İPUCU

Sağlık Sağlık Dünyasından Haberler

Seçenekler

Sağlık Göçmeni

Tenacius - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2010
Nereden:
Wants to be anywhere
Mesajlar:
3.541
Konular:
3262
Teşekkür (Etti):
41
Teşekkür (Aldı):
168
Ticaret:
(0) %
07-02-2011 12:40
#1
Sağlık Göçmeni
Ege Üniversitesi Hastanesi, Türkiye'nin en önemli kalp nakli merkezi olunca, İzmir de 'sağlık göçü' alan kent haline geldi. Bağış kalp çıkması halinde naklin en geç 4 saat içinde gerçekleşmesi gerektiğinden hastalar İzmir'i 'mecburi ikamet' adresi seçmek zorunda kalırken, bu hastalardan biri de yapay kalple yaşayan İstanbullu 35 yaşındaki Umut Şengül oldu. Eşi ve minik oğluyla kendilerine İzmir'de yepyeni bir hayat kuran Şengül, "Bizimki zorunlu gurbet. Yapay kalp bizi hayata bağlıyor. Umutla ikinci hayatlarımızı bekliyoruz" dedi.

Kimyager Umut Şengül ile 4.5 yıllık eşi iç mimar Mine Şengül, doğup büyüdükleri memleketleri İstanbul'u sağlık sorunları nedeniyle terk edip, İzmir'e yerleşen onlarca nakil hastasından biri. Umut Şengül'ün 1990'lı yıllarda ilk kötü sinyalleri vermeye başlayan kalbi, 2009 Ağustos'ta akut hal aldı. İzmir'in sadece Çeşme İlçesi'ne gelip gitmişliği olan Şengül, Prof. Dr. Birgür Sönmez'in önerisiyle Ege Üniversitesi Hastanesi Kalp Nakli Programı Sorumlusu Prof. Dr. Mustafa Özbaran'ın hastası oldu. Sahip olduğu olanaklarla Amerika'da bile kalp nakli şansını araştırdığını, İstanbul'da gitmedik doktor bırakmadığını, ancak Özbaran'a inanıp güvenip İzmir'e geldiğini belirten Şengül, "Kalp nakli olmam gerektiği söylendi. Tüm nakil hastaları gibi ben de yürüyemez haldeydim. 2010 Nisan'da hastaneye yattım, Mayıs'ta yapay kalp cihazı takıldı. Eylül'de de taburcu oldum, eve çıktım. Hastane sürecinde eşim otelde kalıyordu, 2 yaşındaki oğlum İstanbul'daydı. 5.5 Ay oğlumuzu görememiştik. Taburcu olunca burada yeni bir hayat kurmak zorunda kaldık. Çünkü her an kalp çıkabilir. Hastaneye 3-4 saatten kısa sürede ulaşabilecek mesafede olmak zorundayız. O nedenle benim gibi tüm nakil hastaları da İzmir'de zorunlu olarak ikamet ediyor" diye konuştu.

Şengül, hastalığı akut döneme geçmeden önce eşinin de kendisinin de stresli, yoğun çalışma temposu içinde 'hayatı kaçırdıklarını', şimdi ise İzmir'de kurdukları yeni hayatta kaçırdıklarını yakalamaya çalıştıklarını söyledi. Kalabak'ta oturdukları bahçeli evde, oğlu Fuat Sina'ya da doğayla iç içe büyüme şansı yarattıklarını belirten Şengül, yaşadıklarını, dileklerini şöyle anlattı:

"Kalp nakli olması gereken ve yapay kalp takılan hastalardan biriyim. 4 aya yakın hastanede kaldım. Her sabah, 'bugün bağış olacak mı', akşamında ise 'bugün de olmadı' diyen bir grup hastayla kaderdaş olduk. Biz yetişkin hastalara mobil cihaz takıldı, artık sokağa çıkıyor, normal yaşantımızı sürdürüyoruz. Tek sıkıntımız kalbimizin dışarıda atması, kalbimizi dışarıda taşıyor olmamızın psikolojik baskısı. Hastanede yapay kalp taşıyan biri 3, biri 6, diğeri 11 yaşında üç ******muz var. Onlara bizim gibi taşınabilir pompa takılamadığı için hastaneden dışarıya çıkamıyorlar. Ona çok üzülüyorum. Her hastaneye geliş gidişte ziyaret ediyorum, kendimi suçlu hissediyorum, vicdan azabı çekiyorum. Kaderdaşız ama biz mobil cihazla taburcu olduk, onlar olamıyor. Terhis olan askerin, kalan arkadaşlarına el sallayıp gitmesi gibi geliyor bana. Hastanede, koridorlarda dolaşırken birbirimize 'kaç dakikan var' diye sorardık. Cihazın şarjının bitmesine ne kadar kaldığı bile hayatımızda çok önemliydi. Çocuk hastalar için bir diğer büyük sorun, çocuk donör sayısının çok az olması. Yetişkinlere öyle ya da böyle kalp bulunuyor ama onlar bizden zor durumda. En çok, önce onlara kalp çıksın istiyorum."

Öte yandan günlerini bol bol yürüyüş yaparak, eşi Mine ve 2 yaşındaki oğlu Fuat Sina ile birlikte geçiren, "pozitifiz, mutluyuz" diyen Umut Şengül, "Organ bağışının yetersiz olması Prof. Dr. Mustafa Özbaran, Doç. Dr. Tahir Yağdı ve Doç. Dr. Çağatay Engin'den oluşan bir ekibe büyük haksızlık. Bu merkezin kalp naklindeki başarısı Amerika'daki Stanford Merkezi'nden bile yüksek. Bu usta hekimlerimizin hayat kurtarabilmesi, ağızlardan çıkacak 'iyi, tamam, toprakta çürümesin' cümlesinde. İşin bu aşamada tıkanması çok acı. Özellikle çocuk hastalar için biraz daha duyarlılık diliyorum" dedi.
---------------------

Düşünmeden konuşmanın cezası,konuştuktan sonra düşünmeye mahkum olmaktır.





Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı