı ölümleri var"

Prof. Dr. Akdur, 50 yıl öncesine göre ölüm tablosunda da değişiklikler yaşandığına işaret ederek "Bundan elli yıl önce ölümler içinde genç yaş ölümleri özellikle de bebek ölümleri tabloya hakim iken artık günümüzde yaşlı ölümleri tabloya hakim oldu" dedi.

Geçmişte bebek ölümleri içinde zatürree ve ishal ölümlerinin önemli bir paya sahip olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akdur, "Artık günümüzde bu nedenlerle ölümler azaldı. Yerini yeni doğan ve doğumdan gelen anomalilere bağlı ölümlere bıraktı" dedi. Erişkin ölümlerinde ise eskiden tüberküloz, zatürree gibi hastalıkların önemli bir yere sahip olduğunu kaydeden Prof. Dr. Akdur, "Günümüzde ise erişkin ölümlerinin en önemli nedeni kap-damar hastalıkları, kanser ve kazalardır. Ölüm nedenleri içinde enfeksiyon ölümleri sahneden çekilirken, tabloya kalp damar hastalıkları ve kanser hakim olmaya başladı" diye konuştu.
Prof. Dr. Akdur şöyle devam etti: "Türkiye'de bundan elli yıl öncesine göre ölüm oranları çok daha düşük. Azalma ise daha çok genç nesil ölümlerinde kendini gösteriyor. Özellikle beş yaş altı, yani çocuk ve bebek ölümlerinin önlenmesine bağlı. Buna karşılık yaşlı ölümleri, bir başka söylemle 65 yaş üstü ölümlerinin tüm ölümler içindeki payı hızla artıyor. Ölüm tablolarındaki temel değişikliklerden biri de ölüm nedenlerinde meydana gelmektedir. Geçmişte enfeksiyon hastalıkları ve benzeri önlenebilir nedenlerle meydana gelen ölümler tüm ölümler içinde önemli bir paya sahip iken, bu pay hızla azalmıştır. Buna karşılık kalp damar hastalıları, nsere ve kazaları gibi nedenlerle ölümlerin tüm ölümler içindeki payı hızla artmaktadır."
--------------------- Bir nasihat: Kendine dikkat et.
Bir rica: Sakın değisme!
Bir Dilek : Beni unutma.
Bir Yalan : Seni hiç sevmiyorum.
Bir Gercek : Seni çok özlüyorum

---------------------------
THT BoZKURTLaR

---------------------------
Hak Ediyorsam Lütfen Teşekkür Butonuna Bas ....

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı