İPUCU

Sağlık Sağlık Dünyasından Haberler

Seçenekler

Cilt Hastalıkları

djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5251
Ticaret:
(0) %
23-12-2009 20:42
#1
Thumbs down
Cilt Hastalıkları
Siğiller * Viral kökenli bir hastalıktır. HPV( Human Papilloma Virüs)’e ait bir enfeksiyondur. Şekilleri görüldükleri bölgeye göre değişse de genelde;deriyle aynı renkte,nasır gibi sert,kabarık görüntülerdir.
Bulaşıcıdır işiden kişiye direkt temasla geçer.Bu yüzden siğili olan kişi dikkatli olmalıdır.
Genel olarak dört çeşittir:
-Ellerde gördüğümüz yaygın siğil .
-Ayak tabanında rastlanan, deri içine gömülü siğiller.
-Daha çok yüz ve saç derisinde görülen düz siğiller.
-Genital bölgede görülen ve cinsel temasla bulaşan siğiller.Bulaşma özelliği en yüksektir.Bu konuyu zührevi hastalıklarda daha derin inceleyeceğimizden burada sözünü edeceğimiz siğiller sizinde siğil dendiğinde ilk aklınıza gelen ,genital bölge dışındaki siğiller olacak.

Her yaşta sıkça rastlana bir hastalıktır.Siğiller kendi kendine geçmez.Viral kökenli olduğundan tedavi edilmediği sürece kalır.Hatta artış gösterebilir.
Bulaşım:
-el sıkışma
-aynı havluyu kullanma
-öpüşme
-dokunma
-ortak kullanım alanları
-hamam
-jakuzi
gibi yollarla bulaşır.Yani bulaşım bu kadar kolaydır.

Risk grubu:
-allejik bünyeliler
-anemik olanlar
-yoğun stresi olanlar
-hijyenik kurallara uymayanlar
-düzensiz ve dengesiz beslenenler

Tedavi:
Her ne kadar halk arasında rağbet gören tedavi biçimleri;okutma,çalınmış pirinç basma,boyalı su sürme tarzında tedaviler olsa da biz burada tıbbi yaklaşımdan söz edeceğiz.
Genellikle çocuklarda görülen siğiller bir süre sonra kendiliğinde kaybolur.Bu yanıltıcı olur ve bir çok insan siğillerin tedaviye ihtiyacı olmadığını düşünür. Sigiller tedavi edilmedigi taktirde artabilir.
Kremler: Jel tarzındadır.Genelde sayıca az yüzeyel siğillere uygulanır.
Krioterapiondurma tedavisidir.
Elektrokoterakma gibi tedaviler uygulanır.Ayrıca cerrahi yöntemle de siğil alınabilir.
Lazer de son yıllarda uygulanan bir yöntemdir.Ayrıca sebep olan virüse karşı (HPV)aşı çalışmaları yapılmaktadır.

__________________


liken planus * Sebebi bilinmeyen (”liken ruber planus”ta oldugu gibi nadiren de sebebi bilinen), oldukca xxx gorulen bir “papuloskuamoz” hastalik olan liken planusta, hastalarda cok kasintili, pullanan, duz tepeli lezyonlar bulunur. Tam olarak gelismis lezyonlarin rengi koyu kirmizi ile mor arasindadir. Lezyonlar pullanan plaklar olusturacak sekilde birbirleriyle birlesirler. Travmaya ugrayan bolgelerde yeni lezyonlar ortaya cikar (Koebner fenomeni). Tercih ettigi yerler diz ve bileklerin fleksor yuzleridir fakat vucut yuzeyinin bircok kisminda olabilir. Sacli deride, diger deri yuzeylerinde gorulen likenoid lezyonlarla birlikte veya tek basina inatci, skarlasan alopesi (”liken planopilaris”) olabilir, fakat genellikle deri yuzeyinde en azindan follikuler hiperkeratoz bulunur. Hastalarin yaklasik yarisinda agiz lezyonlari da vardir ve bunlar ulserasyonlara bagli siddetli rahatsizlik olusturabilirler. Vakalarin %20 kadarinda da genital lezyonlar bulunur. Lezyonlarin merkezinde yuvarlak bir beyazlasma olabilir ve bu sifilitik sankrdan ayirmada onemlidir. Tirnaklar da etkilenebilir. Lezyonlarda kalin bir pullanma (”hipertrofik liken planus”) ve hatta blisterler bile (”bulloz liken planus”) olusabilir. Agiz boslugundaki kronik ulseratif liken planusta yassi hucreli karsinom gelisebilir fakat bu nadir gorulen bir durumdur.
PATOLOJI. Histopatolojik degisiklikler ayirdettiricidir. Travmaya ugramamis lezyonlarda, parakeratoz olmaksizin stratum korneumda kalinlasma ve sikilasma vardir. Granuler tabaka fokal olarak kalinlasir. Stratum spinozum da kalinlasmistir ve bazal keratinositler ortadan kalktigi icin bazal membran bolgesine dogru uzanir. Geride kalan bazal keratinositlerde sitoplazmik vakuolizasyon bulunabilir. Nekrotik bazal keratinosit kalintilari kolloid cisimcikler (”Civatte cisimcikleri”) olarak gorunur. Nekrotik keratinositlerin hemen cevresinde lenfositler birikir (”satellitozis”). Papiller dermis kalinlasir ve bant tarzinda lenfosit infiltrasyonuyla dolar. Tam olarak gelismis lezyonlarda lenfositler dermis epidermis sinirini siler. Papiller dermiste lenfositler kadar, melanofajlar ve fibrozis de bulunabilir. Dermis degisiklikleri karakteristik olarak yuzeyeldir ve papiller dermisi tutar fakat liken planopilariste kil follikullerinin derinliklerine kadar uzanabilir. Atrofik lezyonlarda nisbi hipergranuloz ile cok ince bir epidermis bulunabilir. Bulloz lezyonlarda dermis epidermis birlesim yerinde, bazal keratinositlerin nekrozundan kaynaklanan bir yarik vardir ve liken planus vakalarinin cogunda buna benzer daha kucuk yariklar bulunur (”Max Joseph mesafeleri”).
Liken planus ilâclara sekonder, lupus eritematozus kaynakli gibi baska likenoid hastaliklardan ayirdedilmelidir. Likenoid ilâc erupsiyonlari dermiste hatta epidermiste orta derecede yogun olabilen eozinofillere sahiptir. Plazma hucreleri, ozellikle eozinofillerin bulunmadigi hallerde sekonder sifiliz ya da lupus eritematozus icin arastirma yapilmasini gerektirir. Bazi hastalarda lupus-liken planus cakisma sendromu (LE-LP overlap sendromu) denilen bir durum olusur; burada lupus lezyonlari klinik olarak liken planusa benzer ve bazi lezyonlar histopatolojik olarak dahi liken planustan ayirdedilemez. Dermis epidermis sinirinda ince granuler tarzda immunoglobulinlerin varligi gibi immunofloresan bulgular lupus eritematozusun gostergesidir. Liken niditus ve liken striatus yuzeyi parakeratotik bir pullanma ile ortulu, lenfositik infiltrasyon gosteren, kucuk likenoid papullere sahip farkli hastaliklardir. Liken striatusta papuller lineer bir dizilim gosterir. Histolojk olarak siklikla kil follikulleri ve ter bezlerini tutar hatta derin dermise de ilerler.



Egzama (atopik dermatit) Atopi; deri, burun veya akciğerin aşırı inflamasyona eğilim gösterdiği yani saman nezlesi,astım,deri hassasiyeti olması durumunu (alerjik bünye) anlatmak için kullanılan bir sözcüktür. Atopi ailesel geçişlidir. Atopik Dermatit yani egzema, bir tür alerjik deri iltihabıdır. Alerjik kontakt dermatit, seboroik dermatit ve numuler dermatitte egzama grubu içinde yer alırlar.
Her yaşta rastlanan bir hastalık olmasına karşın,daha çok bebeklikten gençliğe kadar olan yaş diliminde görülür. Annesinde alerjik hastalık olan yeni doğanda %27 oranında görülür.
En sık görülme yaşı 1 yaştır. 2 yaşından sonra genellikle kaybolur. Kaybolmayanlar genellikle 25 yaşına kadar iyileşir.Ama % 50 sinde ömür boyu ilk dönemlerdeki kadar ağır olmamakla beraber devam eder.
Ayrıca meslek egzemaları olarak sınıflandırılabilecek erişkin egzamaları da vardır.Sürekli bir kimyasala maruz kalma buna neden olabilmektedir.Tedavinin başlıca şartı meslek değiştirmektir

Belirtileri:
Başlangıç evresinde;
-Kaşıntı
-Gerginlik
-Deridekızarıklık.
-Sulanma( Genellikle eğer buradaki duruma kaşıma yüzünden bekteriyel ya da viral bir enfeksiyonda eklenirse görülür.)
Daha sonra ise; Daha az kızarıklık eşliğinde ve daha kuru bir iltihaplanmadır.Deri pullu ,kahverengimsi bir hal alır.
Bu değişiklikler, derinin yüzeysel katmanlarındaki bir iltihap sürecine veya bazı dışsal etkenlere bağlı olarak ortaya çıkar.Dışsal etkenlerin etkisinde kalan bölgenin uzağında da egzama oluşabilir örneğin eller bir kimyasal maddeden etkilendiğinde, egzama bacaklarda oluşabilir.

Yeni doğandaenellikle yüzde ve kulak arkasındaki pililerde, dirseklerde, dizlerin arkasında ve popolarında görülür. Yüzde özellikle göz kapaklarının birleştiği çizgilerde görülür.
Çocuklardaol ve bacakların dış yüzünde görülür. Çocuk ve ergenlerde, deri belirtilerinin olmadığı alana sert bir cisimle basıldığında beyaz dermografizm denilen beyaz renkli bir kabarıklık oluşur. Bu şüpheli durumlarda doktorlar tarafından atopik dermatit tanısı koymak için uygulanan bir yöntemdir. Daha yararlı bir test ise kanda IgE antikorlarına bakmak ve alerji deri testi yapmaktır. Deri testi gıdalar, ev tozu akarları, hayvan tüyleri, polenlerle yapılır.Hastalık bazen tipik olmayan bir şekilde avuç içleri el ve parmak sırtlarında veya ayakların üzerinde de görülebilir.
Nedenlerietabolik işlevlerdeki aksaklıklar,bazı maddelere karşı duyarlılıklar egzamaya neden olabilir.(örneğin süt).Bu madde alerji testi ile belirlenebilir Ara sıra toz ve toz tutan objeler ( yün yastıklar, yataklar, halılar, bazı oyuncaklar ve yün ve sentetik kıyafetler ) hastalığın kötüleşmesine neden olabilir…
Tedavi ve öneriler:
-Eğer hastanın bir gıdaya duyarlılığı saptandı ise bu gıda mutlaka diyetinden çıkarılmalıdır.
-Eğer sorumlu olan, çevresel bir faktörse onlardan da kaçınmak gerekir.
-Ilık su banyosu ve kokusuz sabunlar kaşıntıyı azaltır. Bir havlu ile sürtmeksizin hafifçe kurulanır ve hemen nemlendirici krem sürülür
-Antihistaminikler derideki kaşıntıyı önlemektedir. 12 yaşın altındaki çocuklarda uyku hali yapmayan ve uzun etkili antihistaminikler kullanılmalıdır.
-Tırnaklar kısa kesilmelidir.
-Yumuşak ve pamuklu giysilerin kullanılması uygundur.
-Deterjanlar hafif ve parfümsüz olmalıdır.
-Şiddetli belirtiler için kortizonlu kremler kullanılabilir.
-Fakat bu kremler kesinlikle yüzdeki belirtilere uygulanmamalıdır.
-Eğer belirtilerde sulanma olursa hasta mutlaka doktoruna başvurmalı ve gerekli olan antibiyotikleri kullanmalıdır.
-Her hastalıkta önemli olan moral destek,deri hastalıkları söz konusu olduğunda daha da önem kazanmaktadır.Morali yüksek tutmak tedaviden daha iyi sonuç almayı kolaylaştıran bir faktördür.
-Son yıllarda bu hastalığa karşı bazı özel tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Topikal immunmodilatör adını verilen bu ilaçlar orta şiddetteki egzemalarda kullanılmaya başlanmıştır. Yeni keşfedilen bu ilaçlar kortizon içermez. Yapılan son çalışmalarda, bu ilaçların egzeması olan hastalarda iyileşme sağladığı ve de kortizonlu ilaçlar gibi yan etki oluşturmadığı saptanmıştır.
-Atopik dermatit oldukça yaygın bir hastalıktır. Uygun yapılan bir tedavi ile hastaların büyük bölümünde hastalık kontrol altına alınabilir.
---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------

djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5251
Ticaret:
(0) %
23-12-2009 20:43
#2
Sedef hastalığı(Psöriasis) * Sedef hastalığı çeşitli biçimlerde ortaya çıkan kronik bir deri hastalığıdır.Bozukluk kolaylıkla teşhis konabilecek tipik bir görüntüye sahiptir.Farklı şekillere sahip olabilirler.Nedeni kesin olarak bilinmemesine karşın,genetik yatkınlığı olan kimselerde çeşitli dış etkenler, oluşumu kolaylaştırır.Birkaç tipte görülmesine karşın en sık görüleni; Psoriazis vulgaris(klasik tip) tir.
Belirtileri ve seyri:
Psoriazis vulgaris ;
-Başlangıç su kaparcıkları ya da küçük odacıklarla olur.
-Bunlar genişler ve üzeri sertleşerek sedefi beyaz ya da gümüşümsü kabuksu skuam denen plaklarla örtülür.
-Bu skuamlar kazındığında,tabaka tabaka kalkarak toz şeklinde dökülür.
-Hatta bu skuamlar zorlamayla tamamen kaldırıldığında,alttaki zemin üzerinde kanamalar görülür.
-Lezyonlar simetrik olarak diz, dirsek, saçlı deri (kulak arkası) ve göbek çevresine yerleşir. Küçük tek bir plak birleşerek geniş plaklara, geniş plaklar birleşerek harita gibi lezyonlara dönüşebilirler. El ve ayak tırnaklarında da tutulum görülebilir.Toplu iğne başı büyüklüğünde çukurcuklar,renk değişiklikleri şeklinde görülebilir.

Tedavi :
Öncelikle tedavi ile elde edilen iyileşmenin her zaman kalıcı olmadığı, bu iyilik durumunun uzun sürebildiği gibi tekrarlama olasılığının da olduğunu belirterek başlayalım.Biz eğer sedef hastası olmuşsak, bununla yaşamayı öğrenmek zorundayız demektir. Hastalığa neden olan ve alevlenmesine katkıda bulunan tetikleyici etkenlerden sakınmalıyız.Eğer doktorumuz gerekli görüyorsa psikiyatrik yardım almaktan kaçmamalıyız.

Sedef tedavisinin amacı;hastalığı mümkün olan en az görünebilir belirginliğe ulaştırmak için en etkin ve uzun sürecek tedavi yöntemini uygulamaktır.
Topikal Tedavi: Dışardan sürülen ürünlerle tedavi yöntemidir.Deride kuru kalmaması gerektiği için nemlendiriciler de kullanılır.Yüzeydeki kepekler kaldırılarak uygulandığında daha etkin bir sonuç elde edilebilir.
Topikal kortikosteroidler:
Topikal tedavide en etkin ve en çok kullanılan ilaçlardır. Bunların seçiminde steroidin etkinliği ve gücü gözönünde bulundurulur. Önce güçlü steroidlerle başlanır, daha sonra iyileşme elde edildikçe gücü daha az olanlara geçilerek yan etkiler en aza indirilmeye çalışılır. Nüks ve alevlenmeyi önlemek için tedavi sistemik steroid tedavisinde olduğu gibi aşamalı olarak azaltılarak ilaç kesilir.

Fototerapi: Güneş ışınlarının sedef hastalığı üzerindeki olumlu etkisi uzun yıllardan beri bilinmektedir. Fototerapi iki şekilde yapılır: UVB ışınları (dalga boyu 290-320 nm) ve PUVA. Bu uygulamada kullanılan cihazlar ile bütün vücuda ele, ayağa, kola, bacağa ve başa ayrı ayrı ultraviole ışınları vermek mümkündür. Bu iki çeşit tedavi de derinin rengine ve hastanın toleransına göre ayarlanır.
Ağızdan Alınan İlaçlar:
Oluştuğunda belirtileri yatıştırmak için olduğu gibi tekrarlamayı önlemek amaçlı da ağızdan alınan çeşitli sistemik etkili ilaçlar da kullanılabilir.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Madalyon hastalığı (pitriazis rosea) * Her yaşta görülebilen döküntülü bir deri hastalığıdır. Bulaşıcı değildir. Sebebi bilinmemektedir. Son bahar ve kışta artış görülebilir. Kişinin stresi arttırıcı faktör olabilir.
Belirtileri:
-madalyon belirtisi(göğüs ve sırtta geniş bir pembe leke şeklinde başlar)
-bu leke solar ve halka şeklinde kalır
-kaşıntılı olabilir
-döküntüler ödemli olabilir
-üzeri pullanabilir(bu yüzden mantarla karıştırılır)
-oval şeklinde döküntülerdir
-birkaç hafta içinde bir çok pembe döküntü oluşur
-döküntüler sayısız artabilir
-sıcak ve fiziksel aktiviteyle artış olabilir
-bazen sırtta ters noel ağacı görüntüsü

Tutulum:
-sırtta
-kollarda
-bacaklarda
-boyunda
-nadiren yüzde

Tedavi:
Aslında kendi kendine geçer. Bu süreyi kısaltmak için, nemlendiriciler, kese ve liflenmeden kaçınma, kaşıntıyı azaltıcı uygulamalar önem kazanır. Kaşıntıyı gidermek için ağızdan alınan veya sürülebilen bir takım ilaçlar kullanılabilir. Nemlendirici losyonlar yazılabilir. Kortizonlu numuneler kullanılabilir. Sıcak olmayan ılık banyolar yapılması tavsiye edilir. Döküntüyü arttıracak fiziksel aktivitelerden kaçınılması önerilir

------------------------------------------------------------------------------------



Vitiligo * Deriye rengini veren melanosit dediğimiz hücrelerin yıkımı ve deride renk kaybına uğramış alanlarla seyreden bir hastalık olan vitiligo kronik ve ilerleyici bir deri hastalığıdır.
Renk kaybına uğramış vitiligo alanları,çeşitli büyüklüklerde olabilir.bazen bir nokta bazen kocaman bir yama gibi görünebilir.Her taşta ,her cinste görülen bu hastalığın nedeni bilinmemektedir.

Bu hastalık,vücudun deride renk yapan hücreleri zararlıymış gibi algılayarak bu hücrelere karşı savaş açmasıyla kendini gösterir.
Risk Grupları::
-ailesinde vitiligo olanlar
-vücudun bağışıklık sisteminin zayıfladığı durumlar(ameliyat gibi fiziksel stresler ve anksiyete ,depresyon gibi psikolojik stresler)

Eşlik eden hastalıklar:
-egzama gibi diğer kronik dermatolojik hastalıklarla
-anemi, diyabet, tiroid bozuklukları vb. hastalıklarla beraber görülebilir.

Tutulum:
Vücutta en çok görüldüğü bölgeler; yüz, dudak, boyun, göğüs, penis, diz, dirsek ve el sırtlarıdır.Ayrıca hastalar oluşan bu vitiligo beyazlıklarının güneşe fazla duyarlı olduğunu bilmelidir.Güneş yanıklarında sonra yeni vitiligo alanları oluşabilir.
Vücudunuzda rastladığınız her beyaz leke vitiligo değildir.Vitiligo bulaşıcı da değildir.Bu insanlardan kaçınmak için bir sebep yoktur.

Tedavi:
-Öncelikle kişiye vitiligoyla nasıl yaşayacağı öğretilir.Günışığına çıkarken yüksek faktörlü güneş koruyucular kullanmak gibi

-Bölgesel Tedaviler: Vitiligolu bölgeler üzerine sürülen lokal steroidli kremler uygulanabilir.Bu tür kremler yaygın olmayan vitiligolarda oldukça etkilidir.
-Işın tedavisiVA (320-400nm) dalga boyundaki ışınlar kısa tedavi aralıklarıyla özel kabinlerde cilde verilir.Haftada 2-3 seanslık düzenli uygulamalarla oldukça başarılı sonuçlar elde edilmektedir
-Sistemik Tedavileritamin tedavileri, steroid, vb.
-Kozmetik Kapatıcılar
-Depigmentasyonok yaygın vitiligolarda kalan sağlam deriler beyazlatılabilir.
-Punch greft: Bu uygulama; bir bölgeden alınan sağlıklı derinin, beyaz plaklara ekimi prensibine dayanıp, her zaman başarılı sonuçlanır.Cilt üzerinde önce kırmızılık daha sonra kahverengi lekelenmeler ile başlayan rengin geri dönüşü görülmektedir.
Bir çok hastada olumlu sonuca yani rengin geriye dönüp beyazlıkların kaybolduğu görülmektedir. Özellikle yüz ve boyun gibi estetik bölgelerdeki olumlu yanıtlar daha hızlı ve umut vericidir.

,*----------------------------------------------


Kurdeşen (ürtiker) * Oldukça sık rastlanan bir deri hastalığıdır. Kan plazmasının derideki küçük damarlardan dışarı çıkması sonucu oluşur.
Hastalığın bulguları arasında kaşıntılı, deriden kabarık, kızarık 0,5cm ila çok büyük ölçülerde deride plaklar bulunur. Yanma ve batma hissi de olabilir. Birleşerek büyük alanlar oluşturabilirler. Bu döküntü bir kaç saat içinde solabilir. Daha bu döküntüler solarken başka bir bölgede yenileri oluşabilir. Bir çok atak bir kaç gün veya bir kaç haftada geriler. Bazen de yıllarca sürebilir.
Ayrıca bazı ürtiker vakalarına ”anjioödem”dediğimiz tablo da eşlik edebilir. Anjioödem genelde göz etrafında dudaklarda, yüzün diğer kısımlarında, kol ve bacaklarda, parmaklarda, cinsel bölgede oluşabilir. Bunlarda da özellikle şişlik ön plandadır. Her iki hastalıkta da deriden kabarık olan durumu ortaya çıkaran şey deri içinde ödem olmasıdır. Anjioödemde derinin alt tabakaları da olaya iştirak ettiği için şişlik çok ön plandadır. Şişliğe kaşıntıdan ziyade yanma hissi eşlik edebilir. Bu durum hastaları çok korkutmasına rağmen genellikle 24 saat içinde geriler. Bununla birlikte nefes almakta ve yutkunmakta zorluk varsa acilen bir doktora başvurulmalıdır.

İki tipi vardır.
1-Akut ürtikerltı haftadan kısa süreli kurdeşen, akut ürtiker olarak anılır. Bu hastalıkta neden genellikle alerjidir.Alerjiye neden olan faktör; gıdalar , ilaçlar ya da bir enfeksiyon olabilir.
En sık neden olan gıdalar:
Fındık,çikolata,balık,domates ve süttür.Gıdalara eklenen katkı maddeleri de ürtikere neden olabilir.Gıda yenildikten sonra belirtiler gıdanın sindirim süresine göre değişiklik gösterir
En sık neden olan ilaçlar:
Antibiyotik, idrar söktürücü, ağrı kesici, ve sakinleştirici ilaçlar sıklıkla;anti asitler, romatizmada kullanılan ilaçlar, vitaminler, göz ve kulak damlaları, kabızlık ilaçları vajinal fitiller de nadiren ürtiker nedeni olabilir. Bu tip bir döküntünüz olduğunda doktorunuza kullandığınız ilaçları söylemek önemlidir. Enfeksiyonlar

Enfeksiyonlar:
Bir çok enfeksiyon ürtikere neden olabilir. Çocuklarda soğuk algınlığı en sık rastlanılan nedendir.Bunun dışında çok nadir de olsa solunum yolu ile alınan bazı alerjenler (örneğin ev tozu akarları) de akut ürtiker yapabilir.

2-Kronik ürtiker: Altı hafta ve üzerinde bir zamana yayılan kurdeşen;kronik ürtiker olarak anılır. Neden genellikle alerji değildir.Bu hastaların ancak %3-5? inde allerji rol oynayabilir. Bu allerjenler de genel olarak ağız yolu ile alınan alerjenlerdir (gıdalar…). Bunun dışında bu hastalığın çok değişik sebepleri olabilir.
Bunlar içerisinde otoimmun hastalıklar (otoimmün tiroidit, sistemik lupus eritematozus vb.), kronik enfeksiyonlar (tuberküloz, bruselloz vb.), fokal enfeksiyonlar (sinüzit, diş ve dişeti enfeksiyonları vb.), Helikobacter pylori enfeksiyonları, bazen hepatitler, bazen bazı kanser türleri vardır. Bu nedenle bir çok araştırma yapmak gereklidir. Tüm ayrıntılı araştırmalara rağmen %60-65 vakada hiçbir neden bulunamayabilir. Bu hastalar da idiyopatik (sebebi bilinmeyen) kronik ürtiker olarak adlandırılır.
Tedavi:
Hastalara öncelikle alerji testleri ve kökende yatan hastalığın araştırması da yapılmalıdır.En iyi tedavi etkenin saptanması ve bu etkenden sakınılmasıdır. Bu kolaylıkla yapılamaz ve bazen imkansızdır. Doktorunuzun yazacağı antihistaminik dediğimiz ilaçlar genellikle ürtikerde iyileşme sağlar. Ürtikerin oluşmaması için en iyi yol anthistaminiklerin düzenli bir şekilde alınmasıdır. Doktorunuz size en uygun olan bir veya birden fazla antihistaminik seçeneğini reçeteleyebilir. Şiddetli olgularda epinefrin veya kortizon enjeksiyonuna ihtiyaç duyulabilir.

Diğer ürtikerler:
1-Fiziksel Ürtiker: Sıcak, soğuk, basınç, titreşim ve egzersize bağlı olarak gelişebilir
2-Solar Ürtikerüneş ışınları ile oluşur.
3-Demografizmvuşturma,kaşıma ya da çizik ile oluşur.







---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------

djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5251
Ticaret:
(0) %
23-12-2009 20:44
#3
Mantarlar cilt * Tıpkı küf mantarları gibi ,vücut mantarları da nemli, havasız ve temiz olmayan ortamları severler. Bu tür yerlerde gelişip üreyebilirler. Ama bu üreme, hızlı ve yayılıcıdır. Özellikle pişik ve tahriş olmuş bölgeleri severler. Çok azimkardırlar bir başladı mı hızlı bir şekilde vücuda yayılmak için ellerinde geleni yaparlar.
Kesinlikle Bulaşıcıdır:
Bulaşım son derce kolaydır.Özellikle toplu yaşanan mekanlarda hızla yeni vücutlara geçiş yapar ve oralarda da hızla ürerler.Yatılı okullar,yurtlar,spor salonları,hamamlar ,saunalar,havuzlar,plajlar,abdesthaneler en sevdikleri ortamlardır.

Nasıl korunabiliriz:
Başkasının özel eşyalarını kullanmayınızer ne olursa.Terlik,havlu,çorap, ayakkabı, giysi,saç fırçası,tırnak makası

Mantar enfeksiyonu çeşitleri:
Ayak mantarı(atlet ayağı):
En sık rastlananıdır.Bu kadar sık rastlanmasına rağmen pek önemsenmez.
Belirtileri:
-Parmaklar arasında pişik benzeri bir görüntü,
-sulanma,(özellikle 4. ve 5. parmak arası)
-kaşıntı ve yanma,
-kızarıklık
-kötü koku
Hızla ayağın üst yüzeyine doğru ilerler. Kaşınma yoluyla deride yaralar ve sıyrıklar açılması diğer mikroplar için de iyi bir giriş kapısı oluşturur. Bu duruma kinci bir mikrobik hastalık da eklenebilir. Ülkemizde ”Yılancık” adı verilen mikrobik hastalığın en sık, ayaklar ve bacaklarda görülme nedeni de tedavi edilmeyen mantar hastalıklarıdır. Bunların da dışında, bazen bu mantar hastalıklarına karşı bazı alerjik reaksiyonlar gelişerek başka türden sorunlara yol açabilir. Şekilleri bozulur. Hastalıklı ayakların tırnakları kalınlaşır .Ayak tabanının derisi de kalınlaşır ve pul pul olur.

Nedenleri:
-Sıkı ve hava almayan pabuçlar
-sıkı ve sık değişmeyen çoraplar,
-terli ayak
-yüzme,banyo ve egzersiz sonrası ayakların kurulanmaması,
-çıplak ayakla dolaşmak
-Ayakları temiz tutmamak
-mantarlı kişiye ait çorap,ayakkabı ve terlik kullanımı ayakta mantar enfeksiyonuna neden olabilir.

El mantarı:
Tıpkı ayak mantarı gibi parmak araları tutulur.Eli bulaşık ve çamaşırdan çıkmayanlarda görülür.
Belirtileri;
-özellikle elin 2. ve 3. parmakları arasında başlayan kaşıntı
-sonra bu kaşıntı avuca doğru yayılır
-kızarıklık
-ilerleyen dönemde bu bölgede beyaz lekeler görülür.

Cinsel organ mantarı:
Cinsel organ mantar hastalıklarına da sık rastlanır. Özellikle kadınlarda.
Nedenleri:
-temiz olmayan iç çamaşırları,
-cinsel ilişkiden sonra gereken temizliğin yapılmaması,
-sentetik iç giyim ürünleri bu tip mantara davetiye çıkarır.
Belirtileri:
-en önemli belirtisi cinsel bölgedeki dayanılmaz kaşıntıdır,
-kızarıklık,
-ilerleyen dönemde, vajinal zemin üzerinde kesik peynir görünümünde beyaz plaklar
-beyaz parçacıklar içeren akıntıdır.
Vajina mantarı hastalığı tedavi edilmezse,önemli kadın hastalıklarına neden olabilir.

Kasık mantarı:
Daha çok erkeklerde görülür.Her iki kasıkta birden görülebilir.
Belirtileri:
-çıldırtıcı bir kaşıntı hissi
-kızarıklık
Dar giysiler ve şişmanlık bu mantarın gelişimini körükler.

Vücut mantarı:
Öncelikle gövde üzerinde ve kollarda bacaklarda görülür.Tekrarlama eğilimi gösterir.Özellikle çok terleyen ve nemli kalan ;göğüs aralarında,koltuk altlarında,vücut kıvrımlarında görülür.Sıcak hava etkilidir.Ayrıca bebeğe uygun olmayan bebek bezi de bu mantara neden olabilir
Belirtileri:
-kaşıntı
-kızarıklık
-kabartı ilk belirtidir.
Önce tek tek sonra birleşebilen deriden kabarık lezyonlardır.Zamanla deriden daha açık ya da daha koyu bir renk alabilir.

Ağız mantarı:
Maya benzeri fırsatçı bir mantarın neden olduğu ağız mantarı halk arasında ‘pamukçuk’ olarak da bilinir. Genellikle direnci küçük kimselerde ;bebekler, yaşlılar, kanser tedavisi veya benzeri tedaviler görenlerde sık görülür.
Belirtileri:
-ağız içinde beyaz,peynirimsi süt kesiği görüntüsünde parçacıklar halinde lezyonlar
-bu lezyonlar, yapışık olarak tüm ağzı kaplamış halde de bulunabilirler.
-ağızda acı ve yanma hissi

Saç ve kıllı deri mantarı:
Saç mantarı ; Genellikle çocuklarda görülür.
Belirtiler:
-kırık saçlar
-kafa derisinde,kaşıntı
-kabartı
-mantarın olduğu bölümde saç dökülmesi ve kellik
-zamanla çok sayıda saçsız halka şeklinde gri bölümler oluşur.

Kıllı deri mantarı:
Erkeklerin bıyık ve sakal bölgelerine bulunur. Görünümü saçtaki gibidir. Kırsal alanlarda ve özellikle sığır ve köpeklerle birlikte olan kişilerde sıktır.

Tırnak mantarı:
Halk arasında pek önemsenmemesine rağmen hem çirkin görüntüsü hem de diğer enfeksiyonlara da zemin hazırlaması nedeniyle tırnağın kaybedilmesine kadar varabilen bir durumdur.
Belirtileri:
-kalınlaşmış
-renk değişikliğine uğramış(beyaz,kahve ,sarı)
-parlaklığını yitirmiş tırnak.
-tırnak sonunun altında biriken keratotik döküntü .
Tırnak mantarı, en çok ayak tırnağını tutar ki bunun en büyük nedeni ayak mantarıdır.Tırnak mantarı,mantarın, tırnak yatağını tutmasıyla oluşur.El tırnaklarında da görülebilir.

Mantar enfeksiyonunda tedavi:
Yukarıda anlattığımız her bir mantar enfeksiyonunun kesinlikle tedavisi vardır.Ağızdan alınan mantar ilaçları,solüsyon ve kremler,özel tırnak cilaları bu tedaviler için geliştirilmiştir.Gerektiğinde antibiyotikler de devreye girer.
Ama bunların her biri doktor kontrolünde kullanılmalıdır.Aksi takdirde gereksiz yere tedavi uzar, mantarınız direnç kazanır.
Ayrıca unutmamanız ve dikkatli olmanız gereken konulardan biri mantarın bulaşıcı olduğu gerçeğidir.Ev halkını ve çevrenizdekileri bu bulaşmadan korumak öncelikle size düşer
















__________________________________________________ ____________


Uçuk (herpes simpleks) * Dudak, ağız ve burun delikleri çevresinde çıkan Herpes simplex, adı verilen virüsün sebep olduğu hastalıktır. Görüntüsü, içi su dolu küçük kabarcıklar şeklindedir.
Uçuk virüsü (Herpes simpleks) ile insan ilk tanışma genellikle 0-5 yaş arasında olur.Uçuğu olan aile bireylerinden birinin masum öpücüğü sonucunda, uçuk virüsü vücuda girer. Çoğunlukla fark edilmeyen küçük kızarıklıklar şeklinde ortaya çıkar. Ama kimi hassas bünyelerde ciddi enfeksiyon şeklinde görülebilir. Uçuk virüsü vücuda girip ilk enfeksiyonu yaptıktan sonra tedaviyle yok olmaz.Sadece uyur.Vücudun zayıf düştüğü durumlarda,uyanır ve uçuk çıkar.

Uçuğun evreleri:
-Uçuk çıkacak bölgede 0-24 saat önceden gıdıklanma, karıncalanma, kaşınma, yanma, sızlama hissedilir.
-Bu evreden sonra ,uçuk çıkacak bölgede kızarma ve şişme olur.
-Daha sonra kabarcıklar patlar ve ülserler oluşur.Özellikle bu devrede çok ağrılıdır.
-Zamanla kuruyup çatlar, sızıntı yapar ve açılarak görüntüyü bozan çirkin bir yara haline gelir.
-Nihayet kabuklanma başladığında uçuk da küçülmeye başlar.
Kesinlikle bulaşıcıdırçuk, Ön belirtileri ile açık yaranın kapanması süresi arasında kesinlikle bulaşıcıdır. Eğer uçuğa dokunulursa yüzün diğer bölümlerine, göze ve vücudun diğer bölgelerine (genital bölge gibi) de bulaştırılabilir.
Uçuk aktifken yapılmaması gerekenler:
-Uçuğa kesinlikle dokunulmamalıdır.
-Uçuğa bir şekilde temas etmiş el,havlu,pamuk vs. ile kesinlikle gözlere dokunulmamalıdır.
-Diğer insanlarla ( özellikle bebek ve çocuklar) yakın temastan, özellikle öpüşmeden kaçınılmalıdır.
-Uçuklu insanın kullandığı havlu, bardak, çatal, kaşık vb. eşyalar ayrılmalı ve başkalarının kullanmasına izin verilmemelidir.
-Uçuklu kişinin yediği ya da içtiği şey paylaşılmamalıdır.
-Uçuk yara halindeyken yarayla, kabuk bağladığında, kabuğu ile oynanmamalıdır. (Parmaklara uçuk virüsü bulaştırırken, uçuk yarasına da diğer mikroplar bulaştırılmış olur.)

Uçuğun aktifleşme nedenleriücut direncini düşüren tüm etkenler yani;
-Stres
-Üst solunum yolları enfeksiyonları
-Ateş
-İmmün baskılayıcı ilaç kullanımı
-Aşırı yorgunluk, uykusuzluk
-Aşırı güneş ışığı ve UV ışınları
-Diğer enfeksiyonlar
-Sistemik hastalıklar
-Hormonal değişimler(Adet dönemi, hamilelik)
-Dişe yapılan müdahaleler (diş çekimi dolgu vb.)

Tedavi:
Uçuk için özelleşmiş ilaç ve kremler kullanılabilir.En etkin sonuç bunları daha kaşınma ve karıncalanma evresindeyken almaya başlamaktır.Uzun etki için ilaç kürleri de uygulanabilir.


__________________________________________________ __



Zona (herpes zoster) * Halk arasında,zona,gece yanığı ya da kuşak hastalığı olarak bilinen Herpes Zoster sinir ucu iltihabıdır. Su çiçeği geçiren herkes zonaya yakalanabilir. Çünkü sebep aynı virüstür. Şöyle ki;
Bir insan çocukluk döneminde suçiçeği geçirebilir. O iyileşir ve kalkar. Ama bu hastalığa neden olan virüs, tedavi sırasında yok olmaz. Sadece bazı sinirlerin içine yerleşerek uyur. Yıllarca sesi soluğu çıkmayabilir. Bir gün uygun ortam bulduğunda uyanır ve bu kez su çiçeğine neden olmaz. Artık neden olduğu hastalık zonadır.

Peki bu uygun ortam nedir?
Bu uygun ortam; vücut direncinin yani, hastalıklara karşı koyma gücünün düşmesidir.Direncin düşme nedenleri ise;bazı enfeksiyonlar, yorgunluk, uykusuzluk, dengesiz beslenme, aşırı kilo kaybı, stres ve yaralanmalar şeklinde sıralanabilir. Zona çocuklar da dahil olmak üzere her yaşta görülür. Ancak 50 yaşın üzerinde, ve habis (malign) hastalıklar, AİDS hastalığı, kanser ilaçları ( kanser kemoterapisi ) ve ışın tedavisi (radyoterapi) görenlerde daha ağır seyreder.

Peki uyanırsa ne olur?
Direncin azalması ile virüsü aktive eder.Yani saklandığı sinir köklerinde üremeye, sinir kökünden sinirlerin dallarına doğru yayılmaya başlar ve deriye kadar ulaşarak belirtileri oluşturur.

Belirtileri:
Zona ağrı ve deri döküntüsüyle seyreden bir hastalıktır. Bu iki belirti de tüm vücutta değil sadece sinirin bulunduğu alanda görülür. Zonada yüz, saçlı deri, gövde, kol ve bacaklar gibi vücudun herhangi bir bölgesinde sinirler tutulabilir. Bununla beraber en sık tutulan bölge, göğüs bölgesidir.Ağrı döküntüden önce başlar.

-Tutulma bölgesinde ağrı
-Zonklama
-İğnelenme
-Karıncalanma
-Uyuşma
-Hafif ateş,
-Baş ağrısı

1-3 gün içinde aynı bölgede
-Kızarıklık
-Kabarcık (birbirine yapışık ve içi su doludur.Zamanla irin dolabilir)
-Yüzü tuttuysa ağız içinde de kabarcıklar görülebilir.

Tedaviona hastalığı kendiliğinden iyileşir.İlk oluşumdan itibaren kabarcıkların geçiş süresi 2-3 haftadır.Ancak ağrı daha uzun sürebilir.Bazen kalıcı da olabilmektedir.
Tedavide amaç hastanın bu süreyi rahat geçirmesini ve kabarcıklar patladığında mikroplara açık hale gelen yaraların, enfeksiyondan korunmasını sağlamaktır.
Zonada istirahat çok önemlidir.Döküntü için ıslak pansuman ve kurutucu merhemler,ağrı için ağrı için ağrı kesiciler verilir.Ayrıca vitaminler ve virüsün çoğalmasını surduran bazı ilaçlar da tedavi dekullanılır.
Hastalığı çok yaygın olanlarda,göz tutulumu olanlarda ve ağrısı fazla olanlarda kortizon da kullanılabilir.
Zona sonrası ağrısı gelişen hastalarda antidepresan ilaçlar ve ağrı kesiciler kullanılır.Bağışıklık sistemi bozuk olan kişilerde, yaşlılarda ve ikincil olarak bakteri enfeksiyonu gelişenlerde iz kalır.

Bulaşım: Zona geçiren bir hastanın kabarcıkların içindeki sıvı ile temas eden kişiler eğer su çiçeği geçirmemişler ise su çiçeği hastalığına yakalanırlar. Su çiçeği ve ya zona geçirmiş kişiler başka hastalardan bulaşma yolu ile virüs alınmasına karşı dirençlidirler.


---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------

djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5251
Ticaret:
(0) %
23-12-2009 20:45
#4
Gazlı gangren * Ender görülen ve ağır bir infeksiyon olan gazlı gangrene, oksijensiz ortamda üreyen bateriler neden olur. Bunların en önemlisi; klostridium cinsi bakterilerdir. Bu bakteriler, tabiatta yaygın olarak bulunduğu gibi; insan ve hayvan bağırsağında da normal flora olarak yaşamlarını sürdürürler.
Gazlı gangren ; bol kas harabiyeti olan yaralarada meydana gelen ve zamanında müdahale edilmezse ölümle sonuçlanan bir durumdur. Kirli ve bakımsız yaralarda görülür.
Yani:
Diabet hastalarının damarsal sorunları yüzünden dokularının iyi kanlanamamasından kaynaklanan yaralar,yatak yaraları,kaza yaralanmaları;yani kirli ezik tüm nekrotik yaralar gazlı gangrene adaydır.
Çünkü bu tür yaralarda oksijen miktarı azalır.PH seviyesi düşer ve klostridiumlar kolayca üreyip çoğalabilirler.Yarada başka oksijensiz yaşayan bakterilerin bulunuyor olması da işlerini daha kolay hale getirir.

Belirtiler:
Mikrop alındıktan 1-2 gün içinde belirtiler kendini gösterir.
-yara yerinde aniden başlayan ağrı
-dokular gazla gerildiği için hasta pansumanının,sargısının ya da alçısının sıktığından şikayet eder.
-bunu yumuşama ödem takip eder
-yaraya bastırıldığında, kahverengimsi bir sıvı akar
-kötü kokuludur
-bir pensle derinin üzerine vurulunca davul sesi alınır
-durumun iyice ilerlediği durumlarda; besleyici damarlar çok sıkıştığından deride mavi lekeler görülür.
-kısa sürede tüm vücuda yayılım gösterir
-kaslarda lifleşme
-radyografide gaz görünümleri saptanır
-hastada toksik tablo gelişir.
-eritrositlerin parçalanmasına bağlı şiddetli anemi
-bulantı,kusma
-hipotansiyon ve şok gelişebilir

Tedavi:
Öncelikle tanı, kesin ve en kısa zamanda konmalıdır.Seyri gazlı gangren kadar ağır ve ölümcül olmayan ama benzer belirtiler gösteren diğer gangren türleri bertaraf edilmelidir.Diğer Anaerobik Sellülit ve Nekrotizan Sellülit gibi gangren türlerinde yayılım kan ve kas içine olmaz.Tanı koyma süreci uzarsa hasta kaybedilebilir.
İlaçristalize penisilin,Polivalan gazlı gangren antiserumu.
Cerrahiara üzerindeki ölü dokular temizlenir.Kasların havalanmasını sağlamak için,kesikler atılır.Bütün bu tedavi yaklaşımları bir sonuç vermediğinde,gazlı gangren gelişen organ tereddüt edilmeden kesilip(ampütasyon) alınmalıdır .Yayılımın önüne ancak böyle geçilebilir.
Hiperbarik oksijen tedavisi(HBOT)urada amaçastaları Oksijen basınç odalarına a larak, gerekli ve yeterli miktarda oksijen basıncı uygulayarak, gazlı gangrene neden olan ve oksijensiz ortamda üreyen bu mikroorganizmaların üremesni önleyip ölmeleri sağlanmaktır?Ülkemizde teknik imkansızlıklar yüzünden bu tedavi pek yayagın değildir.Ama yurtdışında yapılan çalışmalar göstermiştir ki; cerrahi+anbiyotik tedavinin birlikte kullanılmasında % 70 iyileşme sağlanırken buna HBOT de eklendiğinde % 95 lere çıkan iyileşme sonuçları elde edilmektedir.
Gazlı gangrende ölüm oranı % 50′den fazladır. Erken tanı, süratli ve etkin tedaviyle şifa sağlanabilir. Gazlı gangrenden korunmak için geniş, kirli ve nekrotik yaraların çok iyi temizlenmesi gereklidir

__________________
_____________________________________

Benler (nevüs) * Benler derinin her hangi bir bölgesinde tek ya da gruplar halinde bulunabilirler. Benlerin çıkması genetik olarak kodlandığından engellenemez, ancak ben çıktıktan sonra kontrol edilebilir.
Deriden kabarık veya düz (bazen saplı), pembeden siyaha kadar değişen bir renk yelpazesine sahiptirler ama, genellikle kahve renklidirler. Boyutları ve şekilleri benden bene değişiklik gösterebilir.Bu renk derinin melanosit adlı hücrelerinden üretilen,melanin pigmentinden ( boya maddesi) kaynaklanır.
Benlerin kanserleşmesine ilişkin fobi toplumda gitgide yaygınlaşmaktadır.Bu nedenle Öncelikle bu konuda bilgilenmek önemlidir.Biz bedenimizi tanırız.Cildimizde neyin öteden beri var neyin sonradan oluştuğu konusunda bilgi sahibiyizdir.O halde öteden beri var olan benlerimizin de farkındayızdır.Benlerimizde sıra dışı bir değişiklik olduğunu gözlediğimizde hemen bir cilt uzmanına başvurmak bu konuda alacağımız en doğru karardır.

Benlerde sıradışı değişiklikler:
1-Asimetrienin bir yanı diğer yanına benzemiyorsa.
2-Bende yaşla ya da deri yüzeyinin genişlemesiyle ilişkisiz bir büyüme söz konusuysa,
3-Rengi ben yüzeyinde açıklı koyulu değişik sergiliyorsa
4-Benin sınırları her zamankinden farklı bir düzensizlik gösteriyorsa
5-Etrafında kızarma, iltihabi bir durum ya da kanama oluyorsa
6-Etrafında yeni küçük koyu benler çıkmaktaysa
Hiç beklemeyin.Hemen bir dermatoloji uzmanına görünün.

Beninize iyi bakın:
-Değişiklik olup olmadığı yönünde muayene edin.
-Yolmaya ,koparmaya çalışmayın.Onu istemiyorsanız küçük bir operasyonla aldırın.
-Giysi yakalarının ya da takıların tahrişine izin vermeyin
-Sağa sola çok çarpıp vurmamaya özen gösterin.

Bunlar ben değil:
Çillerarışın ve kızıllarda sıkça rastlanır.Güneşle belirginleşir.Kimilerinde kışın tamamen kaybolabilir.Çiller genellikle yüz boyun ve sırtın üst bölümünde görülürler.Bazılarının boyutu bezelye büyüklüğüne erişebirlir.
Seboroik keratozrta yaş üzeri kimselerde yüz ve gövdede kahve rengi lekeler ve siğile benzer pürtükler oluşabilir.Bu zararsız lekeler seboroik keratozdur.
Güneş lekeleril sırtlarında kollarda ve yüzde griye çalan küçük lekelerdir.Yaşla ve herhangi bir hastalıkla ilgisi yoktur.


Aft ve ağız içi yaraları * Sadece ağız içinde oluşur.Daha çok dudak ve yanak mukozasında ,dil üzerinde, yumuşak damakta,diş eti üzerinde görülen soldun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş yaralardır.
Bulaşıcı değildir. Aftın oluşmasına virüsler neden olmaz.Herkes en az bir kez bu sorunu yaşamıştır.Daha çok bayanlarda rastlanan bu rahatsızlığın yaraları ,genellikle tek olarak görülse de birkaç bölgede birden de görülebilir.
Nedeni:
Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, olayı kolaylaştıran faktörler şöyle sıralanmaktadır.
-Vücut direncinin düşmesi
-Mukozayı tahriş edebilecek yiyecekler.(ekşi,sert mayalı)
-Sistemik bazı hastalıkların semptomu olarak gelişebilir.(Behçet hastalığı gibi)
-İlaç yan etkisi olabilir
-B12 vitamin eksikliği ve demir eksikliği.
-Yanak dil,dudak ısırma.Yerine tam oturmayan diş protezleri.

Tedavisi:
Aftlar herhangi bir tedavi uygulanmasa da genellikle 7-10 gün sonra kendiliğinden iyileşmektedir. Aft için özelleşmiş ağız içi (topikal steroidler) kremler kullanılabilir.Ayrıca;
-Sıcak, asidik ve tahriş edici gıdalardan kaçınılmalıdır.
-Yarım bardak suya yarım kaşık karbonat ilavesi ile elde edilen solüsyonla günde üç kez gargara yapılabilir.

Diğer ağız yaraları:
Bizim burada ağız yarası anlamında en sık rastlanan rahatsızlık olarak AFT ı seçmiş olmamız sizi yanıltmasın.Ağız içinde oluşabilecek tek yara ne yazık ki aft değil.

*Ağız içi yaraları;mukozada derin veya yüzeysel doku kaybına neden olan genellikle ağrılı ve acılı rahatsızlıklardır.
*Her bir ağız yarası tek başına değerlendirilebileceği gibi çok ciddi bir hastalığın belirtisi olarak da karşımıza çıkabilir.
*Özellikle ağız mukozasındaki derin ve hızla yayılan yaralar ağız içi kanserini,frengi ve tüberkilozu akla getirmelidir.Ne yazık ki frenginin ağız içi bulguları aftla çok karıştırılıp yanıltıcı olabilirler.
*Ağız içindeki beyaz lekeler genelde mantarı (pamukçuk) düşündürür ve gazlı bezle silindiğinde geçer.
*Ama silmeyle geçmeyen, bir diğer beyaz belirti türü;sertçe ve alt dokulara yapışık, net sınırlı ve porselen beyazı olan leke veya kabartılardır.’Lökoplazi’adı verilen bu hastalığın, %10 - 15 oranında ağız içi kanserine dönme olasılığı vardır.
*Ağız içindeki kitleleri,koyu renkli kabartıları önemseyiniz.
Sonuç olarak; ağzınızın içinde çıkan yaraların tanısı konusunda, bir dermatoloğun görüşü sizi en sağlıklı sonuca ulaştırır.Erken tanı ve tedavi için şans verir.


Saç ve saç dökülmesi * Saçlarımız; beynimizi saklayan kafatasımızın herhangi bir travmayla karşılaşması halinde; bunun şiddetini en aza indirebilecek esnekliği sağlayan uzantılardır. Kafatası derimizi korur ve vücut ısımızı dengeler. İnsan saçı keratin denen bir proteinden oluşur. Keratin tırnakta da bulunan dayanıklı bir maddedir.
Sosyal yaşamda ise;güzelliğimizi tamamlayan bir unsurdur.Bakımlı,parlak ve gür saçlar sağlığımızı da yansıtır ,kendimize güvenimizi arttırır.Kadın ya da erkek olmamız bunu değiştirmez.Saçlarımızı önemseriz.
Saçlar biçimsel olarak düz,dalgalı ya da kıvırcık olabilir.Renkleri de değişir: sarı,kızıl,koyu tonlarda olabilir.Saçlarımızın şekil ve renginde genetik faktörler önemlidir.
Saçlarımıza rengini veren renk maddeleri, zamanla azalmaya başlar.Bu da beyazlaşmaya neden olur.Bu süreç bir çoğumuzu, isyana sürükleyen bir noktadır.
Çünkü;kimilerimizin 50 yaşına dek saçına tek ak düşmezken;kimilerimiz, ailemizin diğer fertlerinde de olduğu gibi,çok genç yaşta ağarmış saçlara mahkum oluruz.
Saçlarımızda da; bedenimizin geri kalanında olduğu gibi genetik mirasımız belirleyici rol oynar ve bu konuda belki olağanüstü değişiklikler yapamayız. Ama hiç değilse,genetik mirasımızın farkına vararak, bu konuda ne bilimsel çalışmaları ve yenilikleri takip edebiliriz:
Genetik faktörleri bir yana bırakırsak;ne yazık ki bir çok başka etken de saçlarımızın sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir.Saç dökülmelerinden kelliğe varan bir sürece neden olabilir.Biz saçlarımızın normal yaşam döngüsünü bilmeliyiz ki bir sorun geliştiğinde bunu fark edelim.

Saçın normal yaşam döngüsü:
Normalde kafamızdaki saçların %90 ı gelişim (büyüme) evresindedir.Bu gelişim evresi 2-6 yıldır.Geri kalan %10 luk kısım ise dinlenme evresindedir.Bu dinlenme dönemi 2-3 ay sürer.
Bu ne demektiraçlarımız doğar, 2-6 yıl arasında değişen ömürleri vardır.Ve bu süre tamamlanınca, artık kafa derisiyle ilişkileri yavaş yavaş kesilir.Ve 2-3 ay gibi bir sürede saç kökünden zayıflar,incelir ve dökülür. Bir insanda ortalama 100.000-150.000 arasında saç teli vardır. Dökülen bir saç telinin yerine 6 - 10 haftada yenisi çıkar. Her bir saç kökünden, insan ömrü boyunca ,20 kez yeni saç çıkabilir.
Saçlarımız ayda ortalama 1cm uzar.Yaşla birlikte bu da yavaşlar. Bir saç teli 100 kğ. ağırlığı çekebilir.(Sirk trapezcilerinin, kadın partnerlerinin saçlarından tutunarak havada asılı kaldıkları sahneleri anımsayınız)
Günde ortalama 100 adet kadar saçın dökülmesi normaldir .Özel bir hastalığa bağlı bir dökülme nedeni olmadığı sürece aralardan dökülen saçlar fark edilmez. Daha fazla dökülmesi durumunda bir dermatoloğa başvurmakta her zaman yarar vardır.

Saç dökülmesinin nedenleri:
-Androgenetik Alopesi (erkek tipi kellik): Saçın renginde, uzama yeteneğinde ve kalitesinde olduğu gibi, dökülmesinde de genetik faktörler önemli rol oynar.
Belirtiler:
-saç dökülmesinin artması,
-başın özellikle en üst kısmındaki saçlarda incelme,
-saçta genel olarak hacim azalması,
-önce başın ön kısmındaki saçlarda azalma
-bir süre sonra tepede açılma(kellik)
-açılan deride ince tüyler

Nedeni ve Seyri : Androgenetik alopesi (erkek tipi kellik) olarak bilinir.Bu durumda; DHT(erkeklik hormonu yani testesteronun bir türevidir) genetik olarak risk taşıyan erkeklerde saç dökülmesinin tek sorumlusudur. Kelliğin en yaygın sebebidir.
Erkek tipi saç dökülmesi normal saç döngüsünün dışında bir durumdur. adından da anlaşılacağı üzere, genetik nedene bağlıdır.Kişi bu
özelliği anne ve babasının soy ağacındaki bireylerden alır.Eğer genetik kodunuz saçınızı kaybetmeye programlıysa
ve siz bu konuda bir şey yapmazsanız; bu sonla mutlaka karşılaşırsınız.
Erkek Tipi Saç Dökülmesi erkeklerdeki en yaygın saç dökülmesi tipidir. Ama kadınlarda da görülebilir;tam kellik olmasa bile saçlarda incelme ve seyrelme meydana gelir. Erkek tipi saç dökülmesi (androgenetik alopesi) 10 lu, 20 li ve 30 lu yaşlarda başlayabilir. Bu tip saç dökülmesi zamanında önlem alınmazsa; saçların geri dönüşsüz kaybı ile noktalanır.

-Hormonal Dengesizlikler: Hormonlar saçların büyüme hızında ve dökülmesinde çok önemli rol oynamaktadır. Erkekte, erkeklik hormonu düzensizlikleri;kadınlarda ise menapoz,adet düzensizlikleri ve hamilelik dönemi saçlarda seyrelme ve kalitesizleşmeye neden olabiliyor.Tiroit bezinin büyümesi olarak adlandırılan guatr hastalığında da; tiroit hormonlarının hem az salınımı hem de çok salınımı saç dökülmesi yapar. Hastalık tedavi edildiğinde saç dökülmesi geri döner.
-Stres ve Beslenme Yetersizliğiuhsal stres ve fiziksel stres (ateşli hastalık, ameliyat ve kaza gibiolayların sonrası) dönemlerinde saç dökülmesi artar. Aşırı rejim yapanlar da aynı sorunla karşılaşır.Demir, bakır,çinko, B12,folik asit gibi günlük gıdalarımızla almamız zorunlu bazı vitaminleri alamıyorsak ; tüm vücudumuz gibi saçlarımız da buna tepki verir.Kalitesiz ve mattır.Dökülme artar.
-Saçlı Deri Hastalıkları: ”Alopecia areata” ; iz bırakmayan, parçalı saçdökülmelerin en önemlisidir.Kesin nedeni belli olmayan hastalıktır. Dökülme ani,beklenmedik ve sarsıcı olur.Başlangıçta, genellikle 1 - 2 cm. çapında kılsız, parlak,sınırlı ve para şeklindedir. Bazen bir yayılma da görülebilir. Genellikle tedavi edilmese bile 3 - 6 ayda kendiliğinden iyileşir Ender olarak, hızla ilerleyen ve tüm saçı, hatta kaş, kirpik ve vücut tüylerini de döken daha şiddetli türleri de görülebilir. Sebebi belli olmasa da; psikolojik gerginlik ve sıkıntılar etkilidir.Saç mantarı da bölgesel kelliğe neden olur.Ama mantara özel kel alan üzerindeki kepekler ve kırık saçlar sayesinde
ikisinin karışmasını önler.

-Doğum Sonrası: Doğum yaptıktan 3 - 4 ay kadar sonra başlayan ve tam nedeni anlaşılamamış bir özel bir dökülme şeklidir. 6 ay kadar sonra düzelir.
-Saç Koparmalar: Kimilerinde çocukluktan gelen bu saç koparma ve saçları sürekli gererek toplama adeti; önceleri geçici, zamanla kalıcı dökülmelere neden olabilir.
-Mevsimsel saç dökülmesi: Mevsim geçişlerinde dökülmede artma olabilir.
-İlaçlar,Radyasyon,Kemoterapi: Çeşitli kimyasal ilaçların ve kanser hastalarına uygulanan kemoterapinin neden olduğu saç dökülmeleri genellikle geri dönüşümlüdür.Uygulama sonlanınca saç yeniden çıkar.Ama kontrollü ya da kontrolsüz radyasyona maruz kalındıysa,dökülen saçların yerine yenileri çıkmaz.
Kıl Kökünü Tutan Hastalıklar: Bazı kimyasal ve fiziksel nedenler kıl kökünün iltihabına neden olur.Bu da o bölgedeki saçların dökülmesiyle sonuçlanır.Kıl köklerine zarar veren hastalıklar da vardır.Bunlar bazı kanser türleri,yıkıcı deri tümörleri, sistemik hastalık semptomları ve kıl kökünü tutan bakteri ,virüs ve mantar enfeksiyonlarıdır.
Saç dökülmesi ve kellik için tedavi yöntemleri:
Saç dökülmesi ve saçta kellik şikayeti mevcut olduğunda; aktarlardan ve kocakarı ilaçlarından önce mutlaka zaman kaybetmeden bir dermatologa danışılmalıdır. Çünkü saç dökülmesinin erken dönemlerinde yapılan tedaviler çok başarılı olmakta ve kellikten kurtarılabilmektedir. İlerleyen saç dökülmelerinde ise kıl kökleri öldüğü için daha çok cerrahi tedaviler etkili olabilmektedir.
Hastanın seçtiği dermatolog;
-saç derisinin muayenesi,
-saç tellerinin tetkiki
-kan tetkikleri ile
saç dökülmesinin nedenini tespit edecektir. Yukarıda anlattığımız bir çok saç dökülmesi durumu ; tedavi gerektirmez. Kötü beslenmeye veya hastalıklara bağlı dökülmeler bu etkenler ortadan kalkınca düzelir.Eğer tespit edilen durum ciddi bir geri dönüşsüz saç dökülmesi durumuysa , hekim hastasıyla birlikte karar vererek aşağıdaki tedavi yöntemlerinden birini düzenleyecektir.

İlaçla Tedavi:
-Minoxidil olüsyon formundadır.Saçlı derideki kılcal damarları genişletir,kan dolaşımını artırır ve kıl köklerini besler.Zayıf yapıdaki kıl kökleri beslendiğinde saç dökülmesi engellenir.Hem kadın hem erkeler kullanabilmektedir.Bu popüler çözüm reçetesiz ,Rogaine adı ile satılmakta ve özellikle saç dökülmesinin ilk aşamalarında çok işe yaramaktadır.
-Finasterid rkek tipi kelliğin sorumlusu olan DHT nin oluşumunu engeller. Yani; testesteronun,DHT ye dönüşümünü engeller.Böylece saç dökülmesi önemli derecede durur.İncelmiş kedi tüyü türü saçlar kalınlaşıp güçlenmeye başlar.Daha çok erkekler için tasarlnmıştır.Tablet formundadır.Propecia adıyla pazarlanan ürün mutlaka doktor kontrolünde ve dr un belirlediği doz ve sürede alınmalıdır.
Bu ürünler saç nakli operasyonu sonrası da destekleyici olarak kullanılmaya devam edilebilmektedir.
Her iki ürün de FDA onaylıdır. FDA (Food and Drug Administration): American Gıda ve İlaç Kurumu)

Saç mezoterapisi:
Özellikle saç dökülme ve saç canlandırmada tercih edilen bir yöntemdir. Bu yöntemde çok ince uçlu mezoterapi iğnesi ile ; hazırlanmış özel bir kokteyl, direkt kıl köklerinin olduğu bölgeye enjekte edilir.
Kokteyl İçeriğiiotin,bepanthen,B12,çinko,kükürt,selenyum,d emir ,kan dolaşımı düzenleyicileri, elastin,kollogen tetikleyeciler,keratın yapı elemanlarından oluşur.Bu ilaçlar saçlı deride, kan dolaşımının artmasını ve kıl köklerinin beslenmesini sağlayarak saçların dökülmesini en aza indirir. Saçlar parlaklık ve canlılık kazanır,seans sayısı problemin yoğunluğuna göre değişmektedir.

Cerrahi yöntemler:
Saç Transplantasyonu(saç ekimi ya da saç nakli diye de adlandırılır): Bu yöntemde; saç dökülmesi eğilimi olmayan bir bölgeden incecik iğnelerle,kökleri korunarak alınan saç telleri ; saç dökülmesi olan bölgelere nakledilir.
Nakledilen bu saç telleri kendi orijinal bölgesinde olduğu gibi büyümeye devam ederse nakil ya da saç ekimi başarılı olmuş demektir.Ama saçın normal döngüsünü hatırlayacak olursak, nakledilen saçların bir süre sonra dökülmesini doğal karşılanmalı ve gerçek sonuç için 2.5-3 ay beklenmelidir.
Nakil için kullanılacak saçlar genelde;şakak,şakağın üst tarafı ve enseden alınır.Göğüs kıllarının kullanıldığı nakil durumları da vardır.Buna foliküler transplantasyon denir.
Bir de saçlı deriyle birlikte şerit şeklinde trasplantasyon yapılabilir.

Saç İmplantasyonu: Bazen saç naklinin uygulanamayacağı durumlar olabilir.Bazen de kişi bunu tercih etmeyebilir.Bu nokta da bir alternatif olarak saç implantasyonu devreye girer.Bu yöntemde sentetik saçlar kullanılmaktadır.Keratinle kaplı bu saçlar, gerçeğinden ayırt edilemeyecek bir görüntüdedir.Uygulama da kolay ve ağrısız olup istenilen miktarda saç yerleştirilebilir.
Flap Cerrahisi: Tepedeki kelliği örtmek için bulunmuş ilk cerrahi yöntemlerdendir. Kafa derisinin bir tarafından saçlı derinin bir kısmı alınarak bunun kafa derisini örtecek şekilde kendi ekseninde öbür tarafa döndürülmesini içerir.Çeşitli tipleri vardır.
Kel Bölgenin Daraltılması Operasyonu: Kellik gelişmiş kafa derisinden bir parçanın çıkarılması ve geriye kalan saçlı deri ile birleştirilmesini içerir.Böylece saçlı olan bölge ,saçı dökülen bölgelerin üzerini örtmüş olur.
Medikal olmayan uygulamalar:
Peruk: Takma saç uygulamaları.Günümüzde çok gelişmiştir.
Kozmetik Ürünleraçlı deriyi boyama, saçı daha kalın ve uzun gösteren spreyler, şampuanlar ve kremler gibi ürünler yer almaktadır
---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------

djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5251
Ticaret:
(0) %
23-12-2009 20:46
#5
Deri kanserleri Deri kanserlerinin en sık görülen üç tipi vardır:
1.Bazal hücrelerinden kaynaklanan
2.Skuamöz hücrelerinden kaynaklanan
3-Melanin hücrelerinden kaynaklanan (Malign Melanom )

1-Bazal hücreli kanserler:
En sık rastlanan cilt kanseridir. % 85 baş boyun bölgesinde görülür.Deride yeni meydana gelen,

-yüzeyden hafifçe kabarık
-üstü kabuklu,
-pullu,
-parlak,
-üzerinde küçük damarcıklar bulunan
-hafif bir zedelenmeler sonrası kanayabilen
çeşitli görünümlere sahip her türlü ;leke ,noktacık oluşum ya da çıkıntı bu tür bir kanseri düşündürebilir.
Gene bu görünümler mavi,kahverengi ya da siyah bölgeler içerebilir.Kaşıntı ve yanma da buna eşlik edebilir.
Çok yavaş ilerler ve nadiren başka organlara yayılım gösterir. nadiren hayati vardır tehlikesi.

Tedavikolayca teşhis edilebilir.Hastalar tutulum bölgesi nedeniyle erken dönemde doktora başvurduğundan, tedavisi mümkün olur.Genellikle tekrarlamaz.Tedavide cerrahi,kürüme,radyasyon,laser ve dışardan ilaç uygulması gibi seçenekler kullanılır.
2-Skuamoz hücreli kanserlersık rastlanan diğer bir cilt kanseri tipidir. Dudaklar, yüz ve kulaklarda sık rastlanır. Normal ciltte nadir görülür. Sıklıkla ileri yaşta, güneşe maruz kalan bölgelerde iyileşmeyen yaralar şeklinde görülür. Virüsler, eski yanık alanları, çeşitli cilt hastalıkları zemininde de gelişir.
-büyüyen şişlikler şeklinde
-genellikle kaba yüzeyi olan yada yavaş büyüyen
-düz kırmızımtırak yamalar içeren
-ileri dönemde kötü kokulu
-daha çok siğil benzeri şekillerde oluşumlardır.
Oldukça hızlı büyür, derin ve uzak dokulara doğru hızlı ilerler. Lenf bezlerine bazen de iç organlara yayılabilir. Eğer tedavi edilmezse hayatı tehdit eder duruma gelir.

Tedavihızla büyüyen bu oluşumlar öncelikle cerrahi olarak alınır.Ardından Kanserin bulunduğu döneme göre kanser prosedürü uygulanır.
3-Malign melanomcilt kanserlerinin üçüncü tipi olan malign melanomalara daha az rastlanır.Ama erken teşhis edilmezse öldürücüdür.Deriye rengini veren hücrelerin (melanositlerin) kanseridir.
Normalde derinin üst katmanında yerleşik halde bulunan ve deriye rengini veren melanositler ; kanserleştiğinde, hızla diğer dokulara da yayılır ve fonksiyonlarını bozabilir.

Belirtileri: Vücudun daha çok güneşe maruz kalan bölgelerinde görülür.
-çeşitli renklerde (kırmızı,mavi,beyaz,siyah ,alacalı)
-düzensiz sınırlarda (köşeli çentikli,askılı)
-düzensiz yüzeylere sahip oluşumlardır
-vücutta varolan benlerden olabileceği gibi sonradanda gelişebilir
-kaşıntı,kanama,iltihap olabilir
-ya da derinizde size anormal gelen herhangi bir değişiklik

Ben muayenesinde beninizde şu bulgulara rastlarsanız bunları melanoma belirtisi olarak değerlendirip hemen bir dermatoloğa başvurmalısınız
-Asimetri : Benin bir yarısının diğer yarısından daha büyük olmasıdır.
-Sınır düzensizliği enin kenarlarının düzensiz olmasıdır.
-Renk: Ben üzerindeki renk eşit değilse; ben üzerinde yama tarzlı siyah, kahverengi, bronz ve bazen mavi, kırmızı ya da beyaz alanlar bulunması önemlidir.
-Çap: Ben 6 mm?den büyük ise önemlidir.(Ancak son yıllarda bilinçlenme ve erken tanı sayesinde melanomlar 6 cm olmadan da yakalanabilmektedir.)

Erken tanıelanomaların %30 u bir ben üzerinden gelişir.Her birimiz benlerimizi düzenli aralıklarla kontrol etmeliyiz.%70 lik bölümü ise, normal cilt zemininde oluşur.O halde cildimizde sonradan çıkan;değişik görünümlü, hızlı büyüyen, renk değişikliklerini ya da kistik bozuklukları fark ettiğimizde de acilen bir dermatoloğa başvurmalıyız.
Acilen diyoruz çünkü ; Ancak erken evrede tanı konabilirse, deri kanseri için etkin bir tedavi söz konusudur. Yoksa büyük bir hızla lenf düğümlerine ardından da tüm vücuda yayılım gösterir

Nedeniesin nedeni bilinmemekle birlikte;
-genetik yatkınlık,
-fazla miktarda güneş ışığına maruz kalmak (Ultraviole ışınlarına karşı dünyayı koruyan ozon tabakasının incelmesinin de cilt kanserlerinde ciddi bir artışa neden olduğu bilinen bir gerçektir.)
-solarium,
-bronzlaştırıcı kozmetik ürünlerin.

Risk altında olanlar:
-Açık tenliler,
-Ciltlerinde kolayca çillenme olanlar,
-Çok fazla sayıda,şekilde ve boyutta beni olanlar
-Ailesinde cilt kanseri bulunanlar,
-Güneşe aşırı maruz kalanlar
-Güneşe duyarlılığı olanlar
-Herhangi bir sebeple radyoaktif ışın tedavisi (radyoterapi) uygulamaları,
-Uzun yıllar iyileşmeden kalan açık yaralar,
-Deride soruna yol açabilecek herhangi bir kimyasala çok uzun sürelerle maruz kalmak

Tedaviiopsi yapılmadan, tanının konulması, seyir ve tedavi seçenekleri belirlenemez.Tedavi melanomanın durumuna göre yönlenir.En iyi tedavi tabii ki erken tanıdır.Erken devrede ve deri üst yüzeyiyle sınırlıysa böyle bir melanoma basit bir cerrahi işlemle mutlaka tedavi olur.
Yayılmanın durumu ve derinliği belirlenir ve ona göre bir cerrahi işlem gerçekleştirilir.
Derinleşme ne kadar fazlaysa tedavi şansı o kadar azdır.Tedavi kemoterapiyle desteklenir.


________________________________


Seboreik dermatit * Aşırı yağlanma ve yağ bezlerinin çokça bulunduğu bölgelerdeki iltihaplanmaya seboreik dermatit denir. Bulaşıcı değildir.
Tutulum:
-saçlı deri(baş,göz kapakları,kaşlar,göbek deliği,koltuk altı)
-burun kenarları,göğüs ortası ve kasıkta görülebilir.

Belirtiler:
-kaşıntı
-kızarıklık
-sarımtırak bir kepeklenme ya da pullanma
-yağlanma

Kimlerde daha sık görülür:
-Bebekler:bez kenarları ve başta.Bez değişimi özel krem ve losyonlarla geçer.
-orta yaş
-yaşlılar
Ayrıca:
-akne ve sedef hastalığı olanlar
-yağlı ciltli insanlar
-fiziki ya da ruhsal stresi olanlar
-bağışıklık sistemi baskı altında olanlar da risk altındadır.

Hastalık Süresi:
-Seboreik dermatiti tamamen ortadan kaldıran bir tedavi yoktur.Bu hastalık ancak kontrol altına alınabilir.Bazen kişinin stres düzeyine bağlı olarak ya da dış etkenlerin etkisiyle(soğuk gibi) azar.Tedaviyle yatışır.

Tedavi:
Yetişkinde tedavi,bebektekinden daha kuvvetli kortizonlu kremler,pomatlarla olur.Ayrıca bunun için özelleşmiş medikal şampuanlarla yıkanması gerekir.Bunlar kortizonlu bileşenler olduğundan doktor tavsiyelerine uyarak kullanılmalıdır


__________________________________


Ayakların Mantar Hastalıkları * Deride yerleşen mantar hastalıklarının en sık görülen şekli ayak mantar hastalıkları olduğu gibi, ayak derisinde en sık görülen deri hastalığı da ayak mantar hastalığıdır. Yani, sık görülen bir durumdur. Sık görülmesine ve çoğu kez yoğun kaşıntısına karşın genellikle ihmal edilen, fazla önemsenmeyen bir hastalıktır. Bu ihmalde belki de sık görülmesinin de payı vardır. İnsanlar birbirlerine sorarak diğerlerinde de ayaklarının aynı bölgelerinde kaşıntı, soyulma, sulanma vb. olduğunu öğrenince normal sağlıklı bir ayağın böyle olması gerektiğini de düşünüyor olabilirler. Bunun da ötesinde bazı hastalarımızda tedavi edilmesi durumunda, başka yerlerden başka hastalıklar (örneğin dizlerde, bacaklarda ağrılar) çıkabileceği gibi tamamen asılsız düşünceler de vardır. Genellikle çok kaşıntılı olan ayak mantar hastalıkları, bu kaşıntının verdiği rahatsızlığın yanısıra, bazen başka hastalıklara da yol açabilir. Kaşınma yoluyla deride yaralar ve sıyrıklar açılması diğer mikroplar için iyi bir giriş kapısı oluşturur ve değişik tiplerde ikinci bir mikrobik hastalık eklenebilir. Ülkemizde ”Yılancık” adı verilen mikrobik hastalığın en sık, ayaklar ve bacaklarda görülme nedeni de tedavi edilmeyen mantar hastalıklarıdır. Bunların da dışında bazen bu mantar hastalıklarına karşı bazı allerjik reaksiyonlar gelişerek başka türden sorunlara yol açabilir.
En sık görülen şekli, halk arasında ”Mayasıl” adı verilen ayak parmak arası yerleşimidir. Bu tip bazen kuru soyulmalar, bazen kabarcıklı, bazen de yaş, beyaz, peynirimisi bir manzarada görülebilir. Ayak tabanında ise genellikle kuru soyulmalar ve bazen kalınlaşmalarla görülebilir.
Ayak tırnaklarına yerleştiğinde, tırnaklarda kalınlaşma, kabalaşma, renk değişikliği görülür. Bazen kalınlaşmalar çok aşırı olup, ağrıya yol açabilir, ayakkabı giyilmesini ve tırnak kesilmesini zorlaştırır. Görüntüsünün çirkinliği ise en belirgin yanıdır.
Bulaşması doğrudan ayak ayağa sürtüşme yoluyla olabileceği gibi, terlik, çorap, ayakkabı, havlu gibi ortak kullanılan eşyalardan veya banyo, küvet, plaj, hamam ve benzeri ortak zeminlerden olabilir. Ayakların yıkandıktan sonra iyi kurulanmayıp nemli kalması mantar üremesi için çok uygun bir ortam yaratır. Tırnaklara bulaşma ise daha çok tırnak makası, törpü gibi tırnakta zedelenme de yapabilen ortak eşyalar aracılığıyla olur.
Aynı bölgede yerleşebilen egzema, sedef hastalığı ve benzeri bazı hastalıklar bazen çok yanıltıcı olabilir. Ayrımı, bir Deri Hastalıkları Uzmanı tarafından sağlıklı bir şekilde yapılmalıdır. Gerekirse laboratuar tetkiklerinden de yararlanılır. Tedavisi de Deri Hastalıkları Uzmanının önerdiği şekilde düzgün uygulanırsa sanıldığından çok daha kolay ve etkili olacaktır. Ayak derisi için en az bir ay, ayak tırnakları için en az dört ay düzenli tedavi gerekecektir. Ayak parmak aralarının kuru tutulması, yani yıkamadan sonra çok iyi kurulanması ve hatta pudralanması yeni bulaşma ve yinelemeleri önlemek için çok önemlidir. Ortak eşya kullanımını önlemek ve mantar bulaştığı düşünülen ayakkabı, çorap vb. eşyaların dezenfeksiyonu çok önemlidir.


Beyaz Lekeler * Yaz güneşi ortalığı kavuranda
Eser püfür püfür eyyam-ı buhur.
Şaşkınlar cıbıl, hem de ıslak duranda,
Gün gider, yel gider, beyaz lekesi durur.
Yukarıdaki dörtlükten de ifade edildiği gibi, halk arasındaki yaygın bir kanıya göre yazın eyyam-ı buhur (Sam Yeli) estiğinde güneş altında, hem de ıslak olarak kalınınca, derideki su damlacıkları mercek (büyüteç=pertavsız) görevi görerek deriyi zedeler ve beyaz lekeler oluşurmuş. Pek doğaldır ki geçerliliği olmayan bir düşünce, fakat en azından kendine göre bir mantık silsilesi var. Burada akla yanıtları zor olan şu sorular gelebilir: Su damlacıkları niye Sam Yeli estiğinde mercektir de esmediğinde değildir veya Sam Yeli Sam Amca tarafından mı gönderilir?
Sözü edilen hastalık, derideki beyaz lekelerin en iyi tanınanı ”Vitiligo” veya halk arasındaki adıyla ”Ala” adlı hastalıktır. Beyaza yakın açık renkleriyle dikkati çeken lekeler hastalığın tipik belirtileridir. Bunlar, kendi bildikleri gibi azalıp çoğalabilirler. Seyirlerini Sam Yeli değil, fırtınalar dahi değiştiremez. Görünüşlerinden başka hiçbir zararları yoktur, ağrı, kaşıntı yapmaz, yaşam süresini etkilemez, kimseye bulaşmazlar. Yalnızca bir estetik kusur olarak sorun yaratırlar. Nedeni bilinmeyen bu hastalıkta pek çok şey suçlanmışsa da kesin nedeni bulunamamıştır. Bilinen önemli özelliklerinden biri her hastada olmasa da kalıtımın etkili oluşudur. Bunun yanısıra her türlü zedelenme (çarpma, vurma, kesme, yanık vb.) hastalığın gelişimini kolaylaştırır. Özellikle gövdede yerleşen bir tür mantar hastalığı Vitiligoyu çok taklit eden belirtiler yapar ve bazen hekimler tarafından bile karıştırılır.
Bunun dışında, seyrek rastlanan bazı bulaşıcı hastalıklarda bu tür lekelere rastlanabildiği gibi yine bunlara benzeyen bazı doğum lekeleri veya bazı hastalıkların bıraktığı izler de bu hastalığı çok taklit eder.
Hastalığın kesin tanımı bir Deri Hastalıkları Uzmanı tarafından rahatlıkla konabilir, fakat tedavisinde başarı bu kadar kesin değildir. Güneş ışığı da dahil ışın tedavileri ve bazı yerel ilaçlar zaman zaman iyi sonuç verebilir. Fakat sonuç kişilere göre veya zamana göre değişebilir. Eğer bu lekeler kişi için önemliyse denemeye değer. Ayrıca çok güzel kamuflaj yöntemleri de vardır ve lekeleri çok iyi saklayabilirler.

__________________


Bitlenme * Bitlenme; yüzyıllardır var olan, günümüzde de tam çözümlenememiş, üstelik yalnız az gelişmiş ülkelerin değil, tüm gelişmiş ülkelerin de ortak bir sorunudur.
Bitler, zorunlu insan paraziti olan böceklerdir. İnsan vücuduna yerleştiklerinde kıl diplerinde ve elbise kıvrımlarında yuvarlanırlar. Deriden kan emerek beslenen bitler, yumurtalarını da kıllara veya elbise kıvrımlarına yapıştırırlar. Yerleştikleri bölgelere göre üç türlü bitlenme vardır. Baş ve gövde bitlenmesinde aynı bit cinsi yer alırken, cinsel organlar çevresinde yerleşenlerde bitin cinsi de farklıdır. En sık görülen ve iyi tanınan baş bitlenmesidir. Bu tip, özellikle okul öncesi ve ilkokul çağlarında sık görülür.
Çok ihmal edilmiş durumlar dışında; çok az sayıda bit, buna karşılık, saçlara yapışık çokça yumurta vardır. Kaşıntı çoktur ve buna bağlı egzama veya mikrobik olaylar da gelişebilir. Çocuklarda daha fazla görülen, yakın temasla doğrudan bulaşma olabildiği gibi; tarak, fırça, yastık kılıfı, şapka, eşarp vb. eşyalarla da dolaylı olarak bulaşabilir. Baş bitlenmesinde saç kazıtmak ne önerilebilir, ne de kabul edilebilir. Vücut bitlenmesi - her ne kadar seyrek görülürse de - daha çok toplu yaşam merkezlerinde karşımıza çıkar. Bitler, elbiselerde yerleştikleri için; vucutta yalnızca ısırık yerleri ve kaşıntı izleri vardır. Cinsel organlar çevresindeki şekil ise, en sık cinsel temasla, daha az olarak da iç çamaşırı, çarşaf vb. eşyalarla bulaşabilir. Bu hastalıkta; kafalarını kıl diplerine gömmüş bitler ve yumurtaları çok rahat görülürler. Kaşıntı çok belirgindir, cinsel organ çevresindeki kılların traşlanması yararlı olur. Tedavide çok etkin ilaçlar olmakla birlikte, zaman zaman ilaçlara direnç gelişebilmektedir (DDT en tipik örnektir). Bunu önlemenin temel yolu; hekim kontrolu dışında bu ilaçları gerekli gereksiz kullanmamaktır. Ayrıca, ilaçların bitler üzerine etkileri çok iyi olmakla birlikte, yumurtalar bazen etkilenmeyebilmektedir. Bunun için de 5 - 7 gün içinde ikinci bir uygulama önerilir. İlke olarak tüm aile tedavi edilmeli ve bulaşma kaynakları da çok iyi dezenfekte edilmelidir. Kaynamayla bozulmayacak eşyalar için kaynatma iyi bir yoldur


---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------

djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5251
Ticaret:
(0) %
23-12-2009 20:47
#6
El Egzamaları * Eller, dış ortamla sürekli temas kurmamızı sağlayan en aktif organlarımızdandır. Dış ortamla olan sürekli ilişki, çok çeşitli tahriş edici ve alerji yapabilecek maddelere dokunmanıza neden olabilir. En sık görülen egzamalar, tahriş sonucu ortaya çıkan egzamalardır. Bunun en tipik şekli ”ev hanımı egzaması”dır.
Sürekli olarak suyla temas etmek, sık el yıkamak veya çamaşır, bulaşık yıkamak, işin içinde sabun ve deterjan olmasa dahi, tahriş edicidir. Bu, derinin doğal nem ve yağının azalmasına ve kuruyup çatlamasına neden olur. Sabunların ve deterjanların güçlü yağ eritici özellikleri eklendiğinde bu sonuç kaçınılmazdır. Deri, uzun süre bu saldırılara, belirti vermeden, dayanabilir. Bir eşik noktası aşıldıktan sonra deride; kuruma, çatlama, soyulma, sızlama gibi şikayetler görülür ve bundan sonra en küçük bir temasta yinelenir. Solak olan kişiler dışında başlangıç, genellikle sağ el baş ve işaret parmaklarından olur.
Zaman geçtikçe ve koşullar aynı şekilde sürdükçe, diğer parmaklar ve avuç içine, bir yandan da diğer ele yayılır. Hem görüntü olarak kötüdür, hem de hasta eliyle bir şeylere dokunduğunda rahatsız olur. Ayrıca, bu çatlaklardan mikrop kapma tehlikesi de vardır. Buna ek olarak da, normalde avuç içi derisi kalın olduğu için geçemeyen, alerji yapıcı maddeler daha kolay geçebilir ve reaksiyona neden olabilirler.
Ev kadınlarının çoğunda görülen bu olay, suyla uğraşan diğer mesleklerde de görülebilir. En sağlıklı korunma yolu, suyla ve diğer tahriş edicilerle teması azaltmaktır. İş yapmak zorunda olunduğunda, içi pamuklu, dışı naylon eldiven giymek iyi bir korunma yoludur. Fakat bu da terlemeye yol açtığı için; yarım saat çalışmanın sonunda, eldiven çıkarılarak, on dakikalık bir ara verilmesinde yarar vardır. Ayrıca, her el yıkamanın sonunda, derinin nemini korumak ve yumuşak, elastik kıvamda kalmasını sağlamak için, bir el kremi kullanmak gerekir. Bunlar, hastalığın başlamasını önlemek veya düzeldikten sonra korumak için kullanılırlar, başlamış bir egzamada tedavi edici etkileri yoktur. Bu gibi durumlarda, kesinlikle bir deri hastalıkları uzmanının tedaviyi düzenlemesi gerekir. İşe başlamadan önce ellere sürülen ve hafif tahriş edicilerden koruyan bazı maddeler, eldiven kullanamayanlarda az da olsa yardımcı olabilir, fakat tam koruma sağlamazlar.
Ellerin, dış ortamla sürekli temas ettiği maddeler arasında, çok güçlü alerji yapıcı maddeler de bulunabilir. Bu gibi durumlarda; avuç içleri değil, el üstleri ve parmak araları daha çok etkilenir. Bu tip egzamalar, daha çok mesleklere bağlı olarak temas edilen özel maddelerle ortaya çıkar. En tipik örnekleri: İnşaat işçileri, fayansçılar gibi mesleklerde çimentoya; berberlerde saç boyalarına ve sağlık çalışanlarında eldivenlerin ana maddesi olan latekse bağlı olan egzamalardır.
Eğer eller sürekli su ve tahriş edici maddelerle temasta ise, hasar gören deride alerji yapıcıların yerleşmesi daha kolay olur ve bu tür egzamanın ortaya çıkması da kolaylaşır. Bunların başlangıç dönemleri; ani olarak ortaya çıkan, çok kaşıntılı, kızarık, sulantılı belirtiler halindedir ve kişiyi çok korkutabilir.
Hastalığa neden olan maddeyle yeniden temas olmazsa, yaklaşık olarak 10 - 15 gün içerisinde egzama gerileyebilir. Sık sık duzelip, yinelerse olay sürekli bir hal alır; deri sert, kalın, kaşıntılıdır ve her atakta kızarma ve sulanmalar buna eklenir. Bir deri hastalıkları uzmanı denetiminde ilk aşamalar kolayca denetim altına alınabilir ve müzminleşmiş olan durumlar, biraz daha inatçı olmakla birlikte, tedaviye iyi yanıt verir. Önemli olan, yinelemeleri öneleyebilmektir. Örneklerdeki gibi durumlarda egzamayla şüpheli madde ilişkisi çok nettir, fakat her zaman böyle kolay görünmeyebilir. Şüpheli durumlarda, özel deri testleriyle, şüpheli madde saptanmaya çalışılır. Şüpheli madde her zaman saptanamayabilir, saptansa bile bu maddeye karşı tolerans geliştirilmez, tek yapılacak şey bu maddeden uzak kalmaktır. Ayrıca, bu alerji yapan maddelere karşı direnci artırabilmek için ; elin suyla temasını normal ölçülerde tutmak gerekir. Yıkamalardan sonra el kremi kullanarak ellerin nem ve elastikiyetini korumak ve şüpheli maddelerle iş yapılması gerektiğinde, eldiven kullanmak yararlı olur. Bunların dışında ellerin su kabarcıkları ile seyreden, nedeni bilinmeyen mevsimsel egzamaları (dizidroz) ve özellikle avuç içlerinde nedensiz kaşıntı ve sertleşmeyle seyreden, daha çok da sıkıntı ve gerginliğe bağlanan, egzama tipleri vardır. Bu tip egzamalar birçok hastalığı taklit edebilirler. Bunların tanıları ve tedavileri, kesinlikle bir deri hastalıkları uzmanı tarafından yapılmalıdır.



________________________



Malign Melanom * Malign Melanom Nedir?
Derinin de vücudun diğer organları gibi iyi ve kötü huylu olmak üzere tümörleri vardır ve maalesef bu tümörlerin görülme sıklığı her geçen gün artmaktadır. Deri kanserlerini melanomlar ve epiteliomalar olmak üzere kabaca iki sınıfta toplayabiliriz. Bu tümörlerden,insan yaşamını etkilemesi açısından, önemle üzerinde durulması gereken Malign Melanomlardır (M.M.). Dünyada her yıl 25 000-30 000 arasında yeni M.M. olgusuna rastlandığı tahmin edilmekte ve bu sayı giderek artmaktadır. Bu kansere bağlı ölüm oranı erken tanı ve tedavi ile oldukça azalmaktadır. Ancak ihmal veya klinik olarak geç tanı konulması bu oranları düşürebilmektedir.
NE ZAMAN KUŞKULANILMALI ?
Her insanın vücudunda ben olabilir ancak bunların hepsini M.M. olarak düşünmek doğru değildir. Vücutta mevcut benlerde ani bir değişiklik (büyüme, kanama, renk değişikliği ve kaşıntı gibi) olduğunda veya ortada hiç olmayan bir renkli oluşumun hızla oluştuğu farkedilirse, bunların erkenden biyopsi yapılıp değerlendirilmesi gerekir. Asimetrik görünen, sınırları düzensiz olan, kendi içerisine farklı renkler içeren ve 6 mm den büyük çaplı renkli benler ise tehlikeli kabul edilip incelenmesi gerekir.
KİMLER ETKİLENEBİLİR ?
M.M. her yaş grubunda görülebilen bir deri kanseridir; ancak özellikle 20 li yaşlardan sonra görülmeye başlar. Çocuk yaş grubunda nadir görülür. Görülmesini arttıran faktörleri vardır. Özellikle açık tenli ve/veya mavi gözlü olmak, sarı veya kızıl saçlı olmak, güneşle fazla temas, ailede veya kendisinde displastik nevüs sendromu hikayesi, ailede veya bireyin kendisinde M.M. öyküsü, vücutta 20 nin üzerinde ben olması gibi bazı özel durumlarda kişinin özellikle dikkatli olması gerekir. Özellikle baş ve boyun bölgesinde görülmelerine rağmen son zamanlarda kadınların kol ve bacaklarında ve erkeklerin de gövdelerinde görülme sıklığında bir artış vardır.
MALİNG MELANOM NASIL TEDAVİ EDİLİR?
M.M. un en etkili tedavisi erken tanı ve tedaviden geçer. Bir milimetre kalınlığın altında yakalanan M.M. larda yaşama oranı yeterli tedavi ile % 100 lere ulaşmaktadır. Erken tanı için aylık periyotlarla kişilerin kendi vücutlarını muayene ederek yeni oluşan lezyonların hızlı şekilde farketmek ve bir uzmana danışmaktir. Tedavide en önemli basamak lezyonun ilk çıkarıldığında yeterli genişlikte ve derinlikte çıkarılmasıdır. Toplumumuz içindeki yanlış birtakım inanışlardan dolayı (beninle oynama veya oynatma kanser olursun vb.) maalesef hastalar doktorlara geç gelmekte ve tedavi sonuçları bu durumdan olumsuz etkilenmektedir. Çünkü M.M. için geç kalındıgında tedavi ve sonuçları erken aşamada olduğu gibi yüz güldürücü değildir. Geç olgularda cerrahi sonrası bölgesel lenf bezlerinin temizlenmesi, bölgesel veya sistemik kemoterapiler veya immunoterapiler gibi ilave tedavi yöntemleri de vardır.



Sivilce * Sivilce ve ergenlik sivilcesi de denilen ”Akne” adlı hastalık, yaşamsal önemi olmamakla birlikte estetik açıdan önemli sorunlar yaratmakta, hatta psikolojik bozukluklara da neden olmaktadır.
Konu hakkında öncelikle bilinmesi gereken, Akne’nin tedavi edilebilir bir hastalık olduğu ve pek çok tedavi olanağımızın olduğudur. ”Sivilce iyileşmez” önyargısı hastayı umutsuzluğa, hekimi başarısızlığa ???ürecektir. Başarı ise uzun vadeye yayılmış iyi bir hasta-hekim diyaloğu ile olur. Hastalığın nedeni kesin belli olmamakla birlikte yağ bezlerinin irileşmesi ve anormal çalışması temel bozukluk olup, yağ bezleri ağzındaki bakterilerin dolaylı bir katkısı vardır; yağ bezlerinin çalışmasındaki bozukluğun nedeni ise henüz kesinliğe kavuşmamıştır. Hormonlar sınırlı bir ölçüde etkilidir. Buna karşılık, yiyeceklele (kuruyemiş, kola, kızartma vb.) hiçbir ilgisi yoktur. Karaciğerin bu konudaki suçsuzluğu kanıtlarıyla belgelenmiştir. Psikolojik faktörlerle ilişkisi ise tavuk-yumurta ilişkisi gibi olup, kimin neden, kimin sonuç olduğu belli değildir. Makyajın etkisi ise abartıldığı kadar fazla olmayıp, yalnızca yağlı ürünler, arttırıcı etki yapar.
Sivilcelerin başlangıç yaşı 13-15 arasıdır. Zaman içinde kendiliğinden geriler fakat, gerileme yaşı kişiden kişiye değişir ve bazılarında 35 yaşına kadar uzayabilir.
Yüzün dışında sırt ve göğüs diğer yerleşim alanlarıdır. Erken belirtiler siyah noktalar olup, kırmızımsı kabartılar, cerahatli oluşumlar ve daha şiddetli olgularda derin kistler görülür. Derin yerleşmiş alanlarda iz kalma şansı fazladır ve daha inatçıdırlar. Tedavide hastanın da, hekimin de başarıya inanması ve gerekli direnci göstermesi ön koşuldur. Hastanın tedaviden ne bekleyeceğini bilmesi gereklidir. Çünkü Akne yavaş iyileşir, tedaviyle ikinci ayın sonunda %30-40, altı ayın sonunda %80-90 iyileşme beklenir. Tedavinin bitiminden sonra ise uzun aralıklı takiplerle bir idame tedavisi düzenlenerek tekrarlamalar önlenir. Zaman zaman ağız yoluyla alınan ilaçlara başvurulsa da, temel tedavi yerel ilaçlarla olur. Bakterileri baskılayan ilaçlar ve soyucu ilaçlar tedavinin aslını oluşturur. Tedavide amaçlanan, en az yan etkiyle en iyi sonucu almaktır. Sonuç almakta zorlanılırsa, kademe kademe yeni tedaviler denenir. Aknenin tipi ve şiddetine göre doktor tedaviyi düzenleyecektir. Tedavi sırasında deride bazı tahriş belirtileri, yani kızarma, kepeklenme ve soyulma gibi yan etkiler olabilir. Bunlar geçici olup tedavi sürdürüldükçe azalacaktır. Eğer doktorunuza güvenir ve sonuç alınacağına inanırsanız, sivilceli dolaşmanız için hiçbir neden yoktur.









Şark Çıbanı * Şark Çıbanı (Deri Layşmanyozisi):
Hastalığın bir doğu kökeni olmakla birlikte, doğuyla batının sınırı çok net olmadığı için, her ulus kendinden daha doğudan bir isim yakıştırmıştır. Antep Çıbanı, Halep Çıbanı, Delhi Çıbanı gibi isimlerle de anılmaktadır. Orta ve Güney Amerika, Avrupa, Afrika, Asya yaygın olduğu alanlardır. Ülkemizde de geleneksel olarak şark çıbanı izleri, doğu kökenli yurttaşlarımızın ”alamet-i farikası” gibidir. Fakat son zamanlarda ulaşımın kolaylaşması, turizmin gelişmesi, hem insanların hem de hastalığı taşıyan böceklerin bir yerden bir yere gidişini, dolayısıyla hastalığın da görülebilme olasılığını arttırmış ve bölgesellik özelliğini azaltmıştır.
Hastalığı yapan parazit (Layşmanya Tropika) bir hücreli bir hayvancık olup, ”Tatarcık” adı verilen irice sineklerin ısırmasıyla bulaşır. Bu sinekler, hayvanları başka insanlardan veya bazı kemirgenler, köpek, çakal, tilki gibi hayvanlardan alıp, hiç bir ücret talep etmeksizin, emdiği kan karşılığında (boğaz tokluğuna) insanlara taşır. Isırılan bölgede parazitin tipine ve hastanın direncine göre, altı aydan bir kaç yıla kadar olabilen (genellikle bir yıl gibidir ve bu nedenle ”Yıl Çıbanı” adı da verilir) bir süre içerisinde iyileşir. Önce bir kızartı, sonra yerinde bir yara ve kabuklanma oluşur, geçerken de çok karakteristik izini bırakır. Tedavide erken davranılırsa iz bırakm
---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------

djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5251
Ticaret:
(0) %
23-12-2009 20:48
#7
Tırnaklar ve Tırnak Hastalıkları * Tırnaklar, parmak uçlarını zedelenmeden koruyan, tutmayı kolaylaştıran deri ekleridir. Bütün bu işleri yapabilmek için tırnaklar, deriden gelişirken sert boynuzsu bir durum alırlar. Bu sert boynuzsu kısma ”Tırnak Plağı” adı verilir. Bu plak yarı saydam olup, altındaki olayları görmemize kısmen izin verir. Görünen pembe renk, plağın altındaki tırnak yatağına aittir.
Tırnakların şekli kişilere göre değişmekle birlikte, genellikle oval veya üçenimsi şekillerdedir. Tırnakların parmağın ucuna bakan kısmı serbesttir, iki yan ve dip kısımlarından deriye tutunmuştur. Ayrıca bütün tırnak plağı altındaki tırnak yatağına çok sıkı bir şekilde yapışıktır. Yerinden ayrılmaya çalışılırsa çok acı verir, bu nedenle de ”tırnak sökmek” acı vermenin, eziyet etmenin simgelerinden biridir. Tırnakların yapımı, deriye bağlandıkları dip kısmın arkasında gerçekleşir ve tırnaklar bu dip kısımlarından uzarlar. Tırnakların uzaması saçlar gibi dönemsel değildir. Kesintisiz olarak ömür boyu sürer. El tırnakları ayak tırnaklarından daha hızlı uzar. El tırnaklarının tam yenilenmesi 3 - 4 ayda, ayak tırnaklarınınki 6 - 8 ayda olur. Tırnak yiyenlerin tırnakları, sökülen veya düşen tırnaklar ile hamilelerin tırnakları daha hızlı uzar. Bazı vitaminlerin eksikliği, aşırı yorgunluk, aşırı zayıflık, beslenme bozuklukları, bazı süregen hastalıklar ve bazı ilaç zehirlenmeleri tırnak uzamasını yavaşlatabilir.
Sağlıklı bir tırnak; parlak, pürüzsüz yüzeyli, esnek ve dış etkenlere dirençlidir. Vücuttaki değişik hastalıklar, fiziksel etkenler, ilaçlar, doğrudan tırnakları tutan hastalıklar, tırnaklarda bozukluğa neden olurlar. Tırnaklardaki bu bozukluklar hem estetik kusur oluşturur, hem de tırnakların işlevlerini bozar. Tırnakların renk değişiklikleri çok önemlidir ve hastalık belirtisi olarak ele alınmalıdır. En sık görülen renk değişikliği beyazlaşmadır. Beyazlaşmaların hesin nedeni belli olmamakla birlikte; manikür sırasındaki zedelenmeler, bazı mantar hastalıkları, bazı genel hastalıklar, bazı ilaçlar veya kimyasal maddeler, bazı vitamin eksiklikleri neden olabilir. Sarı renk; bazı mantar hastalıkları, bazı ilaçlar veya tırnaklara yerleşen bazı boyalarla ilgili olabilir. Turuncumsu renk daha çok sedef hastalığında görülür. Sürekli sigara içimi de tırnaklarda sarı - esmer renklenmeye neden olur. Koyu renkler değişik tonlarda olabilir. Gri - esmer ve kahverengi renkler, kalınlaşmanın olduğu durumlarda sık görülür. Kalınlaşma olmaksızın bu renkler görüldüğünde; mantar hastalıkları, bazı bakterilerin yaptığı bozukluklar, dıştan temasla tırnağa yerleşen boyalar akla gelmelidir. Bazı hormonal nedenler de olabilir. Mavi - siyah renk de ilaçlarla ortaya çıkabilir. Eğer siyah (veya siyaha yakın) leke sınırlı bir alanı tutuyorsa, ilk önce tırnak altı kanamaları akla gelir. Fakat aynı zamanda ”Melanoma” adlı çok tehlikeli bir kanser türünün de habercisi olabilir. Leke, tırnakla beraber ileri gidiyorsa kanamadır. Boyuna çizgiler halindeki siyah lekeler, sıklıkla ilaçlara bağlı görülür. Fakat tırnak altındaki bir ben veya ”Melanoma”nın belirtisi de olabilir.
Tırnak uçlarındaki küçük, siyah çizgiler ise yüzeysel kanamalara bağlıdır. En çok zedelenmelerle oluşur. Bunun yanısıra sedef hastalığı ve başka bazı hastalıklarda da görülebilir.
Tırnaklarda en sık görülen bozukluklardan bir tanesi, tırnakların kalınlaşıp, kabalaşmasıdır. Tırnak, kalınlığın yanısıra; sert kuru, gevrek, kolay parçalanır bir haldedir, esnekliğini kaybetmiştir. Tırnağın rengi de sarı-esmer, kahverengi bir görünüm alır. Bu tür değişikliklerin nedeni daha çok tırnakları tutan mantar hastalıklarıdır (Onikomikoz). Uzun süren ayak mantar hastalıkları sonucu bulaşma olabilir veya ortak kullanılan törpü, tırnak makası gibi tırnaklarda zedelenmeye yol açabilecek aletlerle bulaşır. Kalınlaşma ayak tırnaklarındaysa ayakkabı giymeyi dahi zorlaştırabilir ve ağrı yapabilir. Sedef hastalığı tırnaklara yerleştiğinde, diğer belirtilerin yanı sıra, mantar hastalığını çok andıran bir kalınlaşma da yapar ve ayırımı çok zor olabilir. Renk farklılıkları bazen ayırdettirici olursa da; mantarların, laboratuvarda test ettirilmesi en sağlıklısıdır. İleri yaşlardaki kişilerde, dolaşım bozuklukluğuna bağlı olarak, benzer tipte kalınlaşmalar görülebilir. Üzerinde belirgin boyuna çizgiler de vardır. Ayrıca bazı kalıtsal bozukluklarda da tırnak kalınlaşmaları görülebilir. Tırnak plağının yatağından ayrılması, yani tırnak plağıyla tırnak yatağı arasında bir boşluk oluşması da sık görülen bir durumdur. Başta sürekli bulaşık ve çamaşır yıkamak olmak üzere; ev işleri, hamur yoğurma, macun ve kil yoğurma, çiğ köfte yoğurma kolaylaştırıcı nedenlerdendir. Boşluk, serbest uçtan başlar ve içerisine dolan kirlerden dolayı koyu renkli görülür. Bu kirlerin temizlenmesi için sivri ve sert bir cisim kullanılması, boşluğun daha derinleşmesine yol açar ve bu boşluğa bakteri ve mantarlar da yerleşebilir. Ayrıca sedef hastalığı, mantar hastalıkları, egzamalar, bazı ilaçlar ve genel hastalıklar da bu boşluklara neden olabilir.
Tırnak batmaları, genellikle dar ayakkabıların baskısına bağlı olarak ortaya çıkarlar ve ayak baş parmaklarında görülürler. Baş parmak tırnaklarının çok dipten kesilmesi de batmayı kolaylaştırır. Tırnakların kısa kesilen yan kenarları, deri içerisine doğru ilerler ve bu alanda; önce ağrı, sonra iltihaplanma ve daha sonra da bu bölgede et parçası gibi anormal bir doku gelişmesine yol açar. Bunu önlemek için, geniş ayakkabılar giyilip, tırnak uçları uzunca tutulmalıdır.
Tırnak çevresi iltihaplanması (Dolama), zedelenme sonucu bakterilerin ve uzun sürerse mantarların devreye girmesiyle oluşur. Ev işleri, sık ıslanma ve kuruma, manikürde zedelenme, kolaylaştırıcı nedenlerdir. Şişme, kızarma ve cerahatlenme görülür. Zedelenmeden korunması, özellikle manikürde dikkatli olunması ve ev işlerinde eldiven kullanılması önemlidir.
Son olarak, tırnakların korunma ve bakımları için birkaç öneri:
· Su, sabun, deterjanla yapılacak işlerde muhakkak eldiven kullanılmalıdır.
· Her yıkamadan sonra tırnaklar da, ellerle birlikte, iyice kurulanmalı ve koruyucu kremler sürülmelidir.
· Tırnak altında biriken kirler, yumuşak bir firça ve sabunlu suyla temizlenmelidir.
· Sıkı, sert ayakkabılardan kaçınmak gerekir.
· Yağlı cila sökücüler, daha az hasar yapar.
· Tırnak cilaları zararlı değillerdir, hatta tırnak direncini %5 kadar arttırırlar.
Takma tırnakların çok sıkı yapıştırılması ve uzun süre kalması, ciddi hasara yol aç









Uyuz Nedir * Halk arasinda ”Gidişik” adı verilen hastalık, yalnız insanlarda yaşayabilen ve gözle görülmeyen böceklerde bulaşan, çok kaşıntılı bir hastalıktır.
İnsandan insana; aynı yatakta yatmak gibi uzun süreli temasla veya çarşaf, çamaşır gibi ortak kullanılabilen eşyalarla bulaşabilir. İlk kez uyuz olanlarda kaşıntı 20 - 30 gün sonra, daha önce geçirenlerde ise çok kısa sürede ortaya çıkar.
Kaşıntının şiddeti, yaygınlığı, gece artması ve ailesel özelliği çok tipiktir. El parmak araları, dirsekler, karın, kalça, cinsel organlar, memeler en çok yerleştiği bölgelerdir. Yoğun kaşıntı izleri ve az sayıda böceğin kazdığı tüneller görelbilir.
Aşırı kaşıntı, mikrop kapmalara veya egzama gelişimine neden olabilir. Bebeklerde ve bağışıklık sistemi zayıf olan kimselerde, normalde tutmadığı saçlı deri, avuç içi, ayak tabanı gibi alanlarda yerleşerek, daha şiddetli olabilir. Her insanda hastalığa yakalanma olasılığı aynıdır; fakat, aynı ev içerisinde çok sayıda insanın yaşadığı, yatılı misafirliğin sık olduğu kesimlerde yayılma daha hızlı olur. Tedavisi çok zor olmasa da uğraştırıcıdır ve titiz bir uygulama gerektirir.
Birinci ilke; bir kişinin hasta olduğu bir evde herkesin tedavi olması, ikincisi ise bulaşma kaynaklarının dezenfeksiyonudur. Çamaşır ve çarşaflar kaynatılabilir, kaynatılamayan eşyalar, kızgın ütüyle ütülenebilir veya bir hafta insandan uzak kalacak şekilde, :-):-):-):-)l veya plastik bir kapta saklanarak; insan dışında uzun süre yaşayamayan böceklerin ölmesi sağlanır. Uzun araştırmalara karşın uyuzun iğne veya hap şeklinde, yaygın deyişle ”içten kesecek” bir tedavisi bulunamamıştır. Bu nedenle deriye sürülerek böcekleri öldüren ilaçlar kullanılır. Uygulamada en önemli nokta, böceğin sevmediği baş ve yüz dışında, ilaçların tüm vücuda önerilen aralıklarla sürülmesi ve tedavi süresi içinde bölgenin, ilaçsız kalmamasıdır. Bu süre, ilaçlara göre 12 - 72 saat olabilir. Önemli olan, erken dönemde doktora başvurup; hastalığı, çevreye yayılmadan ve başka sorunlara neden olmadan denetim altına alabilmektir.



Akne Vulgaris Sivilce * TEMEL BİLGİLER
TANIMLAMA :
Akne ( Sivilce) derideki yağ bezlerinin,erkeklik hormonu (Androjen) tarafından uyarılması ile oluşan,içi cerahat dolu veya siyah noktalar ihtiva eden,nadiren nedbe dokusu ile iz bırakarak iyileşen bir deri hastalığıdır.
Görülme sıkılığı:
Adolesanların yaklaşık 100 %’ü az ya da çok derecede etkilenir ancak, sadece% 15′i doktora başvurur.
Cinsiyet:
Erkek= Kadın (erkeklerde daha ağır seyretme eğilimi vardır.)
BELİRTİ VE BULGULAR
• Kapalı komedonlar (beyaz noktalar)
• Açık komedonlar (siyah noktalar)
• Kızarıklık ve ödemin eşlik ettiği ya da etmediği püstüller (kistler)
• Nedbe dokuları
• Lezyonlar, alın, yanak ve burun üzerinde ortaya çıkar ancak sırt ve göğüs ortasına kadar yayılabilir.
NEDENLERİ
Erkeklik hormonu yağ bezlerinin ucunun siyah noktalarla tıkanmasına yol açan keratin döngüsünü uyarırlar. Yağ bezlerinin ürettiği peynirsi madde (sebum) tıkaçın ardında birikmeye başlar.Bakteri varlığında, biriken muhteva iltihaplanarak sivilce oluşur.
RİSK FAKTÖRLERİ
• Ergenlik çağına giriş.
• Erkek
• Bazı ilaçlar( Doğum kontrol hapları,iodidler, bromidler, lityum, fenitoinler, kortizon)
• Temizleyici kremler, nemlendiriciler, yağlı fondötenleri içeren birtakım yağlı kozmetikler.
• Deri yüzeyinin herhangi bir şekilde kapatılması.
• Sıcak , nemli iklimler
TEDAVİ
GENEL ÖNLEMLER
• Siyah noktalarla tıkanmış alanların boşaltılması
• Temizleme- yumuşak bir sabunla günde birkaç defa hafifçe yıkamak yüzeyel yağlanmayı kontrol edecektir. Daha sık yıkanması deriyi tahriş eder.
• Yağsız güneş koruyucuları- bazı tedavi olmayan vakalarda ultraviole ışınları ile bir miktar iyileşme sağlanmakla birlikte, tedavide kuilanıjan ilaçlar Ultraviole ile ters etkileşim gösterir. Uzun dönem Ultraviole ye maruz kalmak kalıcı deri hasarına neden olur.
DİYET
• İyi beslenmeye yönelik öneriler
• Akneyi (Sivilceleri) iyileşlirebilen özel bir diyet tarii edilmemiştir. Çikolata ve yağlı yiyecekler akneyi(Sivilceleri) artırmazlar.
HASTANIN EĞİTİLMESİ
• Hastanın aknenin kesin bir tedavisinin olmadığını, tedavilerin sadece hastalığı ve lezyonları kontrol altına almak için yapıldığını bilmesi önemlidir.
• Tüm tedavi şekillerinde etkinin ortaya çıkması en az 4 hafta sürer.
• Topikal ajanlar yüzün kızarmasına ve kurumasına sebep olurlar, bu yüzden bir çok kişinin bu ilaçların kullanımına devam etme konusunda teşvik edilmesi gerekir.
TERCİH EDİLEN İLAÇLAR
• Özellikle haifi derecedeki sivilcelerde deriye uygulanan krem ve losyonlar en iyisidir.
• Benzoyl peroxide % 5 kuru cilde gece yatarken sürülür.
• Retinoik asid % 0,025 oranlarındaki konsantrasyonlardan başlayarak gece yatarken kuru cilde sürülür. Jel formu da (Retinojel % 0,025, % 0.05)0 vardır ve oldukça kurutucudur. Başlangıç aşamasında lezyonların artmasına neden olur.
• Kislik lezyonlara eritromisin yada Klindamisin % 2 solüsyon uygulanması
• Tetrasıklin 250 mg günde dört defa 7-10 gün kullanılması ve dozun en düşük etkin doza kadar azaltılması.
BEKLENEN GELİŞME VE PROGNOZ
Zaman içinde yavaş yavaş iyileşme meydana gelmesi
GEBELİK:
• Akne lezyonlarında remisyon ya da artışa sebep olabilir.
DİĞER NOTLAR
• Akne (Sivilce), genellikle hasta için, doktora ifade ettiğinden daha ciddi bir sorundur
• Akne (Sivilce) zamanla geriler
---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------

djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5251
Ticaret:
(0) %
23-12-2009 20:49
#8
AFT
TARİF:
Aft ağız içerisinde sıklıkla yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, diş eti üzerinde görülen solgun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş lezyonlardır. Toplumun %18-20 az ya da çok aft sorunu ile karşı karşıyadır. Bayanlarda daha sıklıkla rastlanır. Aft genellikle tek olarak seyretse de aynı anda birkaç bölgede birden görülebilmektedir.
Aftın oluş nedenini belirlemek için çeşitli araştırma yapılmıştır. Ancak aftın oluşumunu hızlandırıcı ve seyrini kötüleştirici birçok faktör faktör saptanmasına karşın oluş nedeni tam olarak belirlenememiştir.
Bu nedenle aft oluşumunu hızlandıran ve iyileşmesini geciktiren faktörlerden bahsetmek mümkündür.
Aft oluşumunda hangi faktörler önemlidir?
STRES
Günümüzde migren, yüksek tansiyon ve gastrit gibi birçok hastalığın nedenleri arasında kabul edilen stres aft oluşmasının en önemli nedenlerinden birisidir.
Hanımlarda premenstural gerginlik(adet öncesi dönem) de aft oluşumunu hızlandıran faktörlerdendir.
YİYECEKLER
Turunçgiller, sirke, turşu, patates cipsi, tuzlu ve baharatlı çerezler gibi ağız mukozasını tahriş edebilen yiyecekler aft oluşumunu hızlandıran önemli faktörler arasında sayılmaktadır.Bunların yanı sıra bazı bünyeler için alerjik olabilen kara buğday, çavdar, arpa, çikolata, fındık, kabuklu deniz hayvanları, soya, domates, bazı patlıcan, elma, incir, peynir gibi yiyecekle.de aft oluşumunu hızlandırırlar.
TRAVMA
Yanak dil dudak ısırma, sert yiyeceklerin tahrişi ve yumuşak olmayan diş fırçalama işlemleri ve iyi adapte olmayan protezlerin neden olduğu vuruklar aft için uygun zeminin oluşmasına yardımcı olurlar.
DİŞ MACUNU
Diş macunlarının temizleme özelliğini artırmak için köpük yapıcı olarak yapılarına katılan “sodyum lauryl sulhate” ( SLS ) mukoza hücrelerinin yıkımını artıran tahriş edici bir kimyasaldır. SLS bu özelliği ile aft oluşumu üzerine direkt etkili olan bir maddedir.
Özellikle aft sorunu olan kişilerin kullanabilmesi için günümüzde daha az oranda (%1.25) SLS içeren diş macunları üretilmektedir. (Tom’s of Maine Natural Toothpaste , Oral-B Sensitive Fluoride Toothpaste.)
SİSTEMİK HASTALIKLAR
Behçet Hastalığı: Genital ülser, konjuktivit, retinit, lokositoz gibi, birçok sistemik belirtiler yanında ağız içerisinde oluşan tekrarlayıcı aftlarla kendini gösteren bir hastalıktır.
Birçok malign ve otoümmin hastalıklarla birlikte de tekrarlayıcı aftlar görülebilmektedir.
DİĞER NEDENLER
B12 vitamini ve demir noksanlığı,sigara içme, tütün çiğnemenin gibi alışkanlıkların de aft oluşumuna katkıda bulunan önemli faktörler olduğu bilinmektedir.
yukarı
Tedavi
Aftlar herhangi bir tedavi uygulanmasa da genellikle 7-10 gün sonra kendiliğinden iyileşmektedir. Aft sorunu ile karşı karşıya olanların aşağıda sıralanan işlemlerden birini yada birkaçını uyguladıklarında daha rahat bir periyot geçirmeleri mümkündür:
Ağrıyı azaltmak ve iyileşme periyodunu kısaltmak için:
Sıcak, asidik ve tahriş edici gıdalardan kaçınılmalır.
“2% hydrogen peroxide” solusyonuna batırılan pamuk yada gazlı bez ile aft bölgesi temizlenebilir.
Su ile karbonat karışımından hazırlanan ince yapılı bir krem aft üzerine sürülebilir.
Yarım bardak suya yarım kaşık tuz ilavesi ile elde edilen solusyonla günde üç kez gargara yapılabilir,
Yemeklerden önce aft bölgesine “xylocaine” solusyonu ya da ağız için hazırlanmış anestezik kremler uygulanabilir.
Aft üzerine uygulanacak “orabase”, “Gly-oxide”, “Cankaid”,”Ambesol” gibi ağız içi kremler uygulanabilir.
“sucralfate” tableti ılık suda eritip gargara yapılabilir.
Özellikle aftı başlangıç aşamasında “tetrasiklin” tableti suda eriterek elde edilen solusyon ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.
Gene aftın başlangıç safhasında bölgeye bir topikal steroid “%0.1 lik triamcinalone” uygulanması ya da steroidli bir gargara “betamethasone syrup” ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.
“Chlorhexadine” gargaralar iyileşme periyodunu kısaltır.
“Tetrasiklin” şurup la hazırlanan 12,500 unite “nystatin”, 1.25 mg “diphenhydramine”, ve 0.25 mg/m “hydrocortisone” karışımı ’shotgun’ solusyonu olarak kullanılabilir.


Atopİk Dermatİt ( Egzema ) Nedİr * Kronik, tekrarlayan, pembe renkli, yüzeyi pütürlü olan kaşıntılı döküntülerdir. Aktif lezyonlar tüm vücütta
yaygın veya bir bölgede sınırlı olabilir. Bunlar pembe renkli, sulantılı, kaşıntılı lezyonlar şeklinde olabilir.
Aşırı kaşınma sonucu enfekte olabilirler. Lezyonların sürekli olarak nüks ettiği veya iyileşmediği
dönemlerde cilt kalınlaşması, çizgilenmesi, soyulmalar ve renk koyulaşması olabilir. Hastalığın
başlangıç yaşına göre lezyonların vücüttaki dağılımı farklılık gösterir.
1. İnfantil ( bebeklik dönemi ) Atopik Dermatit:
2 ay-2 yaş arası çocuklarda görülür. Lezyonlar özellikle yüzde ( sıklıkla yanaklarda ), saçlı deride,
boyunda, sırtta, diz ve dirsek bölgelerinde oluşur. Bu dönemde başlayan hastalık 3 yaşında
iyileşebilir veya ileri çocukluk yaşlarında da devam edebilir.
2. Çocukluk Çağı Atopik Dermatiti:
2-12 yaşlar arasında görülür. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü, diz arkası, boyun, el bileği ve ayak
bileğinde görülür. Lezyoların olduğu cilt bölgelerinde kuruluk, çizgilenme, sulanma ve kaşıntı vardır.
3. Erişkin Dönemi Atopik Dermatiti:
Çocukluk çağı atopik dermatitinin devam etmesi veya ilk kez 12-20 yaşlar arasında başlayan cilt
hastalığı şeklinde ortaya çıkabilir. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü ve diz arkasında bulunur. Bazen
ellerde de olabilir. Genellikle ciltte çizgilenme, kalınlaşma ve rengin kahverengileşmesine neden olur.
Bazen göz çevresi ve ağız çevresinde kuruluk ve cildin dökülmesi eşlik edebilir. Genellikle kronik
seyirlidir.
Atopik Dermatite Eşlik Edebilen Bulgular:
· El ve ayak tabanı çizgilerinin belirginleşmesi
· Göz altında koyu gölgeler
· Yanak, sırt, kol ve bacakta sınırları belirgin soluk renkli bölgeler
· Atopik dermatiti olan bebekler ileriki yıllarda astım veya allerjik rinit olabilirler
Atopik Dermatit ( Egzema ) Nasıl Tedavi Edilir?
1.Koruyucu Önlemler:
Bu hastaların ciltleri aşırı kurudur. Cilt kuruluğu belirtilerin alevlenmesine neden olur. Bu nedenle
cildin sürekli olarak nemlendirilmesi son derece önemlidir. Ayrıca bu kişiler normal sabun
kullanmamalıdır. Kremli sabunların kullanılması önerilir. Terleme şikayetleri arttırdığından, özellikle
sıcak havalarda dikkat edilmesi önerilir. Tetkiklerde belirtilere sebep olan herhangi bir allerjen (
inek sütü, yumurta, ev tozu akarı gibi ) saptanırsa, bu allejenden kaçınmak için doktorun önerdiği
önlemler mutlaka alınmalıdır.
2.İlaç Tedavisi:
1.Kaşıntı önleyiciler ( antihistaminikler-şurup, tablet )
Bu hastaların en önemli şikayeti kaşıntıdır. Bu şikayetlerin ortadan kalkması için doktorunuzun
önerdiği ilacı şikayetlerin alevlendiği dönemlerde kullanmak gerekir.
2.Lokal Kortikosteroidler ( merhem, krem )
Cilt lezyonlarının aktif olduğu dönemlerde lezyon üzerine haricen ince bir tabaka halinde doktorunuzun önerdiği kullanma süresi dikkate alınarak uygulanır. Bu ilaçlar doktorun önerdiği nemlendirici ile cilt nemlendirildikten sonra uygulanmalıdır.



Atopİk Dermatİt-2- * 1. Atopik dermatit nedir, nasıl bir hastalıktır?
Atopik dermatit, bebeklik ve çocukluk döneminde oluşan, ancak yetişkinlerde de görülebilen, yinelemelerle karakterize, kronik, kaşıntılı bir deri hastalığıdır. Çocukluk döneminde başlayan atopik dermatit, hastaların %90’ından fazlasında, ergenlik dönemi sonrasında da devam eder. Sıklıkla kişisel ve ailesel atopik dermatit, alerjik nezle ya da astım hastalığı öyküsü ile birlikte bulunur.
2. Semptomları nelerdir?
Atopik dermatitin klinik görünümü ve belirtilerin dağılımı hastanın yaşına ve hastalığın şiddetine göre değişiklik gösterir. Akut belirtiler kızarıklık ve kaşıntı şeklindedir. Akut atopik dermatit sıklıkla bebeklerde görülür ve yüzü, saçlı deriyi ve kol ve bacakların dış yüzeylerini etkiler. Büyük çocuklar ve yetişkinlerde, deride kalınlaşma ve deri çizgilerinde belirginleşme ile karakterize, kronik atopik dermatit ile karşılaşılır. Belirtiler boyun, göz kapakları, dirsek önü ve diz arkası gibi bölgelerde yoğunlaşır. Hastalığın her döneminde deri kuruluğu mevcuttur. Atopik dermatitli hastalarda virus, bakteri ve mantar hastalıkları daha sık gelişir. Kaşıntı olmaksızın atopik dermatit tanısı konamaz. Atopik dermatitli hastalarda kaşıntı gün boyu aralıklı seyrederken, genellikle akşamları ve geceleri daha şiddetlenir. Bu durum hastaların uyku düzenlerinin bozulmasına neden olabilir.
3. Atopik dermatitin ortaya çıkma sebepleri nelerdir?
Atopik dermatitin oluşmasında genetik, immünolojik ve çevresel etkenler rol oynamaktadır. Hastaların %80’inde ev tozu allerjenleri, polenler, küf mantarları gibi hava yolu ile alınan allerjenlere ve gıdasal allerjenlere karşı antikorlar bulunur. Bakterilerin de atopik dermatitin gelişimine katkıda bulundukları düşünülmektedir.
4. Atopik dermatitin tedavi yöntemlerinden söz eder misiniz? Kesin tedavisi mevcut mu? Yeni gelişmeler var mı?
Atopik dermatitin tedavisinde farklı güçte değişik yerel kortikosteroid preparatları yaklaşık yarım yüzyıldan beri derideki kızarıklığın, ödemin ve kaşıntının tedavisinde kullanılmaktadır. Bu grup ilaçların deride incelme, deri enfeksiyonları, deri çatlamaları, kılcal damar genişlemeleri, deri içi kanamaları gibi yan etkileri vardır ve geniş yüzeylere sürüldüklerinde deriden emilip kana geçerek sistemik yan etkiler oluşturabilirler. O nedenle kortikosteroid kremlerinin geniş deri yüzeylerinde, göz çevresinde ve boyun, yüz, koltuk altı ve kasıklar gibi derinin ince olduğu bölgelerde doktor kontrolünde dikkatlice kullanılması gerekir. Deride infeksiyon varsa yerel kortikosteroidler uygulanmamalı, kullanım için hekimin direktiflerine dikkatle uyulmalı ve hekimin önerisinden daha uzun süre kullanılmamalıdırlar.
Atopik dermatit tedavisinde tıbbın her alanında olduğu gibi yenilikler ve yeni tedavi olanakları ortaya çıkmaktadır. Örneğin steroid (kortizon) içermeyen bu nedenle de yukarıda sözü geçen yan etkileri bulunmayan yeni ilaçlar geliştirilmiştir. Bu preparatların deriden emilimi çok az olduğundan özellikle bebeklerde ve erişkinlerde hassas bölgeler ve geniş alanlarda bile güvenli bir şekilde kullanılabilmektedir.
5. Hastalığın ilerlemesini önlemek için hastalar günlük yaşamlarında nelere dikkat etmelidir? Ne gibi önerileriniz olabilir?
Duştan hemen sonra, krem ya da merhem şeklindeki nemlendiriciler uygulanmalıdır. Banyoda ılık su tercih edilmeli sabun kullanımı sınırlanmalı ya da daha iyisi sabun içermeyen temizleyiciler kullanılmalıdır. Kurulama hafifçe bastırılarak yapılmalı, havlu ile kuvvetle ovarak kurulama işleminden kaçınılmalıdır.
Çocukların tırnakları kısa ve temiz olmalıdır.
Atopik dermatitin alevlenmesine yol açan, sabun ve deterjanlar, kimyasal çözücüler, beyazlatıcılar, boyalar, yün ve sentetik kumaşlar, alkol içeren deri bakım ürünleri, kozmetikler ve parfümler gibi irritanlarla temastan kaçınılmalıdır.
Soğuk havalarda deriyi en fazla koruyacak şekilde giyinilmeli, Yazın ince ve pamuklu giysiler tercih edilmelidir.
Yataklarda, halk arasında ev tozu böcekleri olarak bilinen akarları geçirmeyen kılıflar kullanılmalı, koltuk kanepe gibi özel kılıfla kaplanmayan yerlerde uyumaktan kaçınılmalı, çarşaflar her hafta 65o C’de yıkanmalıdır. 6-12 ayda bir halı, koltuk ve kanepeler için akarları öldüren temizlik ürünleri kullanılmalıdır. Evde hayvan, çiçek, bitki bulundurulmamalı, kuştüyü yastık, yorgan ve yünlü giysiler kullanılmamalıdır



aşırı terleme hiperhidroz * Hiperhidrozis = Aşırı Terleme Bozukluğu
Terleme: egzersiz esnasında, sıcak veya soğuk havalarda vücut sıcaklığını ayarlamak için gerekli fizyolojik bir mekanizmadır. Bunların dışında stres ve heyecan nedeniyle terlemede artma olabilir.
İnsan vücudunda bulunan iki sinir sisteminden biri olan somatik (istemli) sinir sistemi bize ağrı, ısı ve dokunma gibi duyuları hissetmemizi ve vücudun farklı bölümlerinin hareketlerini sağlayan kaslarımızı kontrol etmemizi sağlar.
Otonom (istemsiz) sinir sistemi ise solunum hızı, kalp atışı ve vücut ısısının ayarlanmasında önemli olan ter üretimi gibi bedensel fonksiyonların şuur dışı kontrol edilmesini sağlar. Otonom sinir sistemi sempatik ve parasempatik sistem adı verilen iki bölümden oluşur.
Sempatik sinir sistemi vücudun her yerinde ter salgılanmasını kontrol eden sistemdir. Bu sistemin bazen hiçbir nedene bağlı olmadan kendiliğinden çok yüksek seviyede çalışması belirli bölgelerde aşırı terlemeye neden olur.
Günlük hayatı etkileyen aşırı terleme durumuna hiperhidrozis adı verilmektedir.
Nedenleri
Hiperhidrozis insanların %1’inde görülen bir rahatsızlıktır.
Birkaç özel durum dışında aşırı terlemenin nedeni bilinmemektedir.
Aşırı terleme genellikle adolesan (ergenlik) döneminde başlar ve hayat boyu sürer.
Geçici bir durum değildir, ancak aralıklı veya devamlı olabilir.
Sinirlenme ve kaygı terlemeyi artırır.
Hipertiroidi, psikiyatrik hastalıklar, menapoz ve şişmanlık, diyabet, böbreküstü bezi hastalıkları ve vücutta oluşan enfeksiyonlar kendini aşırı terleme ile gösterebilir.
TEDAVİ ZAMANLAMASI
Aşırı terleme normalde sağlığa zarar vermeyen bir rahatsızlıktır.
Ancak kişilerin sosyal yaşantısını, öğrenimini, iş hayatını, psikolojik durumunu etkiliyorsa tedavi edilmelidir.
Nasıl hareket etmeliyim?
Aşırı terleme olan kişiler öncelikle Pratisyen Hekime başvurmalıdır.
Pratisyen hekim aşırı terlemeye neden olabilecek sistemik hastalık düşünürse ilgili uzmana yönlendirmeli ve öncelikle bu hastalık tedavi edilmelidir.
Anksiyete bozukluğu gibi psikiyatrik rahatsızlık varsa bu durum düzeltilmelidir.
Aşırı terlemeye neden olabilecek bir hastalık yoksa hasta Dermatoloji Uzmanına yönlendirilmelidir. Dermatoloji uzmanı hafif ve orta derecede şikayeti olan hastalara öncelikle terlemeyi önleyen pomad ve spreyler önerebilir.
Bu tedaviden yarar görmeyen ve ileri derecede şikayeti olan hastalarda diğer tedavi yöntemleri uygulanmalıdır.
TEDAVİ YÖNTEMİ SEÇİMİ
Primer (bir nedene bağlı olmayan) aşırı terlemede uygulanan temel tedaviler:
İlaç tedavileri
Terleme önleyici pomad ve losyonlar
İyontoforez
Botox enjeksiyonu
Cerrahi tedavi (sempatektomi)’dir.
İlaç Tedavileri
Terlemeyi etkileyen birçok ilaç mevcuttur.
Psikotrop (sedatif) ve antikolinerjik (atropin) gibi ilaçlar bir süreliğine faydalı olabilirler. Ancak bunların sedasyon, ağız kuruluğu, görme bulanıklığı, üriner problemler ve hatta kalp krizi riskini artırma gibi yan etkileri bulunduğundan genellikle önerilmezler.
Özellikle strese bağlı aşırı terlemelerde sedatifler (sakinleştirici ilaçlar) ve sinir sistemini etkileyen ilaç tedavileri kullanılabilir.
Psikoterapi genellikle bu durumda fazla yardımcı değildir.
Terleme Önleyiciler
Terleme önleyici merhemler ve spreyler ilk önerilen basit tedavi şeklidir.
En sık kullanılan Aluminum chloride’li ajanlardır.
Özellikle koltuk altı terlemelerinde ilk seçilen ilaçlardan biridir.
El ve ayak terlemelerinde hafif ve orta şiddetteki olgularda kullanılabilir.
Sıkıştırma etkisi ile ter kanalının ağzını fiziksel olarak tıkar ve ter bezlerinden ter atılımını önler. Tedavide ilaç gece kuru deriye uygulanır ve 6-8 saat kadar burada kalır.
Ertesi sabah tamamen yıkanarak temizlenir. Önce hergün, durum düzeldikçe daha seyrek uygulanır.Tedavinin tekrarlanması gerekir. Uygulamadan sonra kapama ile etki artırılabilir. Erken dönemde hastaların yarısında cilt irritasyonu gelişebilir.
Cilt irritasyonu yapması ve cevabın gecikmesi nedeniyle uzun süreli tedaviler bıktırıcıdır.
Terleme önleyici pomad ve losyon uygulama uyarıları !
Uygulama öncesinde:
Kullanımdan hemen önce banyo yapmayın.
Zedelenmiş ya da irritasyonlu deride kullanmayın.
Uygulama esnasında:
Gözler ya da mukoza ile temas ettirmeyin.
Uygulama sonrasında:
Koltuk altları 12-24 saat kadar tıraş etmeyin.
Tüy dökücü kullanılmayın.
Giysilerle temas ettirmeyin.
İYONOFOREZ TEDAVİSİ
Aşırı el ve ayak terlemesinde kullanılır.
Eller ve/veya ayaklar içinde elektrolit solüsyonu veya :-):-):-):-)l plaka bulunan küvete konulur. Solüsyon veya plakadan insanı rahatsız etmeyen düşük şiddette elektrik akımı verilir.
Etki şekli elektrik akımının oluşturduğu iyonlarının ter kanallarını (basit olarak su musluğunu) belirli bir süre kapatılması olarak tanımlanabilir.
Her seansın uygulama süresi 20-30 dakika kadardır.
Başlangıçta 3 günde bir, sonra haftada bir tedavi yapılır.
Durumun şiddetine bağlı olarak tedavi gerekebilir.
4-7 haftalık bir tedaviden sonra terleme
tamamen kesilebilir.
Terleme tam olarak kesilemezse banyo içine ilaç (Glycopyromium Bromide) eklendiğinde iyi sonuçlar alınabilir.
Tedavi sonrası terleme olmayan dönem 2-12 hafta kadar devam eder.
Bu nedenle tedavinin tekrarı gerekir.
Zaman alıcı ve toplamda pahalı bir yöntemdir.
Uygulama ağrısız olup hafif iğne batması şeklinde duyum alınabilir.
Emniyetli bir tedavi yöntemidir. Cihaz satın alındığı takdirde evde uygulanabilir.
Gebelikte, kalp pili ve :-):-):-):-)l ortopedik implant olanlarda uygulanmaz.
BOTULİNUM TOKSİN TEDAVİSİ (BOTOX)
Özellikle koltuk altı terlemelerinde kullanılır. El ve ayak terlemelerinde de uygulanabilir.
Botox düşük dozlarda enjekte edilerek yüz veya boyunda kırışıklıkları önlemek için lokal kasların felç edilmesi için kozmetik amaçla veya kas spazmlarını çözmek için kullanılan bir maddedir.
Benzer etki nedeniyle terlemeye neden olan sempatik sinirleri felç ederek ter bezlerinden ter üretimini önlemek için kullanılmaktadır.
Uygulamada Botox olarak bilinen Botulinum Toksin’i terleme olan bölgede deri içine enjekte edilir ve sinir uçlarında 6-12 hafta süre ile geçici blok yapar.
Etkisi geçici (1-6 ay) olduğundan tedavinin tekrarı gerekir.
Ayaktan uygulanabilir.
Uygulama yaklaşık 30 dakika kadar sürer.
Lokal anestezik krem uygulandıktan sonra bölgeye enjeksiyonlar yapılır.
Tedavinin etkisi birkaç saat veya gün sonra ortaya çıkar.
İlk uygulamadan sonra ikinci seans 2-3 hafta sonra yapılır ve tedaviye 6 ay aralıklarla devam edilir.
Oldukça pahalı bir yöntemdir.
Tedaviden sonra enjeksiyon yerinde birkaç gün devam eden ağrılar olabilir.
Bazen yapılan enjeksiyon kaslara giden sinirleri de etkileyebilir ve kolda geçici güç kaybına neden olabilir.
Botox’un bu ilaca karşı allerjisi olanlarda, gebelerde ve kas problemi olanlarda kullanılması uygun değildir. Antibiyotikler veya kas gevşetici ilaçlarla birlikte kullanılmamalıdır.
CERRAHİ TEDAVİ
Endoskopik Torakal Sempatektomi
Özellikle el ve koltuk altı terlemelerinde uygulanmaktadır.
Kalıcı çözüm sağlar.
Cerrahi tedavinin esası aşırı çalışarak fazla terlemeye neden olan sempatik sinirlerin kesilmesi veya çıkarılmasıdır. Bazen sempatik zincir ve dalları klips ile sıkıştırılabilir veya koter ile yakılabilir.
Bu sinirlerin terleme dışında fonksiyonu olmadığı için; ameliyatın felç oluşturma, his kaybı, refleks azalması gibi etkileri olmaz.
Koltuk altından açılan 1 cm kadar küçük 1-2 delikten sokulan kamera ve küçük aletlerle işlem gerçekleştirilmektedir. Diz artroskopisi veya laparoskopi gibi bir yöntemdir.
Hastaya genel anestezi verilir.
İşlem süresi bir saatin altındadır.
Ameliyatın etkisi hemen ortaya çıkar.
Hasta uyandığında elleri kuru ve sıcaktır.
Operasyon sonrası hasta 12-24 saat kadar hastanede kalınır.
Ameliyat sonrası çok az rahatsızlık verir.
Deri kıvrımları içinde kaybolacak kadar çok küçük bir iz bırakır.
İyileşme bir veya birkaç gün gibi kısa bir sürede olur.
Hastaların çoğu 1 haftada normal çalışma düzenlerine dönerler.
Ağır kalp-akciğer hastalığı olan, plevral hastalık veya akciğer ameliyatı geçiren, tedavi edilemeyen tiroid hastalığı olanlar cerrahi tedavi için uygun değildir.
Etkili, kalıcı, emniyetli ve çok az rahatsızlık veren bir tedavi yöntemidir.
Vücudun başka bölgelerinde (sırt, kalça) terlemenin artması (%20-50) en sık görülen yan etkidir. Ancak hastaların çok azında (%2) önemli olur. Nadir görülen diğer bir yan etki de yemek esnasında terleme olmasıdır.
Komplikasyonlar %1 civarında, çok az görülür.
Nadiren veya her cerrahi işlemde görülebilen anestezik maddelere ve ilaçlara karşı allerjik reaksiyonlar, kanama, enfeksiyon ve komşu organ yaralanması oluşabilir.
Bazen göğüs boşluğunda hava kalması (pnömotoraks) gelişebilir. Ancak çoğunda kendiliğinden kaybolur ve pek problem yaratmaz.
Horner sendromu denilen (göz kapağında düşme, göz bebeğinde küçülme ve yüzde terleme azalması) komplikasyon; çok nadiren kalıcı olsada birkaç ay içinde normale dönebilir.
Bu yöntemle: el terlemesinde: %98, koltuk altı terlemesinde: %80 üzerinde, ayak terlemesi için yapılmasa da ayak terlemesinde: %25 civarında başarılı sonuç alınmaktadır
---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------

djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5251
Ticaret:
(0) %
23-12-2009 20:50
#9
BehÇet HastaliĞi 1 * BEHÇET HASTALIĞI
Genel Bilgiler
İlk kez 1937 yılında bir Türk doktoru olan Hulusi Behçet tarafından tanımlanmıştır. Tıp Dünyasında bir Türk doktoru tarafından tanımlanan nadir hastalıklardan birisidir.
Behçet hastalığının en tipik özelliği, ağızda tekrarlayan aft adı verilen yaralar olmasıdır.
Ağız yaraları
Ağız yaralarına hemen hemen her hastada rastlanır ancak % 1 - 3 gibi az bir kısım hastada ağızda yara şeklinde bir belirti görülmeksizin hastalığın diğer belirtileri görülebilir. Genellikle ağızdaki yaralar hastalığın ilk belirtileridir ve diğer belirtiler ortaya çıkmadan yıllarca aft yakınması bulunan hastalar az değildir. Behçetteki ağız yaraları, tekrarlayıcı basit aftlardan ayırd edilemez ise de çok sayıda olmaları ve daha sık nüks etmeleri gibi farklılıklar vardır. Behçette aftlar genellikle ayda bir veya birkaç kez tekrarlar ve bir kaç gün içersinde iyileşirler.
Cinsel Bölge Yaraları
Behçet hastalığının diğer bir belirtisi de genital bölgede tekrarlayan yaralardır. bu yaralar küçük, deriden kabarık kırmızılık veya sivilce halinde başlar ve bunu, çabucak zımba ile delinmiş görünümde ve yavaş iyileşen yaranın gelişmesi izler. Bu yaralar hemen her zaman yerlerinde iz bırakarak iyileşirler. Genital bölge yaraları aftlara göre sayıca daha az ve daha uzun sürede iyileşirler.
Deri Belirtileri
Behçet hastalığında, koltuk altları ve kasıklar gibi büyük kıvrım yerlerinde de benzer yaralara zaman zaman rastlanabilir.
1. Kırmızı ve ağrılı yumrular şeklinde oluşumlar.
2. Sivilce benzeri belirtiler.
3. Deri damarlarının hastalanmasıyla ilgili belirtiler.
Göz Belirtileri
En önemli organ tutulmalarından biri olan gözdeki iltihaplanma hastaların yarısında tespit edilir. Gözde kanlanma ve bulanık görme şeklinde kendini gösterir. Erkeklerde ve genç kisilerde göz belirtileri daha sık ve daha ağır seyrederken, kadınlarda ve yaşlılarda daha seyrek ve daha hafiftir seyreder. Göz belirtileri bazan körlüğe kadar gidebilir.
Bu belirtilerin dışında Behçet hastalarının hemen hemen yarısında eklem ağrısı ve eklemlerde şişme gibi şikayetler, beyin hastalıkları, böbrek iltihabı, damar tıkanma ve genişlemeleri de görülebilir.
Behcet hastalığı daha çok 20-30 yaşlarda ve erkeklerde görülür. Türkler, Araplar, Yahudiler, Ermeniler ve Japonlarda daha sık görülür. Behçet hastalığının en karakteristik özelliklerinden birisi ataklar halinde seyretmesidir. Yaşla birlikte hastalığın aktivitesi azalır. Behçet hastalığının nedeni bilinmemektedir. Tedavi hastalığın etkilediği organa göre değişir. Tedavi kesinlikle doktor kontrolünde yapılmalıdır. Genetik biliminde sağlanacak gelişmeler Behçet hastalığının tedavisinde yeni ufuklara yol açacaktır. Behçet hastalığının en tipik özelliğinin ağızda tekrarlayan yaralar olduğu unutulmamalı ve bu yakınmaları olan hastaların mutlaka Behçet hastalığı yönünden araştırılması gereklidir.
Behçet, aslında bir hastalık değil tıbbi adı ile “sendrom” dur, ancak anlaşılır olması nedeni ile “hastalık” olarak yazılmıştır.

__________________


Saç Biti Nedir?
Saç bitleri insan saçında yaşayan ve üreyen çok küçük , kanatsız, günde 2-8 kez kan emerek beslenen gri böceklerdir. Sirke denilen yumurtaları görmek bitin kendisini görmekten daha kolaydır ve genellikle enseye yakın, kulakların arkasında ve başın arkasında saç tellerine tutunmuş halde bulunurlar. Sirkeler kir veya kepek gibi yıkanarak temizlenemezler. Önce etkili bir ürün ile öldürülmeli, sonra bu amaç için yapılmış ürünün kutusundan çıkacak olan özel bir tarak ile saçtan temizlenmelidir.
Saç biti insan vücudu dışında yalnızca 48 saat yaşayabilir ve evcil hayvanlar üzerinde yaşayamaz. Sirkeler ise insan vücudu dışında kumaş ve battaniye üzerinde 10-15 gün canlı kalabilirler.
Nasıl Bulaşır?
Bitlenmenin yaygın olarak düşünüldüğü gibi pislikle bir ilgisi yoktur; aslında bit temiz, sağlıklı saçı, kirli saça tercih eder. Yetişkin ya da çocuk, herkes bitlenebilir. En yaygın belirtisi, başın ve ensenin şiddetle kaşınmasıdır. Saç biti son derece bulaşıcıdır. Tarak, fırça, eşarp, yastık, şapka ve tüylü oyuncaklar gibi paylaşılan kişisel eşyalar ile yayılırlar. Tekrarlanan salgın riskini azaltmak için bu eşyaları paylaşmaktan kaçınılmalıdır.
Bitlendiğimizi Nasıl Anlarız?
Bitlenmeyi gösteren ilk ipucu sık sık kafa derisinin kaşınmasıdır. Biti tespit etmek ve yayılmasını engellemek amacıyla, ensenin arka kısmındaki ve kulak arkasındaki saçlar dikkatle incelenmelidir. Bitler ışıktan kaçtıkları için, yalnızca saç kılına yapışmış küçük beyazımsı, oval yumurtaları (sirkeleri) görebilirsiniz.
İdeal Bir Bitlenme Tedavisi Nasıl Olmalıdır?
Tek uygulama ile kısa sürede etki göstermeli.
Güzel kokulu, saçları dolaştırmayan, taramayı zorlaştırmayan, etrafa bulaşmayan, boyalı ve permalı saçlarda problem yaratmayan özelliklere sahip olmalı.
Kalıcı etkisiyle bitlerin saça tekrar yerleşmesini engellemeli.
Sadece bitleri değil,sirkeleri de yok etmeli.
Kullanıcı tarafından iyi tolere edilmeli, yan etkileri olmamalı.
Kullanıcıya toksik etkisi olmamalı
Bugüne kadar pek çok yolu kullanarak insanoğlu bitle mücadele etmeye çalışmıştır. Kötü kokulu gaz ve kimi zehirli maddeler içeren ilaçlar bunlardan bazılarıdır. Daha çok çocuklarda rastlandığı için tedavinin çocuklar için güvenli, yüksek oranda etkili, sadece bitleri değil yumurtalarını da öldüren bir bit ilacı ile yapılması gerekir.
Oysa günümüzde artık bu alanda kullanılan madde ve ilaçlarda büyük gelişmeler kaydedilmiş, hatta koruyucu etkili permetrin etken maddesi içeren ilaçlar geliştirilmiştir. Saç biti tedavisinin bitleri olduğu kadar yumurtaları da öldürmesi ve tekrar bulaşmayı önlemesi gerekir. Piyasada birkaç bit öldürücü ilaç vardır ve değişik şekillerde bulunmaktadır; şampuan, saç kremi gibi. Fakat bunların hepsi bit tedavisinde istenen etkiyi göstermez!!!
Bitlenme tedavisinde kullanılan çeşitli maddeler şunlardır:
Gamma Benzen Hekzaklorid
Böceğin sinir sistemini felç ederek etki gösterir. Ülkemizde yasaklanmıştır.
Benzil Benzoat
Deri ve mukozayı tahriş ettiği için bit tedavisinde pek tercih edilmez.
Fenotrin (Sumitrin)
Işıkta stabilitesini koruyamaz. Uygulamadan sonra güneş ışığı altında etkinliğini yitirir. Bu nedenle kalıcı etkisi yoktur.
Piretroidler 1. Jenerasyon
Krizantem çiçeğinin böcek öldürücü etkisi Farslar zamanında fark edilmiştir. Eski Yugoslavya toprakları üzerinde olan Dalmaçya’daki bir halk hikayesine göre, yaşlı bir kadın beyaz papatyalara benzeyen bir çiçeği toplar. Çiçek solduğunda bir köşeye atar, daha sonra dönüp baktığında solmuş çiçeklerin çevresinde ölü böcekleri fark eder ve krizantem ailesinden olan bu çiçek çeşidinin böcekler üzerinde öldürücü etkisi bu şekilde fark edilir. 1800′lü yıllardan başlayarak kuru çiçekler böcek öldürücü olarak ABD’ye ihraç edilir. 1900′lü yıllarda piretroid olarak adlandırılan bu madde bit tedavisinde kullanılmıştır, ancak ışıkta bozulması sorun oluşturmuştur.
Permetrin 2. Jenerasyon 1973′de ışığa dayanıklı piretroid olan permetrin İngiltere’de geliştirilmiştir. Permetrin aynı zamanda bit tedavisinde en az iki haftadan altı haftaya kadar koruyucu etkiye de sahiptir. Günümüzde permetrin koruyucu özelliği, kullanım kolaylığı, yan etkilerinin az olması ve güvenilir olması nedeniyle en çok tercih edilen ilaçlardandır.


BÖcek Sokmalari : Isirmalari
* Böcek sokmaları özellikle yaz ve sonbahar başlarında tarlada çalışan, tatil ve piknik yapan insanlar için keyif kaçırıcı bazen de yaşamı tehdit edici bir sorun olmaktadır. Ülkemizde de en önemli böcek sokmaları yaban arısı, eşek arısı ve bal arısı ile ortaya çıkmaktadır.
Böcek sokmalarından sonra yerel reaksiyon, sistemik reaksiyon ve sistemik toksik reaksiyon oluşabilmektedir. Seyrek olarak böcek sokmasından 1 ya da 2 hafta sonra serum hastalığı ya da anafilaksi ortaya çıkabilir
Böcek sokmasından sonra ortaya çıkan reaksiyon kişiden kişiye ve böcekten böceğe değişiklik gösterir. Isırıklar tek tek ya da bir böcek, bir alanda birden çok ısırık yaptığı için gruplar halindedir. Bebekler genellikle reaksiyon göstermezler, küçük çocuklar gecikmiş aşırı duyarlılık reaksiyonu, büyük çocuklar hem gecikmiş, hem hızlı aşırı duyarlılık reaksiyonu gösterirler. Olağan reaksiyon ağrı, şişme ve sokulan bölgede etrafında oluşan renk değişikliğidir.
Bölgenin su ve sabunla yıkanması en basit ve etkili tedavidir, buz uygulanması şişliği ve ağrıyı azaltabilir.
Geniş yerel reaksiyon; sokulan bölgenin çevresindeki geniş bir alanın da etkilenmesi durumudur (örneğin dizden sokulan bir kimsede tüm bacağın şişmesi). Bu durumda tedavi normal reaksiyondaki gibidir. Ancak yakınmaları azaltmak için ağızdan bazı ilaçlar vermek gerekebilir. Bu ilaçlara bir doktorun karar vermesi uygun olur.
Bal arısı soktuktan sonra deri içinde kalan iğneyi çıkartma çabaları daha çok, venomun deri içine sokulması ile sonuçlanmaktadır.
Karınca ile sokulmadan 30-60 dakika sonra yerel kaşıntı ve küçük su toplamış kabarcık (vezikül) ortaya çıkmaktadır. Bunu 8-24 saat sonra püstül oluşumu izler. Karınca sokmasından sonra ikincil enfeksiyonlara engel olmak için bol su ve sabunla yıkanmalı, içi su dolu kabarcık sıkılmamalıdır. Topikal steroidli merhemler ve ağızdan H1 antihistaminikler kaşıntıyı azaltmak için kullanılabilir.
Böcek sokması sonrası olan alerjik belirtiler nelerdir?
Böcek sokması olan bölgeden uzakta şişme, kızartı, ürtiker, kaşıntı, kolik şeklinde karın ağrısı, kusma, ishal, göğüste sıkışma hissi, nefes almada zorluk, hırıltılı solunum, at sesi (larinks ödemi bulgusu), dilde şişme olabilir. Bu bulgular, ciddi alerjik reaksiyon ve anafilaksi bulgularıdır ve birkaç dakika içinde ortaya çıkar. Nabzın alınamaması ve kan basıncının düşmesi, bilinç bulanıklığı ve kalp durması yaşamı tehdit eden bulgulardır.
Anafilaksi gelişen her böcek sokması acil tedavisi yapıldıktan sonra alerjiste gönderilmelidir.
Böcek sokmalarından nasıl kaçınabiliriz?
Otların üzerinde açık ayakkabı ve çıplak ayakla yürünmemeli.
Pikniğe, çocuk bahçesine giderken parlak renkli, kol ve bacağı açıkta bırakan giyecekler giyilmemeli.
Yakında uçuşan arı görüldüğünde panik yaratıp, kaçması için saldırıya geçilmemeli (yaban arıları kendilerine saldırıldığında sokmaktadırlar), bir yüzeye yapışmışsa nazikçe kaldırılmalıdır.
Ağzı açık kalmış tatlı içecekler yeniden içilmemelidir.
Çöp tenekelerin ağzı sıkıca kapalı tutulmalıdır.
Ev dışında yenilen yiyeceklerin paketleri sıkıca kapatılmalı, uzun süre ağzı açık bırakılmamalıdır.
Pikniğe, parka giderken tatlı ve bitki kokulu parfümler sıkılmamalıdır.
Evlerin ve arabaların camları kapalı olmalıdır.
Böcek sokmalarında anafilaksi geliştiğinde tedavi nasıl olmalıdır?
Böcek sokmasına bağlı anafilakside tedavi:
ABC (Airway= havayolu açıklığı, Breathing= solunum, Circulation=dolaşım) sağlanması
Bacakların yükseğe kaldırılması,
Sokulan bölgenin üst kısmına turnike uygulanması,
Oksijen desteği sağlanması,
Ayrıca, hastaya uygulanacak ilaçlara bir doktorun karar vermesi gerekir.
Hastalar anafilaksiye yönelik gerekli tedavileri yapıldıktan sonra en az 48 saat gözlem altında tutulmalıdır. Daha önce anafilaksi geçiren bir kişinin yanında her zaman hazır şırınga edilebilir adrenalin bulunmalıdır. Bu preparatlar ülkemizde yoktur. Daha önce anaflaksi geçirmiş hastalar için Türk Eczacılar Birliği ya da firmalar aracılığı ile bu preparatlar sağlanabilmektedir.



cilt yapısı ve yara iyileşmesi * Cilt insan vücudunu kaplayan en geniş organ olup organizmanın çevreye karşı dış duvarıdır; dolayısıyla bazı fonksiyonları yerine getirmekle yükümlüdür.
Mekanik, kimyasal ve biyolojik etkilere karşı koruma sağlar. Su dengesini ve vücut sıcaklığını düzenler. Dokunma, basınç, sıcaklık ve acı gibi duyuları ileten bir duyu organıdır. Kızardıklarında veya sarardıklarında açık tenli kimselerin cildinde duyguları gözükür. Cilt aynı zamanda bağışıklık süreçleriyle de ilgilidir ve :-):-):-):-)bolik fonksiyonlara (D2 vitamini ve kolesterol sentezi) sahiptir.
Cildin icra ettiği fonksiyonların çeşitliliği karmaşık yapısına yansımıştır. Cilt, her biri farklı bir doku yapısına sahip üç tabakadan oluşur.
Bir araya gelerek cildi oluşturan üç tabaka dıştan içe doğru epidermis, dermis (corium) ve sub kutistir. Her tabaka bundan sonraki bölümde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.
Yaralar kavramıyla iki fizyolojik yara iyileştirme yolu da açıklanmaktadır. Epidermis cildin en dıştaki tabakasıdır. Birkaç keratinosit tabakadan oluşur. Kalınlığı vücudun bölümüne, yaşa ve cinsiyete bağlı olarak değişir. Epidermis hücreleri dört tabakaya ayrılabilir. İçten dışa doğru bunlar stratum basale epidermidis (tek tabakalı), stratum spinosum epidermidis, stratum granulosum epidermidis (tek katlı veya çok katlı) ve stratum corneum epidermidis.
Keratinositler epidermisin stratum basalede teşekkül eder. Süreç sırasında yapılarını değiştirerek üst tabakalara yayılırlar. Stratum spinosumda diken hücreleri, Stratum granulosumda granüler hücre ve stratum corneum da horny hücreler şeklinde bulunurlar. Bir keratinositin bütün tabakaları kat ederek cansız bir horny hücre olarak yüzeye düşmesine kadar geçen süre turnover olarak adlandırılır ve genellikle dört hafta kadar sürer.
Epidermiste mevcut diğer hücreler arasında melanositler (pigment üreten hücreler), Meckel hücreleri, Langerhans hücreleri lenfositler bulunur. Dermisten farklı olarak epidermiste damar bulunmaz. Beslenme, altta bulunan dermisten difüzyon yoluyla olur.
Dermis, cilde elastikliğini veren lifli ve iyice damarlaşmış bir dokudur. İki dokudan oluşmuştur, stratum papillare ve stratum reticulare.
İnce yüzey tabakası olan stratum papillare ince elastik lifler içerir ve bağ doku kabarcıklarıyla epidermise bağlanır. Bu kabarcıklar yoğun bir kılcal damar ağıyla çevrelenmiş olup, epidermise kan gitmesini sağlarlar. Stratum papillare aynı zamanda histositler, fibroblastlar, meme hücreleri ve bağışıklık hücreleri, serbest sinir uçları ile dokunma ve basınç algılayıcıları gibi hareketli bağ doku hücreleri bakımından da zengindir.
Cildin Anatomisi
Epidermisin yapısı
stratum corneum
stratum granulosum
stratum spinosum
stratum basale
Fonksiyonu
vücudu dış çevreden korur
Ana hücre tipleri
keratinositler
ömrü: yaklaşık dört hafta
Dermisin yapısı
Damarlı ve lifli doku iki tabakadan oluşur:
stratum papillare
stratum reticulare
Fonksiyonu
epidermisi difüzyonla besler
cilde elastikliğini verir
sıcaklığı ve kan basıncını düzenler.
Bağlantıları
ter bezleri
kıllar
yağ bezleri
Alttaki geniş stratum reticulare esas olarak vücut yüzeyine paralel uzanan kalın kollajen lif demetleri ve elastik liflerden ibaret bir ağ yapısı oluşturur. Ter bezleri, kıl bezcikleri ve yağ bezleri gibi epitel uzantılarının kökleri buradadır. Subcutise bitişik olan dermis ana fonksiyonları vücut sıcaklığı ile kan basıncını düzenlemek olan küçük ilâ orta boy damarların oluşturduğu bir ağ yapısını içerir. Subcutis dermisin altında bulunur ve iki tabakayı ayıran belli bir sınır yoktur.
Subcutis yapısı
yağ doku
bağ doku
Fonksiyonu
taşıyıcı ve bağlayıcı tabaka
ısı ayarlama
mekanik tampon
Subcutis dermisin altında bulunur ve iki tabakayı ayıran belli bir sınır yoktur. Subcutis fasyanın başladığı yerde biter.
Subcutis, içinden kan damarları, sinirler ve lenf damarlarının geçtiği bağ doku perdelerinin birbirine bağladığı yağ doku lobüllerinden oluşur. Subcutis cildi matrixle irtibatlandıran taşıyıcı ve bağlayıcı bir tabakadır. Enerji deposu ve mekanik tampon görevi yapar ve vücudu sıcaklık dalgalanmalarından korur. Subcutis yapısı cinsiyete, vücudun hangi bölümünde bulunduğuna, yaşa, besleme durumuna ve diğer bazı faktörlere göre farklılık gösterir.
Yara, normal fonksiyonlarını kesintiye uğratacak tarzda bir dokunun yaralanması veya tahrip olmasıdır. Organizmanın doğal tepkisi yaraları mümkün olduğunca kısa sürede kapatmak ve yapıların normal sürekliliğini geri getirmektir. Bu süreç yara iyileşmesi olarak adlandırılır. Yara iyileşmesi tüm dokularda aynı biyolojik ve biyokimyasal prensipleri takip eder. Yara iyileşmesi, yaranın şiddet ve durumuna bağlı olarak birincil ve ikincil olmak üzere iki tipte olabilir. Birincil yara iyileşmesi yara iyileşmesinin optimum çeşididir. Birincil yara iyileşmesinin meydana gelebilmesi için yaranın kenarları düzgün ve aynı hizada bulunmalı, yara temiz ve iyi pansuman yapılmış olmalıdır. Birincil yara iyileşmesi, hissedilir hiçbir yangı olmadan yaranın dört - altı günde süratli ve karmaşıklaşmamış kapanmasıyla sonuçlanır. Çok az kabuk bağlama meydana gelir ve yapı ile fonksiyon büyük oranda eski haline döner.
Doku kaybı, hizası bozuk yara kenarları, enfeksiyon veya kan beslemesinde yetersizlik varsa, ikincil yara iyileşmesi meydana gelir. İkincil yara iyileşmesi bir haftadan uzun süren ve genellikle iki - üç haftayı geçmeyen gecikmeli bir iyileşme süreciyle tanınır.
İkincil yara iyileşmesi değişmez olarak fonksiyon görmeyen büyük bir kabuğun teşekkülüyle sonuçlanır.
Yara iyileşmesi tipleri
Tanım
fonksiyon kaybı eşliğinde doku yırtılması veya tahribi
Yara iyileşmesi tipleri
birincil ve ikincil yara iyileşmesi
Birincil yara iyileşmesi
optimum iyileşme
dört ile altı günde iyileşme
karmaşıklaşma yok
kabuk bağlama çok az veya hiç yok, fonksiyon kaybı hiç yok
İkincil yara iyileşmesi
karmaşıklaşma dolayısıyla geç iyileşme
kayda değer kabuk bağlama
iki ilâ üç haftada iyileşme
Tedavi Yolları
Yara temizleme geç iyileşen yara yönetiminde yaygın olarak uygulanır. Bazı enzimsel, mikrop kırıcı, fiziki ve cerrahi temizleme teknikleri kullanılabilir. Bunlar gelecek bölümde açıklanmaktadır.
Bir yara temizlenirken hijyenik çalışma şartlarının muhafazası, pansuman karışıklıklarının önlenmesi ve yaranın kurumasının durdurulması önemlidir.
Enzim preperatları yara temizliğinin temel dayanaklarından biridir. Enzimler, exudatif fazda nekrotik malzemeyi ve kabuğu seçici olarak parçalayarak fizyolojik yara temizliğine takviyede bulunurlar. Bu da yeni dokunun (granülasyon ve epitelleşme) üretilmesini hızlandırır. Enzimle temizlemenin önemli avantajlarından biri sağlıklı doku el değmeden kalırken nekrotik dokunun ayrılmasıdır.
Doğal kollajen en önemli insan bağ dokusu proteinidir ve öyle olunca cildin önemli bir yapısal elemanıdır. İnsan kollajeni, doku tipine göre farklı biçimde düzenlenmiş paralel tropokollajen moleküllerden ibaret örgüye benzer fibrillerden meydana gelir.
Kollajenin temel bileşeni olan tropokollajen helixel olarak birbirlerine sarılmış polipeptit zincirlerinin üçlü helixinden yapılmıştır.
Her polipeptit esas olarak amino asitler, glisin, hidroksiprolin ve prolinden meydana gelir. Bu bileşenler glisinle başlayan üçlü spiral oluşturur.
Kollajenaz kollajeni parçalayabilen tek enzimdir. Yara iyileşmesinin exudatif safhasında, yer değiştiren fibroblastlar, keratinositler, makrofajlar ve granülositler tarafından yaranın içine endojen kollajenazlar salınır. Kollajenaz kollajen liflerini daha sonra proteazlar tarafından daha da parçalanabilen dörtte bir ve dörtte üçlük parçalara ayırır. Böylece ortaya çıkan çok küçük kollajen parçalanma ürünleri granülosit ve makrofajların yer değiştirmesi için kemotatik çekici olarak hareket ederler. Granülosit ve makrofajlar nekrotik malzemeyi fagositoza tâbi tutarak yara temizleme sürecine devam ederler. Makrofajlar aynı zamanda granülasyonu hızlandıran (proliferatif faz) kollajenazlar ve biyolojik bakımdan aktif maddeler de salgılar. Yeni granülasyon dokusu teşkil edildiğinde, yeni dokuda fazla hücre çoğalmasını önlemek için, kollajen aktifliği azaltılır. Geç iyileşen yaralarda, bir endojen kollajenaz ek-sikliği vardır. Bu da, kollajen lifleriyle yaranın taba-nına bağlanan nekrotik dokunun yeterince parçalanamaması demektir.
Endojen kollajenaz aktifliğini artırıp iyileşmeyi hızlandırdığından, yaraları geç iyileşen hastalarda bakteriyel kollajenaz preperatlarının kullanılması özellikle tavsiye edilmektedir.
Geç iyileşen bütün yaralara bakteriler koloni kurar. Ancak, bu tedavi gerektiren bir enfeksiyonun varlığını göstermez. Bu nedenle, antibiyotikler ancak milimetreküp başına 105′ten çok koloni teşkil eden birim kültürü gelişmişse ve bitişik dokunun süzmesi nedeniyle kızarıklık ve acı, yaradan su ve püy sızıntısı veya ateş gibi sistemsel belirtiler varsa kullanılmalıdır.
Yara enfeksiyonuna neden olan en yaygın patojenlerden bazıları Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa ve streptococ’dur.
Antibiyotikler sistemik veya lokal olarak kullanılabilir. Antibiotiklerin lokal kullanımı bazı nedenlerden dolayı problemlere yol açabilir. Onların kullanılması patojenlerin daha dirençli olmasına yol açabilir veya dokunma alerjilerini ortaya çıkarabilir. Buna ek olarak, yara iyileşmesi sürecine zarar vermeden yeterli ilaç seviyelerinin elde edilmesi zordur. Lokal tedavinin bir avantajıysa, ilacın kan dolaşımı içine asgari emilmesi nedeniyle neredeyse sistemik yan etkisinin bulunmayışıdır.
Hassasiyet riski yüzünden, lokal tedavi için antibiyotikler yerine antiseptikler kullanılabilir.
Bununla birlikte, antiseptik kullanılırken etki yelpazelerinin sınırlı olduğu, hassasiyete yol açabildikleri-antibiyotiklerden az olsa bile-uygulandıklarında acıya yol açabilecekleri ve yara iyileşmesi sürecine büyük zarar verebileceklerinin unutulmaması önemlidir.
Nekrotik dokunun ayrılıp yaranın temizlenmesini sağlamak için fiziksel tedbirlere başvurulabilir. Bu tedbirlerden bir tanesi, ıslak sargı uygulanmasıdır. Kullanılacak en iyi çözüm, yaradaki elektrolit dengesini altüst etmediğinden yara iyileşmesi sürecine zarar vermeyen Ringerle yıkanmasıdır. Koloni teşkil eden birimlerin sayısını azaltmak üzere denenip test edilen tedbirler arasında H2O2 ile yıkama ve UV-C ışığıyla ışınıma maruz bırakma bulunmaktadır.
Cerrahi temizleme geç iyileşen yaralar halinde bir başka alternatiftir. Cerrahi yoldan, yabancı cisim dokusu, nekrozlar, kabuk ve kötü pansuman yapılmış doku etkin biçimde çıkarılıp yaranın kenarları kolayca temizlenebilir. Enfeksiyona uğrayan bölgeler kesilip çıkarılabilir ve salgıların uzaklaştırılması için çıkışlar bırakılabilir. Bununla birlikte cerrahiyle, taze granülasyon dokusunu zedeleme riskinden bahsetmesek bile, yüksek enfeksiyon, kanama ve acı riskiyle ilişkilidir. Bu nedenle, cerrahi temizleme ancak doğru eğitim verilmiş personel tarafından yapılmalıdır.
Enzim tedavisi
Enzim tedavisinin fonksiyonu
yara temizliğinin takviyesi
granülasyon ve epitelleşmenin hızlandırılması
Kollajenin fonksiyonu ve yapısı
en önemli fizyolojik doku proteini
üçlü polipeptit zinciri bir topokollajen molekülü oluşturur.
üçlü tropokollajen molekülleri fibril oluşturur
fibriller birbirine bağlanarak kollajeni teşkil eder.
Enzim tedavisi
Polipeptit zincirlerinin bileşimi
prolin
glisin
hidroksiprolin
Endojen kollajenazın fonksiyonu
kollajeni parçalar
granülosit ve makrofajları çekerek yarayı temizler
makrofajlar vasıtasıyla biyolojik bakımdan aktif maddeler salgılayarak granülasyon dokusu üretimini hızlandırır
Bakteriyel kollajenazın fonksiyonu
geç iyileşen yaralarda endojen kollajenaz aktifliğini artırır
Antibiyotikle tedavi
Antibiyotiklerin kullanımı
enfeksiyona dair klinik belirtiler varsa
milimetreküp başına 105′ten çok koloni teşkil eden birim kültürü gelişmişse
Antiseptiklerin kullanımı
lokal antibiyotiklerin yerine
Fizik tedavi/cerrahi
Fizik ve cerrahi tedavinin fonksiyonu
yara temizleme
nekrotik malzemenin daha etkin biçimde çıkarılması


cilt kırışıklıkları kırışması ve önlenmesi Kırışık giderme konusunda Kozmetik dünyasında en çok konuşulan yardımcı A vitamini ve türevleridir. Çok geniş olarak konuşulmasada da C vitamini, selenyum, dengeli beslenme, spor ve su cilt sağlığı ve kırışıklıkların giderilmesi veya oluşumunun engellenmesinde önemlidir. Yapılan bazı çalışmalar kollagen yapımı üzerine etkileri nedeni ile C vitaminini de gündeme getirmiştir. Bazı çalışmalar C Vitamininin, vücüdumuzdaki bağ doku denen, koruyucu doku katmanının korunmasında anahtar rölü oynadığını göstermiştir. Kollagen de bu dokunun bir elemanıdır. Kollajen sentezi için gereken sinyali C vitaminin oluşturduğu düşünülmektedir.
Günlük hayatımızda besinlerimiz ile C Vitamini almaktayız. Bu vitamin suda eriyebilen vitaminler gurubundandır. Asit yapıdadır, kimyasal ismi Askorbik asittir. Yani sindirim kanalından kana, vücudun emme mekanizmasının izin verdiği ölçüde geçer, ve vücudun her noktasına taşınır. Hücreler ihtiyaçları kadar C vitaminini kandan alırlar ve fazla alınmış miktar ise vücuttan idrar yolu ile atılır. Sıklıkla yediğimiz, taze sebze ve meyvalar C vitamini için iyi bir kaynaktır.
Günlük erişkin bir kişi için önerilen C vitamini dozu 300 - 500 mg. dır. Sigara kullanan kişilerin ihtiyacı daha yüksektir. Fazla miktarda C vitamini alınması halinde idrar yolu ile atılır bir zararı yoktur. Ancak çok yüksek dozda alınan C vitamini, atılımı sırasında idrarda, kum veya taş oluşumuna neden olabilir.
Erişkinler için önerilen minimum C vitamini dozunun, vücutta C vitamini eksikliği oluşmaması için gereken doz olduğunu vurgulayan uzmanlar, bu dozların kırışıklar üzerine bir etki sağlamayacağını söylemektedirler.
Özellikle güneş ışınlarının taşıdığı ultrviyole ışınlarının cilt üzerindeki olumsuz etkileri düşünüldüğünde,
Hücre içi :-):-):-):-)bolizma bozulur,Daha az kan taşınır,
Ter ve yağ bezlerinin fonksiyonları bozulur ,
Kollagen yapımı azalır, var olan kollagen lifleri kalınlaşır,
Damarların duvarlarındaki kollagen liflerde özelliklerini kaybettiklerinden (özellikle göz çevresi ve damarların daha yüzeyde olduğu bölgelerde) damar duvarlarından dışarı kan serumu çıkmakta ve süngersi yapıdaki bölgelerde, torbalaşmalara neden olmaktadır. Bu konular daha detaylı olarak cilt kırışıkları bölümünde incelenmiştir.
Genç ciltlerde daha çok kan akımı ve damarsal oluşumlar varken, yaşlılıkta azalan kan akımı ve daha çok ultraviyoleye tabii kalmış yıpranmış, daha çok serbest radikallerin (hücre için, sağlam moleküllerden elektron çalarak, onların yapısını bozarak, normal moleküllere zarar veren zararlı bir gurup madde) oluştuğu ciltte, daha çok C vitamin gereklidir.
Cilde, yüksek dozda C vitamini içeren kremlerin uygulanması ile bazı olumlu gelişmeler gösterilmiştir. Özellikle sunblock (tam UV kesen kozmetikler) ile birlikte C vitamini uygulamasının, serbest radikallerin oluşumu azalmakta ve kırışıkların oluşumlarının başlamasında engel olduğu düşünülmektedir. Bu tip ürünlerin, güneşe çıkmadan en az 20 - 30 dakika önce uygulanması gerekmektedir.
Ciltte kırışıklıkların oluşumuna engel olan bir diğer mekanizmada E vitaminidir. Anti oksidan özelliği ile serbest radikalleri ortadan kaldırır. Bu tip ürünlerin güneşe çıkmadan değil de, güneşe maruz kaldıktan sonra uygulanması önerilmektedir. Vitamin E’nin kendisinin de ultraviyole karşısında, serbest radikaller oluşturduğu bilinmektedir. Güneşlenmeden 8 saat sonra uygulanan E vitamini yağının, ciltteki zarardan cildi koruduğu ve şişme oluşumunu engellediği söylenmektedir. Ağız yolu ile alınan E vitamininin, cilt kırışıklıkları üzerine olan etkisi yeni çalışılan bir konudur ancak, bu tip uygulamanın cildin daha sağlıklı olmasına ve ultraviyole zararlarından korunmada etkili olduğu bildirilmiştir.
Vitamin E gibi etki gösteren bir başka mineralde selenyumdur. Toprakta bulunan bu mineral besinlerimiz yolu ile alınırlar. Topraktaki selenyum içeriği doğrultusunda bazı bölgelerde alım eksikliği olur. Cilt sağlığı için günlük önerilen minimum miktar 50 - 200 mikrogramdır. En çok kullanılan selenyum tuzu l-selenomethionin’dir. Bu mineralin kullanılmasında mutlaka hekiminize danışmalısınız. 100 mikrogramın üzerindeki yüksek dozlarda toksik ( zarar verici) olabilmektedir. Sadece gereğinde kullanılmalıdır. Özellikle soğan, sarmısak gibi yemeklerimizde sıklıkla kullanılan sebzeler yüksek miktarlarda selenyum içerir. En çok Ton balığında vardır. Ondaki miktar bile 3 konserve kutu balıkta 100 mikrogram kadar yer alır. Bazı araştırıcılar iyi sonuçlar aldığını bildirmektedir.
Cilt kırışıklıkları konusunda içki ve sigaranında çok etkisi vardır. Sigara içerdiği maddeler nedeni ile damarların büzülmesine ve kan akımının azalmasına neden olur. Ciltte tahrişlere ve kurumalara neden olurlar.
Vücuda su alımı da çok önemli bir faktördür, ciltte bulunan hücrelerin su içeriklerin tam olması, yağ ve ter bezlerinin normal fonksiyonları için su çok önemlidir. Doğal olarak cildi nemlendirir. Bir kişinin günde 5 lt. ye yakın miktarda sıvı alması gerekir. Bol bol su içilmesi, tüm sağlık problemlerinde önerilen bir unsur olduğu gibi cildin her türlü sorununuda da çok önemlidir ve etkindir. Dolaşım sisteminin, sağlıklı çalışması cildin de beslenmesi konusunda çok önemlidir. Dolaşımın artması ve düzenli olması, hücrelere daha düzenli besin ve oksijen taşınması demektir. Daha sağlıklı bir vücut için sporda çok önemli bir faktördür. Spor, dolaşım sisteminin sağlıklı fonksiyon görmesini sağlar.
Denegeli bir beslenme, güneşten korunma, spor yapmak ve bol bol su içmek, cilt sağlığı için yapılması gereken en temel davranışlardır.



Cİlt Kanserlerİ * Deri kanseri sıklığında son yıllarda artış olmuştur. Bunda en önemli rolü ultraviyole oynar. Işın, ısı, travmaya maruz kalmak; arsenik, katran, kurum, madeni yağlar,parafin ile uzun süreli temaslar deri kanseri sıklığını arttırır.Karsinojen maddelerle çalışan endüstri işçilerinde bu tip kanserler gelişir.İyileşmeyen yaralar,cilt hastalıkları,eski yanık sahalarında da kanser gelişme riski vardır.Açık tenli, sarışın ve kızıllarda cilt kanseri sıklığı koyu tenlilere oranla çok daha fazla görülür. Cilt kanserlerine öncülük eden çeşitli lezyonlar da olabilir.Bunların erken tespit edilip tedavisinin yapılması cilt kanseri sıklığını azaltır. Çeşitli bölgelerdeki iyileşmeyen yaralar öncü lezyonlardan olabilir.Vücutta eskiden beri var olan benlerde büyüme, küçülme, kanama, kaşıntı, kabuklanma gibi şikayetler hekime başvurulmasını gerektirir. Yaşla birlikte deri kanseri sıklığı artar.
Deri kanserlerinin en sık görülen üç tipi vardır:
1. Bazal hücreli kanser
2. Epidermoid kanser
3. Malign melanom
Bazal hücreli kanser % 85 baş boyun bölgesinde görülür.Genelde yüzeyden hafifçe kabarık, üstü kabuklu, pullu, parlak, üzerinde küçük damarcıklar bulunan olmak üzere çeşitli görünümlerde olurlar.Cilt kanserlerinin en yavaş ilerleyeni ve başka uzak organlara en az yayılanıdır. Genelde erken tanı konur, çok nadiren tekrarlar ve tedavisinde başta cerrahi olmak üzere kriyoterapi, küretaj, radyasyon, laser, topikal 5 -FU kullanılır.
Epidermoid kanser 2. en yaygın görülen cilt kanseridir. Cildin en üst tabakasındaki atipik epidermal keratinositlerden gelişir. Nadiren normal ciltte meydana gelebilmekle birlikte, genellikle güneşten hasar görmüş ciltte yada aktinik keratoz gibi öncü lezyonlardan gelişir. Virüsler, eski yanık alanları,iyileşmeyen yaralar , çeşitli cilt hastalıkları zemininde de gelişir. Çeşitli sekillerde olabilirler. İleri dönemlerde genelde kötü kokuludurlar.Oldukça hızlı büyür, derin ve uzak dokulara doğru hızlı ilerler. Tedavileri öncelikle cerrahidir. Kanserin bulunduğu döneme göre ek tedavi prosedürleri uygulanır.
Malign melanom deriye rengini veren pigmenti üreten, melanosit adı verilen hücreden gelişir.En öldürücü cilt kanseri tipidir.Güneşe maruz kalan bölgelerde özellikle sık görülür.(Kadınlarda bacaklar, erkeklerde gövdede…) Çeşitli renklerde (kırmızı, beyaz, mavi veya karışık renkli), düzensiz sınırlı(köşeli, çentikli vs.) ve düzensiz yüzeyli olabilirler. Hastalar lezyonlardaki kaşıntı, kanama, ülserasyon, boyut ve rengindeki değişikliklerden dolayı hekime başvururlar. Eskiden vücutta var olan benlerden gelişebileceği gibi sonradan oluşan benlerin zemininden daha çok gelişirler. Erken tanı son derece önemlidir.Cerrahi tedaviye ek olarak çeşitli ilaçlar da kullanılır.
Deri kanserleri gözle görülebilen bölgelerde ortaya çıktığından genellikle erken devrede tanı konabilmekte ve tedavide başarı oranı bu nedenle yüksek olmaktadır. Yüzünüzde, ellerinizde ya da vücudunuzda bir aydan daha uzun süre iyileşmeyen kapanmayan yara, fark ederseniz zaman geçirmeden doktorunuza başvurunuz. Şüpheli yaralardan ufak bir parça alınarak yapılacak olan patolojik inceleme ile yaranın kanser olup olmadığı belirlenecektir. Ayrıca bu yolla ne tip bir yara ise buna göre uygun tedaviye karar verilecektir.
Dudak, yüzün alt bölümü veya kulak kepçesi derisinde iyileşmeyen bir yara fark ederseniz şüphelenmeniz gerekir. Deri kanserleri arasında klinik olarak en az zararlı olanı “bazal hücreli” olan tiptir. Genellikle seneler sürebilen yavaş bir gelişim gösterir. Krater şeklinde ortası çukur bir yara etrafa doğru yavaş yavaş genişler. Daha hızlı olarak aylar içinde gelişen deri kanseri ise “yassı hücreli” tiptir. Klinik olarak daha kötü huylu olup yine zamanında ve çok yayılmadan teşhis konduğunda tamamen tedavisi mümkündür. Daha da kötü prognoza sahip olan kanser olan “Malign melanom” hastalığında, deride daha önce mevcut olan veya sonradan çıkan bir leke (ben) koyu siyah veya koyu mor renk değişikliğine neden olur; bazen de ortadaki bir lekenin etrafında daha küçük lekeler görülür. Bunun dışında leke üzerinde kanama veya renk değişmesi olabilir.
Baş veya boyun derisinde özellikle büyüklüğü artan siyah veya koyu mor renkli bir leke fark ederseniz muayene olmanız gerekir. Önceden mevcut olan bir nevüste (ben) huy değişimi, renk değişimi, çapında hızlı artış, üzerinde kanama, kabuklanma, tüylenme veya tüylerin dökülmesi, etrafında uydu yeni lezyonların oluşması durumunda mutlaka doktora başvurunuz. Deri kanserleri genellikle güneş ışınlarının vücuda dik açıyla geldiği bölgelerde ve güneş ışınına uzun süre ve sürekli maruz kalanlarda daha çok görülür ve bu etki yıllar içinde birikim gösterir ve olasılık giderek artar (bazal hücreli ve yassı hücreli tipler). Malign melanoma ise çoğunlukla güneşten uzak kapalı odada uzun süreli çalışıp daha sonra birden örneğin yaz tatilinde kısa süreli fakat çok şiddetli güneş ışınına maruz kalanlarda görülebilir.
Atmosferdeki ozon tabakasının günümüzde kullanılan bazı maddelerin oluşturduğu çevre kirliliğine bağlı olarak tahrip olması sonucunda güneş ışınlarının zararlı etkisi giderek artmaktadır. Bu nedenle güneş ışınlarından korunmak, özellikle bu etkinin çok arttığı saatlerde güneşe çıkmamak (saat 10-16 arası) ya da güneş ışınından koruyucu kremler kullanılması, geniş gölgelikli şapkalar giyilmesi önerilmektedir. Deri yüzeyinde oluşabilecek yaraların erken devrede tedavisi çok daha kolay ve başarı oranı daha yüksektir.
Deri kanserlerinin sık görüldüğü bir bölge de alt dudaktır. Özellikle erkeklerde daha sık görülmekte ve zaman kaybedildiğinde yara genişlemekte tüm dudağı tutabilmekte, hatta buradan boyun bezelerine (lenf bezi) ve diğer organlara (akciğer, kemik) yayılabilmektedir. Yine erken devrede tanı konduğunda tamamen tedavisi mümkündür.
Deri kanserlerinde birinci tedavi seçeneği cerrahi tedavi yani kanserli kısmın yeteri kadar dışından çıkarılması ve oluşan doku eksikliğinin hastanın başka bölgesinden aktarılan kendi dokuları ile onarılmasıdır. Kanser cerrahisinde birinci amaç tüm kanserli kısımların çıkarılmasıdır. Eğer cerrahi olarak çıkarılabilmesi mümkün olmayacak kadar genişlemiş ya da kontrol edilemeyecek şekilde diğer bölgelere ya da organlara yayılım olmuşsa radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi (ilaç tedavisi) gibi diğer yöntemlere başvurulur.
---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------

djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5251
Ticaret:
(0) %
23-12-2009 20:51
#10
EPİLASYON TEKNİKLERİ
1. Tüylenme
Doğumdan sonra 3. veya 4. ayda tüylenme başlar. İki tip kıl oluşur; bunlar, kısa, renksiz, ince olan vellus (ayva tüyleri) ve koyu, kalın, uzun olan terminal kıllardır. Terminal kılların kalıtımsal nedenlerle büyümesine ‘hipertriker’, androjen etkisiyle erkeksi karakterde büyümesine ‘hirsutizm’ denir. Hirsutizm sorunu olan kişilerin doktor kontrolünde tedavi olması gerekir, ancak tedaviyle bu kılların tamamı dökülmeyeceğinden epilasyon da uygulanmalıdır. Hipertrinerin tedavisi yoktur, oluşan kıllar değişik yöntemlerle yok edilir. Belli başlı epilasyon yöntemleri şunlardır:
2. İğneli Klasik Yöntem
Epilasyon yapılacak bölge önce alkolle temizlenir, sonra ince bir iğneyle kıl köküne girilerek elektrik verilir. Bu şekilde kıl kökü tahrip edilmiş olur. Jilet ya da tüy dökücülerle alınarak kalınlaşmış tüylere daha fazla elekrik verilmesi gerektiğinden, bu durumda daha fazla acı hissedilir. Seanslar yüze haftada bir, vücuda 1,5-2 haftada bir tekrarlanır, süreleri epilasyon yapılan bölgeye göre değişir. Bir seans yüzde 15 dakika sürerken, vücutta birkaç saatten uzun sürebilir. Bu yöntem hamileler dışında herkese uygulanabilir. Yanda SORISA cihazı ile uygulama görülüyor
3. Blend Yöntemi
Bu yöntem klasik iğneli yönteme çok benzer. Aynı şekilde iğneyle kıl köküne girilerek elektrik verilmesine dayanır. Farkı akımdan sonra yüksek frekans uygulanmasıdır. Verilen yüksek frekans nedeniyle kıl kökünde bir çeşit sıvı oluşarak kılı öldürür. Bu sıvının oluşması beklendiğinden seanslar klasik iğneli yönteme göre daha uzun sürer. Epilasyondan sonraki ilk 24 saat içinde cilde su ve fondoten, ilk 48 saat içinde de sabun değdirilmemesi gerekmektedir. Bu yöntem hamilelere, vücudunda platin taşıyanlara, yüksek tansiyon hastalarına ve regl dönemindekilere uygulanmaz.
Yanda BIOTRON iğneli Dijital Blend epilasyon cihazını görüyorsunuz.
4. Bio-Aktif Sistem
Öncekilerden oldukça farklı olan bu yöntemde epilasyon yapılacak bölgeye, epilasyondan önce 3 gün üst üste bitkisel ağırlıklı bir solüsyon olan Biodepyl sürülür. Bu sürede kesinlikle su değdirilmez. Seans sırasında solüsyon sayesinde yumuşamış bölgedeki tüyler sır ağda ile alınır ve tekrar Biodepyl sürülür. Sonra epilasyon makinasının bob adı verilen başlığı ile bu bölgeye 15 dakika kadar masaj yapılır. Bu yöntemin esasını oluşturan solüsyonun amacı kılları zayıflatmaktır. Bu şekilde gittikçe zayıflayan kıllar 6 ayla 1 yıl arası bir sürede tamamen yok olurlar. Seans aralıklerı kılların tekrar uzamasına göre değişir. Az miktarda da olsa uzayan kıllar için fazla vakit geçirmeden tekrar epilasyona girilmesi gerekir. Seans uzunluğu komple vücutta en az 2,5 saattir ve bu süre kılın alınma zorluğuna göre daha da uzayabilir.
Yanda SORISA cihazı ile uygulama görülüyor.
5. Radyo Frekansı İle Epilasyon
Bu yöntem ses dalgalarının kıl kökünde ısıya dönüşerek kıl kökünü yakmasına dayanır. Acı vermez ve iz bırakmaz. Diğer yöntemlerden farklı olarak seanslardan sonra denize girilebilir, yıkanılabilir ya da güneşe çıkılabilir. Kesin sonuç alınması 6 ayla 1 yıl arasında değişir, jilet kullanımı ya da hormon dengesizliği bu süreyi uzatan faktörlerdendir. Seans aralığı ise kılların tekrar uzamasına bağlıdır.
6. Foto Epilasyon
Foto epilasyon, lazer gibi ışığın yoğun biçimde deriye verilerek kıl köklerinin yakılmasıdır. Ancak ışığın dalga boyu lazerinkinden daha düşüktür. Beyaz ışığın önüne 590-755 nm. arasında değişik dalga boyları için filtreler takılıp, derinin ve kılın tipine göre seçilerek yöntem tatbik edilir. 2-5 pals’te 1-5 mm. derinlikteki kıl köklerine ulaşılabilir. Dalga boyunun değişebilir olması tek dalga boyunda çalışan lazerlere olan üstünlüğüdür. Epilasyon yapılacak bölge acıyı hafifletmek ve oluşabilecek kızarıklıkları engellemek için önce buz ile soğutulur.Yeni sitemlerde acı diğer yötemlere göre daha az hale getirilmiştir.
Daha sonra özel bir jel sürülerek ışık verilir. Bu sistemde tenin ve kılın rengi çok önemlidir çünkü ten rengi koyulaştıkça ışık dağılır ve sonuç alma süresi uzar. Bu nedenle bu yöntem zencilere uygulanamaz. Önemli olan kılın deri içindeki renginin, deri renginden koyu olmasıdır. Kesin sonuç 2-5 seans arası alınır ve seans aralıkları aynı bölge için en az 3 hafta olmalıdır. Tedavi süresince ve tedaviden sonraki belirli bir süre boyunca güneşe çıkmak ve bronzlaşmak yasaktır.
7. Lazer İle Epilasyon
Lazer seçilmiş dalga boyundaki yoğun ışıktır. Doku, lazer ışığını emerek ısınır. Özel olarak seçilen dalga boyundaki lazer ışığı, çevre dokuları etkilemeden sadece kıl köküne etki eder. Lazer ışığı, epilasyonda 2 önemli vücut yapısı tarafından tutulur. Melanin (cilde rengini veren koyu renkli piment) ve oksihemoglobin (kandaki oksijen taşıyan molekül). Melanin kıl ve kıl kökünde bulunduğundan lazer ışığını daha çok tutar ve ısınır. Kıl köklerinin zayıflamasına ve uygun gelişmişlikteki kılların yok edilmesini sağlar. İyi bir lazer cihazının dalga boyu, kıl çevresindeki epidermis deri tabakasının zarar görmeyeceği bir dalga boyuna sahiptir. Bu yöntemde verilen ışın demeti kıl köküne ulaşıp, ısı etkisiyle kıl kökünü yok eder. Foto epilasyonda olduğu gibi ten rengi çok önemlidir, aynı şekilde açık ten ve koyu renkli kıllar işi kolaylaştırır. Kıl köklerinin tamamen yok edilmesi 2-3 kere lazer uygulanması ile olur. Uygulaması da foto epilasyona benzer şekilde jel sürüldükten sonra lazer verilmesinden ibarettir. Yine aynı şekilde tedaviden sonra güneşe çıkmamak gerekir. Seans süresi yaklaşık 15 dakikadır ve bu süre içerisinde tüm yüz ya da iki koltuk altı tamamen temizlenebilir.
8. Bazı Lazer Teknikleri
Nd-YAG (Q tetikli) Lazer
Katı hal lazeridir. 1064 ve 532 nanometre dalga boylarındadır. Değişik teknikler ile daha farklı dalga boylarında da elde etmek mümkündür. Uygulaması basit, yan etkileri azdır. Çok amaçlı kullanıma izin veren, oldukça acısız bir yöntemdir. Süratli uygulama yapmak mümkündür. Çevre dokulara etkisinin az olduğu söylenmektedir.
Ruby (Yakut) Lazer
Katı hal lazeridir. En eski lazer sistemidir. 694.3 nanometre dalga boyunda, yüksek enerjili ışınlardır. Melanin tarafından tutulur.Epidermis ve kan hücrelerince de tutulduğu bilinmektedir. Epilasyon uygulamasında, mutlaka soğutucu ellikler kullanılmalıdır. Yavaş ve hantal bir sistemdir.
Alexandrite Lazer
Alexandrite lazerinin dalga boyu 755 nanometredir. Melanin tarafından emilirken, önemli ölçüde oksihemoglobin tarafından tutulur. Süratli bir yöntemdir. Isı ile kıl dışı dokuların etkilenmesi ve zarar görmesi, bu sistemde daha ön plandadır. Epidermal cilt yanıklarına neden olabilir. Acı hissi, diğer lazerlere göre daha fazla olduğu söylenmektedir.
Diode Lazer
Yeni bir lazer sistemidir. Gallium Arsenid diod lazerinin dalga boyu 800-840 nanometredir. Bu lazerlere ait fazla klinik uygulama henüz tamamlanmamıştır.


EKTİMA


Tanım : Dermal ülserasyona yol açan ve epidermise dek uzanan cilt infeksiyonudur. Tedavi impetigo gibidir.
Klinik bulgular : Daha önce travma, malnütrisyon, kötü hijyen koşulları olan ve alkoliklerde daha sık oluşur. Tek veya çoğul vezikül şeklinde başlar, kabuk olur ama ülserasyona neden olur ve skar bırakır.. Genellikle alt ekstremitede oluşur.
Etiyoloji : Etken: S.aureus ya da grup A streptokoklar, bazen ikisi birlikte etken olabilir. Tanıliniktir, gerekirse kültür.
Tedavi : Tedavi impetigo gibidir. Lokal yara bakımı yararlıdır(su ve sabunla yıkama). Topikal antibiyotik; bacitracin, neomycin-bacitracin, mupirocin de kullanılabilir. Günde 3 kez , 7-8 gün uygulama yeterlidir. Yaygın impetigo, aile içi infeksiyon varsa , kreş grubu veya atletik takım ve büllöz impetigoda topikal ajanlar yeterli olmaz. Sistemik antimikrobiyal ajan kullanımını gerektiriyorsa; Penisilin veya amoksisilin verilir.. Oral 1.jenerasyon sefalosporinler, penisiline allerjisi olanlarda; eritromisin, azithromycin doz clarithromycin verilir. Stafilokokların etkin olduğu düşünülüyorsa, büllözse; penisilinaza dirençli oral penisilin ör:dicloxacillin–cloxacillin veya I.jenerasyon sefalosporinler; cephalexin, cephradine veya , cefadroxil oral kullanılabilir.Cefixim S.aureusa etkin olmadığı için kullanılmaz. Amoksisilin/clavulanic asit, Clindamycin veya trimethoprim/sulfamethoxazole 160/800 mg.lıktan oral yolla günde iki kez verilebilir. Gerekirse diğer antistafilokokal ajanlar da kullanılabilir. Oral ajanlarla tedavi süresi bir haftadır.
Dozlar : Penisilin : Oral penisilinV ; 25000-90.000Ü/kg/gün, dört dozda, 10 gün ,erişkinde; 250 mg , oral, 4 kez/gün veya benzathin penisilinG ;300 000-600.000Ü çocuk, 1200 000Ü erişkin olarak tek doz kas içine uygulanır.
Amoksisilin : 25-50mg/kg/gün, üç dozda, erişkin:1.5gr. iki-üç dozda
Ampicillin : 50-100mg/kg/gün, 4 dozda, erişkin: 2-4 gr/gün, 4 dozda
Oral 1.jenerasyon sefalosporinler : Cephadroxil oral; 30mg/kg/gün, iki doza bölünerek, erişkinde 2gr. iki doza bölünüp, , cefpodoxime; 10mg/kg/gün 2 dozda, erişkinde 800mg, iki doza bölünüp, cefprozil; 15-30mg/kg/gün iki doza bölünüp, erişkinde 1 gr/gün iki dozda, ceftibuten 9mg/kg/gün, bir doz, cephalexin ; 25-50mg/kg/gün 4 doza bölünerek, erişkinde günlük doz 1-4 gr, cephradine; 25-50mg/kg/gün 2-4 dozda ,erişkinde 250mgx4 doz.
Erythromycin: Yenidoğanda doz : 2000gr.dan düşük ağırlıklı bebekte;10mg/kg ağırlıklıda 12 saatte bir , 2000gr.dan büyükte; 10mg/kg, 8 saatte bir , 20-50mg/kg 2-4 dozda erişkinde 6 saatte bir 250-500mg olarak.
Azithromycin 5-12mg/kg gün tek doz, erişkin : 500mg/gün veya İlk gün 0.5 gr.daha sonra 250 mg/gün toplam 5 gün.maksimum doz; 600 mg.
Clarithromycin 7.5 mg/kg/gün iki dozda, erişkinde 1 gr/gün, iki dozda,. 10 gün verilir.
Dicloxacillin : 3.125-6.25 mg/kg-cloxacillin 12.5 mg/kg dörde bölünüp, erişkinde 250mg oral 4 kez/günde) veya sefalosporin: cephalexin, cephradine (25-50mg/kg) ikiye bölünüp(erişkinde 250mg , oral, günde 4 kez) veya , cefadroxil 30mg/kg /gün, iki dozda kullanılabilir.
Amoksisilin/clavulanic asit:25-45 mg/kg/gün, 2-3 dozda(formülasyona göre), erişkin:1.5 gr./gün, üç dozda.
Clindamycin : 2000gr.dan düşük yenidoğanda 5mg/kg, 12 saatte bir, 1 haftadan büyükse 5mg/kg 8 saatte bir, 2000gr.dan büyük ve 1 haftadan küçüklerde 5mg/kg, 8 saatte bir, bir haftadan büyüklerde 5mg/kg 6 saatte bir , infantlarda; 15-25mg/kg/gün 3-4 doz oral, erişkinde 150mg-450mg, 4 kez günde oral.
Trimethoprim/sulfamethoxazole : 8mg/kg/gün(trimethoprime göre), 2 dozda, erişkin; 160/800 mg.lıktan oral yolla günde iki kez verilebilir.

ektodermal displazi


Deri ve derinin eklerinin (saç, tırnaklar, dişler ve ter bezleri) gelişim bozukluğu ile kendini gösteren kalıtımsal bir hastalıktır. Ektodermal displazinin çok sayıda tipi bulunmakla birlikte en sık rastlanılan tipi; X-kromozomuna bağlı olarak geçiş gösteren anhidrotik ektodermal displazidir (terleme yokluğu/azlığı ile birlikte olan tipi) ve sadece erkeklerde gözlenir. Otozomal kromozomlara (cinsiyet kromozomları dışındaki kromozomlar) bağlı olarak dominant (baskın) geçiş gösteren diğer bir tipi ise hem erkek hem de kız bebeklerde aynı oranda gözlenir. Otozomal dominant tip ile X-geçişli tipde gözlenen şikayetler ve belirtiler aynıdır.
Ektodermal displazide, derinin tüm ekleri değişik derecelerde etkilenmiş olabilir. Anhidrotik ektodermal displazide ter bezlerinin anne karnında iken gelişmemesi sonucu meydana gelir. Etkilenen bebeklerde vücut sıcaklığının kontrolünde sorun vardır ve çok hafif hastalıklarda bile son derece yüksek ve tehlikeli ateş yükselmesi gözlenebilir, çünkü teleyerek ateşin kontrol mekanizması ortadan kalkmaktadır. Yetişkin hastalarda ise sıcak ortamlarda bulunmak ve çalışmak zorlaşır.
Mukozaların (vücudun iç boşluklarını döşeyen deri) tutulduğu hastalarda burunla ilgili kronik enfeksiyonlar daha sık gözlenir, solunum yolu enfeksiyonları artmıştır ve burundan sürekli kötü kokulu bir akıntı gelebilir. Saç telleri çok ince olabilir veya saçta dökülmeler görülebilir. Cİlt ince ve rengi açık olabilir. Diş gelişimi anormaldir ve bir çok diş eksik olabilir.
Bu hastalıktan korunmak için yapılması gereken en önemli şey; ailesinde ektoermal displazi olduğu bilinen anne - babaların hamilelik öncesi genetik danışmanlık hizmetleri için için ilgili bir birime müracaat etmeleridir, hamilelik sırasında hastalığın saptanmasını sağlayacak bir analiz bulunmamaktadır.
Belirtiler ve Şikayetler
- diş sayısının az olması
- sivri dişler
- diş çıkmasının gecikmesi
- terleme yokluğu
- gözyaşı yokluğu (nadiren)
- ince deri
- cilt rengi açıklığı
- kötü kokulu burun akıntısı
- sıcağa tahammül edememe
- vücut sıcaklığınd aani yükselmeler
- ince saş telleri
- saç yokluğu
- tırnaklarda şekil bozukluğu (kalınlaşma)
- burunda basıklık
Tanı
Biyopsi ile tanı konur (deri ve mukozalardan örnek alınır).
Tedavi
Ektodermal displazinin özel bir tedavisi yoktur.
Tedavide genelde kozmetik yöntemler kullanılır: Takma diş veya protez, saç için peruk gibi çözümler kullanılabilir. Gözlerde kurumayı engellemek için sentetik gözyaşı damlaları kullanılabilir. Burundaki akıntıları ve enfeksiyon gelişimini engellemek için sık sık bir hekim tarafından burun iç kısmının temizlenmesi gerekebilir.
Erken yaşlarda panaromik diş grafisi çekilir. Erken aşamada protezlerin kullanılması yüzde yapısal anomalilerin ortaya çıkmasını önleyebilir. Daha yeni yöntemlerden biri de protetik dişlerin içine yerleştirildiği kemik implantları kullanmaktır.
Vücut sıcaklığının kontrolü sürekli bir problem olabilir; sık sık soğuk su ile duş almak, serin ortamlarda bulunmak ve serinletici spreyler kullanmak gerekebilir. Aktiviteler, giysiler, soğutma yöntemleri ve hatta daha serin iklimli bir yere taşınmak gerekebilir.
Anhidrotik ektodermal displazili hastalarda atopik ekzema da sıktır ve tedavi edilmelidir. Hastaların çoğunun derisi kurudur ve nemlendiriciler kullanılmalıdır. Palmoplantar keratoderma varsa keratolitikler kullanılır.
Bu hastalıkla birlikte bulunabilecek yarık damak ve dudak, uretral stenoz, vaginal adezyonlar, mukozal ve kutanöz malignite, sindaktili ve diğer yapısal anormallikler için cerrahi tedavi gereklidir. Mukozal lökoplaki ve atrofik deri bulunursa malignite açısından; diskeratozis konjenita varsa kan diskrazileri için düzenli izlem gereklidir.
Tırnak distrofisi olan hastalarda özel ayakkabı kullanılmalıdır. Akut paronişi varsa antibiyoterapi uygulanır.
Sonuç
Ektodermal displazi hayat boyu sürecek ve gerekli önlemler alındığında hayatı tehdit etmeden kontrol edilebilecek bir hastalıktır. Ancak özellikle vücut sıcaklığının kontrolü konusuna özellikle dikkat edilmelidir.
Ateş yükselmesine bağlı havale geçirilebilir, bu konuya özellikle dikkat edilmelidir. Ayrıca vücut sıcaklığındaki aşırı yükselmeler beyinde hasara neden olabilir.


impetigo


Klinik bulgular : Büllöz olmayan formu, sıklıkla yüz ve ekstremitelerde , kesi, çizik, böcek ısırması gibi minör bir travma sonucu oluşur. Eritemli bir zeminde papül, ardından küçük bir vezikül şeklinde başlar, hızla püstüle ve rüptüre olur. Pürülan akıntı kurur ve karekteristik kalın, sarı-yeşil kabuklar oluşur. Bal peteği görünümündedir. Kaşıntı sıktır ve kaşınmayla yayılır. Yüzeyeldir, ülsere olmaz ve dermisi infiltre etmez. Hafif bölgesel bir lenfadenopati olabilir. Sistemik infeksiyon bulguları , ateş çok nadirdir. Ağrısızdır ve skar bırakmaz. Grup A streptokoklar tarafından oluşan impetigo bazen poststreptokokal glomerulonefrite yol açabilir. Büllöz impetigo; yenidoğan ve infantlarda oluşur. Vezikül olarak başlar, sonra bül haline geçer , büller kolayca rüptüre olur, kırmızı bir yüzey oluşur, sonra açık kahverengi krutlar ortaya çıkar. Sıklıkla boyun, yüz ve çeneyi tutar.
Etyoloji : Etken genellikle A grubu beta hemolitik streptokok veya Staphylococcus aureustur. Birlikte de olabilirler. Büllöz impetigoda S. aureus etkendir(grup II bakteriofaj içeren ). Yenidoğan da B grubu streptokoklar da etken olabilir.
Epidemiyoloji : Streptokokal impetigoda genelde fiziksel temasla geçiş söz konusudur. . Epidemiler yapabilir. İmpetigoyu takiben de çoğunlukla üst solunum yolunda da kolonize olur.
Tanı : Kesin tanı enfekte bölgeden S.pyogenes veya S.aureus’un kültürde izolasyonu ile konur. Genellikle mikrobiyolojik çalışma gerekmez. Gram boyama yapılabilir.
Ayırıcı tanı : Tipik olmakla birlikte başlangıçta su çiçeği, mantar enfeksiyonları, Herpes simplex virus enfeksiyonları, akut püstüler psöriazis ile karışabilir.
Tedavi : Lokal yara bakımı yararlıdır(su ve sabunla yıkama). Topikal antibiyotik; bacitracin, neomycin-bacitracin, mupirocin de kullanılabilir. Günde 3 kez , 7-8 gün uygulama yeterlidir. Yaygın impetigo, aile içi infeksiyon varsa , kreş grubu veya atletik takım ve büllöz impetigoda topikal ajanlar yeterli olmaz. Sistemik antimikrobiyal ajan kullanımını gerektiriyorsa; Penisilin veya amoksisilin verilir.. Oral 1.jenerasyon sefalosporinler, penisiline allerjisi olanlarda; eritromisin, azithromycin doz clarithromycin verilir. Stafilokokların etkin olduğu düşünülüyorsa, büllözse; penisilinaza dirençli oral penisilin ör:dicloxacillin–cloxacillin veya I.jenerasyon sefalosporinler; cephalexin, cephradine veya , cefadroxil oral kullanılabilir.Cefixim S.aureusa etkin olmadığı için kullanılmaz. Amoksisilin/clavulanic asit, Clindamycin veya trimethoprim/sulfamethoxazole 160/800 mg.lıktan oral yolla günde iki kez verilebilir. Gerekirse diğer antistafilokokal ajanlar da kullanılabilir. Oral ajanlarla tedavi süresi bir haftadır.
Dozlar : Penisilin : Oral penisilinV ; 25000-90.000Ü/kg/gün, dört dozda, 10 gün ,erişkinde; 250 mg , oral, 4 kez/gün veya benzathin penisilinG ;300 000-600.000Ü çocuk, 1200 000Ü erişkin olarak tek doz kas içine uygulanır.
Amoksisilin : 25-50mg/kg/gün, üç dozda, erişkin:1.5gr. iki-üç dozda
Ampicillin : 50-100mg/kg/gün, 4 dozda, erişkin: 2-4 gr/gün, 4 dozda
Oral 1.jenerasyon sefalosporinler : Cephadroxil oral; 30mg/kg/gün, iki doza bölünerek, erişkinde 2gr. iki doza bölünüp, , cefpodoxime; 10mg/kg/gün 2 dozda, erişkinde 800mg, iki doza bölünüp, cefprozil; 15-30mg/kg/gün iki doza bölünüp, erişkinde 1 gr/gün iki dozda, ceftibuten 9mg/kg/gün, bir doz, cephalexin ; 25-50mg/kg/gün 4 doza bölünerek, erişkinde günlük doz 1-4 gr, cephradine; 25-50mg/kg/gün 2-4 dozda ,erişkinde 250mgx4 doz.
Erythromycin: Yenidoğanda doz : 2000gr.dan düşük ağırlıklı bebekte;10mg/kg ağırlıklıda 12 saatte bir , 2000gr.dan büyükte; 10mg/kg, 8 saatte bir , 20-50mg/kg 2-4 dozda erişkinde 6 saatte bir 250-500mg olarak.
Azithromycin 5-12mg/kg gün tek doz, erişkin : 500mg/gün veya İlk gün 0.5 gr.daha sonra 250 mg/gün toplam 5 gün.maksimum doz; 600 mg.
Clarithromycin 7.5 mg/kg/gün iki dozda, erişkinde 1 gr/gün, iki dozda,. 10 gün verilir.
Dicloxacillin : 3.125-6.25 mg/kg-cloxacillin 12.5 mg/kg dörde bölünüp, erişkinde 250mg oral 4 kez/günde) veya sefalosporin: cephalexin, cephradine (25-50mg/kg) ikiye bölünüp(erişkinde 250mg , oral, günde 4 kez) veya , cefadroxil 30mg/kg /gün, iki dozda kullanılabilir.
Amoksisilin/clavulanic asit:25-45 mg/kg/gün, 2-3 dozda(formülasyona göre), erişkin:1.5 gr./gün, üç dozda.
Clindamycin : 2000gr.dan düşük yenidoğanda 5mg/kg, 12 saatte bir, 1 haftadan büyükse 5mg/kg 8 saatte bir, 2000gr.dan büyük ve 1 haftadan küçüklerde 5mg/kg, 8 saatte bir, bir haftadan büyüklerde 5mg/kg 6 saatte bir , infantlarda; 15-25mg/kg/gün 3-4 doz oral, erişkinde 150mg-450mg, 4 kez günde oral.
Trimethoprim/sulfamethoxazole : 8mg/kg/gün(trimethoprime göre), 2 dozda, erişkin; 160/800 mg.lıktan oral yolla günde iki kez verilebilir.
Korunma : Kişisel temizlik kurallarına uymak. Cilt infeksiyonu olanlar antimikrobiyal tedaviye başladıktan 24 saat sonraya dek okula gönderilmemeli, mümkünse o sürede yakın temastan uzak durmalı.
---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------


Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı