THT DUYURU

chat
Türkiye, Türklük ve Türk Tarihi İlk Türkler nereden geldi, asıl Türkler kimlerdir, Türk Tarih kronolojisi ve Türklük hakkında birçok başka bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

ugursuz reklam
takipci
Seçenekler

Türk Mitolojisi ve Türk Mitolojisinde Bulunan Kutsal Varlıklar

Germiyan' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üyelik tarihi:
03/2009
Yaş:
27
Mesajlar:
2.210
Konular:
1088
Teşekkür (Etti):
110
Teşekkür (Aldı):
452
Ticaret:
(0) %
32
61750
15-03-2015 20:41
#1

Türk mitolojisi, tarihi Türk halklarının inanmış oldukları mitolojik bütüne verilen isimdir. Eski efsaneler, Türk halklarının eski ortak inancı Tengricilikten öğeler taşımaktan ziyade sosyal ve kültürel temalarla doludur. Bunların bazıları sonradan İslâmî öğeler ile değiştirilmiştir. Dünyanın en eski edebi belgelerinden biri olarak geçen Dede Korkut destanlarının orijinal yapıtları, Vatikan ve Dresden kütüphanelerinde bulunmaktadır. Ege ve Anadolu Uygarlığı mitolojisi ile benzerlikler taşımaktadır.

Türk mitolojisi, birçok araştırmacıya göre aynı Tengricilik'te de olduğu gibi tektanrıcı bir temelden, zamanla çoktanrıcı bir biçime doğru gelişmiştir. Ayrıca tarihi Türk halklarının temasa geçtikleri Zerdüştlük, Mani dini ve Budizm de Türkler'in mitolojisinden izler devralmıştır. Bu yüzden genel bir tanım olan Türk mitolojisine, inançtaki farklı unsurlar göz önünde tutulursa "Türk Mitolojileri" demek daha doğru olabilir.


Türk mitolojisinde Gök Tanrı(Kayra Han) asıl yaratıcı güçtür. Şeytan Erlik Han yeraltının hakimidir. Ülgen ise gökyüzünün 16. katında oturur, Kayra Han’ın oğludur. Eski Türkler'in dininde, Gök Tanrı'dan sonra gelen tartışmasız en güçlü Tanrı olduğuna i'tikad edilir ve tüm canlıların anası olduğu düşünülürdü. "Barak Ata" ise Moğol ve Türk Mitolojilerinde Moğollar'ın türediği varsayılan köpek başlı yaratığa verilen addır, "Nokay Eçege" olarak da bilinir. "Umay" doğurganlığı ve bereketi simgeler. Üç boynuzu vardır, beyazlar içindedir ve doğacak çocukları o seçer. Ülgen, Umay ve Barak Ata daha sonraları tanrılaştırılmışlardır. Kuyaş Türkî toplumlarda Güneş tanrısı fikrini simgeler. Maygıl ise suların tanrısıdır. Savaş tanrısı olan Elbis ise İslâm dininin etkisi ile İblis'e dönüşmüştür.


Tengricilik
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Tengricilik ya da Gök Tanrı dini tüm Türk ve Moğol halklarının, şimdiki inanç sistemlerine katılmadan önceki inancıdır. Tengri'ye ibâdet etmenin yanında Animizm, Şamanizm, Totemizm bu inancın ana hatlarını oluşturmaktadır. Tengri, bugünkü Türkçedeki Tanrı kelimesinin eski söyleniş şeklidir. Orhun Yazıtları'nda ilk çözülen kelime olup yazılışı" " şeklindedir.

Bu inanca göre Gök'ün yüce ruhu Tengri'ydi. Kişiler kendilerini gök baba Tengri, toprak ana Ötüken ve insanları koruyan atalarının ruhları arasında güven içinde hissedip onlara ve diğer doğa ruhlarına dua ederlerdi. Büyük dağların, ağaçların ve bâzı göllerin güçlü ruhları barındırdıklarına inanarak dualarını bazen bu cisimlere yöneltirlerse de bu cisimler tanrı kabul edilmezdi. Sadece onun yeryüzündeki varlığının bir göstergesiydi. Göğün ve yeraltının "yedi" katı olduğuna, her katta çeşitli ruhların varolduğuna inanılırdı. İnsanlar doğaya, ruhlara ve diğer insanlara saygılı davranıp belli kurallara uyarak dünyalarını dengede tutmaları ile kişisel güçlerinin doruğuna varıp dışarıya yansıdığına inanırlardı. Eğer bu denge, kötü ruhların saldırısı veya bir felaketten dolayı bozulursa bir şamanın yardımı ya da Tengri'ye verilen bir adak ile yeniden düzene sokulması gerektiğine inanılırdı.


Türk Mitolojisinde ki Tanrılar ve Kutsal Kişiler
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



Kara Han (Kayra Han)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Tanrıların en büyüğü ve en önde gelenidir. Her şeyin yaratıcısıdır. Mutlak üstünlüğü vardır. Göğün 17. katında oturur. Diğer Tanrıları da o yaratmıştır. Bu anlamda diğer Tanrıların kendisiyle kıyaslandığında, emirlerini yerine getiren veya verdiği görevleri yineleyen birer melek konumunda olduğu yaklaşımı yanlış olmayacaktır. Ancak İslam öncesi Türk kültüründe melek veya benzeri bir kavram yer almaz. Bu sonuca yalnızca kıyaslama yapılarak ulaşılabilir. Evrenin yazgısını belirler. İyilik yönü ağır basar. Yeryüzünü yarattıktan sonra dokuz dallı bir ağaç (çam veya kayın) dikmiştir. Bu ağaç yerle göğü birbirine bağlayan yaşam ağacı “Uluğ Kayın”dır. İnsanların atası olan dokuz kişi bu ağacın dallarından türemiş ve dokuz boy (dokuz ırk) bu kişilerin soyundan ortaya çıkmıştır.

Tengere Kayra Han, Altaylılar'ın yanı sıra Ostyaklar ve Yakutlar gibi bazı Sibiryalı toplumların mitolojilerinde yüksek derecede bir tanrı olarak saygı duyulur. Altayların yaratılış efsanesinde dünyanın yaratıcısı olarak gösterilir. Kayra Han bu efsanede ayrıca tüm Tengricilikte yeraltı aleminin tanrısı olarak tanılan Erlik Han'a ceza olarak yeraltı aleminin tanrısı olma görevini verir. Bazen Göktanrı ile eşdeğer tutulur.

Ülgen, Mergen ve Kızagan adlı üç oğlu vardır. Eski kaynaklarda verilen bilgilere göre Ülgen, iyilik ve bağışlayıcılığını yani merhametini; Kızagan, intikamını ve cezasını yani öfkesini; Mergen ise bilgelik ve hikmetini yani aklını temsil ederler. Görkemli bir varlığa sahiptir. Somut nitelemeler pek fazla yapılmamış ancak soyut yönü üzerinde daha çok durulmuştur. Ana ve Ata olarak (hem eril hem dişil, yani nötr olarak) tanımlandığı kaynaklar mevcuttur. İnsan biçimli olarak pek fazla tasvir edilmez. Kışı yeryüzünde yazı gökyüzünde geçirir. Değişik renklerde yıldırım çaktırır. Onun yıldırımına çarpılan kişi şaman olur. Bazı batılı kaynaklarda Kuara (Kuğara) olarak geçer. Bu takdirde Urartulardaki Kuera ile bağlantılı görünmektedir. Bulgarlarda da bu isimle rastlanır. Kuğara (Koğara)’nın Kayra Han ile farklı Tanrılar olduğunu öne süren görüşlerde vardır.

Ayrıca Kayra Han ile Kara Han aynı kişi olarak nitelense de bu durum ses bilimsel ama yaygın bir yanlışlıktır. Çünkü Kara sözcüğü içerisinde daha çok olumsuz anlamlar barındırır. Kara Han farklı bir mitolojik kişiliktir (Oğuz Han’ın babasıdır). Kara Han ile karıştırılmamalıdır.




Ak Ana
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ak Ana - Türk, Tatar, Altay, Yakut, Çuvaş mitolojilerinde Deniz Tanrıçası. Değişik Türk dillerinde Ağ Ana, Ürüng Ene, Şura (Sura, Sor) Ene olarak da bilinir. Moğollar ise Sagan (Sagağan, Saj) Ece olarak anarlar. Henüz hiçbirşey yaratılmamışken ve yalnızca uçsuz bucaksız bir su varken, sonsuz sulardan çıkarak, Tanrı Ülgen’e yaratma ilhamını vererek sulara tekrar dalmıştır. Işıktan (cisimsel olmayan) bir bedeni vardır. Başında gücü simgeleyen ve taca benzeyen zarif boynuzları bulunur. Alt kısmında denizkızı gibi çok uzun bir balık kuyruğu bulunur. Kuyruğu hafif maviye çalan bir renktedir. Etrafında denizyıldızları dolaşır. Hayatın başlangıcına dair ne varsa hepsine ruh vererek yaşam döngüsünü başlatmıştır. Akdeniz’de yaşar. Bazı söylencelerde, geyik şekline giren Su Ana ile Göktürklerin Atası evlenmiştir. Çeşitli söylencelerde hep denizden çıkan varlık bir geyik olarak betimlenir. Beyaz renk suyu ve temizliği simgeler. Yakutçadaki Ürüng sözcüğü beyaz ve gümüş demektir. Ürüng bu dilde Ayığsıt Hanım için bir sıfat olarak da kullanılır. Moğolcada Ehe Üreng olarak bilinir. Moğollara göre Ekhe Hatun, derinliklerden gelen çamuru bir kaplumbağanın sırtına koyarak yeryüzünü yaratmıştır.Yakutlardaki Aha adlı ırmak tanrıçası ve Anadoludaki Aka adı verilen Ana Tanrıça ile de ilgilidir.



Ülgen Han
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ülgen (Azerice: Ülgen, Hakasça: Ӱлген, Kırgızca: Ульгень, Rusça: Ульге́нь, Osmanlıca: اولگن) - Türk ve Altay mitolojisinde İyilik Tanrısıdır. Ülken (Ülgön) Han ve Moğolcada Ulgan Han. Göğün 16. katında yaşar. Kayra Han’ın oğludur.Türk mitolojisinde (Tengricilik döneminde) Türklerin iyilik tanrısıdır. Tek Tanrı inancında Göktanrı'nin oğlu ve gökyüzünün hükümdarı olarak görülmüştür. Bai Ulgan, Ulgan gibi adlarla Sibirya kavimlerince de yaratıcı tanrı olarak anılır.

Göğün 17. katında oturan Kayra Han'dan 'dönüşüm' yoluyla yaratılan göksel üç tanrı sıralamasında ilk sırada yer alan ve göğün on yedinci (veya onaltıncı) katında oturduğuna inanılan, hava durumunu, verimliliği ve doğurganlığı yönettiği kabul edilen, sonraları işlevlenerek Göktanrı'nın yerini alan tanrıdır.

Kayra Han’ın oğludur. Altın Dağ’da, altın kapısı olan altın bir sarayda yaşar. Altın bir taht üzerinde oturur. Kayra Han’dan sonra ikinci derecede öneme sahiptir. Gök cisimlerini yönetir. Göksel ve meteorolojik olayların ilk kaynağıdır. Biri ak, diğeri kara iki taşla gelerek (veya Korbolko Kuşu ile bu taşları göndererek) insanlara ateş yakmayı öğretmiştir. İyilik yapmayı sever. Uzun saçları vardır. Yanında büyük bir kalkanı bulunur. Elinde yıldırımlar gönderen bir yayı vardır. Yıldırımlar ve şimşekler onun silahıdır. Yıldırımla vurduğu yer kutsallık kazanır. Yedi oğlu ve yedi kızı vardır. Gökçe (mavi) renk ile simgelenir. Göğün hakimidir. Dünyayı taşımaları veya destek olmaları için üç tane balık yaratmıştır. Elindeki topuzu, yaşam ağacının köklerine benzer ve öylesine dallı budaklıdır. Bildiğimiz Güneş, Ay ve yıldızlardan (tüm gök nesnelerinden) çok uzakta yaşar. Biri sağında ve diğeri solunda iki ak Güneş bulunur. Bu gök nesnelerinin her biri kendisine ulaşmak isteyen şaman için bir engeldir. En güçlü şaman bile en fazla Altınkazık (Kutup) Yıldızına kadar ulaşabilir. Daha öteye gidemez. Betimlenirken ak, parlak, gürültücü (künürtçi), yakıcı (küygekçi), şimşekçi (yalgınçı) gibi sıfatlar kullanılır. Ezeli ve ebedi kabul edilir. Evrenin başlangıcında yalnızca Ülgen ve Erlik vardır. Kaz ve kuğu kılığına girerek sonsuz suyun üzerinde uçarlar. Tanrı Ülgen Erlik’den daha güçlüdür. Erlik’in yaptığı hileleri anlamakta ve onu cezalandırmaktadır. Kayra Han ise evrenden önce de mevcuttur. Yaşlı ve bilge bir görünüm ile tasvir edilir. Üç, altı, dokuz ya da 12 yılda bir görkemli törenler yapılarak kendisine beyaz kısrak kurban edilir. Üç börkü (başlığı) vardır, uzun sakallıdır. Aslında çoğu zaman bir karısından bahsedilmediği halde birkaç yerde eşinin adı “Taz Hanım” (Kel Hanım)’dır. Bindiği hayvan da Kelke adlı kel bir öküzdür. Moğolcada pek çok Tanrının adının sonunda yer alan Ulağan (Ulagan) sözüyle de bağlantılı görünmektedir. Vogullarda Ulgon olarak yer alır ve ateşin kaynağı olarak görülür. Mani Dini ile birlikte Ahura Mazda (Hürmüz) ile özdeşleşmiştir. Bu nedenle bir unvan olarak Moğol mitolojisinde "Hormosta", Türk mitolojisinde "Kurbustan" adıyla da yer alır. Moğollara göre 55 Batı Tanrısının başında bulunur. Türk Mitolojisi'ndeki karşı imgesi Yeraltı Aleminin Hükümdarı ve kötülük Tanrısı ErlikHan'dır.

Ülgen'in çocukları
Ülgen'in "Karakuş Han, Karşıt Han, Pura Han, Burça Han, Yaşıl Kan, Kanım Han, Baktı Han" adında yedi oğlu ile Ak Kızlar veya Kıyanlar diye adlandırılan dokuz kızı vardır.

Altay mitolojisinde ise Ülgen'in, göğün üçüncü katında oturduğuna inanılan iki oğlu vardır. May-Ana ve May-Ata.



Erlik Han (Kötülüğün Efendisi)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Erlik Han - Türk ve Altay mitolojisinde kötülük yapan Tanrı ruhudur. Erlik Han, Gök Tanrı'nın oğlu ve eski Türklerin inancı Tengricilikte yeraltı aleminin efendisidir. (Yerlik/Erlik de denir). Moğollar ise Erleg veya Yerleg derler. Macar mitolojisindeki Ördög ile eşdeğerdir.

Günümüzde iblis olarak kullanılan bir tür cin olmasına rağmen kötülüğü simgeleyen bir tanrı ruhudur. Altayların bir yaradılış efsanesine göre Erlik Han, dünyanın yaradılışında Tengri'ye karşı fenalık yapmış ve Tengri onu ceza olarak yeraltı âleminin efendisi yapmıştır. Erlik Han, yeraltı Âleminin en alt katında yeşil demirden bir sarayda, gümüşten bir tahtın üzerinde oturur. Orada kendine koyu kırmızı parlıyan ve çok az ışık veren bir güneş yaratmıştır. Emirinde dokuz semerli boğası vardır.

Erlik Han lanetlenmiştir, Tanrı [Ülgen] ve yarattığı karada dokuz dallı çam ağacının dokuz dalından kendi halkını türetir. Erlik bu halk benim olsun der tanrıya. Tanrı da ona git kendi halkını kendin bul deyip Erlik'i geri çevirir. Tanrının halkının bu agacın yalnız doğuya bakan 5 dalından istifade etmelerine izin verilmiştir. Kalan dört dal yasaklamıştır. Erlik gidip bu halkı baştan çıkarır. Erkek olan Törüngey ile dişi olan Eje, Erlik'in şu sözüne kanarlar "Bu dört dal aslında size yasak değildir, meyveleri de pek tatlıdır. Dilediğinizce yiyin." Erlik sonra ağaca bekçi bulunan yılan uyurken ağzına girer ve ağaca çıkar, Ece'ye müsaade ettiğini söyler. Bunun üstüne Ece meyveden yer, Törüngey'in de agzına sürer. Tanrı durumu fark eder ve Erlik'i yer altına gönderir. Eje'ye "Sen benim sözümü tutmadın bundan sonra gebe kalasın ve doğum sancıları çekesin" der. Yılana "Sen benim sözümü tutmadın, bundan böyle Şeytan diye bilinesin, herkes seni ezmeye öldürmeye çalışsın" der. Törüngeye "Sen benim sözümü tutmadın, 9 kızın 9 oğlun olacak ve hepsinden sen sorumlu olacaksın, insan neslini sen çoğaltacaksın"der. "Hepinizi hanemden kovuyorum, dünyaya gönderiyorum, burda sizi ben beslerdim, ben korurdum, artık kendinizi besleyip koruyacaksınız, bir dahada sesimi duymayacaksınız" diye ekler. Böylece Erlik insanoğluna ilk kötülüğünü etmiş olur.

Erlik; sağlam gövdeli, atletik yapılı yaşlı bir varlık olarak düşünülür. Gözleri, kaşları kara renklidir. Çatal sakalı dizlerine değin uzanmıştır. Yaban domuzunun azı dişlerine benzeyen bıyığı kulakları üzerine yerleşmiştir. Kara ve kıvırcık saçlıdır. Çenesi tokmağa, boynuzları ağaç köklerine benzer. Kana benzer parlak yüzlü Erlik'in, kara demirden kılıcı ve kalkanı vardır. Bineği kara at ya da kara boğadır (belki de öküz). Erklig Kan, Eski Uygur sanatında boğa ya da öküze binmiş olarak tasvir edilmiştir.

Kötülüklerin kaynağıdır. Yeraltında yaşar. Saçları, gözleri ve kaşları ile atı karadır. Çatal (çiftli) sakalı dizlerine kadar uzamıştır. Boynuzları ağaç köklerine, bıyıkları yaban domuzunun dişlerine benzer. Yatağı kunduz derisindendir. Kadehi insan kafatasındandır. Kamçısı karayılandandır. Körüğü, çekici ve örsü vardır. Dokuz oğlu ile dokuz kızı vardır. Çenesi tokmak gibidir. Eyerlenmiş dokuz boğası vardır. Gümüş bir tahtı vardır. Yeraltında demir sarayında yaşar. Yassı demirden bir kalkanı bulunur. Kılıcı geniş ağızlı bir paladır. İhtiyar ve çirkin bir görüntüye sahiptir. Kara renkle simgelenir. Kendisine kara at kurban edilir. Kayra Han ilk önce bir varlık yaratmış onun aracılığı ile de yeryüzünü, dağları, vadileri meydana getirmiştir. Bu varlığın kendisine baş kaldırması üzerine, ona “Erlik” adını vererek ışık evreninden yeraltına atmış, ayrıca yerden dokuz dallı bir ağaç büyüterek her dalında değişik bir cins insan yaratmıştır. Sonsuz suların içinden toprak (balçık) çıkarma görevi ona verilmiş fakat Erlik yeryüzü yaratılırken ağzında kendisi için bir parça toprak saklamış fakat bu yaptığı anlaşılınca cezalandırılmıştır.Bazı yaratılış efsanelerinde cezalandırılan canlı ördektir. Suyun altından çıkardığı toprağı ağzında saklamıştır. Macar efsanelerinde Aran Ata ördeğin bacaklarını kırdığı için paytak kalmıştır. Macar mitolojisinde Erlik’e eşdeğer olan Ördög’ün adının Ördek sözcüğüne benzemesi de bu bakımdan ilgi çekicidir. Evenk mitolojisinde ise cezalandırılan canlı köpektir. Bu ceza nedeniyle kıllı ve kirlidir. Erlik bilgisiz, yıkıcıdır. Düzen ve barış istemez. Huzura karşıdır, yeryüzünü karıştırmak ister. Sonsuz karanlıkların içinde yaşar. İradesi yoktur. İradesizliği simgeler. Affedilir fakat hemen ardından kötülüğe dalar. Evrenin başlangıcında yalnızca Ülgen ve Erlik vardır. Kaz ve kuğu kılığına girerek sonsuz suyun üzerinde uçarlar. Kayra Han ise evrenden önce de mevcuttur. İki köpeğinin adı Kazar ve Pazar’dır. Yeraltındaki ırmağın kenarında, yüksek bir dağın eteğinde kırk köşeli taş evinde yaşar. Çelik mızrak şeklinde bir tılsımı vardır. Bir insanın eline geçtiğinde ölümcül bir silah olur. Tüm düşmanları yok eder. Gözkapakları bir karış, saçları dimdik, yüzü kan gibi kırmızıdır. Bıyığı kıvrılarak kulağına asılmıştır. Vücudu yılanlarla kaplıdır. Domuz boynuzlu öküzünün sırtında yolculuk yapar. Kızlarının hiçbirinin adı yoktur. Kötü ruhların tamamı onun egemenliği altındadır. Pora Ninci ve Kara Ninci adlı iki yardımcısı vardır. Gökten kovulduğunda yardımcı ve hizmetkarları da onunla birlikte yere dökülmüştür. O hızla toprağın altına saplanmışlardır. Erliğin gelişiyle aleme aniden karanlık çöker, rüzgar eser, fırtına kopar, yer sarsılır. Yeraltını kara bir güneşle aydınlatır. 1980 yılında Moğolistanda bulunan bir dinozora Erlik ismine istinaden Erlikosaurus adı verilmiştir.



Kızagan Tengri
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kızagan Han - Türk ve Altay mitolojisinde Savaş Tanrısı. Kızığan da denir. Göğün dokuzuncu katında yaşar. Kayra Han'ın oğludur. Çok kuvvetlidir. Orduları yönetmekte, savaşları kazanmakta, düşmanı yenmekte komutanlara yardımcı olur. Kızıl yularlı, kızıl buğra sırtındadır. Asâsı gökkuşağıdır. Kızıl renk ile simgelenir. Savaşçıları korur. Türk Moğol İmparatorlukları birer fetih devleti olduğu için savaşlar ve savaşçılar toplumsal hayatta önemli bir yer tutar. Tüm erkekler, hatta yeri gelince kadınlar da aynı zamanda askerdirler. Türkler'in kadınları ve çocukları da pusat (silah) kullanmayı bilirler. Kuvveti sembolize eder. Güçlülük masal ve söylence kahramanlarının en önemli özelliklerindendir. Savaşçılara ve askerlere kuvvet verir. Onların yenilmez olmalarını sağlar. Bazen çok az sayıda askerin kendisinden kat kat fazla büyüklükteki orduları yendiğine tanık olunur. Tarihte bu gibi vakalara rastlanması hiç de az değildir.


Mergen Han
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Mergen Han (Azerice: Mergen, Kiril: Мерген, Rusça: Мэргэн) - Türk ve Altay mitolojisinde Akıl Tanrısı. Pergen Han olarak da bilinir. Her şeyi bilir. Aklı ve zekayı temsil eder. Göğün yedinci katında oturur. Bilgelik sahibidir. Her şeyi bildiği için her şeye gücü yeter. Oku ve yayı vardır. Bilgeliğiyle attığı ok hedefini şaşırmaz. İnsanlara bilgelik verir. Bilimi ve felsefeyi simgeler. Tanrı Kayra Han'ın oğlu olarak kabul edilir. Mergen, ayrıca masal ve efsane kahramanlarında bir unvan olarak kullanılır; Kan Mergen, Ay Mergen, Kartaga Mergen, Südey Mergen gibi.


Kuyaş Han
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kuyaş (Tatarca: Кояш veya Qoyaş, Başkurtça: Ҡояш, Özbekçe: Quyosh, Uygurca: قۇياش) - Türk ve Altay mitolojilerinde Güneş Tanrı. Koyaş Ata, Gün (Kün) Ata ya da Güneş (Küneş) Ata yahut Yaşık Ata olarak da bilinir. Moğollar Nar (Nara) Etzeg derler. Yeryüzüne gönderdiği yaşam enerjisi nedeniyle Türk kültüründe Güneş’e saygı duyulur ve Yaşam verici bir unsur olarak kabul edilir. Güneş’in doğduğu yön saygıyı hak eder. Avrupa ve Batı medeniyeti “Eks Oriente Luks” (“Işık Doğudan Yükselir” yani uygarlığın kökeni doğudadır,) diyerek aynı anlayışı farklı bir biçimde vurgulamışlardır. Anadolu sözcüğü Güneş’in doğduğu yer demektir eski Yunan dilinde. Türkler doğan Güneşi üç veya dokuz kez selamlarlar. Hakanın çadırın kapısı doğuya bakar. Evlerin kapıları hep doğuya açılır. Moğolca söyleyişi Macarların Güneş Tanrısı Napkiraly’yi anımsatmaktadır. Tüm kültürlerde güneş dünyaya gönderdiği ışıklar, yani yaşam enerjisi nedeniyle saygı duyulmuştur. Verdiği ısı onun gücü olarak görülmüştür. Bu nedenle de neredeyse tüm uygarlıklarda ve tüm topluluklarda eril olarak algılanarak Baş Tanrı konumuna getirilmiştir. Göğün yedinci katında oturur. Türklerle de bağlantılı bazı ön Asya kültürlerinde dişil olarak algılanmıştır. Günümüzde kızlara Güneş adının verilmesinin nedenlerinden birisi de budur. Türklerde güneş sıcağın ay ise soğuğun sembolüdür. Ural Batır (Ural Han) söylencesinde Gök Tanrısı Samrav’ın iki karısı vardır birisinin adı Kuyaş Ana’dır. (Diğeri de Ay Ana’dır.) Gün Han ile karıştırılmamalıdır.

Divan-ı Lügati’t Türk’te sözcüğe Usıtgan kuyaş kapsadı (Bunaltıcı güneş bastırdı) şeklinde rastlanır.



Umay Ana
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Umay ana dişi olarak betimlenmiştir. İyilikler yapar. Doğacak çocukları belirler. Üç boynuzu vardır. Beyaz elbiselidir. Yere kadar uzanan beyaz, gümüşten saçları vardır. Görünümü yaşlı değildir, orta yaşlıdır. Kuş kılığına bürünebilir ve kanatlıdır. Yaşam ağacının sahibidir. Çocukları korur. Yeryüzüne bereket dağıtır. Etrafına ışık saçar. Kimi zaman kızarak insanları korkutabilir. Çocuğu olmayanlar kendisine kurban adarlar. Gökyüzünde yaşar. Bazen yeryüzüne iner. Yanında bir kuğu veya zarif bir at ile betimlenir. Hamile kadınları ve yavru hayvanları korur. Umacı (Omacı, Hommu, Humu, Umu, Imı veya Moğollarda Omısı) gibi düşsel varlıklar kendisi tarafından gönderilir. Fakat bunlara korkutucu anlamlar yüklenir. Çocukları korumadığı evlerde sıklıkla çocuk ölümleri yaşanır ve bu takdirde kendisine Kara Umay diye hitap edilir. Bazen Humay olarak da adlandırılır ve Hüma kuşu ile bütünleşik anlamlar içerir. Taskıl Umay (Kel Umay) olarak adlandırıldığı da olur. Ancak uzun saçları olduğu dikkate alındığında bu durumun zaman zaman büründüğü bir görüntü olduğu söylenebilir. Ayrıca kendisine ithafen verilen Taskıl Umay şeklindeki bir dağın varlığı da bilinmektedir. Mavi ve beyaz kuş kılığına girebilir. Ama Hanım adlı yaratıcı ruh ile ve May Ana ile de bağlantılıdır.

Tanrıcılık inancında Tanrı'dan sonra gelen en önemli dinsel varlıktır. Eski Türk yazıtlarında Tanrı'nın yanında ara sıra sadece onun adı geçer. Diğer dinsel varlıkların adı eski yazıtlarda geçmemektedir. Umay, bir çocuk doğacağı zaman oraya varır ve gök alemindeki Süt gölünden getirdiği bir damlayı çocuğun dudaklarına sürer, böylece ona bir ruh vermekte, 3 gün boyunca anne ve çocuğu korumaktadır. Çocuğun gülümsemesi, Umay'ın çocukla birlikte olduğu anlamına gelmektedir. Umay uzun süreli çocuğun yanından ayrılırsa çocuk hasta olur. Orta asya mitolojisindeki karşılığı "kız" anlamındaki Ece olan Umay'ın yeryüzü tanrıçası olduğu sanılmakta, Hakas halkı tarafından Imay Ece olarak adlandırılmakta beyaz saçlı ve narin bir hanım olarak tasvir edilmekte, pembe bir bulut üzerinden insanoğlunu gözetlediğine inanılmaktadır. Sibirya'da yaşayan Yakut halkı tarafından Ayısıt adıyla bilinmektedir.



Yayık Han
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yayık Han (Azerice: Yayıx, Kazakça: Жайық, Kırgızca: Жайык, Rusça: Дьайык) - Türk ve Altay mitolojisinde Irmak Tanrısı. Cayık (Tayık, Dayık) Han da denir.

Irmaklardan ve göllerden sorumludur. 17 ırmağın kavuştuğu yerde yaşar. Irmaklara, rüzgarlara ve sulara hükmeder. Kamçısı şimşektir. Büyük Tufandan sonra gökyüzüne çıkmıştır. Su Yılanı veya Su Ejderi kılığına bürünebilir. Yerlerden sular fışkırtır. İnsanları kötülüklerden korur. Dizgini gökkuşağı, kamçısı boz alevdir. Kendisine Yayık Kaldırma adı verilen saçı (cansız nesne kurban etme) törenleri yapılır. İlkbaharda davarların ve atların avuzları (ilk sütleri) ile bulgur karıştırılarak yapılan lapalar ırmaklara saçılır. Göğün üçüncü katında oturur. Şamanlara düşünsel yolculuklarında yardım eder. Koruçı (Korucu / Koruyucu) olarak nitelenir.

Kazak ve Kırgız hikâye ve söylentilerinde Tepegözü kör eden kahramanın adı da "Yayık" (Jayık) olarak geçer. Şaman âyin ve törenlerinde "Yayık Han"ın oldukça önemli bir yeri vardır. Onun görüntüsünü beyaz kumaştan yaparlar. Tölöslerin "Tayık" dedikleri ve yalnız ağır belâlar geldiğinde yakardıkları bu ruhu "Koruçı" olarak tanımladıkları da kaydedilmiştir. Altaylar, ırmaklar taştığı zaman, "Yayık sudan çıktı" derler, çünkü mekanı 17 deniz veya ırmağın kavşağında olan Yayık Han coşup, taşan suların ruhudur ve yeryüzündeki tüm sular ona aittir.

Cayık (Ek Bilgi)
Asya Türk lehçelerinde Cayık/Jayık sözcüğü tufan, taşkın anlamlarında kullanılır. genel olarak sel gelmesi, suların yükselmesi, ırmakların ve göllerin taşması demektir. Türk halk kültüründe ve anlatılarda yeryüzünü suların kapladığı “Büyük Tûfan” için kullanılan bir tâbirdir. Bu veyâ benzeri söylenceler yeryüzündeki pek çok kültürde yer alır fakat ilk kez Sümerlerde bahsi geçer. Altayların kökleri çok eski çağlara kadar uzandığı anlaşılan bir söylencesinde sulara hükmeden “Cayık” (Yayık/Jayık) adlı tanrının Tûfan’dan sonra gökyüzüne çıktığı söylenir.



Karluk Han (Karlık)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Karluk Han - Türk ve Altay mitolojisinde Duman Tanrısı. Karlık olarak da bilinir. Ülgen’e kurbanların ruhlarını iletir. İnsanların yaşamlarını denetler, bir değişiklik olduğunda Ülgen’e bildirir. İşareti dumandır. Yakılan kurbanlardan çıkan duman onun geldiğini gösterir. Ocağa su serpilerek duman çıkması sağlanır ki, Karluk’un hoşuna gitsin diye. Genelde Suyla Han ile birlikte görülür.



Suyla Han
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Suyla - Türk ve Altay mitolojisinde Yazgı Tanrısı. Su ile Güneş ve Ay’ın ışığından yaratılmıştır. At gözlü, kartal gagalı, eşek kulaklı ve yılan saçlıdır. Toğurtka (ağaçkakan) kuşu ongunudur. Tomurta (toğurtka) kuşu Tanrı’nın elçisi olarak kabul edilir. İnsanları korumakla görevlidir. İnsanların yaşamlarını denetler, bir değişiklik olduğunda Ülgen’e bildirir. Ülgen'in en önemli yardımcı ruhlarından biridir. Ülgen’e kurbanların ruhunu ulaştırır. İki dili vardır. Genelde Karlık Han ile birlikte görülür. Şamanın Ülgen’e kurban ***ürme yolculuğunda yardımcı olur ve onu kötü ruhların saldırısından korur. Atınkine benzer gözleriyle otuz günlük uzaklığı görebilir. Kam, göklere veya yeraltına yolculuk yaparken onu kötü ruhların saldırısından korur. Kam, ayin sırasında Suyla için arak (rakı) saçar. At Gözlü Kartal ya da İki Dilli Kekeme Han adlarıyla da bilinir.


UTKUUÇİ
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kurbanı Ülgen’e ileten bir ruhtur. Güler yüzle karşılayan anlamına gelir. Gökyüzünde yaşar, Ülgen’e en yakın ruhtur. Şaman altın kazıktayken Utkuuçi’dan kazları alır ve yeryüzüne döner.


Ayzıt (Ayığsıt Hanım)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ayzıt (Yakutça: Айыыhыт, Bulgarca: Айъсът veya Айъсит, Rusça: Айысыт) - Türk ve Altay mitolojilerinde Güzellik Tanrıçası. Ayığsıt (Ayıhıt veya Ayısat) Hanım da denilir. Aşkın ve güzelliğin simgesidir. Ongunu kuğudur. Kuğular bu nedenle kutsal sayılır ve dokunulmaz. Kuğular biçim değiştirmiş kutsal kızlar olarak kabul edilir. Ayığsıt gümüş tüylü bir kısrak biçimine bürünebilir ve gökten yeryüzüne bu şekilde iner. Kısrak kılığındayken kuyruk ve yelelerini kanat gibi kullanır. Ormanlarda dolaşmayı sever. Ak bir kalpağı, çıplak omuzlarında ak bir atkısı vardır. Çocukları ve hayvan yavrularını korur. İnsanlara sevgi ilham eder. Sarayının kapısında ellerinde gümüş bakraçlar ve gümüş kamçılar bulunan yasakçıları (bekçileri) vardır. Bu yasakçılar kötü insanları içeriye almazlar.


Ayzıt'ın Kızları
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ayzıt’ın kızları büyülü beyaz bir tülü giyinince kuğuya dönüşürler. Beyaz Turna kuşu da diğer simgelerinden biridir. Sümerlerde Ay Tanrıçası olan Ay'a da ışık saçmaktadır ve adı da bu anlamla bağlantılıdır. Aşk her zaman ışıkla ve parlaklıkla simgelenmektedir. “Aşk ateşi gözlerimi kör etti” ifadesi bunun en belirgin anlatımıdır.


Oğuz Han
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Oğuz Kağan ya da Oğuz Han - Türk ve Altay mitolojisinde Türklerin atasıdır. Uğuz Han, Uz Han veya Oğur (Ogur, Ugur) Han olarak da bilinir. Oğuz Kağan Destanı'nın baş kahramanıdır.

Mitolojide, ilk Türk Devleti’nin kurucusu olarak kabul edilir. Bütün yaşamı boyunca Gökbörü (Börteçine) kendisine kılavuzluk etmiştir. Yaşamı, daha doğumundan başlayarak olağanüstü olaylarla doludur. Yüzünün rengi maviye çalar. Gözleri al (kızıl) renklidir. Ağzı ateş gibidir. Çok çabuk büyümüştür. Doğar doğmaz yemek yemiştir. Bir kez süt emip sonra çiğ et yemiştir. Gücü simgeleyen boynuzlu bir tacı vardır. Babası Kara Han’ı (Kayra Han Değil) öldürür. Ormanda tek boynuzlu bir yaratıkla vuruşarak onu yenip öldürür. Gergedan olduğu söylenen bu canlı olasılıkla aslında bir şeytandır. Pek çok boya adlarını o verir (Uygur, Kanglı, Kıpçak, Kalaç, Karluk). İki eşinden toplam altı tane oğlu olmuş ve bunların çocuklarından da oğuz boyları meydana gelmiştir. Avlanırken, bir ortasında yer alan bir ada bulur. Bu adanın ortasındaki bir ağacın kovuğunda ışıklar saçan çok güzel bir kız oturmaktadır (Yarsub “Yer-Su” bu kızla sembolize edilir). Saçları akarsular gibi mavidir ve dişleri inci gibidir. Onunla evlenir ve üç oğlu olur. Aradan yıllar geçer, bir gün gökten güçlü mavi bir ışık düşer ve ortasında güzel bir kız bulur (Gök-Kal “Gök-Hava” da bu kızla sembolize edilmiştir). İnanılmaz güzellikte olan bu kızın başında kutup yıldızı gibi ateşten bir ışık demeti vardır. Bu kızla da evlenir ve üç çocuğu olur. Rüyasında gördüğü Gümüş Ok’u bulup getiren ilk üç oğluna bölerek paylaştırır. Aynı şekilde rüyasında gördüğü Altın Yay’ı da ikinci karısından olan çocuklarına paylaştırır. Tarihçi Rüstem Paşa’ya göre Kuran'da adı geçen Zülkarneyn adlı kutlu kişi Oğuz Han’dır. Çünkü çiftboynuzlu tacı ile tanınmıştır. Lak (Ilak), Rak (Irak), Zak (Izak) gibi efsanevi ülkelerin kağanlarını yenerek buraları fetheder.

Bozoklar
Bozoklar, Türk mitolojisinde Göksel Kavimlerdir. Oğuz Han’ın ikinci (göksel) eşinden olan üç oğlu ve onlardan türeyen boylar. Altın Yay’ın sahibidirler. Kelime, Boz “gri renk” ve Ok sözcüklerinin bileşmesiyle oluşmuştur. Moğolcada Bosoh fiili yükselmek, güneşin doğması anlamlarına gelir.

Üçoklar
Üçoklar veya Uçoklar, Türk ve Altay mitolojisinde Yersel Kavimlerdir. Oğuz Han’ın ilk (yersel) eşinden olan üç oğlu ve onlardan türeyen boylardır. Yerle ilgili unsurları temsil ederler. Burada dikkate değer olan husus Gök kavramının yerin bir parçası sayılmış olmasıdır. Bu durum Yaratılış çağlarında Gök ve Yer’in ayrışmadığı bir bütün olduğu anlayışını akla getirmektedir. Diğer bir görüşe göre ise burada kastedilen Uzay değil Hava yani atmosferdir. Bu da Gök-Kal tabirini hatırlatmaktadır. Üç ve Ok (veya Uç “Sınır” ve Ok) kelimelerinin bileşik halidir.



Oğuz Han'ın Eşleri
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Efsanede, Oğuz kağan, ava gider. Bir gölün ortasında, önünde bir ağaç ve ağacın oyuğunda bir kız vardır. Kız muhteşem bir güzelliğe sahiptir. Saçları akarsular gibi, gözleri maviydi ve inci gibi dişleri vardır. Oğuz kağan bu kızı alır ve “Gök”, “Dağ”, “Deniz” adında üç oğlu olur. Günlerden bir gün gökten mavi bir ışık düşer. Bu ışık, güneş yada aydan daha parlaktır. Oğuz Kağan yaklaşır ve bu ışığın ortasında bir kız olduğunu görür. Kız olağanüstü güzelliktedir. Başının tepesinde, sanki kutup yıldızı gibi ateşten bir ışık demeti vardır. Oğuz kağan kızı görünce sever ve onu alır. “Gün”, “Ay”, “Yıldız” adında üç oğlu olur.


Gün Han
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Gün Han - Türk ve Altay mitolojisinde Güneş Kağanı. Kün (Kön) Han olarak da bilinir. Oğuz Han’ın göksel olan ikinci eşinden doğan oğludur. Yeryüzünün yaşam kaynağı olan ışıkları sebebiyle Güneş’e duyulan hayranlığın mitolojik dışa vurumudur. Gün Han’ın ongunu Laçın (Şahin) kuşudur. Maviye çalan bir rengi vardır. Diğer kuşları avlamakta kullanılır. Gün Han altın bir otağ (çadır) kurdurur. Sağ tarafına kırk kulaç yüksekliğinden bir direk diktirir. Üzerine de altın bir tavuk koydurur. Çünkü Türk mitolojisinde altın, Güneş’in mecazi bir sembolüdür. Hamile kadın rüyasında Güneş görürse kızı olur. Günbatımını izlemek pek iyi karşılanmaz. Kötücül varlıklar Güneşi boğmaya çalışır, batarken kızıla boyanmasının nedeni budur. "Gün ışığı görmeyesin" gibi beddualar halk inancında önemli bir yere sahiptir.


Ay Han
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ay Han - Türk ve Altay mitolojisinde Ay Kağanı. Moğolca da Sara Han veya Hara Han olarak bilinir. Oğuz Han’ın ikinci eşinden olan oğludur. Ongunu kartaldır. Kartal hükümranlığı simgeler. Buryatçada Hara sözcüğü Ay demektir (Moğolca Sara), bazı kayıtlarda Oğuz Han’ın babasının adı Kara Han, iken bazı kaynaklarda Ay olarak gösterilmesi bu kelime benzeşimi nedeniyle olabilir. Hâlbuki gerçekte Ay Han, Oğuz Han’ın oğlunun adıdır. Ay pek çok kültürde dişil bir varlıktır, ancak Türklerde hem dişi hem de erkek Ay Tanrısı mevcuttur. Fakat özellikle vurgulanması gereken husus, Ay Han’ın bir Tanrı değil, kutsal bir kişi olarak kabul edildiğidir. Ay sözcüğü burada nitelik veya özellik değil bir sıfattır. Ay Ata ile karıştırılmamalıdır.


Yıldız Han
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yıldız Han - Türk ve Altay mitolojisinde Yıldız Kağanı. Uldız (Ulduz, Yulduz, Yolduz, Ildız) Han olarak da söylenir. Oğuz Han’ın göksel eşinden olan oğullarından birisidir. Yol gösterici, yön buldurucu nitelikleri bulunan ve parlaklıkları nedeniyle daima dikkat çekmiş olan yıldızların simgesel olarak kişiliğe büründürülmesidir. Ayrıca yıldızlar yaratılışın başlangıcını temsil eder. Ongunu Atmaca’dır.


Gök Han
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Gök Han - Türk ve Altay mitolojisinde Gökyüzü Kağanı. Kök (Kük) Han olarak da bilinir. Oğuz Han’ın ilk eşinden doğan oğludur. Türk yurdunun sınırsızlığını ve enginliğini simgeler. Göğün enginliği ve sonsuzluğu büyük öneme sahiptir. Gök Han’ın ongunu Sungur kuşudur. Maviye çalan bir rengi vardır. Diğer kuşları avlamakta kullanılır. Gök ve Han Birleşerek Gökhan diye erkek ismi olmuştur.


Dağ Han
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Dağ Han - Türk ve Altay mitolojisinde Dağ Kağanı. Tav (Tağ, Tak, Dak) Han olarak da söylenir.

Oğuz Kağan’ın ilk eşinden olan oğullarından biridir. Türk Devleti’nin ululuğunu ve büyüklüğünü simgeler. Bazı dağlar Türklerce kutsal kabul edilir. Altay Dağı, Tanrı Dağı vs. Ayrıca mitolojik dağ motifleri mevcuttur. Demir Dağ, Bakır Dağ, Buz Dağ, Kil Dağ, Or Dağ, Kuz Dağ, Kur Dağ, Ak Dağ gibi… Ongunu Uçkuş’dur. Mitolojik dağların en önemli üç tanesi şu şekildedir.
  1. Altındağ: Gökyüzündedir. Dokuz rüzgarın kesiştiği yerde başlar.
  2. Demirdağ: Yeryüzündedir. Dokuz ırmağın kavuştuğu yerdedir.
  3. Bakırdağ: Yeraltındadır. Dokuz yeraltı denizinin birleştiği yerdedir.



Deniz Han
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Deniz Han - Türk ve Altay mitolojisinde Deniz Kağanı. Tengiz (Dengiz, Teniz) Han olarak da söylenir. Moğollar ise Tengis Han şeklinde anarlar.

Oğuz Kağan’ın ilk eşinden olan oğullarından biridir. Türk Devleti’nin denizlerdeki egemenliğini ve enginliğini simgeler. Ongunu Çakır kuşudur. Bu kuş maviye çalan rengi nedeniyle denizi çağrıştırır. Ayrıca destandaki gökten inen kurt mavi bir ışığın içindedir ve bu aynı zamanda göğün rengidir. Cengiz Han’ın adını bu söylenceden (veya bu anlayıştan) esinlenerek aldığı söylenir. Çünkü Cengiz gerçek ismi değildir, bir unvan olarak verilmiştir. Sonsuzluğu, kurduğu devletin genişliğini ve kendisinin büyüklüğünü simgeler. Türk mitolojisinde ezelde hiçbirşey yokken uçsuz bucaksız bir deniz vardır. Daluy/Taluy sözcükleri masallarda ve efsanelerde okyanus anlamında kullanılır.



Su İyesi- Su Perisi
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Su İyesi (Tatarca: Су иясе veya Su İyäse, Çuvaşça: Шыв Ийĕ, Yakutça: Уу Иччи) - Türk, Tatar ve Altay mitolojisinde suyun koruyucu ruhu. Değişik Türk dillerinde Suv (Sub, Suğ, Sıv) İyesi / Eğesi / Ezi / Issı / İççisi olarak da bilinir. Moğollar Usan (Uhan) Ezen olarak adlandırırlar.

Her suyun bir İyesi vardır. Hepsi sularda yaşarlar. İnsanlara zarar vermezler. Cisimsiz varlıklardır. Ak giysiler giyinirler. Suları korurlar. Kuş ve yılan kılığına girebilirler. Yaşadıkları suyun derinliklerindeki büyük bir kayanın altında bulunan geçitten girilen bir sarayda yaşarlar. Bazıları denizkızı gibi balık kuyrukludurlar. Maviye çalan bir renkleri vardır. Etraflarında yüzen ve ışıldayan mavi renkli balıklarla tasvir edilirler. Kimi zaman boynuzlu olarak betimlenir. Saçsız, sakalsız, kaşsız bir varlıktır. Burada kastedilen daha çok su kaynaklarının koruyucu ruhudur. Onun huyunu anlayabilmek neredeyse imkânsızmış. Hiç beklenmeyen bir anda suyu dalgalandırıp barajları yıkabilir, hayvanların, insanların boğulup ölmesine neden olabilirmiş. Su Sonası/Sunası olarak bilinen yarı balık yarı kız olan bir canlının taş üzerinde oturduğunu görülür. Tatar mitolojisinde Su Atası, Su İyesi ve Su Anası bazen tek bir varlığa verilen çeşitli isimler olarak görünür. Fakat aralarındaki en önemli fark, Su İyesinin sadece belli bir su kaynağına bağlı olmasıdır.

Öğüz İyesi
Öğüz İyesi – Türk ve Orta Asya halk inancında akarsu ruhudur. Su İyesi ile benzer özellikler taşıyan ve ona çok yakın olan bir varlıktır. Hatta kimi görüşlere göre aynı canlıdır. Öz İyesi olarak da bilinir. Eş anlamlı olarak Akar (Ahar) İyesi veya Akarsu İyesi tabiri de kullanılır. Dere İyesi de benzer bir anlam içerir. Akarsuyun koruyucu ruhudur. Her akarsu için farklı bir İye vardır. Yaşlı kadın kılığındadır. Çaylarda, derelerde yaşar. Köprüden geçerken suya bakanlara kızar ve başını döndürür. O kişi de suya düşer ve bazen boğulur. Suların kirletilmesi onu çok üzer. Suya kirli şeyler dökenlerin başına belalar getirir. Su kenarlarında yaşar. Bazen kuraklık ve hastalık getirir. İlk defa su doldurmaya giden bir gelin kendisine saçı verir. Bozuk para atılabilir. Veya sudaki canlıları beslemesi için peynir, çökelek, ekmek dökülebilir. İnsanları ayaklarından tutup suya çeker. Bazen aslında çok sığ olan bir yerde insanlar onlarca kulaç derinliğe batarlar. Dağınık saçları vardır. Çay (Say) İyesi küçük akarsuların koruyucu ruhudur. Öğüz sözcüğü, akarsu demektir. Bazı şive ve lehçelerde Öz olarak kullanılır. Öz sözü aynı zamanda bir varlığın temel unsuru demektir ki, su tüm canlı organizmalardaki temel unsurlardan belki de en önemlisidir. Moğolcada Üyer, Tunguzcada Üge/Üve akarsu anlamına gelir.



Kübey Hatun
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kübey Hanım (Yakutça: Күбэй) - Türk ve Altay mitolojisinde Doğum Tanrıçası. Kubay Ana olarak da bilinir. Doğum yapan kadınları korur. Dişiliğin simgeselleştiği tanrıçadır. Süt gölünden yanındaki tulumlarla getirdiği sütü doğacak çocuğun ağzına damlatır. Böylece daha fazla süt isteyen çocuk dışarıya çıkmak ister. Çocuğa ruh verir. Yaşam ağacı Ulukayın’ın içinde yaşar. Bu ağacın kökünden Bengisu (Yaşam Suyu)akar. Yarı beline kadar çıplaktır. Ayakları ve bacakları ağaç kökünü andırır. Göğsünden sağaltıcı özelliği olan bir süt verir. Orta yaşlı bir görünümü vardır. Bedeni şişman değildir. Ciddi bakışlıdır. Uzun saçları vardır. Çocukların ve kadınların koruyucusudur. Yaşam ağacı ve Kübey ışık saçarlar. Hamile kadın doğum yaparken gökten inip onun yanında durur. Fakat kadın onu göremez. Kadının ağrılarını hafifletir. Çocuk doğduktan üç gün sonra gider. Yeryüzünde saf ve temiz olan şeyleri korur. Temizlik Tanrıçası olarak da görülür.


Bürküt Ana (Kartal Ana)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bürküt Ana - Türk, Altay ve Moğol mitolojisinde Kartal Tanrıçadır. Burkut (Merküt, Markut, Mörküt, Börkit, Börköt, Bürgid) Ana olarak da anılır. Moğollar ise Bürgüd Ece veya Bürged Ece derler. Ayrıca Kartal Ana ve Sahalarda Hotoy Ene olarak da bilinir.

Şamanları yeryüzüne getirmiştir. Şaman olacak bir çocuğun ruhu bir kartal tarafından yutulur. Bu kartal güneşlik bir bölgeye göç eder. Bu çayırların ortasında kırmızı bir çam ile kara bir kayın vardır. Kartal yumurtasını bu ağaçlardan birinin tepesine bırakır. Bir süre sonra yumurta çatlar ve içinden bir çocuk çıkar, ağacın hemen altında bulunan bir beşiğe düşer. Buryatların ilk şamanı Bürked adını taşır. İstediği zaman rahatlıkla öbür dünyaya atlayabilir. Bazı Türk boyları kartaldan türediklerine inanırlar. İyi şamanlar kızıl çam üzerindeki kızıl yumurtadan, kötü olanlar ise kara kayın üzerindeki kara yumurtadan çıkarlar. Bu kartal tüm ömrü boyunca o şamanı korur ve yardımcı olur. Bu kuş o kadar büyüktür ki, ay onun sol kanadını, güneş de sol kanadını ancak kapatır. Sibirya inançlarına göre Tanrı insanlara yardım etmesi için kartalı göndermiştir. İnsanlar onun dilini anlamayınca da bir kartal Tanrının emriyle bir ağacın altında uyuyan kadını gebe bırakır ve onun çocuğu şaman olur. Bürküt (Merküt) kuşu şamana kendinden geçerek yaptığı yolculukta eşlik eder. Uğu/Üğü: Baykuş, Tomurtka/Toğurtak: Ağaçkakan, Laklağan/Laklagu: Leylek, Sandugaç/Sanduğaç: Bülbül, Toygar/Turgay: Tarlakuşu, Galu/Galagun: Kaz gibi diğer kuş türleri de söylence ve masallarda sık sık geçen canlılardır.

Bucu
Türklerle komşu bazı sibirya kavimlerinde şamana öteki dünyaya yaptığı yolculuklarda yardımcı olduğuna inanılan efsanevi kuştur.



Asena
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Oğuz Kağan’a yol gösteren ve liderlik yapan kurt erkektir. Türeyiş destanındaki kurt ise dişi olarak gösterilmiştir.

Göktürklerin kurttan türeyişi ile ilgili destan Bahattin Ögel’in Türk Mitolojisi adlı eserinde şu şekildedir:

“Göktürkler eski Hunların soylarından gelirler ve onların bir koludurlar. Kendileri ise Aşina (A-shih-na) adlı bir aileden türemişlerdir. Sonradan çoğalarak ayrı oymaklar halinde yaşamaya başladılar. Daha sonra Lin adını taşıtan bir ülke tarafından mağlup edildiler. Mağlubiyetten sonra Göktürkler, soyca yok edildiler. Tamamen öldürülen Göktürkler içinde, yalnızca on yaşında bir çocuk sağ kalır. Lin memleketinin askerleri, çocuğun çok küçük olduğunu görünce, ona acırlar ve öldürmezler. Çocuğun el ve ayaklarını keserek bir bataklığa bırakırlar. Bu sırada çocuğun etrafında bir dişi kurt peyda olur ve çocuğu besler. Bir süre sonra kurt hamile kalır ve bir mağaranın içinde on çocuk doğurur. Zamanla bu on çocuk büyür ve evlenir. Zamanla her birinden bir soy türer. Göktürk devletinin kurucularının geldikleri Aşina ailesi de bu on boydan biridir.


Al Karısı-Albastı
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Albastı (Tatarca, Kırgızca, Kazakça: Албасты, Çuvaşça: Алпастă, Azerice: Albasdı, Rusça: Албасты́) - Türk ve Altay mitolojilerinde bir çeşit kötü ruh ve onun neden olduğu ruh çarpması. Albıs’ın (veya Alkarısı’nın) neden olduğu ruh hastalığı.

Albastı bir varlığın adından daha ziyade, neden olduğu hastalığı ifade eder. Alvastı veya Alpastı da denir. Sibiryada Albasta olarak da bilinir. Albasmak (bazı Türk dillerinde Alvasmak, Alpasmak) fiili ile de kullanılır. Bu fiil Albastı olmak anlamına gelir. Albastı olan kişiye Albıstar adı verilir. Boğucu sıkıntı. Sara hastalığı. Lohusahumması denilen ve yüksek ateşle ortaya çıkan, temizliğe dikkat edilmediği için meydana gelen hastalık. Bunlara bağlı baygınlık. Bir çeşit korku halidir. Gebe kadın kan kaybetmeye başladığında değişik varlıklar görmeye başlar. En çok korktuğu şey gözünün önüne gelir. Bunun sonucunda bazen bayılır. Alkarısı o esnada göğsüne dizleriyle çökerek soluğunu keser. Hatta ölüme bile neden olabilir. Gebe kadın yiyemez, içemez, nefesi daralır. Bu durumdan kurtulması için “Al Ocağı”na ***ürülür. Bu yer genelde kutlu bir mekandır ve bir evliya mezarıdır. “Kulbastı” biçimiyle de Adıge diline geçmiştir. Albastı ve Kulbastı ayrıca isimleri farsça kökenli olan Aleybanı (Alyabani) ve Kuleybanı (Gulyabani) adlı varlıkları da akla getirmektedir. Aleybanı, Albastı'nın Fars kültürüyle etkileşiminin bir ürünüdür. Aynı şekilde Gulyabani de, Kulbastı (Gulbastı)'nın bir yansımasıdır. Ayrıca Udmurt ve Mari dillerinde de Alvasta ve Alvastı olarak yer almaktadır. Al Ana ile de bağlantılı görünmektedir.

Alban
Türk ve Yakut mitolojisinde kötü ruhlardan bir gruptur. Albastı ile bağlantılı varlıklardır. Çok kötü isimleri ve çok kötü yüzleri vardır. İntihar etmiş insanların ruhlarından meydana gelirler. Türk kültüründe intiharın hoş görülmediğinin en açık örneğidirler. Ters dönmüş gözleri, yukarıya kalkık olarak uzayan saçları vardır.



Taz Hanım
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Taz Hanım - Türk ve Altay mitolojisinde gök tanrıçasıdır. Tez Hanım olarak da bilinir. Ülgen’in karısı olarak geçer. En önemli özelliği kel olmasıdır. Tuvalarda kartala Tas adı verilir ve Taz Hanım ile bağlantılıdır. Moğolcada akbaba kuşuna Tas/Tasu denmesi de yine bu kuşun kel bir görünümünün olmasıyla alakalıdır. Tazlık (kellik) tamamen Türk kültürüne ait olan belirgin biçimde ortaya çıkan bir güç simgesidir. Taşşa ve Keloğlan ile bağlantılı olarak ele alınabilir. Taskıl, Tazagan gibi dağ adları yine bu konuyla ilintilidir.


Kaldaz
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kaldaz Hanım, Türk ve Altay mitolojisinde Ateş Tanrıçası. Başka bir görüşe göre mal (sığır) ve büyükbaş hayvanların koruyucusudur. Emrindeki olan canlılara Kaldazın adı verilir.

Kaldazın – Türk ve Altay halk inancında Ateş Cini. Ateşin içinde oynar. Kısa boyludur. Sakalı yedi karıştır. Sakalları kirpi oku gibidir. Sarı bir samura dönüşebilir.



Alp Er Tunga
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Alp Er Tunga, veya Alp Er Tonğa (Altay Türkçesi: İlb Er Tonga), efsanevi bir Türk hakanıdır. "الب Alp" (alp, yiğit, kahraman, bahadır), "ار Er" (er, erkek, adam) ve "تنكا tonğa" (babür/bebür) anlamındadır. Zaman zaman Saka Hanı olarak bahsedilir.

Adı ve Tarihsel Konumu
Tunga sözcüğü aslında leopar cinsinden yırtıcı bir hayvanın adıdır. Bir yiğitlik simgesi olarak alplara isim diye verilir. Uzun saçlı olmak Tunga’yı çağrıştırdığı için alpler saç uzatırlar. Ayrıca cengaverler yırtıcı hayvanların özellikle de aslan, kaplan, pars, tunga gibi hayvanların postlarını giyerler. Bu postlar savaşçılığın sembolüdür. Alpar Tunga Han, yanında iki tane tunga (leopar) ile resmedilir, sırtında da bir post vardır, postun dişleri başının üzerinden görünür. Tüm Türk Dünyasında olduğu kadar, İran ve Ortadoğu haklarının pek çoğu tarafından tanınır. Selçukluların 33 atasından biri olarak sayılır. Yeraltındaki 100 sütunlu demir sarayında yaşar. Alpar (Alper) sıfatıyla anılır. İran mitolojisinde adı Afrasyab olarak geçer.

Yaşamıyla ilgili bilgiler efsanelere dayanan Alp Er Tunga'nın, Turancılarca Türklerin eski atalarının soyundan geldiği öne sürülür. Ayrıca, Divân-ı Lügati't-Türk'te ve Kutadgu Bilig[6]'de, İran destanı Şehnâme'nin kahramanlarından Efrasiyab (Afrasyab)'la aynı kişi olduğu belirtilir. Şehname'ye göre İran - Turan savaşları sırasında Zaloğlu Rüstem ile giriştiği mücadele sırasında pusuya düşürülüp öldürülmüştür. Öldürülmesiyle ilgili Alp Er Tunga Sagusu, Divân-ı Lügati't-Türk'ün çeşitli yerlerinde örnek metin olarak verilmiştir.


Çeşitli kaynaklarda Alp Er Tunga
Orhun Yazıtlarında "Alp Er" ve "Tunga" isimleri
"tunga tigin yoghinda kiri ölürtimiz."

Alp Er ismi, Altay Dağlarından bulunan eski runik Türk yazıtlarında da bahsedilmiştir. Orhun Yazıtlarıında (i, kuzey. 7, ii, doğu. 31), Kül Tigin 714 yılında Oğuzlara karşı beşinci defa yaptığı seferi başarı ile kazanınca, hitabeye şöyle yazdırmıştır.

Divânu Lügati't-Türk'te Alp Er Tunga
Kaşgarlı Mahmud'un kızı olduğunu belirttikten sonra; "Çünkü Kaz'ın babası olan "تنكا الب ار Tonğa Alp Er" Afrasyap demektir; "مءرڤ Merv" şehrini yapan zattır" sözleriyle Efrasiyab ve Alp Er Tunga'nın aynı kişiler olduğunu bildirir.

Kutadgu Bilig'de Alp Er Tunga
Yusuf Has Hacib'in Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han'a armağan olarak sunduğu Kutadgu Bilig adlı eserinde dünya hükümdarları içinde en adaletli olanların Türk hükümdarları olduğunu ve onların içinde adı meşhur olanın Taciklerin (İranlıların) Efrasiyab dedikleri Alp Er Tonga olduğunu belirtir.

Ayrıca Efrasiyab'dan şu sözlerle bahseder: "Kent: Şeher. Bu kelmeden alınaraq Qaşqar üçün "Ordu Kend" derlər. Hanın oturduğu şeher demekdir. Çünki Afrasiyab, havası gözel olduğu üçün burada otururdu."


Alp Er Tunga Ağıtları (Günümüz Türkçesi)

Alp Er Tunga öldü mü?
Dünya sahipsiz kaldı mı?
Korkak öcünü aldı mı?
Şimdi yürek yırtılır.

Felek yarar gözetti.
Gizli tuzak uzattı.
Beylerbeyini kaptı.
Kaçsa nasıl kurtulur?

Beğler atlarını yordular.
Kaygı onları durdurdu.
Benizleri yüzleri sarardı.
Safran sürülmüş gibi oldular.

Erler kurt gibi uludular.
Hıçkırıp yaka yırttılar.
Kısık seslerle haykırdılar.
Ağlamaktan gözleri kapandı.

Gönlüm içten yandı.
Yetmiş yaş yaşlandı.
Geçmiş zaman arandı.
Tüm günler geçse de,
Yine de aranır.



Etügen (Ötügen) - Yer Tanrıçası
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Etügen – Türk, Moğol ve Altay mitolojisinde Yeryüzü Tanrıçası. Ütügen veya İtügen olarak da söylenir.

Özellikleri ve Önemi
Toprak ve yeri temsil eder. Devleti ve egemenliği korur. Toprağı ve toprakla ilgili tüm unsurları, bitkileri ve hayvanları korur. Konur (kahverengi) saçları vardır. Toprağa dayalı üretimi, tarımı ve hasadı korur. İnsanların bilmediği, ulaşamadığı bir yerde topraktan (ker***ten) yapılmış evinde yaşar. Son derece alçakgönüllüdür. Mecazen emeği ve helal kazancı simgeler. Ötügen (Ötüken) aynı zamanda Türklerin yeryüzünde ilk var olduğu ve oradan Dünya’ya dağıldığı yerin adı olarak da kabul edilmektedir. Orhun nehri kaynaklarını bu bölgeden alır ve Göktürk Devleti’nin de başkenti yine bu yörede kurulmuştur. İnanca göre bütün büyük devletlerin başkenti burada kurulmalı idi. Bazı kaynaklarda Toprak (Yer) Tanrıçasının oğlunun adının Kılan olduğundan bahsedilir.

Itoga Hanım
Itoga Hanım - Türk, Moğol ve Altay mitolojisinde tarla tanrıçası. İtöge Hanım da denir. Tarlaları ve ekenekleri korur. Etügen ile aynı Tanrıça olduğunu ileri süren görüşler vardır. Bazen de Etügen'in emrindeki başka bir tanrıça olarak görünür. Sözcük, ıdık, İdi isimleriyle bağlantılıdır. Moğolcada İtge/İtege, Tuva dilinde İdeg sözcükleri umut demektir.

Natıkay
Natıkay veya Natıgay - Türk ve Moğol mitolojisinde Toprak Tanrısı. Ötüken'in eşi olarak görülür. Çocukları, hayvanları ve bitkileri korur. Marko Polo’nun Seyahatnamesinde adı geçer. Moğollar tarafından saygı gösterilen bir Tanrı olduğundan bahsedilir. Onun için keçeden ve kumaştan bir saygı alanı yapılırdı. Erkekler sağ, kadınlar sol ve çocuklar önüne dizilirdi.



Od Ana- Ateş Tanrıçası
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Od Ana - Türk, Altay ve Tatar mitolojilerinde Ateş Tanrıçası. Değişik Türk dillerinde Vot (Vut, Uğot, Uvot) Ana olarak da bilinir. Moğollar Gal Eçe derler.

Ocağı ve içindeki ateşi korur. Kırmızılar giymiş yaşlı bir kadındır. Ateşin yalımıyla dalgalanan kırmızı ipekten bir kaftanı vardır. Genç al bir kısrak üzerinde gezinir. Uzun kırmızı saçları vardır, saçları örülüdür ve ateşin yalımlarını simgeler. Kırık Baştu Kıs Ene, Odus Baştu Ot Ene olarak tanımlanır. Göğüsleri çok büyüktür. Ocak evin tam ortası ve kalbidir. Od Ana, genel olarak evlerdeki ve çadırlardaki ocakları ve ateşini korur. Her ocağa bir İye (koruyucu ruh) gönderir. Yedi oğlu vardır ve yedisi de Ateş Tanrısıdır. Yeryüzündeki ilk ocağı Ülgen’in kızları yakmıştır. Sonra da Od Ana’ya emanet etmiştir. Od Ana her bir ateşe ve ocağa birer tane İye (koruyucu ruh) gönderir. Dokuz ateş ırmağının kavşağında dokuz köşeli bakır bir evde yaşar. Evin, ülkenin koruyuculuğunu da simgeler. Kendi çocuğunu yediği söylenir. Bu durum ateşin alçalıp azalan yalımlı tabiatını çağrıştırır. Gök yerden ayrılırken yaratılmıştır. Moğollarda evliliği simgeler. Karaçaylarda Teb Ana biçimi kullanılmaktadır ve Tabıtı adlı İskit Ocak Tanrısı ile bağlantılıdır. Tatar mitolojisinde Od Ata, Od İyesi ve Od Ana bazen tek bir varlığa verilen çeşitli isimler olarak gözlenir. Fakat aralarındaki en önemli fark, Od İyesinin sadece belli bir ocağa veya ateşe bağlı olmasıdır. Od Ana ve Od Ata ise tüm ocakların ve ateşlerin sahibidir ve istediğinin yanına gidebilir. Od iyelerini bu ateşleri korumak üzere Od Ana ve Od Ata gönderir.

Diğer İsimleri
Türk, Altay, Moğol ve diğer Türk kökenli Orta Asya milletlerinde ve topluluklarında Ateş Tanrıçasına şu isimler de verilir:
  • Sahal Hatun: Yeryüzünde yangınlara neden olur. Ateş Tanrısı Sahaday Han'ın karısıdır.
  • Yalun Hanım: Başında kızıl renkli bir yazma (eşarp) ve sırtında al bir atkısı vardır.Yalın alev demektir.
  • Kalaykan Hanım Ocak Tanrıçasıdır. Galaykan da denir. Ocağı ve ateşini korur.
  • Sabaga Han Ateş Tanrıçasıdır. Ulakan (Ulukun)'a eşlik eder.



Alasığın (Geyik)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Alasığın - Türk, Altay ve Moğol mitolojilerinde Kutsal Geyik. Değişik Türk lehçe ve şivelerinde Alageyik (Alakeyik, Alakiyik) veya Alabolan (Alabulan) ya da Alabuğa (Alabuğu) olarak da bilinir. Moğollar ise Kubamaral (Govamaral, Guvamaral) derler. “Gökgeyik / Kökgeyik” tabiri de kullanılır. Yalnızca “Sığın” olarak da ifade edilir.

Türk kültüründe Sığın
Kutsal bir hayvandır. Bazen erenler alageyiğe dönüşür. Kimi zaman Göksığın olarak da adlandırılır. Bazı Türk ve Moğol boyları, soylarının bu kutlu varlıktan türediğine inanırlar. Çoğu zaman soyun bir kolu Gökkurt’tan, diğer kolu ise Gökgeyik’den gelmektedir. Geyik sürülerinin başında bulunup idare eden kurtlara da Gökgeyik denilir. Geyiklerin boynuzları kamların en önemli simgelerindendir. Kubamaral dokuz boynuzlu, boynuzları dokuz budaklı olarak betimlenir. Bozkurt gökyüzünü temsil eder. Alageyik ise yeryüzünün simgesidir. Macarların ataları da bir geyiği izleyerek denizi geçmişler ve bu denizin ortasındaki yarı bataklık bir adada türemişlerdir. Anadolu ve Asya halılarında ve kili desenlerinde Geyik motifine resim veya sembol olarak sıklıkla rastlanır. Anadolu’da alageyiği kovalayan ve kaybolan avcı motifi masallarda ve türkülerde sıklıkla görülür. “Geyik de çekti beni kendi dağına.” (Anadolu Halk Türküsü). Yine bir Macar efsanesinde Hunların ve Macarların ataları olan Hunor ve Magor adlı iki avcı bir geyiği kovalarken bataklıkta kayboluyorlar ve orada kayıp soylu kızları bularak onlarla evleniyorlar. Bir başka efsanede Türklerin ataları hayatlarını bir mağaranın içinde sürdürmekteydiler. Her gün güneş batınca Deniz/Göl ruhu, ak geyik (buğı) şekline giren kocasını deniz altına ***ürüp, sabah olunca denizden çıkarır. Öküz başlı, at kuruklu olarak tasvir edilir. Kutlu bir hayvan olarak erenlerin veya ozanların yanında yer alırlar: “Yaramı sarsınlar şehitler ile / Kırk yıl dağda gezdim geyikler ile” (-Pir Sultan Abdal)

Yakutlarda Tung-Puk (Tuň-Pok) adlı bir tanrının göklerde büyük altı ayaklı bir geyiği kovaladığı söylenir. Geyiği yakalar ancak Gök tanrısı bir taş haline getirir. Samanyolu onun yürüdüğü yolu temsil eder.



Gök Kurt
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Gök Kurt ve Ak Geyik gökte doğmuşlardır. Kurt sürülerini idare eden kurtlara gök kurt, geyik sürülerini idare eden geyiklere gök geyik denir. Bazı Türk halkları, soylarının, kurttan bazıları geyikten türediğini kabul eder. Cengiz hanın ilk ataları gök kurt ve dişi bir geyiktir. Gök kurt Türk mitlerinde özel bir yere sahiptir, öyle ki Türkler kendilerine “göksel Türkler” anlamına gelen “Kök Türk” adını vermişlerdir.


Ak Sakallı Hızır
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Hızır anlayışı, Türklerde eski Türk düşüncesi ile bezenmiştir. Mitlerde kayın ağacından inip, insanlara yardım eden ve çocuklara ad veren “gök sakallı “ veya “aksakallı” ihtiyarlar görürüz.

Aksakallı yaşlılara ak-boz atlı tanıtması da eklenir. Altın sakallı “ay koca” olarak da tasvir edilir. Elinde hayvan başlı “çevgen” denen bir asa tutar, Ak-boz ata biner ve giyimi de aktır.



Bügü Tekin
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

En tanınmış adları “bögü” ve “tengri” idi. Bögü Uygurca alim, filozof anlamında kullanılır. Ayrıca büyücü sihirbaz anlamına da gelir. Kendisi savaşçı bir kağan değil, filozoftur. Bügü Kağan, Mani dinini Uygurların resmi dini olarak kabul etmiştir. Mani dinine mensup olanlar beyaz elbise giyerdi.


Geyik Ana (Geyik Tanrıça)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Geyik Ana – Türk, Moğol ve Altay mitolojilerinde Geyik Tanrı. Değişik Türk dillerinde Keyik (Kiyik,Giyik) Ana olarak da söylenir. Burçın (Burçin) Ana veya Bulan (Bolan) Ana tabirleri de eşanlamlı olarak kullanılır. Moğollar Maral Ece derler. Bedenindeki lekeler yıldızların işaretleridir. Denizden çıkarak gelmiştir. Bazı Türk boylarına yol göstericilik yapar. Ak geyik kılığına girerek Göktürklerin atasıyla birleşmiş ve Göktürkler türemiştir. Görkemli çatal boynuzları ve kanatları vardır. İnsan biçimindeyken çok güzeldir. Vücut hatları ince ve orantılı olarak betimlenir. Maral sözcüğü Moğolcada geyik demektir.

Ak Oğlanlar ( Türk Mitolojisinde İyilik Tanrıları)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ak Oğlanlar - Türk ve Altay mitolojisinde İyilik Tanrıları. Ak Erler de denir. Ülgen Han’ın oğullarıdırlar. Kıyatlar adı da verilir. Yedi kardeştirler. Yedi Altay boyunun koruyucusudurlar. Yedi Kat yeraltını sembolize ederler. Kıyat sözcüğü aynı adlı bir Moğol boyunu çağrıştırmaktadır. Moğollarda Kıyat ve Kıyan adlı iki akraba boy vardır. Ak Oğlanların adları şu şekildedir:
  • Karağus Han: Kuşlar Tanrısı
  • Karşıt Han: Temizlik Tanrısı.
  • Pura Han : At Tanrısı.
  • Burça Han: Zenginlik Tanrısı.
  • Yaşıl Han: Doğa Tanrısı.
  • Kanım Han: Güven Tanrısı.
  • Baktı Han: Lütuf Tanrısı.

Karağus Han
Karağus Han - Türk ve Altay mitolojisinde Kuşlar Tanrısı. Karakuş/Karaguş veya Harahus olarak da anılır. Karağuş şeklinde de söylenir. Kuşlara hükmeder. Tanrı Ülgen’in oğludur.[1] Ayrıca, kam'ın ayin sırasında yaptığı hareketlerin, bazı yörelerde rastlanan kartal oyunu ile temsil edildiği görülmektedir. Sözcük Kara (Hara) ve Kuş (Guş) sözcüklerinin bileşik halidir. Kartal anlamına gelir.

Karşıt Han
Karşıt Han - Türk ve Altay mitolojisinde Temizlik Tanrısı. Karzıt olarak da tanınır. İnsanlara temizliği öğretmiştir. Ülgen Han’ın oğludur. Ülgenin oğulları içinde en duygulu olanıdır. Temizlik Türk kültüründe çok önemli bir yere sahiptir. Su, ateş, toprak temizleyici unsurlar olarak görülmüştür. Su zaten en önemli temizleyicidir. Ateşin de gözle görülmeyen mikroskobik canlıları öldürdüğü günümüzde bilimsel bir gerçektir. Toprak ise ölen canlıların gömülerek hastalıklara neden olmalarını engeller. Geçmişte köylerde kadınlar, kimyasal temizleyicilerin bulunmadığı dönemlerde tabak, çanak gibi mutfak gereçlerini ırmak ve dere kıyılarında mil ile (balçıklı kum) veya külle ovalayarak temizlemekteydiler. Karşıt Han, temiz insanlara yardımcı olur. Kelime (Kar) kökünden türemiştir. Beyazlık anlamı vardır. Kar sözcüğü ile bağlantılıdır.

Pura Han
Pura Han, Türk ve Altay mitolojisinde At Tanrısı. Bura Han olarak da bilinir. Şamanların göğe çıkmak için kullandıkları atlara Pura (Bura) adı verilir. Sonraları İslamdaki Burak adlı binek ile özdeşleşmiştir. Bu hayvanlar kurt başlı olarak betimlenirler. Bu atları kendilerine Pura Han getirir. Pura Han ve Puralar şamanı kötü ruhlardan korurlar. Ülgen Han’ın oğludur. Şamanların gökyüzüne çıkmak için kullandıkları, kurt başlı atların adı. Bu atlar şamanları kötü ruhlardan korurdu. Sözcük (Bur/Pur) kökünden türemiştir. Bu kök, at, geyik, deve gibi anlamlar içerir. Bura / burçın (geyik), burcu (parfüm) sözleriyle kökteştir. Buğra sözcüğüyle aynı kökten gelir. Buğra, erkek deve demektir. Porhan (şaman) sözcüğü ile de bağlantılıdır.

Burça Han
Burça Han - Türk ve Altay mitolojisinde gönenç tanrısı. Yeryüzündeki huzur ve refah meydana getirir. Tanrı Ülgen’in oğludur. Sözcük (Bur/Pur) kökünden türemiştir. Huzur, refah anlamları vardır. Bura/Burçın (geyik) ve burcu (parfüm) sözleriyle aynı kökten gelir. Burçukmak, izzet ikramda bulunmak demektir.

Yaşıl Han
Yaşıl Han - Türk ve Altay mitolojisinde Doğa Tanrısı. Yeşil Han veya Çeçil (Çecil, Cecil) Han olarak da söylenir. Doğayı korur, bitkilere can verir. Yedi Altay boyundan birisinin koruyucusudur. Doğanın yeşillenmesini ve doğumunu (baharı) yönetir. Tanrı Ülgen’in oğludur. Türk kültürü doğayla bütünleşik ve onu kendi parçası gibi gören bir yaklaşıma sahiptir. Doğayı tüketmeyi ve onu cansız bir nesne görmeyi hiçbir zaman kabul etmemiştir. Bunun en somut örneği Yaşıl Han’dır. Bahar aylarında derelere ve göllere dökülen sütler, çökelekleri peynirler, ekmekler hem bir Saçı (Kansız Kurban) hem de buralardaki canlılar için bir besin niteliğindedir. Sözcük (Yaş/Yeş/Caş/Çaş) kökünden türemiştir. Yeşil renk demektir. Yaşam, yaşamak sözcükleri ile aynı köktendir. Canlılık bildirir. Aynı kök ışık anlamına gelen Yaşuk / Yaşık / Yaşı / Yaşu sözcükleriyle de bağlantılıdır.

Er-Kanım Han
Kanım Han - Türk ve Altay mitolojisinde Güven Tanrısı. Yeryüzündeki dürüst ve güvenilir insanları korur. Ülgen Han’ın oğludur. Er Kanım olarak anılır. Güvenilirlik Türk inanç sistemindeki önemli kavramlardan birisidir. “Eline, beline, diline sahip ol!” (Hacı Bektaş-ı Veli) sözü bu anlayışın en özlü ve en muhteşem anlatımıdır. Sözcük (Kan/Han) kökünden türemiştir. Soyluluk, inanç, güven gibi anlamları vardır.

Baktı Han
Baktı Han - Türk ve Altay mitolojisinde Lütuf Tanrısı. Paktı Han olarak da söylenir. Yeryüzündeki iyiliklere vesile olur. İnsanlara lütufta bulunur. Tanrı Ülgen’in oğludur. Şor Türklerinde güz mevsiminde kendisine “Paktıgan” adı verilen bir tören yapılır. Adı Koça Han ile birlikte anılır. Kök (bahar) mevsiminde ise “Koçagan” töreni gerçekleştirilir. Sözcük (Bak/Pak) kökünden türemiştir. Gözeten, kollayan demektir. Bakmak fiili ile aynı kökene sahiptir. Baksı (şaman) sözcüğü ile de bağlantılı görünmektedir.



Kara Oğlanlar ( Türk Mitolojisinde Kötülük Tanrıları)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Karaoğlanlar – Türk ve Altay mitolojisinde Kötülük Tanrıları. Karaerler de denir. Erlik Han’ın oğullarıdırlar. Sayıları dokuzdur. Moğolların “Dokuz Kana Susamış Tanrı”ları ile benzerlik gösterirler. İnsanlara kötülükler getiren kara fırtınalar estirir, kan yağmurları yağdırırlar. Erlik’in sarayının veya yeraltının kapılarını bekledikleri için Kapı Bekçileri diye anılırlar.
  • Temir Han: Demir Tanrısı.
  • Karaş Han: Karanlık Tanrısı.
  • Matır Han: Cesaret Tanrısı.
  • Şıngay Han: Kargaşa Tanrısı.
  • Kümür Han: Kömür Tanrısı.
  • Badış Han: Felaket Tanrısı.
  • Yabaş Han: Bozgun Tanrısı.
  • Uçar Han: Haber Tanrısı.
  • Kerey Han: Arabozuculuk Tanrısı.

Temir Han
Temir Han - Türk ve Altay mitolojisinde Demir Tanrısı. Temür (Timür) Han olarak da bilinir. Moğollar Tömür Han derler. Yağrını (kürek kemiği) demirdendir. Demir madenlerini, demirci ocaklarını ve demircileri korur. Yakutların ilk demirci atalarının adı Ağlıs, Buryatların ilk demirci atalarının adı da Boyontoy’dur. Temür Han onları insanlara hizmet etsin diye göndermiştir. O çıplak elleriyle kızgın demiri dövebilir, ona istediği şekli verebilir. Demircilik sanatını insanlara bu Tanrı öğretmiştir. Sokor (tek gözlü) olarak anılır. Kelime (Tem/Töm/Dem) kökünden türemiştir. Demir demektir. Moğolcada Tömür sözcüğü de aynı anlama gelir. Sağlamlık, dayanıklılık bildiren bir kökten türemiştir.

Karaş Han
Karaş Han - Türk ve Altay mitolojisinde Karanlık Tanrısı. Karış Han olarak da bilinir. Altay mitolojisinde, Erlik'in dokuz oğlundan biri olduğuna inanılan ve Yeryüzü'ndeki kötülükleri yönetenler arasında yer aldığı kabul edilen tanrıdır. Karanlığı oluşturur. Geceleri hüküm sürer. Erlik Han’ın oğludur. Sert yapılı, iri vücutlu olarak anlatılır. Kara Yılanları vardır. Yeraltının beşinci katında dökme demirden bir sarayda yaşar. Siyah kunduz kürkünden bir yatakta uyur. Demir atların çektiği bir kızağa biner. Kamçısı kara yılandır. Kanlı gözleri ve kara bir kalpağı bulunur. Şamanlar ve Erlik arasında arabuluculuk yapar. Sözcük, (Kar) kökünden türemiştir. Karartan, karartıcı demektir. Kara kökünden gelir. Karış ise beddua, ah anlamına gelir.

Matır Han
Matır Han - Türk ve Altay mitolojisinde Cesaret Tanrısı. Matur (Patur, Patır, Batur) Han olarak da söylenir. Korkusuz bir savaş tanrısıdır. Erlik Han’ın oğludur. Taş bilekli olarak betimlenir. Sözcük, (Bat/Mat) kökünden türemiştir. Batur sözcüğü yiğit demektir. Bahadır, korkusuz, kahraman anlamlarına gelir. Batırmak ve boğmak fiili ile bağlantılıdır.

Şıngay Han
Şıngay Han - Türk ve Altay mitolojisinde Kargaşa Tanrısı. Çıngay Han veya Sınzay Han olarak da bilinir. Yeryüzünde kargaşa çıkarır. Karışıklığa sebebiyet verir. Erlik Han’ın oğludur. Her yeri alt üst eden olarak tanımlanır. Kelime (Şın/Çın) kökünden türemiştir. Çıngar (gürültü) kelimesiyle aynı kökten gelir. Çın gerçeklik anlamı da taşır.

Kümür Han
Kümür Han - Türk ve Altay mitolojisinde bir kötülük tanrısı. İsmi nedeniyle Kömür Tanrısı olarak da bilinir. Kömir (Kömür, Kümir) Han olarak da söylenir. Erlik'in dokuz oğlundan biri olduğuna inanılan ve Yeryüzü'ndeki kötülükleri yönetenler arasında yer aldığına inanılan ve kamla Erlik arasında arabuluculuk yaptığı kabul edilen tanrıdır. Kapkara bir görünümü vardır. Gömleği kara dumandandır. Yeraltında yaşar. Kötü ruhların ve şeytanların başı ve yöneticisi olarak görülür. Sözcük (Köm/Göm) kökünden türemiştir. Kara veya yanmış demektir. Kömür oluşumunun doğal koşullarda yeraltında gerçekleşmesi ile ad arasındaki bağlantı önemlidir.

Badış Han
Badış - Türk ve Altay mitolojilerinde Felaket Tanrısı. Yeryüzünde felaketlere neden olur. Kıranlar ve afetler, salgınlar onun elinden gelir. İnsanların başına zorluklar getirir. Erlik Han’ın oğludur. Bastığında toprak yerinden oynar, değirmen taşlarını yutar. Demir kaşağılı olarak söylenir. Çolak (tek kollu) olarak anılır. Ancak bu tek kolunda dokuz insanın kollarının gücü vardır. Çolak sözcüğü günümüzde de Anadoluda tek kollu kimseler için kullanılan bir tanımlamadır. Kelime (Bat/Bad) kökünden türemiştir. Batmak fiili ile aynı köke sahiptir. Batıran demek olabilir. Badıç sözcüğü kabuk anlamına gelir. Badırdamak ise homurdanmak, gürültülü ve anlaşılmaz konuşmak demektir.

Yabaş Han
Yabaş Han - Türk ve Altay mitolojisinde Bozgun Tanrısı. Cabaş Han olarak da anılır. Yeryüzünde kötülüklere ve bozgunculuğa sebebiyet verir. Karakam (kötücül şaman) ile Erlik arasında arabulucuk yapar. Erlik Han’ın oğludur. Aygır yeleli olarak betimlenir. Kelime Yab/Yap/Cab/Çap) kökünden türemiştir. Yapan (bozgunculuk ve kötülük eden) demektir. Yaba (çatal harman aracı) sözcüğü ile aynı kökten gelir. Ayrıca çapmak (at sürmek, yağmalamak) sözcüğü ile de bağlantısı bulunur.

Uçar Han
Uçar Han - Türk ve Altay mitolojisinde Haber Tanrısı. Kötü haberleri getiren tanrıdır. Erlik Han’ın oğludur. Bazen casusların tanrısı olarak görülür. Türklerde "Çaşıt", casus demektir. Çaşmak/Çaşıtlamak ise casusluk yapmak anlamına gelir. Uçar Han da çaşıtları (casusları) korur. Sözcük, (Uç/Uc) kökünden türemiştir. Uçan, uçarak gelen demektir. "Uçar" sözcüğü haber anlamı da taşır.

Kerey Han
Kerey Han - Türk ve Altay mitolojisinde Arabozuculuk Tanrısı. Kirey Han olarak da söylenir. Yeryüzündeki kötülükleri yönetir. İnsanlar arasına nifak sokar. Erlik Han’ın oğludur. "Yes"/"Ças" (demir) bilekli olarak betimlenir.[1] Yedi otağı bulunur. Ayrıca Moğol efsanelerinde adı geçen Kirey Han ile de isimsel benzerliği bulunmaktadır. (Ker/Kir/Gir) kökünden türemiştir. Girmek (insanların arasına girmek) anlamını içerir. Moğolca Hir/Kir kirlilik, kötülük anlamları taşır.





Geliştirilmeye Devam Edilecektir.[
Konu Germiyan' tarafından (22-03-2015 17:27 Saat 17:27 ) değiştirilmiştir.
Germiyan' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üyelik tarihi:
03/2009
Yaş:
27
Mesajlar:
2.210
Konular:
1088
Teşekkür (Etti):
110
Teşekkür (Aldı):
452
Ticaret:
(0) %
16-03-2015 22:14
#2
Türk destanları, Türk edebiyatında kahramanlıkları anlatan efsanevi türdeki destanlardır. En eski tür olarak Türk destanları içinde Uygur Destanı, Göç Destanı, Şu Destanı, Oğuz Kağan Destanı, Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı, Yaratılış Destanı, Edigey Destanı ve Türeyiş Destanı destanları İslam öncesi devrin bilinen destanlarıdır.

İslâmiyetin yayılışı sırasındaki ve daha sonraki Türk destanları ise Saltuk Buğra, Manas, Battal Gazi, Danişmendname, Dede Korkut, Genç Osman, Köroğlu, Kuva-yi Milliye, Çanakkale destanlarıdır. Destanların bazıları gerçek olayları yansıtır, bazıları ise sadece kurgudur. Manas destanı Türklerin en uzun destanıdır.



OĞUZ KAĞAN DESTANI
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Oğuz Kağan Destanı Türk destanlarından. Hun-Oğuz destanları grubundandır. Oğuz Kağan Destanının beş ayrı yazması vardır. Çağatayca, Farsça ve Uygurca yazmalardaki Oğuz Kağan Destanı; Oğuz boyları, Türk dili, edebiyatı, folkloru, tarihi ve kültürü hakkında bilgi verir. Bu yazmaların özeti şöyledir:

Nuh aleyhisselâmın oğlu Yâfes’in büyük oğlu Türk, doğuda yerleşmişti. Bunun ülkesine Türkistan denildi. Türklerin ilk atası olan Türk’ün oğullarından büyüğü Kara-Han, Karı-Sayram şehrini başşehir edinmişti. Yaylakları, İpanç şehri yakınlarındaki Or-Tag ile Kür-Tag, kışlakları da Porsuk şehri yanındaki Kara-Kum idi. Kara-Hanın kardeşleri; Or-Han, Kür-Han ve Küz-Han adlarını taşıyorlardı. Kara-Han, hârika olarak doğan oğluna bir yaşında iken ad koyacağı sırada, bu çocuk; “Ben sarayda doğduğumdan, adım Oğuz olsun.” deyince, herkes şaşırmıştı. Allah’ın varlığına ve birliğine inanan Oğuz, putperest annesinin sütünü sâdece bir defâ emdi. Babası, Oğuz’u, kardeşinin kızı ile evlendirmek isteyince o, Hak dîne girmeyi reddeden amcasının kızları ile evlenmedi.

Oğuz, gençliğinde; yılkıları (at sürüsü) ve insanları yiyen, çok korkulan, azgın bir canavarı öldürerek büyük şöhret kazandı. Oğuz’un, teklif edilen kızlar ile evlenmeyiş sebebini öğrenen babası Kara-Han ile amcaları, onun gizli ve kendi dinlerine uymayan bir din taşıdığını anlayarak, bir av sırasında öldürmeyi plânladılar. Suikastı anlayınca, baba ve amcasını öldürdü. Avlanırken Gök-Işık içinde beliren Gök-Kızı ile evlendi. Gök-Kızından üçüz oğlu olup; Gün-Han, Ay-Han, Yıldız-Han, bir rivayete göre de Gün-Alp, Ay-Alp, Yıldız-Alp adlarını verdi. Başka bir gün yine avlanırken, göl içindeki küçük bir adada, dünyâ güzeli Göl-Kızını gördü. Bununla da evlenen Oğuz, Göl-Kızından doğan üçüz oğullarına Gök-Han, Dağ-Han, Deniz-Han, başka bir rivâyete göre de Gök-Alp, Dağ-Alp, Deniz-Alp adlarını verdi. Sonra, Oğuz Han bütün halkını toplayarak, ulu bir toy (ziyâfet) verdi. Kırk yerde ağır sofralar kurdurdu. Toydan sonra Oğuz Han, beğler ile halka yarlıg (ferman) çıkararak, şöyle buyurdu:

“Ben sizlere oldum Kağan Alalım yay hem de kalkan Tamga olsun bize boyan Gökbörü olsun oranı Demir çıdalar olsun orman Avlakta yürüsün kulan İşte deniz, işte muran Gün olsun tuğ, gök korıkan.”

Bundan sonra Oğuz Han, dünyânın dört yönüne yarlıg yazdı. Elçilere verip gönderdi. Bu fermanlarda şöyle deniyordu:

“Ben Türklerin kağanıyım; dünyânın dört bucağının da hâkimi olsam gerekir. Sizlerden itâatinizi istiyorum. Kim benim buyruğuma baş eğerse, el olursa, hediyelerini kabul eder, kendisini dost sayarım. Her kim de baş eğmezse, ona gazab eder, üzerine ordu çekip, baskın yapar, hemen astırıp, yok ederim!”.


Türkmenistan Oğuz Kağan Heykeli

Bu sırada sağdaki Çin Kağanı, kıymetli hediyelerle elçisini gönderip, itâatini saygı ile arz etti; onunla dost oldu. Soldaki Urum Kağan, itâatlerini bildirmediğinden ordusunu çekip, onların üzerine yürüyen Oğuz Han, kırk gün sonra Muzdağ (Buzdağı) eteğine gelince otağına güneyden bir ışık girdi ve içinden, gök tüylü, gök yeleli iri bir erkek böri (kurt) çıktı. Bu Gök-Böri konuşarak, Oğuz Han’a; “Ben senin orduna kılavuz olarak önde yürüyeceğim.” dedi ve böyle yaptı.

Muzdağdan sonra Gök-Börinin kılavuzluğunda batıya yürüyen ordusunun başındaki Oğuz Han, İtil-Müren (Volga Nehri) boyundaki Karadağ önünde yapılan savaşta, kalabalık ordulu Urum-Kağanı yendi, kaçırttı. Urum-Kağanın kardeşi olup, Oğuz’a itâat eden ve saklandığı kaleleri teslim eyleyen Urum-Beğin oğluna, itâatle teslim olması üzerine, Türkçe saklayan, koruyan manâsında “Saklar” (Eslar/Slav) adı verildi. Zaferden sonra, Uluğ-Ordu Beğ adlı birisi, ulu ağaçlardan yaptığı kayıklarla, orduyu İtil’den öteye-batıya, geçirdiğinden, Oğuz Han onu mükâfâtlandırarak, İtil’in batısındaki ülkeleri ona bağışladı ve kendisine oğyuk-ağaç mânâsında Kıpçak-Beğ adını verdi.

İtil Nehri kuzeyinden karanlıklar ülkesinde yaşayan Kıl-Barak veya İt-Barak kavmini de itâat altına alan Oğuz Han, anayurdu korumak için, Uygun uruğunu vazifelendirmiştir. Anayurttan, Afgan ve Hind üzerine sefere çıkan Oğuz Han, yolda her zaman bindiği ala aygırı kaçıp, tepeleri dâimî karlı Muzdağın karları içine gitti. Buna çok üzülen Oğuz, ordusundaki cesur, soğuğa dayanıklı bir beğin, dokuz gün içinde gidip bu atı karlar içinde tutup, getirmesine çok sevindi. Onu mükafâtlandırarak Tanrıdağlar bölgesinin karlı yaylaklarını ona bağışlayıp; “Sen, buradaki beğlere baş ol ve senin adın hep Karluk olsun.” dedi.



Afgan ve Hind ellerini fethetti. Sonra, İran üzerine Horasan’a yürüdü. Yolda, duvarları altından, pencereleri gümüşten, çatısı ve kapısı demirden ulu bir konak gördüler. Bunun kilitli kapısını açmak, çok zor olduğundan, Oğuz Kağan pek becerikli, hünerli bir kişi olan askerlerinden Tömürdü-Kağul adlı birisine, Kal-Aç diyerek, buranın kapısını açmasını buyurdu.Seferde yağmalar ve savaşlarda alınan ganimetlerini taşımak için ağaç araba yapan usta askeri çok beğenen Oğuz Han, ona yüklü arabanın yürürken çıkardığı“Kang-Kang” sesine göre Kanglı adını verdi.

Oğuz Han, Dağıstan’daki Tarku ve Derbend bölgelerini fethederek oradan Şirvan, Aran, Mugan ve Gürcistan ülkeleri üzerine gelip buraları da feth eyledi. Yaz sıcağında, ordusuyla Sabalan ve Arar dağlarındaki Alatağ (Ağrı Dağı) yaylaklarında ordusu ile yayladı. Her iki dağa da Türkçe adlar verildi. Oğuz Hanın, bu çevrede fethettiği ülkeye Türkçe Azar-Baygan adı verildi.

Oğuz Han, Alatağ yaylasında iken Gürcistan, Irak, Anadolu ve Suriye ülkelerine elçiler gönderip, itâat etmelerini bildirdi. Kış gelince Mugan Çölünü geçerek, ordusu ile orada ve Kür ile Aras nehirleri arasındaki Aran (Karabağ) kışlağında kışladı. Baharda Gürcüler itâat ettilerse de sonradan caydılar. Oğuz Han, kendi oğullarını, iki yüzer kişi ile bu küçük kavmin üzerine gönderdi ve buradan ordusuna erzak tedârik ettirdi.

Alatağ’dan ordusu ile sefere çıkan Oğuz Han, Anadolu ve Irak üzerine yürüdü. Buraların uluları gelerek, savaşmadan itâat ettiler. Kış bastırınca, Oğuz Han, ordusu ile Dicle Nehri boyunda kışladı. İlkbaharda Şam üzerine yürüdü. Bütün Raka ve Şam ülkesi itâat ettiyse de üç yüz altmış kale kapılı Antakya şehri direnince, bir yıl süren kuşatmadan sonra, burası da zaptedildi. Oğuz Han, Antakya’da tahta geçti. Yanındaki doksan bin askerini bu şehre yerleştirip, kışladı. Askerlerin çoluk çocuğunu da bu ulu şehirde barındırdı. Bu şehirden Altı oğlunu (Filistin ve Mısır ülkeleri) Tekfur’un üzerine öncü olarak gönderdi. Eğer itâat etmezse ordusu ile kendisinin de geleceğini bildirdi. İki gün ve iki gece süren savaşta yenilen Tekfur, yakalanarak Antakya’da Oğuz Hana gönderildi. Oğuz Han itâatini arz eden Tekfur’u haraca bağlayıp yeniden kendi ülkesine hâkim tâyin etti. Yunan ve Frenk ülkesinin durumunu Tekfur’dan öğrenen Oğuz Han, üç oğlunu Yunan, üç oğlunu da Frenk ülkelerini itâat ettirmeğe gönderdi. Tekfur da kendi elçisi ile bu iki ülkeye tez elden şu haberi yolladı: “Bu Oğuzlar, çok büyük kudret ve kuvvet sâhibidirler. Güneşin doğduğu yerden buralara kadar bütün ülkeleri ellerine geçirmişlerdir. Onlara hiç kimse dayanamaz. Siz de kendi isteğinizle, yıllık vergi vererek, onlara itâat ediniz. Karşı çıkıp da halkınız kırılmasın.” Sonunda, Frenk ve Yunan ülkeleri itâat edip, haraca bağlandılar. Üç yıl Antakya’da kışlayan Oğuz Han, Bağdat İsfahan yolu ile İran’a gelip, Demevan Dağından, Horasan-Herat (Afgan) yolu ile ülkesine dönmeğe karar verdi.

Oğuz Han Amuderya’yı (Ceyhun) geçerek, Ilak ülkesindeki Semerkand bölgesine vardı. Buhara sınırındaki Yalbulağaz mevkiine geldi. Anayurduna erişti. Elli yılda dünyâyı feth eden ulu cihangiri, Kanglı ve Uygurlar, dokuz günlük yoldan gelerek karşıladılar. Kürtak Yaylağına gelen Oğuz Han burada, bin evi doyuracak koyun ile dokuz yüz kısrak kestirerek, ulu bir toy verdi. Oğuz Hanın yanında soylu, yaşlı, uzun tecrübeli ve ak saçlı bir Düşüme(vezir) vardı, adı Uluğ-Türk idi. Bu vezir, bir gün rüyâda gördü ki, bir Altın Yay doğudan batıya doğru gidiyor. Uyanıp, rüyâyı, Oğuz Hanın ve neslinin cihan hâkimiyetine tâbir etti. Bunun üzerine Oğuz, oğullarını çağırıp, avlanmalarını istedi. Büyükler doğuya, küçükler batıya doğru ava çıktılar. Gün, Ay, Yıldız yolda bir Altın-Yay; Gök, Dağ, Deniz de yolları üzerinde üç Gümüş-Ok bularak dönüp babalarına getirdiler. Buna çok sevinen Oğuz Han, okların her birini küçük oğullarının birisine verdi: “Ok, yaya tabidir, onu atarken de öyle olunuz” dedi. Sonra dönüp, Altın-Yay’ı üçe bölerek, her parçasını büyük oğullarından birisine verdi: Bunlara, Boz-Oklar dedi. Sonra, büyük kurultay toplayarak, yanına kırk kulaç boyunda bir direk diktirip, üzerine bir altın tavuk koydu ve dibine bir Akkoyun bağladı; soluna da kırk kulaçlık direk diktirip, üzerine bir Gümüş-Tavuk koydurdu ve dibine bir Karakoyun bağladı. Oğullarından Bozokları, sağ (doğu) yanına, üç-okları da sol (batı) yanına oturtarak, kırk gün, kırk gece yiyip içtiler. Ulu toy yaptılar. Sonra Oğuz Han ülkesini altı oğlu arasında bölüştürdü ve rûhunu teslim etti.


YARATILIŞ DESTANI
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yaradılış destanı, Türklerin Altay-Yakut zamanında çıkan bir destandır. Ayrıca ilk Türk destanlarından olma özelliğine de sahiptir. Asya kıtasının çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk boyları ve Altay Türkleri arasında söylenmektedir. Türk destanları arasında en eskisidir. V. Radlov tarafından saptanıp yazıya geçirilmiştir.

Kahramanlarının olağanüstü eylemlerini coşkulu, törensel bir üslupla anlatan ve genellikle birkaç bölümden oluşan manzum yapıtlardır. Bilinen en eski edebiyat türlerinden biridir.

Altay Dağları`nda söylenen yaratılış ve türeyiş destanları, değil yalnız Türklerin; bütün Orta Asya ile Sibirya`nın bile, en gelişmiş ve üzerinde ilgi ile durulan mitoloji verileridir.



Genel bilgi

Şamanizm
Yaratılış destanında Şaman dini inanışlarından, önemli çizgiler vardır. Şaman dini, başta Türkler ve Moğollar olmak üzere, genellikle eski Sibirya kavimleri arasında ortak bir dindir. Bu din a) Gökleri nûr âlemi; b) Yeryüzü; c) Yer altındaki karanlıklar âlemi olmak üzere üç âlem esâsına dayanır.

Gök Alemi
33 kat hâlinde, engin bir nûr alemidir. Burada iyilikler, güzellikler ve iyi ruhlar bulunur. Bu âlemin yaratıcısı olan Kuday bulunur. Ülgen dünyanın yaratıcısıdır. kesinlikle mutlak değildir. olayların içinde kontrol eden değil olayları yaşayan bir kahraman görüntüsündedir.

Yeryüzü
Yeryüzünde insanlar, başka canlılar ve yir-sup melekleri vardır. Bunlar Tanrı`nın yeryüzüne yolladığı iyilik melekleridir. Yeryüzünde, ayrıca yer altı aleminden gönderilmiş kötü ruhlar ve cinler de vardır.

Yer Altı Alemi
Yedi veya on dört tabaka halinde bir karanlıklar âlemidir. Bu âlemin hâkimi ``Erlig`` isimli bir şeytan veya canavardır.



Mekan
Mekan geniş mekandır. Olaylar, başta her tarafı su olan bir mekanda geçmektedir. Daha sonra Tanrı`nın dünyayı yaratmasıyla olaylar bu dünyada geçer. Ayrıca mekan olarak gökyüzü ve yer altı da seçilmiştir. Olayların bir kısmı buralarda geçer. Burada gökyüzü iyiliklerin taraf bulduğu bir mekan, yer altı da ceza çekmek için gönderilen yer olarak karşımıza çıkar.

Zaman
Eserde zaman kronolojik olarak verilmiştir. Geniş zaman dilimi kullanılmıştır. Olayların cereyan etme sırası veya dünyanın yaratılışı belirli bir sıraya göre olmuştur. tanrı ülgen dünyayı 6 günde yaratmış 7. günde ise uykuya dalmıştır.

Dünyayı Kaplayan İlk "OKYANUS"

Altay Türklerinin bu efsanede adı geçen Tanrıları "Bay-Ülgen" , yaratıcı bir Tanrı idi. Kendisi yerle gök arasında, yüce Tanrının bir elçisi olarak bulunuyordu. Bu sebeple dünyayı yaratmadan önce, Büyük Tanrının kutsal bir ilhamı, "Bay-Ülgen" in bütün varlığını sarmıştı. Çünkü o, dünyayı yaratmak için, Tanrı tarafından yeryüzüne gönderilmişti. Sadece su vardı. Ne gök ne yer henüz yoktu. Ülgenin uçtugu yer ise gök değil denizin üstüdür. Gökle kastedilen bugün bizim anladığımızdan çok farklıdır.

Yerin yer oldugunda, sular yeri sarardi,
Ne gök, ne ay, ne güneş, ne de bir dünya vardı.
Tanrı uçar dururdu, insan oğluysa tekti,
O`da uçar, uçardı, sanki Tanrıyla esti.
Uçar, hep uçarlardı, yer yoktu konmazlardı,
Tanrı idiler çünkü, ondan yorulmazlardi.
Yoktu Tanrının hiçbir, başında düşüncesi,
İnsan oğlunun ise, durmadı hiç hilesi.



İnsan "balçık" tan yaratılmıştı

Altay efsanelerinde, büyük bir okyanusun ve suyun esas olmasına rağmen, onlara göre insanoğlu, sudan yaratılmamıştı: "İnsanoğlu aslı yine topraktı". Tanrı Ülgen deniz üstünde gezerken yüzen bir kara parçası görür. Yaklaştığında toprağın üstünde balçığı fark eder. Düşünür ki bu insan olsun o düşündükçe çamur insan suretine bürünür. Hikayenin devamında bu ilk insan olan erlik Ülgene ihanet edecektir. Bu noktada tespitime göre nur ile çamur arasındaki farka işaret vardır

İran mitolojisinde de ilk insan, "kil" dediğimiz yapışkan topraktan yapılmıştı. Onun için İran`lılar ilk insana "Kil Şah" adını veriyorlardı. Türkler ise daha çok, "balçık" üzerinde durmuşlardı.

Yine günlerden bir gün, Tanrı Ülgen denize,
Bakarak duruyordu, şaşırdı aniden
Bir toprak parçacığı, sularda yüzüyordu,
Toprağın üzerinde, bir kil görünüyordu
Toprak üzerinde, bir kil görünüyordu.
İnsanoğlu bu olsun, insana olsun baba".
Görünmeye başladı, insan gibi bir şekil,
Birden insan olmuştu, toprak üstündeki kil.
"İnsanoğlu bu olsun, insana olsun baba".
Bu iki insanın ise, adı olmuştu Erlik.



ERGENEKON DESTANI
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ergenekon Destanı Göktürklerin türeyişini anlatan destan. Belli başlı iki kaynağa dayanır. Birinci rivayet; Ebü’l-Gâzi Bahadır Han tarafından yazılan Secere-i Türki’nin rivâyeti olup şu şekildedir:

Oğuz Han soyundan olan İlhan, Moğol iline hükümdâr oldu. Bu sırada Tatarların başında Sevinç Han vardı. Aralarında savaş çıktı. İlhan dâimâ gâlip geliyordu. Sevinç Han, Kırgız Hanına birçok adamlar ve hediyeler göndererek onu kendi tarafına çekti. Oralardaki kabîlelerin en kalabalığı Moğollar olduğundan, bütün savaşlarda gâlip geliyorlardı. İdâreleri altındaki insanlara kötü davrandıklarından, kabîleler tarafından sevilmezler, hep kötülenirlerdi. Bundan dolayı bütün kabîleler Moğollardan öç almak üzere anlaştı. Hepsi birleşerek Moğollar üzerine yürüdüler.Moğollar çadır ve sürülerini bir yere toplayıp etrâfına hendek kazdılar. Beklemeye başladılar. Sevinç Han geldi ve savaş başladı. On gün savaşıldı. Hepsinde Moğollar kazandı. Bunun üzerine Sevinç Han bütün beyleri toplayarak gizli bir toplantı yaptı. Ertesi gün tan yeri ağarırken çadırlarını kaldırıp, işe yaramıyan mallarını bırakarak çekildiler. Moğollar bunların yenildiklerini ve kaçtıklarını sanarak kovalamaya başladılar. Tatarlar geri dönüp savaşmaya başladılar. Bu sefer Moğollar yenildi. Kaçanları da ordugâha gelinceye kadar kılıçtan geçirdiler. Çocuklarını esir ettiler.

Sevinç Han, Moğolları yendikten sonra ülkesine döndü. İlhan’ın oğulları ve bütün Türkler bu savaşta ölmüşlerdi. Yalnız en küçüğü olan Kıyan kalmıştı. Kıyan, o yıl evlenmişti. İlhan’ın kardeşinin oğlu Nüküz de o yıl evlenmişti. Bunların ikisi de aynı bölükten iki kişiye esir olmuştu. Savaştan on gün sonra bir gece atlarına binip hanımlarıyla birlikte kaçtılar. Savaştan önce ordu kurdukları yere geldiler. Düşmandan kaçıp gelen deve, at, öküz ve koyunlar orada toplanmıştı. Onları da alarak daha emin bir yer aradılar. Sarp dağları aşarak geniş ve bolluk bir vâdiye varıp yerleştiler. Oraya Ergenekon ismini verdiler. Burada dört yüz sene yaşayıp çoğaldılar. Oraya sığmaz oldular. Toplandılar ve buradan çıkmanın yolunu aradılar. Bir demirci, dağın bir yerinde demir mâdeni olduğunu ve onu eritirlerse yol bulup çıkacaklarını söyledi. Orayı eriterek, bir deve geçecek kadar yol açıp geçtiler. Bu geçiş esnâsında bir bozkurt gelerek kendilerine yol gösterebileceğini söyledi. Kurdun peşinden giderek Ergenekon’dan yol bulup çıktılar.



Ergenekon’dan çıktıklarında, Türklerin başında Börte Çene bulunuyordu. Börte, bütün boylara elçiler göndererek Ergenekon’dan çıktıklarını bildirdi. Tatarlar bunların üzerine yürüdü ve çok çetin savaş oldu. Tatarları kılıçtan geçirdiler. Mallarını zaptettiler. Küçüklerini esir ettiler ve eski yurtlarına yerleştiler. O boyların en kuvvetlisi oldular. Bu destanı, her ne kadar Moğollar kendilerine mâl etmeye çalışırlarsa da, bu Türklerin destânıdır. Câmi’üt-Tevârih’i yazdıran Geyan Han, Cengiz’in soyundandır. Secere-i Türk’ün yazarı Ebü’l-Gâzi Bahadır Han da Cengiz soyundan bir hükümdârdı.

Çin kaynaklarında çeşitli rivâyetler bulunmaktadır. Doğru olan Hunların bir kolu olan Göktürklere âit bir destan olmasıdır.



Ergenekon
Türklerin Orta Asya'daki efsanevi anayurdu. Rus tarihçi Gumilev’in tarifine göre dik yamaç anlamını taşır.

Ergenekon'un gerçekte nerede olduğu hakkında çeşitli savlar öne sürülmekle birlikte, bu konuda kesin bir bulgu yoktur. Eski eserlerde[kaynak belirtilmeli] yer alan tasvirlere göre Ergenekon'un Altay dağlarındaki, Beluça dağında olduğundan bahsedilmektedir.



Tarihsel Eserler'de Ergenekon Destanı

14. yüzyılda Reşidüddin Hamedani'nin kaleme aldığı Cami’üt-Tevarih adlı eserinin "Mujallad-i Awwal" (Birinci Kitabı: Moğol tarihi) in "Bāb-i Awwal" (Birinci Bölüm: Türk ve Moğol kabilelerinin tarihi) inde Moğolların yaratılış destanı olarak anlatılan efsane, 17. yüzyılda Şiban'ın torunlarından ve Hiva Hanlığının hanı olan Ebu'l Gazi Bahadır'ın kaleme aldığı Şecere-i Türkî adlı eserde de Moğolların yaratılış destanı olarak anlatılır, bazı kaynaklara göre ise bir Türk destanıdır. Bahsi geçen iki tarihî kaynakta Nekuz (Nüküz) ve Qiyan (Kıyan) adlı kardeşler ile onların eşleri Tatarlar tarafından yenilince önce Ergene Kon (Farsça:ارگنه قون; Ergene Qon) adı verilen dar ve sarp bir yere gitmiş, 400 yılda sülalesi çoğalıp oraya sığımaz olunca Ergenekon'dan çıkmıştır. Ergenekon'dan çıktıkları zaman yol göstericilerinin Börteçine olduğu düşünülmektedir. Başka kaynakçalara göre ise Ergenekon bölgesinde yaşayan göktürk milletine o bölgenin sahibi olan ülke tarafından baskı yapılmış. Ergenekonluların bulundukları bölgeden çıkmak imkansızmış.Çünkü etrafları dağlarla çevriliymiş. Ergenekonlular buradan çıkmak için büyük bir ateş yakıp bu dağları eritmiş ve kurtulmuşlardır.

Ancak Göktürklerin yaratılış destanıyla olan benzerlikleri gerekçe göstererek Türklere ait bir destan olduğunu iddia eden araştırmacılar da mevcuttur. Ayrıca Talât Sait Halman ise, bozkurt efsanesinin genişletilmiş bir versiyonudur; mitolojik bir varlık olan bozkurtun koruması sayesinde soylarının tükenmesi tehlikesinden kurtulan ve yine bozkurtun sayesinde geçit vermez dağlarla çevrili Ergenekon vadisindan kaçan bir Türk topluluğunun öyküsünü anlattığını iddia etmektedir. Diğer görüşlere göre ise Türkler ve Moğollar arasında benzer şekilde anlatılan efsaneler söz konusudur. Efsane kimi zaman Nevruz ile de ilişkilendirilmiştir.



Türeyiş Destanı
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bir Uygur destanıdır. Büyük Türk imparatorluğunun Göktürkler’den sonraki halkası olan Uygur Türkleri, Türeyiş Destanı ile soylannın yeryüzünde ilk görünüşlerini anlatırken aynı zamanda da, bütün Türk boylarında yaygın bir inanış olarak beliren, soyun ilâhî bir kaynağa bağlanması fikrini bir kere daha belirtmiş olmaktadırlar.

Uygur Türeyiş Destanının, Göktürk-Bozkurt Destanı ile olan çok yakın benzerlikleri, ilk okuyuşta anlaşılacak kadar açıktır. Hemen bütün Türk Destanlarının birinci derecedeki unsuru olan kurt süsü, gerek Türeyiş ve gerekse Bozkurt Destanlarında özellikle ilâhileştirilmekle, neslin başlangıcı ve sürekliliği bu ilâhî süse bağlanmaktadır.

Türeyiş Destanı, aslında bir büyük destanın başlangıç kısmına benzemektedir. Büyük bir ihtimâlle, Göktürk-Bozkurt destanı gibi Uygur Türeyiş Destanı da, ilk büyük Türk Destanı olan Yaradılış Destanının etkisi altında gelişip meydana getirilmiş, daha dar bir çevrenin küçük çapta bir yaradılış destanıdır.



Destan:
Büyük Hun Hakanlarından birinin iki kızı vardı. Kızlarının ikisi de bir birinden güzeldi. Öyle güzeldi ki, Hunlar, bu iki kızın da, ancak ilahlarla evlenebileceğine inanıyor ve bu kızların insanlar için yaratıldığını söylüyorlardı.
Hakan da aynı şekilde düşündüğü için kızlarını insanlardan uzak tutmanın yollanın aradı, ülkesinin en kuzey ucunda, insan ayağı az basan veya insan ayağı hiç görmeyen bir yerinde, çok yüksek bir kule yaptırdı.
Kızların ikisini de bu kuleye kapattı. Ondan sonra da aklınca inandığı ilaha yalvarmağa, gelip kızlarıyla evlenmesi için yakarmağa başladı. Öyle yalvarıyor, öyle yakarıyordu ki sonunda bir gün. Hakanın kendi aklınca inandığı İlâh dayanamadı ve bir Bozkurt şekline girip geldi. Hun Hakanının kızlarıyla evlendi.
Bu evlenmeden bir çok çocuklar doğdu; bunlara Dokuz Oğuz-On Uygur denildi. Çocukların hepsinin sesi Bozkurt sesine benzedi. Yine bu çocuklar, birer Bozkurt ruhu taşıyarak çoğaldılar.
Konu Germiyan' tarafından (22-03-2015 00:33 Saat 00:33 ) değiştirilmiştir.
Germiyan' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üyelik tarihi:
03/2009
Yaş:
27
Mesajlar:
2.210
Konular:
1088
Teşekkür (Etti):
110
Teşekkür (Aldı):
452
Ticaret:
(0) %
16-03-2015 22:14
#3
Tulpar
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Tulpar (Başkurtça: Толпар, Kazakça: Тұлпар, Tatarca: Тулпар, Kırgızca: Тулпар, Rusça: Тулпар veya Тулпа́р), Türk Mitolojisinde yer alan kanatlı at figürü. Pegasus ile benzerdir. Kırgızların Manas Destanında bu uçan kanatlı atlardan söz edilir. Arkeolojik olarak da Kazakistan'da keşfedilen Esik Kurganında bulunan Altın elbiseli adam isimli elbisenin başlığında tulpar figürü vardır.

Tulpar'ın adı, Türk, Kırgız ve Altay mitolojilerinde geçer. Genelde beyaz veya kara (tek renk) bir at olarak betimlenir. Beyaz kanatları vardır ve Kuday (Tanrı) tarafından yiğitlere yardımcı olması için yaratılmıştır. Dünyanın en uzun destanı olan kırgızların manas destanında, Manas'ın ünlü savaşçılarının sürdüğü kanatlarıyla rüzgardan hızlı koştuğu söylenen efsanevi atlar. Başkurt inançlarına göre kanatlarını hiç kimse göremez. Tulpar kanatlarını yalnız karanlıkta, büyük engelleri ve mesafeleri aşarken açar. Eğer birisi tarafından tulpar’ın kanatları görülürse, Tulpar’ın kaybolacağına inanılır. Tulpar adı yalnızca Türklerde değil komşu Avar, Lak, Andı, Dargı ve Tabasaran dillerinde de yaşamaktadır. Osetlerde Tolpar, Çeçenlerde Turpal olarak yer alır. Bir Kumuk atasözünde şöyle der:

Tulpar yerün birevü buççağunda bulsa da, öz yılkısın tabar.
(Tulpar dünyanın bir başka köşesinde olsa da, kendi sürüsünü bulur.)



Abra ve Yutpa
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Abra ve Yutpa - Türk ve Altay mitolojisinde adları geçen yeraltı yılanları. Abura/Apra ve "Yutma/Utma" olarak da tanınırlar.

Yeraltındaki Büyük Deniz (Tengiz)’de yaşayan ve ejdere benzeyen devasa iki yılandır.[1] Timsaha benzer görünümlmeri vardır.[2] Bu canavarların ikisinin adı birlikte anılır. Çatal kuyruklu ve dört ayaklıdırlar. Gözleri parlak bakır renklidir. Ayakları kızıldır. İnanılmaz büyüklüktedir, görenlerin yüreğine korku basar. Yeşil baldırlı, ak göğüslü, kayık gibi yassı çenelidirler. Erlik’in sarayını korurlar, onun hizmetkarı olarak bilinirler. Çok güçlü çeneleri vardır. Bazı metinlere göreyse Toybadım Irmağı'nın kıyılarında yaşayan korkunç canavarlardır. Bir yağna’yı (fili) tek lokmada yutabilirler. Ker Abra, Ker Yutpa, Ker Arat ve Ker Doydu olarak dört yer altı canlısından bazen birlikte bahsedilir. Bazen de bu dördünün aynı varlık olduğu düşünülür.

Altay şamanlığında yeşil bir kumaştan yapılmış ve örgülerle süslenmiş Abra'nın tasviri, şamanın giysisine asılır. Abra'nın başı puhu tüyleri (ülberk) ile süslenir. Gözü, parlak bakır düğmelerden, ayakları da genellikle kırmızı kumaşlardan seçilmiş yamalardan yapılır. Bunlara, örülmüş dokuz püskül eklenir. Şaman giysisinde, cübbenin bir yanında yer alan, yeraltı canavarı olarak algılanan yılanı temsil edecek biçimde çatal kuyruklu ve dört ayaklı olarak tasarımlanan, kötü ruhlardan koruduğuna inanılan, siyah kumaştan şeritler Yutpayı temsil eder.



Bükrek ve Sangal
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bükrek ve Sangal - Türk ve Altay mitolojisinde bibirleriyle savaşan iki ejderha. Savaşırken, görünümleri Yin-Yang sembolünü anımsatır.

Bükrek
Bükre veya Bukra (Bukrak) olarak da bilinir. İyi niteliklere sahiptir. İnsanlara zarar vermez, hatta yardımcı olur. Kertenkele görünümlüdür. Kanatları yoktur, bu nedenle uçamaz. Tüm denizleri birbirine bağlayan büyük denizde (okyanusta) yaşar. Uzun bir boynu ve çok güçlü pençeleri vardır. Sesinin de çok güzel olduğu ve dünyanın öbür ucundan bile duyulduğu söylenir. Onun sesini duyan kötücül ejderhalar kaçacak yer ararlar. Sangal adlı kötü bir ejderha ile dokuz yıl süren bir savaş yapmış ve kazanmıştır. Rivayetlere göre her bin yılda yeryüzüne inerek durumu kontrol eder.

Sangal
Sürekli birbirleriyle savaşa iki ejderhadan kötü güçleri temsil edenine verilen addır. Bükrek ile yaptığı dokuz yıl süren bir savaşın sonunda yenilmiştir.



Merküt (Markut)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Merküt (ya da Markut); veya Bürküt, Türk, Altay ve Moğol mitolojisinde efsanevi kartal. Bazen Anka kuşu ile özdeşleşmiş olarak devasa bir kuş şeklindedir. Bazen de bir tanrı veya tanrıça olarak görünür. Altay efsanelerinde, gök yolculuğuna çıkan kamın ruhuna, ilk üç gökkatı boyunca kılavuzluk eden dev dişi gök kuşudur.

Anadolu 'da geleneksel Türk kültürünün taşıyıcılarından olan Yörük boyları arasında, yaramazlık yapan çocukları korkutmak için uydurulan düşsel bir varlık olarak ta görünür. Aslında bu düşsel denilen varlığın kökü, ulu dil birliği çağına kadar gider. Bu mitolojik varlık hakkında Yörükler arasında şöyle denilir: "Merküt Merküt ... Bacadan kolunu salla..." Aynı tekerleme bazı yörelerde "Harkıt. Bacadan torbanı sarkıt. Çocukları al git." olarak da söylenir. Yaşlıların derin inanışlarına göre, Merküt bir kuştur. O sadece adı anılanları korkutur.

V. Radlov, "Sibirya'dan" adlı eserinde, Altay dağlarında yaşayan kamlardan ve kurban törenlerinden söz ederken, "Sema kuşu Merküt"ün adı geçen bir kam duası metnini de kaydetmiştir:
Gök kuşları beş Merküt,
Tırnakları bakırdan
Ayın tırnağı bakırdan,
Ayın gagası buzdan
Geniş kanatları muhteşem hareketli.
Uzun kuyrukları yelpaze gibi
Sol kanadı ayı örter.
Sağ kanadı güneşi
Ey dokuz kartalın anası!
Yayığı geçerken şaşmaz
İdil üstünde yorulmaz,
Öterek gel sen bana!
Oynayarak gel sen sağ gözüme!
Sağ omzumun üstüne kon."



Semrük-Berküt (Öksökö)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Çift başlı kartal şeklindedir. Güç ve kudretin sembolüdür. Doğunun ve batının hakimiyetini sembolize eder. Çift başlı kartal simgesini de Türkler, Orta Asya kültüründen göçler ve fetihler sayesinde tüm Dünya’ya taşımıştır.

Bakır tırnaklıdır. Sağ kanadı ile Güneş’i, sol kanadı ile Ay’ı kaplar. Yaşam Ağacı’nın tepesinde yaşar. Gökten yıldırımlar indirir. Altın renkli kanatları vardır. Pençeleriyle Ay ve Güneş’i tutar. Göğün kapısını bekler. Gece ve gündüzü, ak ve karayı, aydınlık ve karanlığı, evrendeki çiftliği simgeler. İki kartal, Yer ve Gök’ün tam ortasında evrenin dönüşüne uyarak birbirlerinin etrafında dönmeye başlamışlar ve sonra da birbirleriyle kaynaşıp tek bir varlık olmuşlardır.



Tuğrul Kuşu
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Tuğrul (تغرل), Divânu Lügati't-Türk'te Togrıl olarak tanımlanan, Dumrul adı ile de bilinen,gündüz yırtıcı kuşları (Falconiformes) takımında yer alan atmacagiller (Accipitridae) familyasından bir kuş, çakırdoğan (Accipiter gentilis). Macar ve Türk mitolojisinde önemli bir yere sahiptir. Toğrul veya Doğrul olarak da söylenir.

Türk mitolojisinde Zümrüdü Anka olarak da bilinen Simurg'un karşılığı olarak geçmektedir. Alp Kara Kuş ( kartal), karakuş ( kartal türünden kuşlar), akbaba veya kerkenez anlamındaki Kerkes kuşu ile Akdoğan anlamındaki] Sungur gibi isimler de aynı anlamda kullanılmıştır. Selçuklu sanatında doğunun ve batının hükumdarı anlamındaki çift başlı kartal tasvirlerinden bazılarının boyunlarında halka olması sebebi ile Anka'ya benzetilmesi bu iki efsanevi kuşun birleştiği söylenilir. Bu günümüz tarihçilerinin tespiti olmakla beraber tahminden öteye gidemeyen bir benzetmedir. Genel kanı bu mitolojik canlının sadece Macar (Finn-Ogur) ve Türk mitolojisiyle alakalı olduğudur.

Türk mitolojisinde doğaüstü nitelikleri olan kızıl renkli devasa bir kuştur. Anka Kuşu'nu akla getirir. Ölümsüzlüğü ve yeniden dirilişi simgeler. Her gün yeniden doğar. Anka Kuşu diğer pek çok Dünya uluslarının mitolojilerinde de değişik adlarla mevcuttur. Ancak Türk mitolojisindeki bu kuşun diğer mitolojilerdeki benzerlerinden en önemli farkı tek başına olmayıp bir benzerinin hatta ikizinin bulunmasıdır. Konrul Kuşu, Toğrul Kuşu ile birlikte anılır. Her ikisi de Anka kuşunun tüm niteliklerini barındırırlar. Toğrul Kuşu yeraltına da inebilir. Atilla Han’ın ve bazı Oğuz boylarının bayraklarında yer almıştır. Oğuz Kağan ilk eşini, başında Tuğrul Kuşu olan bir ağacın kovuğunda bulmuştur. Macarlar armalarında yer alan bu kuşa “Turul” derler. Bir efsaneye göre Toğrul Kuşu Moğolları, Konrul Kuşu ise Türkleri simgeler. Yiğitleri kanatlarının altına alıp yardım eder, ne isterse yapacağını söyler. Tüyleri sihirlidir, iki tüyünü birbirine sürtünce zenci bir cin gelir ve üç dileği yerine getirir. Ufuk noktasının ötesindeki sonsuz denizde bulunan kafdağının ardındaki karanlıkta yaşar.

Attila'nın ve bazı Oğuz boylarının bayraklarında Tuğrul kuşu yer almıştır. Oğuz Kağan Destanı'nda Oğuz eşini tepesinde bir tuğrul kuşu bulunan bir ağacın kovuğunda bulur. Bahaeddin Ögel'e göre Atilla'nın kalkanının üzerinde bir kuş (doğan) resmi vardır. Daha sonra Macar geleneğinde bu kuşun başına bir de taç koyulmuştur. Kral Geza zamanındaki Macarlar bu armayı tüm her yerde kullanmışlardır.



Konrul Kuşu
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Konrul – Türk ve Altay mitolojisinde Anka Kuşu. Kongrul olarak da söylenir. Doğaüstü nitelikleri olan kızıl renkli devasa kuş.

Adını renginden alır. Ölümsüzlüğü ve yeniden dirilişi simgeler. Her gün yeniden doğar. Diğer pek çok Dünya uluslarının mitolojilerinde de değişik adlarla mevcuttur. (Anka, Simurg, Phoenix vs.) Kongrul Kuşu diğer ulusların söylencelerindeki Anka Kuşu ile pek çok benzer özellikler taşır, hatta zaman zaman geçişim yoluyla o mitolojilerden alıntılar yapılarak içselleştirilmiştir. Örneğin Fars kültüründeki Anka Kuşu’nun özellikleri bütünüyle bu kuşa aktarılmıştır. Ancak Türk mitolojisindeki bu kuşun diğer mitolojilerdeki benzerlerinden en önemli farkı tek başına olmayıp bir benzerinin hatta ikizinin bulunmasıdır. Kongrul Kuşu, söylencelerde Toğrul Kuşu ile birlikte anılır. Her ikisi de Anka kuşunun tüm niteliklerini barındırırlar. Kongrul ve Toğrul, çiftbaşlı kartal olan Öksökö’nün henüz bütünleşmemiş, ayrık biçimi olarak da tarihin derinliklerinde ortaya çıkmış olabilirler. Fakat ad ve nitelik olarak Öksökö’den farklı canlılardır. Bir efsaneye göre Toğrul Kuşu Moğolları, Konrul Kuşu ise Türkleri simgeler. Kuş iki alemi yeri ve göğü birbirinden ayıran sınıra kadar gidebilir ve bu nedenle o sınırı geçebildiği de düşünülür. Pek çok mitolojik varlık kuş olup uçabilir. Gagası çok uzundur ve üzerinde binlerce delik bulunan bir kaval gibi ses çıkarır. O öterken diğer kuşlar susup onu dinlerler. Sesinin yankısı bin veya tümen (onbin) tane kuşun sesi gibi çıkar. Günlerce aralıksız şakıdıktan sonra yanmaya başlar ve sonra küllerinden yeniden doğar (Yeniden doğma motifi Fars, Hint-İran, Arap ve Avrupa kültürlerine aittir).



Hüma Kuşu (Zümrüdü Anka Kuşu)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Hüma kuşu (Farsça: هما / Homā), çoğu kez cennet kuşu olarak da adlandırılan, görünmeyecek şekilde çok yükseklerde dinlenmeksizin sürekli uçan, asla yere değmeyen -bazı kaynaklarda ayakları olmadığı da nakledilir- efsanevi kuş.

Kökenbilim
Arapçası Bulah olup bazı kaynaklarda Arapça'daki ruh anlamına gelen Hu ve su anlamındaki ma kelimelerinden oluştuğu savunulmuştur. Kaynaklarda Tengricilik inancındaki Tanrı Umay ile benzerliği belirtilen Hüma, bazı Türk lehçelerinde Kumay veya Umay kuşu adı ile de bilinir.

İnanışlar
Başına konduğu kimseye mutluluk getirdiğine inanılması sebebi ile[ talih kuşu veya devlet kuşu olarak da isimlendirilir. Bunun kaynağı eskiden bir hükümdar ölünce halkın bir meydanda toplandığı ve Hüma'nın başına konduğu ya da gölgesinin üzerine düştüğü kişinin hükümdar olduğuna dair halk inancıdır. Bilinenlerin aksine Oğuz Han Destanında da geçtiği gibi , Çepni'lerin kuşu Huma kuşu değil , Kuma Kuşudur. Kuma Kuşu halk arasında söylendiği şekli ile ağ kerkenez , ak sunkur Çepni kuşudur. Yırtıcı bir kuş olup, Kaşgarinin eserlerinde büyük yırtıcı kuş olarak yazılıdır. Tiginlerin singesidir. savaşçılığı sembolize eder. Humay ise , Çepni kelimesinde ki savaşçılık anlamını zaten taşıyan özellikler göstermez. Hüma kuşu devlet şekillenmesini sembolize eder , bazı yorumlarda, Hüma'nın Feniks gibi birkaç yüzyılda küllerinden yeniden doğmak için kendini yakarak tükettiği de ifade edilir.



Züzülö Kuşu
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Züzülö – Türk ve Altay mitolojisinde adı geçen dev Kuş. Zuzulo olarak da söylenir. Türk söylencelerinde adı geçen devasa bir kuştur. Kanadını vurunca rüzgar eser. Sümerlerde Zu adlı bir fırtına çıkaran kuş vardır. Sümer mitolojisinde aslında fırtına Tanrısı olan Zu yeraltında yaşar ve istediğinde kuş kılığına girerek kanadıyla fırtınalar çıkarır.


Şeşe Kuşu
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Şeşe (Farsça:ششه, Azerice: Şəşə) – Türk ve Tatar mitolojisinde Haydut Kuş. Azerbaycan Türklerinin inanışına göre, geceleri bilinmezlik aleminden gelip erkek çocukları vurarak öldürür veya kaçırır. Girdiği evdeki çocuk ölür. Kırkı çıkmamış çocuğun üzerinden geçtiğinde bebek kapkara kesilip ölür. Altı aylık olmamış çocuğu ise gagalarıyla öldürür. Çocuklara boğazlarından vurur. Yalnız kalan çocuğu vurup öldürür. Bu nedenle de erkek çocuğun altı aya kadar gözetim altında tutulması gerektiği söylenir. Onu yakalayan kişi Şeşe Anası veya Şeşe Atası olur. Böylece diğer Şeşe Kuşlarının zarar verdiği çocukları iyileştirebilir ve Şeşe'nin vurduğu herhangi bir çocuğun boğazına elini sürerse çocuk kurtulur. İnanışa göre, "Şeşe"yi yakalayan biri, anında öldürmelidir. Yarasa, Şeşe Kuşu olarak bilinir ve ondan sakınılır. Ondan korunmak için dış kapının üzerine öldürülmüş Yarasa asılır, Yarasa Kanadı ile hamile kadına su verilir. Yarasayı öldüren kimse Şeşe Anası olarak bilinir. Gelip çocuğa zarar vermesin diye çocuğun yanında O'nun adını söylemezler ve çocuğun beleğine iğne saplarlar. İran kültüründeki Şeşe (ششه) inancı ile de doğrudan alakalıdır. Bu inanca göre doğumun altıncı gününde çocuğa dikkat edilmelidir, aksi takdirde çocuk boğulabilir. Şeş (شش) farsçada altı manası taşır. Şeşe (Шеше) ise Kazakçada anne demektir.


Korbolko Kuşu
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Korbolko, Türk ve Altay mitolojisinde ateş kuşu. Ateşi insanlara getirdiği rivayet edilir. Tanrı Ülgen tarafından gönderilmiştir. Bazen ateşi, bazen de ateşi yakmaya yarayacak olan çakmak taşlarını getirdiği söylenir. Bu taşların biri ak, diğeri karadır. Birbirine sürtünce kıvılcım çakar. Bazı masallarda ak ve kara iki saç telini birbirine sürtünce de kıvılcımlar çaktığı söylenir. Kimi rivayetlere göre ise, Tanrı Ülgen bu kuşun kılığına girerek, taşları kendisi getirmiştir.


Karakuş (mitoloji)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Karakuş, Altay mitolojisinde, gövdesi, kol ve bacakları insan biçimli, kartal başlı, kartal gagalı ve kartal pençeli mitolojik yaratık.

Er Töştük Destanı'nda yer alır. Avlanmaya gittiği sırada bir ejderha (Yelbegen) gelip yavrularını yer ve bunu alışkanlık durumuna getirir. Bu kez Er Töştük, ejderhayı öldürür ve yavrularını kurtarır. Bu iyiliğin altında kalmak istemeyen Karakuş, onu yeryüzüne indirmek üzere sırtına bindirir. Yolda yiyecek bitince Er Töştük kendi etinden parçalar kopararak Karakuş'a verir. Yere inince bu fedakarlığı gören Karakuş, onun yaralarının iyileşmesini sağlar.

Hindu ve Budist mitolojilerindeki Garuda ile benzerlik göstermektedir.



UluKayın
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ulukayın, Türk mitolojisinde yerle göğü birbirine bağlayan yaşam ağacıdır.

Kayra Han tarafından dikilmiştir. Dünya ile birlikte yaratılmıştır. Dünyanın, yeraltının ve gökyüzünün tam merkezindedir. Dalları gökyüzünü ayakta tutar. Kökleri toprağın tüm katlarını delip yeraltı okyanusuna kadar uzanır. Öksökö kuşu etrafında dönerek uçar ve bazen de tepesine konar. Dokuz boy (Türklerin dokuz kavmi veya yeryüzündeki dokuz büyük insan ırkı) bu ağacın dokuz dalından türemiştir. Umay Ana Yaşam Ağacı’nın sahibidir ve yeryüzüne inerken bu ağacı kullanır. [[Kübey Hanım] bu ağacın içinde yaşar. Kökleri yeraltına, dalları gökyüzüne uzar. Köklerinden yaşam suyu (Bengüsu) akar. Her dalı, altından yetmiş yapraklı olarak tanımlanır. Yapraklarının büyüklüğü birer at derisi kadardır. Türk mitolojisinde çok önemli bir yere sahiptir. Gökleri delip bilinmez yüksekliklere çıkar. Uluğ Kayın’ın dallarından biri Güneşe biri de Aya uzanır. Tepesinde Ülgen oturur. Bazen bir çam ağacı olarak kabul edilir. Ağacın bir yanında ay bir yanında ise Güneş bulunur. Bazen Demir Dağ’ın üzerinde durduğu kabul edilir. Sekiz gölgeli, dokuz köklü olarak anılır. İnsanların ruhları bu ağacın dalları arasında uçuşur durur. Bu ruhlar küçük kuşlara benzerler. Osmanlı Devlet’nin kurucusu Osman Bey’in rüyasında gördüğü, büyüyüp tüm Dünyayı kaplayan ağaç da Uluğ Kayın’a benzemektedir. Ağaca bez (çaput) bağlayarak dilekte bulunma da yine Uluğ Kayın ile bağlantılı görünmektedir. İlge denilen reçinesi, onu yiyenlere müthiş bir güç verir. Çuvaş bayrağında sembolize edilmiş bir hayat ağacı vardır. Maniheizm’in etkisiyle Yaşam Ağacı’nın karşıtı olan Ölüm Ağacı da Türk kültürüne girmiştir fakat çok fazla yaygınlaşmamıştır. Bazen aynı kökten çıkan iki ağaç olarak adlandırılır ki, bu durum iki zirvesi olan Dünya Dağı ile de uygun düşer. Mani dini ile bu ikiz ağaçlardan birine Ölüm işlevi yüklenmiştir. Hayat Ağacına hemen hemen aynı özelliklerle ama biraz daha ayrıntısız ve basit olarak Macar mitolojisinde de Vilagfa veya Eletfa adıyla rastlanır. İsim Macarcadır ama motif Ural-Altay düşünüşüne aittir. Macarlara göre şaman trans halindeki yolculuğunda bu ağaca tırmanarak göğe çıkar.



Eklenmeye devam edilecektir..
Konu Germiyan' tarafından (21-03-2015 17:18 Saat 17:18 ) değiştirilmiştir.
umutkrtl, NamelessesMan, canzin58, Mickeyy Teşekkür etti.
Germiyan' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üyelik tarihi:
03/2009
Yaş:
27
Mesajlar:
2.210
Konular:
1088
Teşekkür (Etti):
110
Teşekkür (Aldı):
452
Ticaret:
(0) %
22-03-2015 00:23
#4
Türk Mitolojisinde Yönler ve Simgeleri
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Anonim bir felsefe olarak değerlendirdiğimiz Türk mitolojisi ve Türk kozmolojisi, diğer mitolojiler gibi, yıldızlardan ve gökbiliminden önemli ölçüde etkilenmiştir. Gökyüzünün ilahi bir anlam taşıdığı bu sistem içerisinde, evrenin tasarımı evvela bir mekân tasarımıdır. Bu tasarımda evrenin on yönü bulunur: Dört ana yön, dört ara yön, üst yön ve alt yön.

On yön arasında saydığımız dört ana yön, kendilerine has simgelere sahiptir. Doğu, güney, batı ve kuzey yönlerinin birer yıldız, renk, hayvan, vakit, mevsim ve madde (element) simgesi bulunur.





Mavi Ejder

Doğu yönünün rengi mavi, hayvanı mavi ejder (kök luu), mevsimi bahar, vakti sabah, elementi ağaç ve yıldızı Igaç Yultuz olarak adlandırılan Jüpiter'dir.


Kara Yılan
Kuzey yönünün rengi siyah, hayvanı kara yılan, mevsimi kış, vakti gece yarısı, elementi su ve yıldızı Suv Yultuz olarak adlandırılan Merkür'dür.


Kızıl Saksağan
Güney yönünün rengi kırmızı, hayvanı kızıl saksağan (kızıl sagızgan), mevsimi yaz, vakti öğle, elementi ateş ve yıldızı Ot Yultuz olarak adlandırılan Mars'tır.

Ak Pars
Batı yönünün rengi beyaz, hayvanı ak pars (ak bars), mevsimi güz, vakti akşam, elementi maden ve yıldızı Erklig olarak adlandırılan Venüs'tür.



Tüm yönlerin ortasında bir merkez alan bulunmaktadır. Bu merkezin rengi sarı, elementi toprak ve yıldızı Sarı Orunguluk olarak adlandırılan Satürn'dür.

Bu yönlerin mevsimler ve vakitler bakımından saat yönünde dönmekte olan bir tasarıma işaret ettiği açıktır. Sabahı öğle, öğleyi akşam, akşamı gece takip eder. Baharı yaz, yazı güz, güzü kış takip eder. Öylece, doğuyu güney, güneyi batı, batıyı kuzey takip etmektedir. Bütün bunların gökyüzü gözlemleriyle ve esasında yıldızların (daha doğrusu gezegenlerin) hareketleriyle ilgili olduğu açıktır.

Mevsimler arasındaki geçişler bu yönlerin sembolleri olan hayvanlar arasındaki etki mücadelesi ile de ilişkilidir. Örneğin, mavi ejder gökyüzünün tepesinde yükseldiğinde vakit bir bahar sabahıdır. Oysa yaz mevsiminin öğle vaktinde en yüksek noktasına çıkan hayvan kızıl saksağandır. Buna karşılık, kara yılan bu vakitte yer altının en derin noktasına inmiştir.

Yönler ve simgeleri arasında gerçek bir üstünlük sıralaması yoktur. Ancak Türkler doğu yönünü her zaman diğer yönlerden daha farklı görmüş ve güneşin yükseldiği bu yöne diğerlerine nispeten biraz daha önem vermişlerdir. Kuzey yönünün de güneye nispetle daha fazla önemsendiği söylenebilir. Bu sonuncusunda herhâlde Çinlilerin Türkleri "Kuzeyli" olarak adlandırmasının da etkisi vardır.



Taş Kapı (Türk Mitolojisi)
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Taşkapı, Türk ve Altay mitolojisinde yeraltı geçidi. Daşgapı da denir. Kayakapısı (Gayagapısı veya Kıyakapısı) olarak da bilinir. Yeraltı Dünyasına giden geçidin kapısıdır. Bir mağaranın içinde bulunur. (Taş/Daş/Dış) kökünde dışarıda olma içeriği dikkate alındığında Dış Kapı anlamına dahi gelir ki, bu evrenin dışarıya açılan son kapısı demektir. Caltaskalga veya Yaltaşkala sözcükleri de niteleyici veya eş anlamlı olarak kullanılır. Yeraltı Dünyasına giden geçidin kapısıdır. Çok uzak diyarlardaki bir mağaranın içinde bulunur. Önemli kapıların veya geçitlerin bulunduğu mağaralar, in içinde in, kuyu içinde kuyu olacak şekilde karmaşık yerlerdir. Bazı masallarda bu kapıya Argalıh adı verilir. Demir kaygan geçit ve kara kaygan geçit olarak betimlenir. Bazen sürekli açılıp kapandığı için Acılar Cabılar (açılır kapanır) olarak tarif edilir. Kimi zaman çadırın bacası ve güneşliği olan Tünük/Tündük biçiminde düşünülerek bu geçide de aynı ed verilir.


Toybadım Irmağı
--------------------------------------------------------------------------------------------------

Toybadım Irmağı – Türk ve Altay mitolojisinde ve efsanelerde adı geçen Yeraltı Nehri. Toybodım da denir. Anlamı “Doymadım” demektir. Açgözlülük ve Hırs Irmağıdır. İnsanın gözü doymazlığını simgeler. İnsanın dokuz hırsını simgeleyen dokuz yer altı nehrinin kavuşarak Toybodım Irmağı’na dönüştüğü yerde Erlik Han’ın Demir Sarayı vardır. Bu ırmak insanların gözyaşlarından oluşmuştur. Üzerinde at kılından yapılmış bir köprü vardır. Bu ırmağın içinde su ejderleri yaşar ve kaçmak isteyen ruhları tekrar yeraltına gönderir.

Kan Irmağı
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Kanırmağı – Türk ve Altay mitolojileriyle halk inancında Yeraltı Nehri. Yeraltında akar. İçindeki sıvı su değil kandır. Kan ölümü, ateşi, öfkeyi simgelediği gibi aslında yaşamın da sembolüdür, bu nedenle yaşam ve ölüm arasındaki sınırı simgeler. Bu ırmak masallarda bazen uçan atlarla geçilir.
Konu Germiyan' tarafından (22-03-2015 17:22 Saat 17:22 ) değiştirilmiştir.
Lady7 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yeni Üye
Üyelik tarihi:
05/2016
Nereden:
München
Mesajlar:
12
Konular:
3
Teşekkür (Etti):
3
Teşekkür (Aldı):
4
Ticaret:
(0) %
03-05-2016 03:35
#5
ellerinize saglik, birazini okudum cok bilgiler var bu sayfada,
cok tesekür ederim.
Whiteht - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Uzman Üye
Üyelik tarihi:
06/2015
Nereden:
C:/
Mesajlar:
1.348
Konular:
78
Teşekkür (Etti):
273
Teşekkür (Aldı):
246
Ticaret:
(0) %
03-06-2016 17:47
#6
böyle bir tariha sahip olduğum için ne mutlu bana ne mutlu bize Tengrim Türk olmak ne güzel bir hediye
--------------------- Adalet ayrı şey Adillik ayrı doğrusu adilliktir adalet değil .
Hacker Tepeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hesap Askıya Alındı
Üyelik tarihi:
04/2016
Nereden:
Geliyon
Mesajlar:
1.073
Konular:
38
Teşekkür (Etti):
144
Teşekkür (Aldı):
138
Ticaret:
(0) %
03-06-2016 17:52
#7
Ben açmayı düşünüyordum neyse baaşka bir konu bulmam lazım.. Eline sağlık
BONDAGE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yeni Üye
Üyelik tarihi:
06/2016
Mesajlar:
8
Konular:
0
Teşekkür (Etti):
0
Teşekkür (Aldı):
4
Ticaret:
(0) %
08-06-2016 04:17
#8
Yararlı konu teşekkürler.
cakr1805 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Katılımcı Üye
Üyelik tarihi:
01/2015
Mesajlar:
587
Konular:
37
Teşekkür (Etti):
70
Teşekkür (Aldı):
68
Ticaret:
(0) %
14-06-2016 04:34
#9
Elinize Sağlık
Erenn26 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yeni Üye
Üyelik tarihi:
07/2016
Mesajlar:
18
Konular:
1
Teşekkür (Etti):
5
Teşekkür (Aldı):
0
Ticaret:
(0) %
17-07-2016 19:41
#10
Müthiş konu emeğe saygı.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler