İPUCU

Sağlık Sağlık Dünyasından Haberler

Seçenekler

Genel Cerrahi Hastalıkları

djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5256
Ticaret:
(0) %
24-12-2009 23:40
#1
Thumbs down
Genel Cerrahi Hastalıkları
-------------------------------------------------------------------------------
Genel Bilgi
Makattaki kaslarin bütünlüğünün çatlama veya yırtılma yolu ile bozulması olarak tanımlanır. Bütün yaş ve cinsiyetlerde görülebilmekle birlikte 60 yaş üzeri erişkinlerde ve küçük çocuklarda tanı konabilmektedir.

Belirtiler:
Sert ve iri dışkının geçişi ile birlikte keskin ağrı yakınması belirgindir. Ağrı bir saat kadar sürebilmekte ve diğer dışkı geçişi ile yinelenmektedir. Sert bir zemine otururken de ağrı hissedilir. Tuvalet kağıdı, iç çamaşı veya alt bezinde çigi halinde kan bulaşması görülebilir. Makat etrafında kaşınma belirgindir. Çocuklar dışkılamayı reddedebilirler.

Nedeni:
Anal fissürün nedeni bilinmemektedir, ancak yakınmalar makattan sert ve iri dışkının geçmesi ile belirginleşir. Hastalığın görülme olasılığı kabızlık, lösemi, Crohn hastalığı, bağışıklık sistemi yetmezliği hastalıkları ve birden fazla gebelik ile birlikte artmaktadır.

Önlemler:
Anal fissürün oluşmasını önlemek için kabız kalmaktan kaçınılmalıdır. Bu nedenle de günde en az 8 bardak su içilmeli ve lif oranı yüksek bir diyet alınmalıdır. Gerekli olduğu takdirde barsakları yumuşatıcı ilaç alınabilir. Ikınmadan ve anal ilişkiden kaçınılmalıdır.

Tanı:
Tanı koymada ne önemli araç belirtilen yakınmalardır. Buna ek olarak doktor tarafından alınan tıbbi özgeçmiş ve yapılan fizik muayene değerli bilgiler verecektir. Anal ve rektal kanamanın diğer nedenleri ayırt edebilmek için anus ve rektumun anaskop ve sigmoidoskop ile görüntülenmesi gerçekleştirilebilir.

Tedavi:
Uygun tedavi yöntemi evde gerçekleştirilebilir.
Fissürün onarımı veya kasların bütünlüğünün sağlanması cerrahi olarak sağlanıp makat kaslarının iyileşmesi sağlanabilir.
Anal fissürün olası komplikasyonları arasında makat kaslarının zedelenip iyileşmesi sonucu dışkı tutulamaması bulunmaktadır.
Erişkinler için 4-6 haftada tedavi ile iyileşme sağlanabilir ve cerrahi girişime gerek kalmayabilir. Dışkının yumuşatılması ile birlikte çocukların yakınmaları geriler.
Fissür iyileşene kadar kabızlığı önlemek için çeşitli önlemler alınmalıdır. Dışkıyı yumuşatmak amacı ile doktorun önereceği ilaçlar verilebilir. Bol miktarda sıvı gıdalar verilmelidir. Makat etrafındaki ağrı ve kas spazmını rahatlatmak için sıcak oturma banyoları ve sıcak uygulamalarından fayda görebilirsiniz.
Ağrıya karşı asetaminofen içeren ağrı kesici haplar veya sürülebilen anestetik ilaçlar kullanılabilir.
İyileşme sürecinde herhangi bir şekilde aktivite kısıtlaması yoktur. Fiziksel hareket, kabızlığın oluşma şansını azaltmaktadır. Ayrıca, kabızlığı önlemek için yüksek miktarda lif içeren bir diyet alınmalı ve bol su içilmelidir.
Bahsedilen tedavi seçeneklerine rağmen yakınmalarda bir değişiklik olmuyorsa, doktorunuza danışmalısınız.
___________________
---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------

Adıyamanli♂ Teşekkür etti.
djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5256
Ticaret:
(0) %
24-12-2009 23:41
#2
Meme Hastalıkları . . . .

--------------------------------------------------------------------------------
Kadınlarda görülen kanserlerin yüzde 29'undan sorumlu olan meme kanserinden korunmak için aylık meme muayenesinin yanısıra, 40 yaşından sonra her yıl düzenli olarak mamografi çektirilmesi gerekiyor.

Güzelliğin ve doğurganlığın simgesi olarak görülen meme, kadın sağlığı açısından da büyük önem taşıyor. Gelişmiş ülkelerde her 8 kadından birinin yaşamının bir döneminde yakalanacağı kabul edilen meme kanserinin erken tanısı için, kadınların aylık düzenli meme muayenesi yapması öneriliyor.

Meme Kanseri:
Meme kanserinin gelişmiş ülkelerin verilerine göre 54 yaşın altındaki kadınlarda halen kanser ölümlerinin birinci, 54 yaş üstü kadınlarda ise ikinci nedeni olarak gösterildiği belirtiliyor. Tüm yaş grupları değerlendirildiğinde meme kanseri ise, akciğer kanserinden sonra ölüme en sık neden olan ikinci kanser olarak kabul ediliyor. Amerikan Kanser Birliği verileri bu ülkede 1999 yılında 175 bin meme kanseri tanısı alan kadının 43 bininin aynı nedenden dolayı yaşamını kaybettiğini gösteriyor.
Meme ile ilişkili yakınmalar, gelişmiş ülkelerde bel ağrısından sonra en sık doktora başvurma nedenidir. Bu yakınmalar, memede ağrı, farkedilen bir şişlik veya meme başı akıntısı gibi sorunlar nedeniyle olabilmektedir. Ayrıca, herhangi bir yakınma olmaksızın gerçekleştirilen tarama programları çerçevesinde de hastalar doktora başvurmaktadır.
Her kadinin meme kanseri için risk altında olduğu kabul ediliyor. Meme kanserinin gelişme riski, ilerleyen yaş ile birlikte artmaktadır. Bir memesinde meme kanseri öyküsü ya da meme kanseri aile öyküsü olan kadınlarda meme kanseri gelişme riskinin daha yüksek olduğu belirtiliyor. Erken adet görme veya geç menopoza girme, ilk doğumun 30 yaşın üzerinde yapılması, uzun süreli östrojen tedavisi, diyet ile fazla miktarda yağ alımı ve alkol kullanımı küçük oranlarda da olsa diğer risk faktörleri olarak belirlenmiştir.

Kistik Hastalık:
Memenin iyi huylu, yani kanser olmayan hastalıkları arasında en sık görüleni kistik hastalık. Bu hastalıkta oluşan kistik oluşumlar kanser öncüsü kabul edilmiyor, yani meme kanserine dönüşmüyorlar. Bunlar, başka bir odakta meme kanseri görülme olasılığını anlamlı olarak arttırmazlar ve gelişebilecek bir meme kanserinin daha kötü seyretmesine neden olmazlar. Bu nedenlerden dolayi memede yer alan bu kistlere, eğer basit kist olduklarından emin olunursa, genel anlamda herhangi bir cerrahi girişim gerekmez. Ancak, hastanın hikayesinde, öz ve soygeçmişinde, yapılan klinik meme muayenesinde veya görüntüleme yöntemleri ile elde edilen bulguların sonucunda bu kistik oluşumların meme kanseri riski taşıdığı düşünülürse, bu kistten bir doku örneği alınması ve mikroskop altında değerlendirilerek kesin tanının konması gerekebilir. Doku örneği alınabilmesi için farklı yöntemler vardır. En basit yöntem ince bir iğne ile kistten örnek almaktır. Ancak bazı koşullarda cerrahi yöntem ile de biyopsi yapılması daha uygun olmaktadır. Memede kitle oluşması, ağrı olması veya meme başında kendiliğinden olan bir akıntının farkedilmesi durumunda bir uzman hekime başvurulması gerekiyor. Ayrıca 40 yaş üstü kadınların yıllık tarama programlarına katılmalarıyla meme kanserinin erken dönemde tanınması mümkün olabiliyor. Meme kanseri tanısının erken konabilmesi için kullanılan üç yöntem vardır. İlki, kişinin yapacağı aylık kişisel meme muayenesi, ikincisi bir genel cerrah tarafından yapılacak yıllık klinik meme muayenesi ve sonuncusu da görüntüleme yöntemleri ile yapılacak değerlendirmelerdir.

Aylık meme muayenesi:
Kadınların kendi kendilerine yapacağı aylık meme muayeneleri meme kanserinin erken tanısı açısından çok önemlidir. Bu yöntem üzerine gerçekleştirilen ve sağ kalma etkisini değerlendirmeye yönelik yapılmış çalışmaların sonuçları çelişkili olsa da, kesinlikle önerilmektedir.

Klinik meme muayenesi:
Uzman hekimin yaptığı yıllık klinik meme muayenesi, hasta veya görüntüleme yöntemleri tarafından saptanamamış meme kanserlerininin bir kısmını yakalayabilmektedir. Yapılan birçok çalışma, bu yöntemin olumlu sonuçlarının altını çizmektedir.

Mammografi:
Meme dokusunu görüntülemek için en sık kullanılan radyolojik yöntemdir. Şu anda kullanılan teknik ile mammografi çekilirken her görüntü için memenin aldığı radyasyon ihmal edilebilir düzeydedir. Mammografi, muayenede saptanamayacak kadar küçük kanser odaklarını gösterebilmekte, hatta kanser oluşumunun erken evresini bile saptayabilmektedir. Meme kanserinin bu evrede saptanabilmesi de tedavi şansını oldukça yükseltmektedir. ABD'de mammografinin rutin tarama için kullanılmaya başlanmasından sonra kanserin erken evrede yakalanma oranı 7 kat artmıştır.
Yapılmış birçok çalışma, mammografi ile tarama yapılan gruplarda sağkalımın arttığını göstermektedir. Tarama mammografisi için uygun zaman ve sıklık özel risk faktörleri olmadığında, 40 yaş üstü kadınlar için ve yılda bir keredir.





OBEZİTE CERRAHİSİ . . . .

--------------------------------------------------------------------------------

OBEZİTE CERRAHİSİNDE HASTA SEÇİMİ

Cerrahi yöntemlere başvurmadan önce hasta detaylı analizlerden geçirilmeli ve obezitenin herhangi bir genetik, endokrin, nörolojik (hipotalamik fonksiyon bozukluğu gibi) patolojiden veya ilaç kullanımından kaynaklanmadığı ortaya konmalıdır. Aksi halde nedene yönelik tedavi tecih edilmelidir.

Morbid obezitede, cerrahi girişim için hasta seçerken, American Society of Bariatric Surgery'nin endikasyonlarına uyulmaktadır.

Vücut kitle endeksi 40'ın üzerinde olan veya 30-40 arasında olup eşlik eden hastalık durumlarında (hipertansiyon, diabetes mellitus, uyku apne send., artrit).

18-55 yaş arası

Obezitenin en az 5 yıldır var olması

Hormonal hastalıkların bulunmaması

İlaç ve diyet tedavisine rağmen, en az 1 yıldır kilo veremiyenler

Alkol ve ilaç bağımlısı olmamak

Hastanın uygulanacak yöntemi anlaması ve ameliyattan sonra uyum sağlayabilecek durumda olması

Kabul edilebilir ameliyat riski


CERRAHİ TEDAVİ YÖNTEMLERİ

- Ayarlanabilir Silikon Mide Bandı
- Vertikal Gastroplasti
- İntragastrik Balon
- Gastrik Bypass
- Biliopankreatik Diversiyon
- İntestinal Girişimler

LAPAROSKOPİK AYARLANABİLİR SİLİKON MİDE BANDI (LASGB) UYGULAMASI (AMELİYAT TEKNİĞİ)
Bu cerrahi prosedür ilk kez 1980 yılında Kuzmak tarafından tarif edilmiştir. Bu gün için kullanılan farklı firmalara ait gastrik bandlar bulunmaktadır (Lap-Band, Swidish Band, Heliogastro vd.) ancak bunların hepsinin dizaynı ve işleyiş mekanizması aynıdır.

Ameliyat Masasında Yerleşim
Hasta ameliyat masasına lithotomi pozisyonunda yatırılır (Fransız pozisyonu). Hastanın sırtı 20-300 kaldırıldığında ve 100 sola yatırıldığında ameliyat için yeterli görüş alanı sağlanır. Operatör hastanın bacak arasında, optik sistemi tutan birinci asistan hastanın solunda ve karaciğer ekartörü ve babcocku tutan ikinci asistan hastanın sağında yer alır.

Trokarların Lokalizasyonu
Diğer laparoskopik cerrahi uygulamalarında olduğu gibi, şişmanlık cerrahisinde de karın içine karbondioksit verilerek pnömoperituan sağlanır. Amaçlanan basınç miktarı 14-15 mm Hg’dır. Bunu sağlamak için veres iğnesi göbek etrafından veya ksifoid’in 10 cm aşağısından ve ön klavikular hat üzerinden sokulabilir.
1. Trokar (10 mm) : Ksifoid’ten 5 parmak distalde orta hattan sokulur. Bu trokar kamera içindir ve ilk yapılması gereken genel bir intra abdominal eksplorasyondur. Diğer trokarlar kameranın kontrolünde konulur.
2. Trokar (10 mm) : Ksifoidin hemen altından biraz sola konulur. Karaciğeri ekarte etmek için ekartör, gerekli olduğunda grasper veya görüntü için kamera bu trokardan kullanılabilir.
3. Trokar (10 mm) : Sağ subkostal bölgede orta veya sağ ön klavikular hatta kotun hemen yanından konulur. Atravmatik grasper, disektör veya hook kullanılır. Retrogastrik tüneli açmak için kullanılan dissector bu trokardan konulur.
4. Trokar (10 veya 5 mm) : Sol subkostal bölgede sol ön veya orta klavikular çizgide kotun hemen altından konulur. Endobabkok ve grasper bu trokardan kullanılır, 3 numaralı trokar ile aynı hizada olmalıdır.
5. Trokar (5 mm) : 1. ve 4. trokarların arasında paramedian hattan konulur. Disseksiyonu yapmak için kullanılan hook, dissektör bu trokardan kullanılır. Bazı cerrahlar Lap-Band’ı batın içine sokmak için 4. veya 5. trokarı çıkarıp yerine 15 mm’lik trokar kullanırlar.


Ameliyat Tekniği

A- Sup-kardial Bölgenin Eksplorasyonu
2 numaralı trokardan konulan karaciğer ekartörü ile karaciğerin sol lobu sağa ve laterale doğru ekarte edilir. Böylece kardia ve mide fundusu rahatlıkla görülür. 3 ve 5 numaralı trokardan konulan babkok yardımı ile mide üzerindeki omentum sola ve aşağıya doğru itilir.
Mide nazogastrik sonda ile aspire edildikten sonra, kalibrasyon tüpü yutturulur. Kalibrasyon tüpünün mide içinde olduğu kamera ile görüldükten sonra distaldeki balon 25 cc serum fizyolojik ile şişirilir. Anestezist tüpü kardia’ya kadar çekerek oturmasını ve burada sabit kalmasını sağlar.



B- Küçük Kurvaturun Diseksiyonu
4 numaralı trokardan konulan babkok ile mide şişirilmiş olan balonun hemen altından tutulur ve sola doğru çekilir. 3. ve 5. trokarlardan konulan grasper ve hook yardımı ile şişirilmiş olan balonun hemen alt kenarından mide kenarına yakın bir bölgede küçük omentumda yaklaşık 1 cm’lik bir alan açılır. Omentumda açılan bölüm özofagogastrik bileşkeden yaklaşık 1.5-2 cm distaldedir.
Kalibrasyon tüpünün balonu ilk diseksiyona başlandıktan sonra indirilir, aksi halde mide duvarının yaralanması mümkündür. Aynı disseksiyon planında midenin arkasından sol krus doğrultusunda retrogastrik tünel açılmaya başlanır. Anterior vagus sinirinin (laterje siniri) disseksiyon alanı içinde olmamasına özellikle dikkat etmek gerekir.



C- Büyük Kurvaturun Disseksiyonu
Sağ trokardaki babkok ile mide sağa ve aşağıya doğru çekilerek midenin büyük kurvatur tarafı görülmeye çalışılır. Disseksiyon sol krus üzerinde yapılır. Avasküler frenogastrik ligamanda hook yardımı ile 1 cm’lik bir pencere açılır.



D- Retrogastrik Tünel
Küçük ve büyük kurvaturda açılan bölümler arasında midenin arkasında bandın geçirileceği tünel açılmaya başlanır. Bu işlem sırasında 4 numaralı trokardaki babkok ile mide sola ve aşağıya doğru çekilirken, 3 ve 5 numaralı trokardan konulan grasper, hook, dissektör veya rotikülatör ile disseksiyon yapılır. Mide duvarında yaralanma olup olmadığı ameliyatın son aşamasında nazogastrik tüple mide içine verilen metilen mavisi ile kontrol edilebilir. Perforasyon saptandığında laparoskopik yöntemle dikiş atmak mümkündür ancak gerekli görüntü sağlanamıyorsa mutlaka laparotomi yapmak gerekir. Perforasyon saptandığında ve gerekli tamir yapıldıktan sonra Lap-Band’ın yaralanan yere konulmaması gerekir, aksi halde mide duvarında nekroz ve bandın mide içine migrasyonu görülebilir.



E- Lap-Band’ın Yerleştirilmesi
4 veya 5 numaralı trokarın içinden Lap-Band batın içine bir grasper yardımı ile gönderilir. Bandın ayarlanabilir özelliğini veren arka bölümü band batın içine sokulmadan önce kontrol edilmelidir. Bandın rezervuar ile bağlantısını sağlayan silikon tüpün ucu dışarıda tutulur. Özel iğnesi yardımı ile bandın içindeki hava aspire edilir ve tüpün distal ucu bir hemostat ile kapatılır.
Batın içine sokulmuş olan band, büyük kurvatur tarafından alınıp küçük kurvatur tarafından çıkarılır. Kalibrasyon tüpü tekrar mide içine gönderilir ve 15 cc serum fizyolojik ile şişirilir. Lap-Band şişirilen balonun hemen altından 3 numaralı trokardan sokulan grasper yardımı ile kilitlenir.



F- Seroseröz Mide Dikişleri
Lap-Band konulduktan sonra bandın üzerinden midenin seröz tabakasına konulan lambert sütürler ile bandın yukarı kayması önlenir. Midenin ön yüzüne konulan üç veya dört dikiş yeterlidir. Lap-Band’a direkt olarak dikiş koyulmamalıdır. Dikişler konulurken bandın şişirilen bölümünün dikişlerden zarar görmemesine özellikle dikkat edilmelidir.



G- Rezervuarın Yerleştirilmesi
Band yerleştirilip, dikişler konulduktan sonra rezervuar ile aradaki bağlantıyı sağlayan silikon tüp 15 mm’lik trokardan dışarı çıkarılır. Bandın özel iğnesi ile tüpün ve bandın içindeki hava aspire edildikten sonra iki hemostat ile tüpün batın duvarından itibaren 10 cm’lik kısmından tutularak artan kısmı kesilir. Rezervuarın yerleştirileceği cilt altındaki bölge koter yardımı ile açılır. Rezervuar hastanın sol hipokondrium bölgesinde 4 veya 5 nolu trokarın olduğu yere rektus kası apenevrozunun üstüne konur. Dört adet non-absorbabl dikişler ile duvara sabitlenir ve rezervuarın ucundaki bölüm ile bant dan gelen tüp birleştirilir.

Trokarlar çıkarılmadan kanama kontrolü yapılır, batın içindeki CO2 boşaltılır ve trokarlar çıkarılır. Hastaya nazogastrik sonda koymaya gerek yoktur. Eğer ameliyat süresi 2.5 saati geçmişse ikinci doz antibiyotik yapılmalıdır. Hastaya ameliyattan 7 gün sonra üst gastrointestinal sistem pasaj grafisi çekilir ve bandın yerleşiminin durumu görülür.


VERTİKAL GASTROPLASTİ

Mason ilk kez 1982'de vertikal gastroplastiyi tarif etmiştir. Bu yöntem, gastrik bypass yöntemine oranla üst abdomende daha az diseksiyon gerektirmekte ve gastrik bypass ameliyatından daha kısa sürmektedir. Bu teknikte; mide ön ve arka duvarını içine alan 25 mm'lik EEA veya ILS stapler ile hazırlanan pencereden TA-90 veya RL-90 vertikal iki sıra stapler ile 25-50 ml hacminde poş hazırlanmakta daha sonra 1.5 cm genişlikte "marlex mesh" bir bant şeklinde hazırlanan pencereden küçük kurvatura doğru çepeçevre yerleştirilmektedir. Bandın yerleştirilmesindeki amaç poş ağzının genişlemesini engellemektir.


Morbid obezite için yapılan ameliyatların başarılı olup olmaması, kalıcı kilo kaybı sağlanmasına bağlıdır. Ameliyattan 2 yıl sonra gastrik bypass ve vertikal gastroplasti benzer sonuçlar göstermektedir.

Yaklaşık olarak ortalama kilo kaybı 2 yılda %60 olup, bu prosedür laparoskopik tekniklede oldukça başarılı şekilde uygulanmaktadır


İNTRAGASTRİK BALON

Morbid obez hastaların çoğunun sorunu kilo kaybının devamını sağlayamamaktır. Bu nedenle onların kilo kaybını çözmek için farklı tedavi metodlarına başvurmak gerekir. Bunlardan biriside intragastrik balon uygulamasıdır. Balon tedavisi aut patient bir prosedürle uygulanabilir. Bu tedaviye kalori kısıtlayıcı diyet ve davranış tedavisi eklendiğinde başarılı sonuçlara ulaşılmaktadır. İntragastrik balon gastrik fitobezoarlar gibi mide volümünü küçültür ve iştahı azaltarak kilo kaybına neden olur.

1979’da Wilkinson uzun süreli kilo kaybı sağlayabilmek için intragastrik balon uygulamasını önermiştir. 1980 de Percival intragastrik balonu nazagastrik sondanın ucuna bağlayıp nazal yolla yutturarak mideye yerleştirmekte, 200 ml hava ve 150-200 ml suyla dar bir katater yardımıyla şişirmektedir. Daha sonra bu katater yanak veya burun deliğine yapıştırılarak sabitlenmektedir. Kataterin dıştaki olan kısmı hastalar için rahatsız edici olmakla birlikte görülebilir ve müdahale edilebilir olması avantajlı kısmıdır. Percival’in hastaları bu yöntemle az yemeği öğrenmişlerdir. Bu yöntemle hastalar, diyet ve davranış tedavisiyle yeni bir yaşam tarzını oluşturmaktadır. Percival 200 hasta rapor etmiş ancak kilo kayıpları hakkında bilgi vermemiştir. İntragastrik balon 1 hastada gastrik erezyona bağlı kanama nedeniyle çıkarılmış, 1 hastada ise ince barsak obstürüksiyonu gelişmiştir.

Çeşitli ülkelerde, 1985-1986 yılları arasında 202 hastada Ballobes intragastrik balon (DOT APS, Denmark 3390, Hundested) uygulanmıştır. Balonların %4’ü ilk 16 haftada , %31’i ise 16-32 haftalar arasında kollaps olmuştur. Bu nedenle balonların 3-4 ay sonra çıkarılması önerilmektedir. Balon hava ile doluyken ortalama haftada 0.5-1 kg kayıp tespit edilmiş olup kilo kaybını artırmak için diyet ve davranış tedavisiyle mutlaka kombine edilmesi önerilmektedir. Avustralya’da Ballobes balonuna bağlı akut kusma vakaları görülmüş, bunların Hp (+) olanlarda olduğu tespit edilmiştir. Bunun nedeninin Hp’nin gastrit ve enfeksiyonu artırıcı etkisine bağlı olduğu düşünülmektedir. Knut Kolle Ballobes balonlarından Norveç’te 160 hastada uyguladığını ve ortalama haftada 0.8 kg kilo kaybı olduğunu rapor etmektedir.

Taylor, Manchester’da armut şekilli silikon, valvli intragastrik balon kullanmış, bu balon 500 ml dextran 40 ve radyo opak sıvı ile şişirilmiş, 6 aylık takipte hastaların 1/3’ünde erken başlayan tokluk hissi oluşmuştur. Hastalar 800 Kcal.’lik diyetle haftada 0.2 kg kaybederken, bu balonla kombine edildiğinde 0.5 kg kaybetmişlerdir. Spontan olarak balonda sönme sadece 5 hastada görülmüştür.

ABD de 1985 yılında Garren Edwards Gastric Bubbles (American Edwards Laboratories, P.O. Box 1150, Santa Ana, California) üretilmiş ve FDA onayı almıştır. Bu balon poliüretan bir silindirden yapılmakta, merkezinde dar bir kanülden oluşmaktadır. Hastaya bu balon konulmadan önce midenin normal olduğunu tespit etmek için özofagogastroskopi yapılmaktadır. Nazogastrik tüpün ucuna sıkıştırılarak tespit edilen balon, oral yolla mideye gönderilmekte ve daha sonra kanül vasıtasıyla 210 ml havayla şişirilmektedir. Daha sonra gastroskopi yapılarak balonun yeri ve şişkinliği kontrol edilmektedir.

Hastalara ilk 5-7 gün 500-700 cal sıvı diyet verilmekte, daha sonra bu miktar 800-1000 cal’ye çıkartılmaktadır. Tüm bu işlemler meperidin ve diazem sedasyonu altında topikal anestezi ile aut patient olarak yapılabilmektedir. Çıkarılma işlemi sırasında hastaya gastroskopi yapılmakta ve balon patlatılarak oral yolla çıkartılmaktadır.

Hastada aktif peptik ülser, büyük hiatal herni, geçirilmiş mide ve barsak operasyonu varsa bu işlemin yapılması kontrendikedir. Diet olarak hastalara kafein ve alkol kısıtlaması yapılmaktadır. Yemeklerden sonra anti-asit ve H2 reseptör blokerleri verilmekte, aspirin, anti-inflamatuar ve anti-kuagülan kullanımı kontrendikedir.

Bu işlem normal kilonun %20 üzerinde olan hastalara uygulanabilmektedir. Tatmin edici sonuçlar 4-12 hafta arasında rapor edilmekte ancak bununla birlikte spontan olarak inen intragastrik balona bağlı barsak obstrüksiyonu vakalarıda bildirilmektedir. Daha önceleri FDA tarafından balonun kalış süresi 4 ay olarak belirlenmekteyken, bu komplikasyonlar nedeniyle bu süre 3 aya indirilmiştir.

1985-1986 yılları arasında American Edwards Company’nin rapor ettiği 20.000 bubbles kullanılmıştır. Buradaki komplikasyonlar aşağıdaki gibidir (Tablo 1).

Tablo 1. American Edwards Laboratories’in rapor ettiği vakalar

TAKILIRKEN RAPOR EDİLEN SAYI

Cerrahi gerektiren farinks perforasyonu 1

Cerrahi gerektiren özefagus perforasyonu 3

Cerrahi gerektirmeyen özefagus yaralanması 4

ÇIKARILIRKEN

Cerrahi gerektiren özefagus perforasyonu 1

Aspirasyon pnömonisi 1

İnmiş balonun meydana getirdiği barsak obsturiksiyonu 79
(cerrahi gerektiren)

Ölüm 1

Ülser 53

Mide perforasyonu 1

INAMED şirketi 1986 yılında ilk kez Fred C. Gau tarafından kullanılan Silikon İntragastrik Balonu (SIB) üretmiştir. Daha sonra SIB Ocak 1996 yılında BıoEnterics Corparation (BEC) firmasına geçerek isim değişikliğine uğramış ve BioEnterics İntragastric Balon (BIB) ismini almıştır.

BIB sistemi Metropolitan Hayat Sigortasının 1983’de yayınladığı ideal kilo tablosuna göre, %40’ın üzerindeki hastaların kilo vermesi amacıyla kullanıma girmiştir.


BIB mekanik olarak midede dolgunluk hissini sağlayarak yemek alımını azaltmakta ve hastada aynı zamanda yeni diyet ve davranış tedavisinin oluşmasını sağlamaktadır. BIB’i kullanan kişiler özel diyetleri kullanmadan, normal yemek yiyerek zayıflayabilmektedir. BIB sistemi mideye yerleştirildikten sonra salinle şişirilerek artifisiyel bir mide bezoarı gibi davranmaktadır. SIB ve BIB sistemlerinin yumuşak yüzeylerinin olması ve herhengi bir dış çıkıntısının olmaması nedeniyle gastrik mukozayı irite etmemekte ve ülser oluşturmamaktadır. BIB sisteminin hava yerine suyla şişiriliyor olması, meteryalin biyolojik olarak daha inert, yumuşak, elastik ve invivo kullanımda daha güvenli olmasını sağlamaktadır. BIB sistemi bir balon ve yerleştirici bir kataterden oluşmaktadır. Bu balon şiştiğinde daha sferik, indiğinde ise özefagustan kolayca geçebilen ince bir kılıf halini almaktadır.

FDA 1992’de INAMED’e Prof. Dr. Lisabeth Mathus-Vligen (Hollanda) başkanlığında klinik deneme için onay vermiştir (SIB-002A protokol). 1997’de 2 yıllık çalışmaların sonuçları yayınlanmıştır. Bu çalışmada 43 hasta birinci yıl balon konularak, ikinci yıl balon konulmadan takip edilmiştir. Ayrıca tedaviye enerji kısıtlayıcı diyet ve davranış tedavisi eklenmiştir. Hastalar birinci yılda ortalama 26.3 kg, ikinci yılda 14.7 kg kaybetmiştir. Balona bağlı komplikasyon olarak 1 gastrik hemoraji, 1 balonda spontan inme, 2 balonda inme sonrası barsaklardan atılma, 3 gastrik erezyon tespit edilmiştir.

İngiltere’de Dr. Ali Majeed 16 hastaya 18 SIB kullanmış, hastaların ortalama kilosu 140 kg, ortalama BMI 47.8 olarak tespit edilmiştir. Hastalar ilk 4-8 haftada 2 kg kaybetmiş, 8-26. haftalar arasında bu miktar 0.75 kg düşmüştür. Bu sürenin sonunda ortalama BMI 41.6’ya gerilemiştir. Bir hastada ağır gastroözefagial reflü tespit edildiğinden balon çıkartılmıştır. 25-58. haftalar arasında 11 balondan 9’nun inerek barsağa geçtiği görülmüştür. Otöre göre SIB efektif, nonoperatif, cerrahiye aday aşırı obez hastalarda operasyon öncesi kilo vermelerini sağlamak amacıyla kullanılabilmektedir.

Dr. R. Baratta ve arkadaşları 26 hastaya BioEnterics LAP-BAND , 10 hastaya BIB kullanmış ve 4 ay takip etmiştir. BIB takılan 1 hastada 4. ayın sonunda balon spontan inmiş, BIB takılan tüm hastalarda ilk hafta mide bulantısı ve kusma şikayetleri görülmüştür. İlk 2 ay her iki grupta kilo verme oranı aynı olarak tespit edilmiş, 3. ve 4. ayda LAP-BAND hastaları daha fazla kilo kaybetmişlerdir. Otör ilk 3 ayda LAP-BAND ve BIB’in kilo vermede aynı etkiyi gösterdiği sonucuna varmışdır.

Dr. A. Biondi ve arkadaşları 15’er hastaya laparoskopik yöntemle silikon özofagogastrik band ve BIB kullanmış, balonu 500 cc salinle şişirmişlerdir. Laparoskopik band takılan 2 hastada pauch dilatasyonu gelişmesi sonucu band çıkartılmış ve hasta tekrar opere edilmiştir. BIB kullanılan grupta komplikasyon gelişmezken, 6 aylık sürede laparoskopik band kullanılan grupta ortalama kilo kaybı 14.94 kg, BIB kullanılan grupta ise 10.49 kg olarak tespit edilmiştir. Otöre göre uzun süreli kalıcı kilo kaybı sağlanması cerrahi prosedürde daha tatmin edicidir.

Dr. DeLuca ve arkadaşları 19 hastaya 27 BIB kullanmışlar, hastaların ortalama ağırlığı 134.8 kg, ortalama BMI 47.9 olarak tespit edilmiştir. 3-6 aylık takiplerde ortalama kilo kaybı 10.7 kg, BMI 43.4 bulunmuştur. 2 hastada komplikasyon olarak balon spontan inmiş ve barsağa geçmiştir. Otore göre hastaya BIB’le beraber enerji kısıtlayıcı diyet uygulandığında bu süre içerisinde ortalama 25 kg kaybedilebilmektedir. BIB, BMI’ı 30’un üzerinde olan, diyete ve farmakolojik tedaviye uyum sağlayamayanlarda uygun bir tedavi alternatifidir. Aynı zamanda kardiyopatili, tip II DM’lu, artrozlu ve cerrahi olarak riskli grupta bulunan süper morbid obez hastalarda da uygulanabilmektedir.

Dr. Galloro ve arkadaşları BIB kullandıkları hastalarla ilgili komplikasyonları yayınlamışlardır. 18 aylık periyot da 24 hastaya 32 balon takılmıştır. Ortalama tedavi 5 ay sürmüş, 2 hastada balon spontan inmiş ve barsağa geçmiştir. Otore göre hastanın endoskopisinde Helicobactor Pylori (Hp) ve peptik hastalık tespit edilmesi rölatif kontrendikasyon olup bunun BIB sistemi takılmadan önce tedavi edilmesi gerekmektedir. Hastada özofagus ve farinksle ilgili strüktürel anomaliler, büyük hiatal herni, üst GİS kanama hikayesinin bulunması, konjenital anomaliler ve daha önce geçirilmiş operasyonların bulunması BIB sisteminin takılması için kesin kontrendikasyonları oluşturmaktadır.

Dr. Luppa ve arkadaşları 14 hastayı BIB’le tedavi etmiştir. En sık görülen komplikasyonlar kusma ve mide bulantısı(%64), abdominal kramp(%21), sık geğirme(%21), ishal(%14) dir. 4 ayda 2 hastada balonda spontan inme ve barsağa geçme tespit edilmiş olup başka komplikasyon görülmemiştir.

Sonuç olarak, BIB sistemi 3-6 aylık dönemler halinde kullanılmaktadır, daha uzun süreli kullanımı önerilmemektedir. Uzun süre kullanıldığında mide asit içeriği balonun inmesine neden olmaktadır. 3 aydan uzun süre kullanılacaksa mutlaka değiştirilmelidir. BIB sistemiyle beraber mutlaka diyet ve davranış tedavisi beraber uygulanmalıdır. Hastanın ne kadar kilo vereceği kişiye göre değişmektedir. BIB sistemi laparoskopik mide bandına alternatif bir tedavi metodu değildir. Obez kişilerde balon çıkartıldıktan sonra diğer cerrahi yöntemlere göre daha hızlı kilo alınmaktadır. BIB sistemiyle, aşırı kilolu kişilerde (BMI> 60) elektif obezite cerrahisi öncesi kullanılarak daha başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

GASTRİK BYPASS

Gastrik girişimler, peptik ülser tedavisi amacıyla yapılan rezeksiyonlardan sonra hastaların kilo almadığının tespit edilmesiyle geliştirilmiştir.

Bu ameliyatlarda, mide %10 proksimal poş ve %90 distal mide olmak üzere ikiye bölünmektedir. Üst gastrik poşun hacminin en fazla 50 ml olmasına dikkat edilerek TA 90 stapler ile mide alt ve üst olmak üzere iki bölüme ayrılır. Bundan sonra jejenum urvesi getirilerek üst gastrik poşun ön duvarı ile anastomoz edilmektedir.



Griffen ve arkadaşları 1977'de klasik gastrik bypass ameliyatının bir modifikasyonunu tarif etmişlerdir. Griffen, mide transeksiyonu sonrasında gastrik poş ve jejenum arasında retrokolik Roux en Y anastomozu yapmıştır. Daha sonrasında, standart gastrik bypass ameliyatını mide transeksiyonu yapmadan, üst poş-jejunal ayak arası retrokolik Roux en Y anastomozu şeklinde modifiye etmiştir.



Diğer postoperatif komplikasyonlar; yara enfeksiyonu, üriner sistem enfeksiyonu ve pulmoner embolidir. Buna rağmen postoperatif düşük doz heparin uygulaması 8 saatte bir 5000 Ü şeklinde tercih edilmektedir.Printen ve arkadaşları bu yöntemlerin nadiren gerekli olduğunu göstermişlerdir.

Peri-stomal enflamatuar reaksiyon görülürse, hasta nutrisyonel desteğe alınmalıdır. Ayrıca hasta tolere edebilirse yüksek kalorili enteral sıvılar veya parenteral beslenme sağlanmalıdır. Buna rağmen stomal obstrüksiyon devam ederse, mümkün olduğunca etkili dilatasyon yapılmalıdır. Bu durumda balon dilatasyon tercih edilmelidir.

Geç komplikasyonları anemi, üst karın ağrısı ve bazı maddelerin yetersizliğidir. Mikrositik anemi en fazla %10 hastada bildirilmekte; buna rağmen en fazla %40 hastada düşük serum demiri veya yüksek demir bağlama kapasitesi gözlenmektedir. Yaklaşık 1/3 hastada da vitamin B12 eksikliği, folat eksikliği veya her ikisi birden bulunabilmektedir.

Bu cerrahi prosedürde morbidite %0.5-2.5 arasında, mortalite ise yaklaşık %0.5 oranlarında görülürken, 5 yılda ki kilo kaybı %63-77 arasında değişmektedir.

Bu yöntem özellikle süper morbid obezlerde, tatlı ağırlıklı gıdalarla beslenenlerde ve belirgin gastroözefagial reflüsü olan hastalarda tercih edilmektedir.


BİLİOPANKREATİK DİVERSİYON

Scopinaro ve arkadaşlarının tarif ettiği gastrik bypass ameliyatının bir modifikasyonudur. Bu ameliyatta, midenin %40'ı rezeke edilmekte, ileum ileoçekal valvin 250 cm proksimalinden ayrılmakta, distal uç gastrik poşa anastomoz edilirken, ileumun proksimal ucu ileoçekal valvin 50 cm proksimaline end to side şeklinde anastomoz edilmektedir. Böylece hem sindirimi hem de absorbsiyonu inhibe eden kısa bir ortak kanal yaratılmaktadır. Genellikle kolesistektomi eklenmektedir, gastrektomi uygulandığından bu ameliyat irreversıbldır.



Biliopankreatik diversiyon ameliyatı, hastalarda daha fazla kilo kaybına neden olmakta ve diareyi önlemektedir. Fakat kilo kaybıyla beraber protein kalori malnütrisyonuna neden olmakta ve bu da ameliyatın morbiditesini artırmaktadır.

Postoperatif komplikasyon sıklıkla %4 oranında anastomotik stenoz ve fistül gelişimidir. Hipoproteinemi, düşük lipid seviyeleri ve hipovitaminöz %50 oranında görülmektedir. Scapinora bu yöntemle 5 yılda mevcut kilonun %83’ünün kaybedildiğini ve operatif mortalitenin %0.5 olduğunu bildirmektedir.


İNTESTİNAL GİRİŞİMLER

İlk kez Kremen, Linner ve Nelson 1954 yılında "bypass" yöntemini uygulamışlardır. Daha sonra Payne ve Dewind önce jejunokolik sonra da jejunoileal bypass'ın bu amaçla kullanılabileceğini yayınlamışlardır. Scott, 1968'de jejunoileal bypass girişimini modifiye ederek uygulamıştır. Her iki yöntemde de 30-35 cm jejenum, 10-15 cm'lik distal ileuma anastomoz edilerek diğer ince barsak kısımları devre dışı bırakılmaktadır. Bu iki yöntem arasındaki en önemli fark Payne'nin uç-yan, Scott'un ise uç-uca jejunoileal anastomoz yapması ve devre dışı bırakılan segmenti kolona anastomoz etmeleridir.



Jejunoileal bypass ameliyatının avantajı; hastaların aşırı kilolarının 2/3'sini kaybetmeleri ile glikoz intoleransı, hipertansiyon, kalp yetmezliği ve diğer eşlik eden patolojilerin düzelmesidir.

Ancak bu avantajlarının yanında ameliyatın yan etkileri ve komplikasyonları bu başarıları gölgelemiştir. Erken dönemde en önemli sorun ishaldir. Aşırı ishal ile birlikte kusma; hastalarda hipokalami, hipomagnezemi, hipokalsemi ve hipokloremik asidoza yol açabilmektedir.

Jejunoileal bypassın diğer komplikasyonları karaciğerde yağlanma, akut karaciğer yetmezliği, progresif karaciğer patolojisi ve siroz gelişimidir. Bu ameliyatlardan sonra oksalatın fazla emilimine bağlı olarak hiperoksalüri ve nefrolitiyazis, interstisyel nefrit, poliartirit, poliartralji ve deri lezyonları görülebilmektedir. Safra asitlarinin dışkıyla kaybı ve safradaki değişim safra taşı oluşumunuda artırmaktadır. ___________________
---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------

djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5256
Ticaret:
(0) %
24-12-2009 23:42
#3
APANDİSİT



Yaygın bir hastalık olan "apandisit", karnın alt kısmında bulunan ve apandis ya da apendiks denilen kör barsağin iltihaplanmasıdır.

"Apendiks vermiformis uzun ince bir boru veya solucan şeklinde ortalama 9 cm uzunluğunda kör bir barsaktır. iki ila 25 cm arasında değişen uzunlukta olabilir. Çocuklarda, yetiş?kinlerden daha uzundur. Normalde karnın sağ alt bölgesinde yer almakla birlikte farklı konumlarda bulunabilir."

Vücuttaki işlevi lam olarak bilinmeyen apendiks, bademcik gibi lenfoid doku bakımından zengin bir organ olarak tanımlanıyor.

APANDİSİT NASIL OLUŞUR?

"Apandisit yüzde 90 oranda, apendiks lümeninin (yani apendiksin iç kısmının) dışkı ile tıkanmasından kaynaklanıyor. Sık görülen nedenlerden biri de tenf dokularının şişmesidir.

Çeşitli nedenlerle apendiksin içi tıkandığı zaman, apen?diks lümeninde sıvı birikir, mikroplar çoğalmaya başlar ve iç basınç artar. Basıncın artması ile apendiks şişmeye başlar ve giderek apendiks dokusunun kanlanması ve beslenmesi bozulur. Daha sonra nekroz (çürüme) ve patlama oluşur."

Türkiye Hastanesi uz?manları, iltihaplanmayı durdurmanın mümkün olmadığını belirterek "apandisit önlenemez; önlemek için herhangi bir metod veya ilaç bulunmuyor" diyorlar.



GÖRÜLME SIKLIĞI

Eldeki verllere göre, apandisit her yasta görülmekte birlikte, en sık olarak genç erişkinlerde, 20-30 yaş grubunda ortaya çıkıyor. 60 yaşından büyüklerde yüzde 5-10 dolayında görülüyor, Çocuklarda en sık 6-10 yas grubunda görülen apandisjtin, 2 yaşından küçüklerde görülme oranı yüzde 2 dolayında kalıyor.

Görülme sıklığı bakrmından cinsîyete göre ilginç tablo gözleniyor, Ergenlik çağından Önce, kız ve erkeklerde apandisit oranı eşit olduğu görülüyor, 15-25 yas grubunda, erkeklerde apandisite 2 kat fazla rastlanıyor. 25 yaşından sonraki dönemde oran tekrar eşitleniyor.



BELİRTİLER VE TANI

Prof Dr. Hasan Taşçı ile Opr. Dr. Cavit Hamzaoğlu, apandisitin belirtileri ve tanısıyla ilgili olarak şunları söylüyorlar. "Karın ağrısı, iştahsızlık ve kusma temel belirtilerdir. Bunların bir araya gelmesi tanıyı kolaylaştırır.

Karın ağrısı; apandisitin en önemli belirtisidir. Genellikle göbek çevresinde veya mide üstünde başlar. Künt bir ağrıdır, azalma ve çoğalma gösterebilir, ama, hiçbir zaman tamamen yok olmaz. Genellikle 4-6 saat sürer (1-12 saat arasında değişebilir.) Daha sonra ağrı karın sağ alt bölgesine yerleşir. Bazı hastalarda ağrı sağ alt kadranda başlar ve orada kalır Apendiksin değişik yerleşimlerine göre ağrı sırtta, sağ veya sol kasıkta veya mesane üstü ve makatta hissedilebilir.

iştahsızlık, hastaların yüzde 90-95 inde ağrıdan daha önce görülen fakat önemsenmeyen bulgudur.

Bulantı ve kusma; önemli bir göstergedir. Hastaların yüzde 75'inde bulantı görülür. Genellikle hasta bir şey yerse Kusar, midesi boşsa kusmaz.

Bu belirtilerin yanında, hastanın, kabızlık, ishal ve gaz çıkaramama gibi şikayetleri de olabilir. Ancak, bunlar tanı değeri taşımazlar."

Mauyene bulguları, apendiksin, vücutta yerleştiği yere göre değişebiliyor. Patlama olup olmaması da bulguları etkiliyor. Vücut ısısı bazı kişilerde normal kalmakla birlikte bazılarında 37.5-38 dereceye çıkıyor. Hastanın, fazla hareket etmekten kaçınması ve öksürme zıplama gibi hallerde ağrılarının artması tanı bakımından önem taşıyor.
Prof. Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu, apandisitle ilgili önemli bir noktaya işaret ederek; apandisit belirtilerinin, birçok hastalığın belirtilerine benzediğini belirtiyorlar. Bu nedenle bulguların değerlendirilmesi açısından hekimin deneyimi büyük önem taşıyor.

Prof. Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu'nun verdikleri bilgilere göre; karın içi lenf bezleri iltihabı, mide ve bağırsak iltihabı, kadın hastalıkları, dış gebelik, mide ve onikiparmak bağırsağının delinmesi, idrar yolları iltihabı ve taşları, safra kesesi iltihabı, pankreas İltihabı ve bağırsak damarlarının tıkanması gibi rahatsızlıklarla apandisit aynı bulguları verebiliyorlar.



KESİN TEDAVİ

Özellikle gençlik döneminde ortaya çıkan bu yaygın rahatsızlığın ilaçla tedavi imkanı bulunmuyor. Ancak, apandisit, tedavisi kolay hastalıklar arasında yer alıyor. Türkiye Hastanesi hekimleri. kesin tedavinin ameliyat olduğunu belirterek, "hasta, laparoskopik (kapalı) veya açık appendektomi yöntemiyle ameliyat edilip, apandisit alınmalıdır" diyorlar. Prof. Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu, apandisit ameliyatlarıyla ilgili şu bilgileri veriyorlar:

"Apandisit tanısı konan veya apandisit olabileceği düşünülen hastaların ağızdan beslenmemeleri, ağrı giderici almamaları gerekir. Apandisit, 4 grupta toplanır. Üç gruptaki vakalar;

akut apandisit, perfore (patlamış) apandisit, patlamış ve apse yapmış apandisit, kesin olarak ameliyatla tedavi edilmelidir. Dördüncü grup plastrone apandisittir. Bazen karın içinde omentum adı verilen bir yağ perdesi, apendiksi sarar ve iltihabın karın içine yayılmasını önler. Buna plastrone apandisit denir. Bu durumda hasta hastaneye yatırılır ve gözlem altına alınarak, antibiyotik tedavisine başlanır. Eğer şikayetler gerilerse hasta taburcu edilir ve 6-8 hafta sonra tekrar değerlendirip ve ameliyata alınır.”



ÖLÜME NEDEN OLABİLİR

Günümüzde apandisit ameliyatları en basit ope?rasyonlardan biri sayılıyor. Ancak tedavisi bu derece kolay olmasına rağmen, ihmal edilmesi halinde. apandisit, tehlikeli bir hastalık oluveriyor. Zamanında ameliyat edilmediği zaman İltihaplı apendiksin patlaması ölüme yol açabiliyor.
Genç erişkinlerde yüzde 15-25, çocuklarda yüzde 50-85, yaşlılarda yüzde 60-90 arasında patlama ihtimali bulunuyor.
Prof. Taşçı ile Opr. Hamzaoğlu, özellikle yaşlılar ve çocuklar açsından apandisitin büyük risk oluşturduğuna dikkat çekiyorlar ve "Yaşlı ve çocuklarda bulgular az olduğundan teşhis konulduğunda patlama olayı gerçekleşmiştir. Bu nedenle ölüm riski çok fazladır.
Genç erişkinlerde apandisitte ölüm oranı yüzde 0.1 in altındayken yaşlılarda bu oran yüzde 50 civarındadır" diyorlar.


Zamanında doktora başvurulduğunda basit; ama, geç kalındığında ölümcül bir hastalık sorunu.



DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR


· Karın ağrısı olduğu zaman kesinlikle kendi başınıza ağrı kesici almayın, mutlaka bir doktara başvurun.

· Bazen apandisitte doktorlarda yanılabilir ve yanlışlıkla mide tedavisine başlanır. Eğer ağrınız geçmiyorsa tekrar doktora gitmelisiniz.

· Normal bir apandisit ameliyatı eğer erken teşhis konulursa yaklaşık 15-30 dakika sürmekte ve hasta 1 gün hastanede yatıp çıkmaktadır.

· Eğer apandisit patlamış ise, ameliyatla apandisit alınır, batın yıkanır ve karın içine 1 adet dren (hortum) konulur ve hasta yaklaşık 2-3 gün hastanede kalır.

· Erken teşhis ve doğru tedavi hayat kurtarıcıdır.

· Günümüzde yüzde 100 apandisit tanısını koyduracak tetkik, laboratuvar ve görüntüleme yöntemi yoktur. Bu nedenle hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve kan tetkikleri bir arada değerlendirilip teşhis konulur. Şüpheli vakalar ağrı kesici verilmeden takip edilir.
___________________



BARSAK TIKANMASI PLEUS: ERİŞKİNDE



Bağırsak tıkanması ince bağırsağın veya kolonun tamamen veya kısmen tıkanmasıdır. Bu tıkanma hazım maddelerinin bağırsak boyunca yaptığı yolculuğu tamamlamasını önler. Eğer ince bağırsaklarınızda bir tıkanma varsa, karnınızın ortasında kramp gibi ağrılar ve takrar tekrar gelen kusma isteği duyarsınız. Tıkanma nerede olmuş olursa olsun hazımla ilgili maddeler ilerleyemez. Eğer kolonunuzun alt kısmı tıkalıysa gaz bile çıkaramazsınız. Bağırsakların kısmen tıkanması bağırsakları bir sıvı çıkarmaya itebilir bu da ishal ile neticelenebilir. Tıkanmanın bir yanı da karın şişmesidir. Karın şiştikçe gerilir. sertleşir. Bağırsak gazının ve sıvısının tıkanan kısımda sıkışıp kalması şişmeye neden olur. Birçok şey tıkanmaya sebep olabilir. En yaygın tıkanma nedeni ince bağırsakta evvelce yapılmış ameliyattan kalma iltisak (komplikasyon) olmasıdır. Fıtıklar ve volvulus (düğümlenmiş veya bükülmüş bağırsak) da ince bağırsakta tıkanma yapan yaygın sebeplerdir.

Belirtiler

- Karın şişmesi,

- Karın bölgesinin ortasında spazm halinde ağrı veya kramplar,

- Kusma,

- Dışkı veya bağırsak gazı çıkaramamak.

Kolonda bir kanser ve diğer bozukluklar tıkanma yapabilir. Bazen tıkanma mekanik değildir ve bağırsakların hazım maddelerini ileri doğru hareket ettirememesinden doğan Buna (adinamik ileus) tembel ince bağırsak denir ve bazen hazım yaralanmalarından veya ameliyatlarından sonra ortaya çıkar.

Eğer tıkanma bağırsağa kan gelmesini önlerse bu doku ölmeye başlar. Bu bir kangren veya bağırsak delinmesi olasılığını artırır. Bunların her ikisi de hayatı tehlikeye atan durumlardır.

Tedavi

Eğer doktorunuz bir bağırsak tıkanmasından şüphe ederse, burnunuzdan karnınıza veya ince bağırsağın başlangıç bölümüne uzanan bir tüp koyabilir, özel bir cihazla emmek suret4uie bağırsak salgılan ve hava yoluyla dışarı çıkarılır. Buna (nasogastik suction) burun yoluyla emme denilir. Bu teknik genelde karındaki gerginliği rahatlatır. Kaybedilen sıvı damar yoluyla telafi edilmelidir. Bazen gerginlik ortadan kalkınca tıkanma nedeni de beraberinde yok olur. Eğer tıkanma nasogastik emme yoluyla geçmezse ameliyat gerekir. Çalışmayan bağırsak (adinamik ileus) yakasında buna neden olan asıl hastalığın tedavisi genelde tıkanmayı da geçirir.



CROHN HASTALIĞI



1. Crohn Hastalığı Nedir?

Crohn hastalığı sindirim sistemini oluşturan yemek borusu, mide, ince ve kalın barsaklardaki bir veya birkaç bölümü tutabilen, tutulan bölümde kalınlaşma, ülserler oluşturan bir hastalıktır. Barsaktaki kalınlaşma bu bölgelerde darlıkların oluşmasına yol açabilir. Hastalıklı bölgeler birkaç santimetre uzunlukta olabileceği gibi bir metreyi aşan uzunlukta da olabilir. Hastalık en çok "ileum" denilen ince barsakların son kısmını tutmaktadır. Kalın barsak ve anüs bölgesi de sıklıkla tutulabilmektedir. Anüs bölgesinde "fissür" denilen çatlaklar ve "fistül" olarak isimlendirilen iltihapın aktığı delikler bulunabilir.



2. Crohn Hastalığının Belirtileri Nelerdir?

Crohn hastalığı tutulan bölgeye göre değişik bulgulara yol açabilir. En sık olarak karın ağrısı ve ishal olur. Barsakta ciddi derecede daralmanın oluştuğu hastalarda karında şişkinlik, ağrı, kusma, kabızlık görülebilir. Kalın barsağın tutulduğu hastalarda dışkı ile kan gelmesi de görülebilir. Crohn hastalığının aktif döneminde, hastalar yorgunluk, halsizlik hisseder ve ateşleri olabilir. Anüs çevresinde çatlak, iltihaplı akıntı yapan fistüller, apseler hastalığın diğer bulgusudur.
[Başa Dön]

3. Crohn Hastalığı Diğer Sistem ve Organları Etkiler mi?

Crohn hastalırının bir kısmında gözler, cilt, ağız ve eklemlerle ilişkili yakınmalar, bulgular olabilir. Gözün dış tabakasının iltihaplanması (episklerit) veya göz merceğini kaplayan tabakada iltihaplanma (iritis) gözle ilgili başlıca rahatsızlıklardır. Ciltte en sık görülen problem, özellikle diz altlarındaki bölgelerde ağrılı kırmızı şişliklerdir (Eritema nodosum). Daha nadiren ayak bileği yakınında ülserler oluşabilir (Pyoderma). Ağızda sıklıkla normal kişilerde de görülebilen beyaz renkli küçük yaralar (aft) görülebilir. Eklemlerde, en sık olarak da dizlerde ağrılı şişmeler Crohn hastalığının aktif dönemlerine eşlik edebilir. Bazen şişlik olmadan da eklem ağrılarından yakınılabilir. Kalça ve omurga eklemlerinde hastalık aktif dönemde olmasa bile ağrılar olabilir.

4. Crohn Hastalığı Hastanın Çocuğuna Geçer mi?

Diğer bazı hastalıklarda olduğu kadar ailesel geçiş yoktur. Ancak Crohn’lu hastanın birinci derece yakınlarında Crohn hastalığı veya benzer bir hastalık olan ülseratif kolit açısından azda olsa risk artışı söz konusudur. Bu risk çok az olduğundan çocuk sahibi olmanız açısından engel oluşturmaz.


5. Crohn Hastalığının Nedenleri Nedir?

Çok sayıda ve yoğun araştırmalara karşın Crohn hastalığının nedeni halen bilinmemektedir. Bulaşıcı hastalık değildir, hastalıklı kişiden sağlam kişiye geçmemektedir. Ancak virüs veya bakteri türü bir infeksiyöz ajanın, kişinin savunma mekanizmalarındaki yatkınlık durumlarına bağlı olarak hastalık oluşumunda rol oynadığı düşünülmektedir.

6. Crohn Hastalığı stress veya üzüntüden etkilenir mi?

Crohn hastalığının oluşumuna veya aktivasyonlarına sıkıntı, üzüntünün neden olduğunu gösterecek bulgu yoktur. Doğal olarak sıkıntılı, depresif bir kişinin hastalığın bulguları ile başa çıkabilmesi daha zor olacaktır. Hastalığın yarattığı düşkünlük hali, sık sık tuvalete gitme gereksinimi, karın ağrıları kişinin kendini daha sıkıntılı, dayanıksız hissetmesine ve yakınları, çevresi ile ilişkilerinin olumsuzluğuna yol açabilir. Stress ve üzüntü hastalığın nedeni değil, sonucu gibi görünmektedir.



7. Diyetin Crohn hastalığı tedavisinde yeri var mıdır?

Diyetin ve gıdaların korunmasında kullanılan katkı maddelerinin Crohn hastalığının nedeni olarak gösterilmiş bir etkisi yoktur. Crohn hastalığı olan kişilerin rafine şeker ve tahılı daha fazla tükettikleri saptanmıştır. Ancak Crohn hastalığı geliştikten sonra bu gıdaların diyetten çıkarılmasının tedaviye katkısı olmamaktadır.
Aktif ve ağır hastalığı olan kişilerde "elementer diyet" olarak isimlendirilen sıvı şeklinde diyet genellikle hastane koşulları içinde bir süre uygulanabilir.
Diyetde bazı gıdalar rahatsızlık oluşturabilmektedir. Rahatsızlık gösteren gıdanın türü kişiden kişiye değişebilmektedir, bu nedenle herkes için geçerli olan genel bir diyet yoktur. Hastanın rahatsızlık yaratan gıdalardan kaçınması uygun olur.
İshal yakınması şiddetli olan ve barsakların bir kısmının cerrahi olarak çıkarıldığı hastalarda diyetde yağ miktarının kısıtlanması ishalin azalmasını sağlayabilir.
8. Fizik aktivite veya iş hayatı hastalığı kötü etkiler mi?

Hayır, fizik aktivite ve iş hayatı hastalığı kötü yönde etkilemez. Hastalığın alevlenme dönemlerinde hastaneye yatırma veya bir süre yatak istirahati gerekebilir. Bu dönemler dışında hasta sporda dahil olmak üzere normal fizik aktivitesini ve iş hayatını sürdürme yönünde cesaretlendirilmelidir.


9. Crohn Hastalığı barsak kanseri midir veya barsakta kanser gelişmesine yol açar mı?

Crohn hastalığı barsak kanseri değildir. Düşük bir oranda ince veya kalın barsakta kanser gelişme riski olabilir. Kontrollerinizde doktorunuz bu riski gözönüne alarak gerektiğinde ek araştırmalar yapabilir.


10. Crohn Hastalığı nasıl teşhis edilir?

Sıklıkla haftalar-aylar süren karın ağrısı, ishal, kilo kaybı yakınmaları olan genç hastada Crohn hastalığından şüphelenilir. Basit kan tetkikleri kansızlık ve iltihaplanmanın bazı bulgularını gösterebilir. Daha ileri tetkikler ağız yoluyla verilen ilacı (Baryum) takiben mide, ince barsak filmlerinin çekilmesi ya da anüsten aynı ilacın verilerek kalın barsak filmlerinin çekilmesidir. Tanı açısından en önemli tetkiklerden biri kolonoskop denilen bükülebilir cihazlarla kalın barsağın ve bazı durumlarda ince barsağın son bölümünün içeriden görülerek incelenmesidir. Bu inceleme sırasında tanıda önemli olabilecek biyopsiler alınarak patolojik inceleme için gönderilebilir.


11. Crohn Hastalığı tedavisinde hangi ilaçlar kullanılır?

İshalin şiddetini azaltmak için, doktor uygun gördüğü taktirde diphenoxylate (Lomotil) veya Loperamide (lopermid) gibi ilaçlar kullanılabilir. Ancak bu ilaçların hastalığa bir etkisi yoktur. Sulphasalazine (Salozopyrin) kalın barsağı tutmuş olan Crohn hastalarında, Mesalamine (Salofalk) ince barsağı tutan Crohn hastalığında yararlıdır. Salozopyrin alan bazı hastalarda bulantı, ciltte döküntü gibi yan etkiler görülebilir. Salofalk ile yan etkiler azdır.
Hastalığın aktif döneminde kortikosteroid ilaçlar (Deltakortril, Ultralan vb.) iltihaplanmanın azalmasını sağlayarak karın ağrısının, ateşin, ishalin azalmasını, iştahın artmasını sağlarlar. Kortikosteroidler çok etkili olmakla birlikte yüksek dozlarda ve uzun süreli kullanıldığında yüzde şişme, kan basıncında artış, kan şekerinde yükselme, kemiklerde kalsiyum kaybı gibi istenmeyen yan etkilere yol açmaktadır. Bu nedenle ilacın olumlu etkisi sağlandıktan sonra ilaç dozu haftalar/aylar içinde kademeli olarak azaltılır veya tamamen kesilir. Bazı hastalarda düşük dozda devamlı kortizon kullanımı gerekebilir.
Bağışıklık sistemini etkileyen Azathioprine (Imuran) gibi ilaçlar uzun dönemde hastalığın aktifleşmesini engellemek için kullanılmaktadır. Azathioprine kemik iliğinde kan hücrelerinin yapımını engellediğinden kan sayımının düzenli izlenmesi gerekir (Crohn hastalığında düşük dozda azathioprine kullanıldığı için kan hücrelerine etkisi azdır). Bulantı, kırgınlık, deri döküntüleri çok az sayıda hastada olabilir.
Antibiyotiklerin Crohn hastalığındaki rolü belirgin değildir. Apse, anüs çevresinde iltihaplanma gibi durumlarda antibiyotikler gerekebilir.
Demir, folik asit veya vitamin B12 gibi mineral ve vitamin desteğine kansızlığı olan hastalarda gereksinim olabilir.


12. Crohn Hastalığı tamamen iyileşir mi?

Malesef, günümüzdeki ne tıbbi ne de cerrahi tedavilerin Crohn hastalığını tamamen ve kalıcı olarak iyileştirdiğini söylemek olası değildir. Ancak bu günümüzde uygulanan tedavilerin başarısız olduğu anlamına da gelmez, tedavi ile hastalığın uzun süreli yatıştırılması, atakların önlenmesi, yakınmaların düzelmesi sağlanabilmektedir.


13. Crohn Hastalığında ameliyat hangi hallerde yapılır?

Anüs çevresindeki apse, fistül gibi rahatsızlıklarda, bu bölgeye yönelik lokal bazı girişimler yapılabilir. Bazı hastalarda iltihabi barsak bölümünün çıkarılıp, açıkta kalan barsak uçlarının uçuca birleştirilmesi gibi daha büyük operasyonlarda gerekibilir.
Crohn hastalığı barsakta atlayan bölümler şeklinde birkaç alanı tutmaktadır. Bu nedenle hastalıklı alanın tamamen çıkartılması, barsakların önemli bir kısmının kaybedilmesine ve buna bağlı sorunların oluşmasına yol açar. Yaygın hastalığı olmayan, sınırlı barsak çıkartılması uygulanan hastalarda bile bu şekilde kalıcı iyilik sağlanamayabilir. Ameliyat geçiren Crohn hastalarının yarıya yakın bir kısmında ameliyat yapılan bölümde ya da daha önce sağlam olan barsak bölümünde hastalığın tekrarlaması söz konusudur. Bu nedenle tekrarlayan operasyonlar gerekebilir. Ameliyatın kalıcı bir çözüm getirmemesi ve barsak bölümlerinin her ameliyatta daha da kısalacağını gözönünde tutarak, Crohn hastalığında cerrahi tedavi ancak çok gerekli durumlarda yapılmalıdır. Barsaktaki darlık nedeniyle operasyon kaçınılmaz olduğunda barsak bölümünün çıkartılmadan, sadece darlığın genişletilmesine yönelik sınırlı operasyonlar tercih edilmektedir.


14. Crohn Hastalığı gebe kalmaya engel midir, gebeliği engeller mi?
Crohn hastası kadınlarda normale göre gebe kalma olasılığı az da olsa düşüktür. Bunun nedeni yumurtlama dönemlerindeki düzensizlikler, hastalıklı barsak bölümünün komşu olduğu yumurtalık tüplerini etkilemesi olabilir.
Hastalığın aktif olduğu dönemde gebelikten kaçı-nılmalıdır. İshal şiddetli olmadığı sürece gebeliği önleyici ilaçlar güvenle kullanılabilir. Hastalık hafif aktif veya sessiz döneminde ise gebe kalmak için engel bir durum bulunmamaktadır. Kullanılmakta olan ilaçların çoğu gebelik döneminde de kullanılabilir. Her ne kadar şu ana kadar önemli bir olumsuz etki belirlenmediyse de Azothioprin (Imuran) kullanımından kaçınılmalıdır. Gebelik esnasında genellikle aktivasyon görülmemekte, hatta yakınmalarda azalma olabilmektedir.
Crohn hastalığı bebek açısından özel bir risk oluşturmaz. Annenin gıda ve özellikle demir alımının yeterli olmasına dikkat edilmelidir.

15. Crohn Hastalığı konusunda yeni gelişmeler, araştırmalar sürmekte mi?
Evet. Crohn hastalığı ve benzer bir hastalık olan ülseratif kolitin nedenleri, tedavisi konusunda sürekli olarak çok sayıda araştırma yapılmaktadır. Bilmecenin parçaları küçük küçük tamamlanmakta, gelecekte daha etkin tedavilerin yapılabilmesi ve sonuçta bu hastalıkların tamamen iyileştirilmesi olası görünmektedir.
___________________


Divertiküler hastalık




DİVERTİKÜL NEDİR?

Kalınbarsakların çeperinde yıllar içinde oluşan küçük baloncuklara divertikül adı verilir. 40 yaşından sonra genelde ortaya çıkarlar. Birkaç taneden yüzlerce adede kadar sayılara ulaşabilir.

DİVERTİKÜL OLMASI HASTALIK MIDIR?

Barsaklardaki bu baloncukların oluşması tek başına bir hastalık değildir. Ülkemizde kesin istatistikler olmamakla birlikte gelişmiş ülkelerde, örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde, 60 yaş civarı insanların yarısında divertiküller mevcuttur. Divertikül içine sert dışkının takılıp kalması ile bu bölgede iltihabi bir hadise başlayınca Divertikülit gelişir.

Divertiküllerin boynundaki kan damarlarından dışkı tahrişi ile kanama olursa Divertikül kanaması belirir.

Divertikülit ve kanama Divertiküler Hastalık grubunu oluşturur.

DİVERTİKÜLER HASTALIK GELİŞMESİNE YOL AÇAN FAKTÖRLER

Posadan fakir beslenme, düzensiz ve sert dışkılama alışkanlığı divertiküler hastalık gelişmesine zemin hazırlar.

DİVERTİKÜLİT NE GİBİ ŞİKAYETLERE YOL AÇAR?

Karında genellikle solda, bazen sağda ağrı ve hassasiyet, ateş yükselmesi genelde ilk şikayetlerdir. Nadiren iltihabi hadisenin süratle ilerlemesi durumunda genel durum bozukluğu ve şok görülebilir.

TANI

Divertikülit sırasında muayene, kan tetkikleri ve batın tomografisi ile teşhis rahatlıkla konur. İltihabi durum geçtikten sonra hastaya mutlaka kolonoskopi adı verilen endoskopik tetkik yapılmalıdır. Bu yöntemle kalın barsağın tamamının içi ayrıntısı ile görülür. Yaşanan hadisenin divertiküllere bağlı olup olmadığı kesin olarak anlaşılır.

DİVERTİKÜLİT TEDAVİSİ

Hafif vakalarda antibiyotik tedavisi ve ağızdan gıda alımının azaltılması veya kesilmesi ile durum düzelir.

Ağır vakalarda hastanede damardan antibiyotik tedavisi ve damar yolu ile beslenme gerekebilir.

İltihabi sürecin barsak delinmesine yol açtığı az sayıda vakada acil cerrahi müdahale gerekebilir.

DİVERTİKÜL KANAMASI

Dışkılama sırasında vişne rengi veya kırmızı renkte kanamaya yol açar. 60 yaş üzeri kanamaların en sık nedenlerinden biridir. Hastaneye yatırılmayı gerektirmekle beraber genellikle ağır bir tabloya yol açmaz.

DİVERTİKÜLER HASTALIK ENGELLENEBİLİR Mİ?

Kalın barsakta divertikül adı verilen baloncuklar bir kez oluşunca herhangi bir tedavi ile kaybolması sağlanamaz. Ancak oluşan divertiküllerin divertikülit (iltihap) ve kanama yapma ihtimalini azaltmak özel beslenme rejimi ile mümkündür. Burada amaçlanan yumuşak, ancak şekilli, bir dışkı oluşmasını sağlayacak kadar posadan zengin bir beslenme tarzına geçmektir. Gündelik en az 30-35 gram posa ve bol miktarda, 1.5-2 litre, sıvı alımı ile düzenli barsak alışkanlığı oluşturulmalıdır. Bu sayede dışkının barsakta uzun süre kalıp sertleşmesine ve divertiküllere takılıp iltihap ve kanama oluşturmasına engel olunabilir.

DİVERTİKÜLER HASTALIKTA CERRAHİ

Divertikülit veya kanama gibi komplikasyonlar önlemlere rağmen tekrarlıyorsa barsağın yoğun olarak divertikülleri içeren bölümünün çıkartılması gerekir.

Divertiküller içinde iltihaplanma hızla ilerleyip barsak delinmesine yol açması durumunda hastanın acilen ameliyata alınması nadir olarak da gerekebilir.

DİVERTİKÜLER HASTALIK KANSERE DÖNÜŞÜR MÜ?

Hayır. Divertiküllerin kansere dönüşmesi söz konusu değildir. Ancak divertiküllere bağlı olduğu düşünülen durumun tam olarak aydınlatılması için hastalık arazları yatıştıktan sonra barsakların kolonoskopi adı verilen endoskopik yöntemle tetkik edilmesi gerekir. Bu sayede kalın barsağın içi ayrıntılı olarak görülür ve kişideki şikayetleri ortaya çıkaran başka bir durum olup olmadığı kesin olarak anlaşılır.

ÖZET

Divertiküller kalın barsakların çeperinde yıllar içinde oluşan baloncuklardır. Bunların iltihaplanması ile divertikülit veya buradaki damarların tahrişi ile divertikül kanaması gelişebilir. Posadan zengin beslenme ve düzenli barsak alışkanlığının oluşturulması ile iltihaplanma ve kanama ihtimali azaltılabilir. Tekrarlayan iltihap ve kanama hecmeleri cerrahi müdahaleyi gerektirir.

Hastalık arazları yatıştıktan bir süre sonra kolonoskopi adı verilen endoskopik yöntemle tüm kalın barsağın içi ayrıntısıyla tetkik edilmelidir.
___________________
---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------

djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5256
Ticaret:
(0) %
24-12-2009 23:43
#4
dolama



Dolama, tırnağın çevresindeki derinin yüzeysel bir enfeksiyonu olup en büyük sıklıkla stafilakoklar veya mantar tarafından meydana getirilir. Bu durum genellikle bir şeytan tırnağını ısırıp kopartma gibi bir yaralanmanın veya tırnak dibindeki deriyi bir işleme tabi tutmak veya deri itmek gibi hareketlerin sonucu olur.

Tırnağa bitişik olan cildin üzerinde kırmızı, şişkin bölge ile kendini gösterir.

Bakteriyel dolama genellikle ani ve ıstıraplı bir enfeksiyondur. Yüzeysel cerahat dolu kabarıklar belirebilir. Tutulan bölgeyi bastırınca cerahat sızıntısı olabilir.

Dolamanın bir başka çeşidine mantar enfeksiyonu sebep olur ve bu, şeker hastalığı olan kişilerde ve ellerini uzun süre su içinde bulunduranlarda yaygındır. Mantar enfeksiyonları ağır ağır gelişir, fakat inatçı olma eğilimi gösterir. Bazen hem bakteriler hem de mantar vardır, böylece daha fazla şişme ve cerahate yol açılır.

Akut bir enfeksiyon tırnağın çevresinden ve epidermisten dolaşarak bunların altına işleyip ağrılı bir apse meydana gelmesine yol açar. Tırnak dibindeki deri kabarır. Tırnak ayrılabilir.

Tırnakta bozulma veya renk atması meydana gelir. Nadir olmakla birlikte, bu enfeksiyon parmağın içine işleyerek tendon dokusuna yayılabilir. Deri boyunca görülen kırmızı çizgiler, bakteriler kanınıza karıştığının işaretidir. Eğer böyle bir durum olursa, doktora gidin. Teşhis için dolamaya hangi tip mikroorganizmanın neden olduğunu belirlemek amacıyla cerahat kültürü yapılabilir.

Tedavi

Sıcak banyolar: Dokuların iltihapla şişmesini azaltmaya yardım edecektir. Bunları takiben bir antibakteriyel madde (bakteri enfeksiyonları için) sürülebilir veya eğer bir mantar enfeksiyonu varsa yüzde 1 lik gentian violet solüsyonu kullanılabilir.


elektrik çarpması



Elektrik çarpmalarını tanımak için temel bilgiler
Elektrikle çarpılmak için akımın vücuttan geçerek + ve - kutuplar arasındaki devreyi tamamlaması gerekir. Pil, batarya, ve akümülatörler doğru akım üretirler. Doğru akım 20-30 volttan sonra çarpılma hissi vermekte ancak tahribat yapmamaktadır. Pil ve oto aküsü ile çarpılmak olası değildir. 30 volt üstü doğru akım (DC) kaynakları tehlikelidir.

Evde kullanılan elektrik alternatif akım (AC) tipindedir. Alternatif akım, 15 volt üstünde çarpılma hissi verir, tahribat yapmaz. 20 volt üstü tehlikeli sayılabilir. Elektriğe temas eden noktalar arası mesafe kısa ise arada kalan doku şiddetle ısınır ve yanar. Yanık, elektrik akımının kuvvetine bağlı olarak artar.

Alternatif akım, kalp üzerinden geçecek olursa, kalbin sinirsel ileti sistemini bozar, kalp durur.

Allternatif akımla çarpılma çok kolaydır. Prizdeki aktif kutba değildiğinde, vücut devreyi tamamlamak için yere basan ayakları kullanır.

Su, elektrik akımını iyi iletir. Kuruyken iletken olmayan tahta, plastik gibi maddeler ıslanınca iletken olurlar.

Yıldırım, doğal elektrik kaynaklarıdır. Yıldırım havadaki durağan elektriğin bir ark ile boşalması demektir. Bu nedenle çocukların yağışlı ve fırtınalı havalarda uçurtma uçurmaları tehlikelidir. Çünkü ıslanan uçurtma ipi iletken hale gelir ve elektirk, ipi elle tutan kişi üzerine boşalabilir.

Ülkemizde yerleşim alanları üstünden geçen ve zaman zaman evlerin çok yakınlarına kadar gelen yüksek gerilim hatları başka bir tehlike kaynağıdır. Bu gibi yerlerde televizyon antenlerin düzeltilmesi için dama çıkılması başlı başına ayrı bir tehlikedir. Çocukların uçurtmalarını almak için bir sopayla tellere dokunmaya kalkışmaları ölümle sonuçlanan kazalara yol açmaktadır. Bu hatlara 20 m. den daha yakına gelmek son derece tehlikelidir.

Elektrik çarpmalarında alınması gereken önlemler
Saç kurutucusunu ve elektrikli ısıtıcıyı banyo küvetinin ve lavabonun yakınlarına koymayın.
Islak ortamda elektrikli cihaz çalıştırmayın. Banyoda saç kurutucusu kullanmayın
Prizlere emniyet kapağı takın
Evde topraklı priz kullanın
Yuvasından çıkmış, telleri açıkta kalmış prizleri tamir ettirin
Sigortaları tel sararak yenilemeyin, orjinal malzeme kullanın
Elektrikli cihazları fişe takmadan önce kapalı olduklarına emin olun
Elektrikli ev aletlerini kullanım talimatlarına uygun kullanın
Sigortayı kapatmadan elektrikle ilgili hiçbir iş yapmayın
Evi uzunca bir süre terk edecekseniz sigortaları kapatın
Ekmek kızartma aletini kahvaltı masasına almayın. İçinde sıkışan dilimi çatal, bıçak gibi nesnelerle kurcalamayın
Sıcak ütüyü kablosunun üstüne koymayın
Elektrikle uğraşırken kalın lastik tabanlı ayakkabı giyin

Elektrik çarpmalarında yapılması gerekenler
Elektriği kesmek için sigortaları kullanın
Lastik tabanlı ayakkabı giyin, kuru bir lastik eldiven takın
Elektrik akımını iletmeyecek kuru bir cismin üzerine çıkın
Elektrik çarpan kişinin yakınındaki kablo gibi iletkenleri, yalıtkan bir çubukla uzaklaştırın
Hastayı giysilerinden çekerek bölgeden uzaklaştırın
Son muayeneyi yapmayı öğrenmek için tıklayın.
Hasta hala nefes alıp vermiyorsa ve nabzı yoksa solunum yardımı ve kalp masajına girişiniz.
Elektrik çarpmalarında yapılmaması gerekenler
Elektrik çarpan kişiye kalın lastik tabanlı ayakkabınız yoksa dokunmayın
Sigortaları kapatmadan yaralıya temas etmeyin
Çıplak elle çarpılmış kişiye dokunmayın
Çocukları olay yerinden uzak tutun
Dokunmak için iletken cisimler kullanmayın
---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------

djcapkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Türkiye
Yaş:
27
Mesajlar:
8.281
Konular:
851
Teşekkür (Etti):
447
Teşekkür (Aldı):
5256
Ticaret:
(0) %
24-12-2009 23:44
#5
fıtık

DİĞER ADI
HERNİ

TANIM
Fıtık bir organ veya dokunun, etrafındaki kas içinde doğuştan veya sonradan olmuş zayıf bir noktadan dışarıya çıkmasıdır. En sık kasık, uyluk, göbek ve ameliyat yerlerinde görülür. İnsanların yaklaşık %2-4'ünde fıtık sorunu vardır. Tüm fıtıkların yaklaşık %80'i ise kasık bölgesinde meydana gelir. Kasık fıtıklarının %86 kadarı erkeklerde, uyluk fıtıklarının %84 kadarı ise kadınlarda olur.

Bel fıtığı ayrı bir bölümde ele alınmıştır.

BELİRTİ ve BULGULAR
• Karın veya kasık bölgesindeki deri altında belirgin şişlik. Şişlik, yatar durumdayken kaybolabilir.

• Fıtık bölgesinde ağrı olabilir veya olmayabilir.

• Özellikle kabızlık çekildiğinde karın bölgesinde ağırlık hissi duyulabilir.

• Bir şey kaldırırken veya öne doğru eğilirken karın veya kasık bölgesinde rahatsızlık hissi oluşabilir.

• Fıtık kesesi ittirildiğinde karın içine geri kaçabilir.

NEDENLERİ
Hemen hemen bütün fıtıklar, çevreleyen kasdaki zayıflık ve zorlama sonucu meydana gelir. Zorlamanın yarattığı basınç, kasdaki zayıf noktanın yırtılmasına neden olur ve alttaki doku veya organ yırtıktan dışarı çıkar.

• Kasık fıtığı: Barsaklar veya mesane, karın duvarı veya kasık kanalı içine fıtıklaşır. Daha çok erkeklerde görülmesinin sebebi, bu bölgenin erkeklerde yapısal olarak daha zayıf olmasıdır.

• Uyluk fıtığı: Barsaklar veya mesane uyluğun üst kısmındaki kanal içine fıtıklaşır. Özellikle gebelerde veya şişman kadınlarda görülür.

• Göbek fıtığı: Barsakların bir kısmı karın duvarı içine fıtıklaşır. Özellikle yeni doğan bebeklerde, şişman veya çok doğum yapmış kadınlarda görülür.

• Karın ameliyatı geçirmiş yaşlı veya aşırı şişman kişilerde de ameliyat yerinde fıtıklaşma olabilir.

• Diğer nedenler arasında aşağıdaki faktörler sayılabilir.

• Doğumsal kas zayıflığı

• Beslenme ve gelişim bozukluğu

• Karın içi basıncın artmasına sebep olan durumlar; kronik öksürük, ağır yük kaldırma, kabızlık, gebelik

TEŞHİS YÖNTEMLERİ
Doktorun yapacağı fizik muayene çoğunlukla teşhis koymada yeterlidir. Uyluk fıtıklarının teşhisi için ultrason yapmak gerekebilir. Ayrıca gerekli görülen vakalarda, aynı zamanda barsak tıkanıklığı olup olmadığını anlamak için karın filmi çekilmesinin yararı vardır.

TEDAVİ
• Bebeklerde görülen göbek fıtığı kendi kendine iyileşebilir. Bu nedenle genellikle 2 yaşına kadar beklenir. Bu süre zarfında, fıtık kesesi geri itildikten sonra üzerine küçük bir tampon veya madeni para yerleştirilerek bantla sıkıca kapatılır. 2 yaşından sonra hala sebat eden fıtıklarda ise ameliyat uygundur.

• Erişkinlerde görülen her türlü fıtık ameliyat edilmelidir. Ameliyat için sağlık durumu uygun olmayan hastalarda kasık bağı denenebilir. Eğer ameliyat yapılmazsa, fıtık kesesi içerisindeki organ boğulabilir ve doku ölümü meydana gelir. Boğulmuş bir barsak fıtığı barsak tıkanmasına, enfeksiyona, kangrene, barsak delinmesine, şoka ve ölüme bile neden olabilir.

DOKTORA BAŞVURULMASI GEREKEN DURUMLAR
• Fıtık olduğunuzu biliyor ve bulantı-kusma hissediyor, tuvalete çıkamıyor veya gaz çıkaramıyorsanız. Bu durumda, fıtığınız boğulmuş veya barsaklarınız tıkanmış olabilir. Hiç zaman geçirmeden hastaneye gitmelisiniz
Fıtık tanımı:
İç Organların, Zayıf Bir Bölgeden Karın Dışına İtilmesi

Bir organın, genellikle peritonun oluşturduğu bir kese içerisinde, karın duvarındaki zayıf bir bölgeden dışarıya doğru fırlamasına fıtık, tıp dilinde herni (Hernia) denir. Fıtık çok kere doğuştan var olan bir ortamda gelişir. Karın içi basıncını arttıran bütün hastalıklarda (boğmaca, kronik öksürük, gebelik vb.), kabızlık esnasında fazla ıkınma veya ağır bir yükün kaldırılması gibi nedenlerle fıtığın meydana gelmesi olasıdır. En sık görülen fıtıklar, % 73 oranında kasık fıtığı (inguinal hernia), % 17 uyluk fıtığı (femoral hernia), % 8,5 göbek fıtığı (umbilical hernia) ve diğer fıtıklardır.

Fıtık muayenesi ayakta yapılır ve hasta öksürtülür. Böylece fıtığın dışarı çıkıp çıkmadığı anlaşılır. Çocuklarda şişlik, ağlaması sırasında ortaya çıkar ve annenin dikkatini çeker. Erkek çocuklarının torbalarının şişmesi, fıtık olasılığını ya da hidrosel, orşit gibi hastalıkları düşündürür.

Bazı fıtıklar, hasta yattığı zaman kendi kendine içeri girebileceği gibi, hasta veya doktoru tarafından da içeriye itilebilir. Bu esnada eğer kese içindeki organ bağırsak ise gürültülü bir ses duyulur ve bağırsağın başlangıç kısmı son bölümüne göre daha zor içeriye girer. Yaşlı kimselerde, operasyon gerekmeyen veya yapılmayan durumlarda fıtığı içerde tutmak üzere kasık bağları (fıtık bağı) veya korseler kullanmak faydalıdır. Karın içerisinde, fakat önemli bir şikayete neden olmayan vakalar için reddedilmeyen fıtık deyimi kullanılır. Bu çeşit fıtıklar günün birinde sıkışıp boğulabilir ve kan dolaşımı bozulması nedeniyle bağırsakta kangren başlayabilir. Bu gibi fıtık boğulmalarında o bölgede birden başlayan ağrı, daha sonra bütün karna yayılır. Bağırsağın tıkanmasıyla fışkırır biçimde kusma görülür. Fıtık gergin ve çok ağrılıdır. Bağırsağın beslenmesi bozulup da yara ve kangren olamaya başlayınca ağrı da yavaşlar. Bağırsak felç olduğundan bağırsak hareketleri de durur. Bu yüzden fıtığı olan kimselerde karında başlayan ağrının kendiliğinden geçmesini kötü bir belirti saymalı, hemen bir operatöre baş vurarak gerektiğinde derhal ameliyat olmalıdır.

Ameliyatla fıtık kesesinin çıkarılması (Herniotomi) ve zayıf bölgenin dikilmesi (Herniorraphi) için birçok değişik yöntemler uygulanmaktadır. Bu operasyonlardan sonra fıtık aynı yerde tekrar görülebilir, yani hastalık tekrarlayabilir. Bu gibi ikinci kez yapılan operasyonlarda veya karın cidarlarının çok zayıf olduğu durumlarda fıtık tamiri için mersilen denilen sentetik plakalar kullanılır.
___________________
__________________
---------------------
http://n1306.hizliresim.com/1b/p/pfs94.gif


"Bir memlekette faiz ve zina belirgin hale gelirse , ALLAH (cc)'nin belasını başlarına kondurdular"(Hadis-i Şerif)
------------------------------------------------


Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı