THT DUYURU

Türkiye Ülkemizden En Son Haberler...

chat
Seçenekler

''TSK PKK'yı yenemeyeceğini anladı''

lordpunisher - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
08/2007
Nereden:
underground
Mesajlar:
4.835
Konular:
3264
Teşekkür (Etti):
7
Teşekkür (Aldı):
385
Ticaret:
(0) %
14-08-2009 13:44
#1
Angry
''TSK PKK'yı yenemeyeceğini anladı''
Kürt sorununda çözümün anahatları belli: Vatandaşlık tanımını daha kapsayıcı kılmak, kültürel reform ve bir miktar ademi merkeziyetçilik. Öcalan silah bırakılması gerektiğini söylerse, PKK'yı silahsızlandırmak ve anlamlı bir af çıkarmak kolaylaşır. Ankara onun söylediklerini görmezden gelecek ama kullanacak. Fakat tüm bu adımlar Anayasa Mahkemesi'nden dönebilir.

Türkiye uzmanı Henry Barkey'nin Kürt açılımı üzerine söyleşisi:

Türkiye hükümeti, ülkenin güneydoğusundaki ayrılıkçı çatışmayı sona erdirmeyi amaçlayan açılımının ayrıntılarını henüz açıklamadı. Fakat planın muhtemelen neyi içereceği veya başarılı olması için neyi içermesi gerektiğine dair bolca spekülasyon yapılıyor. Böyle bir planın bazı esaslı noktaları ne olabilir?

İlk önce anayasada, vatandaşlık tanımını daha kapsayıcı hale getirecek biçimde bazı revizyonlar yapılması mevcut anayasa sadece Türkleri işaret ediyor. Sorun (ve çok zor olmasının sebebi) bunun tam da Türk devletinin kurucusu (Mustafa Kemal Atatürk) tarafından belirlenmiş tanımına aykırı düşmesi. Kurucunun söylediği her şeyin kutsal ve değiştirilemez olduğunu, buna dokunamayacağınızı düşünen epey geniş bir kesim söz konusu.

İkincisi kültürel reformlarla ilgili olmak zorunda. Yani Kürtçe'nin günlük hayatta çok daha kabul edilebilir kılınması, televizyon, radyo ve gazete sahibi bireylere devletin müdahalesi, hükmü veya sansürü olmaksızın (Kürtçe) yayın izninin verilmesi ve Kürtçe'nin öğretilmesi. Ayrıca Kürtçe'nin bazı devlet faaliyetlerinde kullanılması. Sözgelimi siyasetçilerin Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçe siyasi konuşma yapabilmesi. Şu an bu yasadışı ve derhal hapisle cezalandırılıyor.

Üçüncüsü, iktidarın bir kısmı yerel yönetimlere devredilmeli. Şu an Türkiye dünyadaki en merkeziyetçi devletlerden biri. Bütün kararlar Ankara'da alınmak zorunda. En küçük köydeki bir öğretmenin bile Ankara tarafından, merkezden atanması gerekiyor. Diğer sorun elbette asayişi sağlamakla görevli olanların da merkezden atanma zorunluluğu, ki (taşraya) ve bilhassa Kürt bölgelerine gidenler her zaman en iyileri olmuyor, çünkü buralar zahmetli görev bölgeleri sayılıyor.

Tabii bir de dördüncü var. Hükümetin herkesi içine katıp buna rağmen açılıma siyasi destek kazanmakta en çok zorlanacağı nokta da bu: Silah bırakması için PKK'ya yönelik bir tür af veya başka bir açılım ortaya konması. Gelen haberlere bakılırsa hükümetle ordu arasında böyle bir önerinin biçimine dair bir çalışma söz konusu ve bunun nasıl bir şey olacağını kestiremiyoruz.

Peki birçok kişi bir affı niye zorunlu görüyor?

İnsanların köylerine ve evlerine dönmesine, yanı sıra hapisteki çok sayıda insanın bırakılmasına imkân vermek için adam gibi bir af çıkarmanız lazım. Çok sayıda siyasi mahkum var, esasen siyasi faaliyetlerinden dolayı yasadışı örgüt üyeliğiyle suçlanıp 17 yıldır, 19 yıldır içeride olan insanlar var.

AKP liderliğindeki hükümet, açılımı meclise getirmeden önce başlıca muhalefet partileriyle görüşmeyi istiyor. Fakat CHP planın ayrıntıları kamuoyuna açıklanana dek bekleyeceğini söylüyor. Milliyetçi MHP'yse 'Kürt açılımı' konusundaki (olumsuz) fikirlerinin zaten bilindiğini belirtiyor. Bu da karışık bir başlangıca neden oluyor. Fakat hükümet meclis çoğunluğunu elde ederse bunlara gerek var mı? Ya da onun ötesinde de engeller çıkar mı?

Büyük tehlike, bu değişikliklerin birçoğunun Anayasa Mahkemesi'nden dönebilecek olması. Anayasa Mahkemesi gerçekten bağımsız bir kurum değil. AKP'nin yaptıkları aleyhinde davranmaya eğilimli olan ideolojik bir kurum gerekenleri meclisten geçirseniz bile Anayasa Mahkemesi'nden geri dönmesi gayet beklenebilir bir durum.

Birçok gözlemci Anayasa Mahkemesi'nin, kendisini ülkenin laik anayasasının ve Atatürk'ün ülkeyi kurma vizyonunun koruyucusu olarak gören ordunun hassasiyetlerini hesaba kattığı kanısında. Bu gelişmeler dahilinde ordunun konumunu nasıl nitelendiriyorsunuz?

Ordunun nihayet PKK'yla veya Kürtlerle 25 yıldır süren bu savaşı kazanamayacağını idrak eder noktaya geldiğini söylemeliyim. Türkiye tarihi boyunca çok sayıda isyan patlak verdi, fakat bu en uzun olanı ve hâlâ sürüyor. 25 yıl önce dağda kaç kişi varsa, bugün de neredeyse o kadar var. O yüzden en nihayetinde, bu savaşın sona ermeyeceği ve bitmesinin tek yolunun bir tür siyasi çözüm olduğu sonucuna vardılar. Fakat ordu için siyasi çözüm, Türk devletinin temel ilkelerinden ve öğretilerinden en azını vermek anlamına geliyor. Yani hükümeti son derece zorlu bir kavga bekliyor ve dürüst olmak gerekirse, (hükümet) belli reformlar konusunda kararlı olsa da, bunun ne kadar derin ve kalıcı olduğu konusunda biraz kuşkuluyum. Eğer bu da yapay bir reform girişimiyse, hiçbir yere varmayacaktır. Bu açılım, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki üslerinden saldıran PKK'yla savaşa devam ettiği bir dönemde gündeme geliyor. Ankara Iraklı Kürt yetkilileri PKK'nın üzerine gitmeye ikna etmek için büyük gayret sarf etti, zira bunun PKK'yı ayağa kalkamayacak biçimde zayıflatabile-ceği umuluyor. ABD'nin de desteğini alan bölgesel yaklaşım iyi gidiyor gibi.

Ankara'yla Kürt Bölgesel Yönetimi arasında doğmakta olan ittifak ne kadar güçlü ve arkasında ne var?

Türkler sonunda Iraklı Kürtlerin bir tehdit olmadığını kavramaya başladı. Aslında tam tersine, Iraklı Kürtler birçok açıdan Türklerin Irak'taki en iyi dostu ve Türkiye'nin kendi içindeki Kürt sorununun üstesinden gelmesi noktasında potansiyel bir müttefik. Çünkü Iraklı Kürtler Ankara'yla güçlü ilişkiye büyük önem atfediyor ve zaten uzun zamandır da bunun sinyallerini veriyor. Iraklı Kürtlerin gözünde Türkler, bütün komşuları arasında en ileri, en güvenilir olanı ve Batı'nın da bir parçası. Türkiye NATO üyesi, AB adayı.

Bu bilhassa Türkler için beklenmedik bir gelişme, zira Irak savaşı başladığı ve Irak'ın federal bir devlet haline geldiği anda Türkler, “Bu bizim Kürtlere de örnek olacak ve onlar da Türkiye'de bir federasyon veya özerklik peşine düşecek” demişti. Ve Türkler bu meselede bir noktaya dek adeta çılgına döndü ve Irak *********ı'na karşı çok sert tavır sergiledi. Fakat zamanla gerçekte olan bitenin bu olmadığını ve Irak *********ı'nın kendilerine yardım edebileceğini anladılar. Ve Türkiye hükümeti, övgüye değer olduğunu söylemem gereken bir tutumla, bir yıl önce politikalarını neredeyse 180 derece değiştirdi ve sertlik yanlısı, Irak *********ı karşıtı yaklaşım bugün işbirliği yapma noktasına geldi.

Hakkında konuşmadığımız tek aktör PKK'nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan. Kürt meselesinin çözümü için, PKK'nın silahlı eylemlerini başlattığı 15 Ağustos'ta kendi 'yol haritasını' açıklayacağını söyledi. Erdoğan'ın açılımını destekliyor mu, karşı mı çıkıyor, belli değil henüz. Öcalan'ın görüşleri şu noktada ne kadar önemli?

Öcalan'ın görüşleri meseleyle hem alakalı hem de alakasız. Hükümet söz konusu olduğunda alakasız. Hükümet Öcalan'la temas içinde görünemez, çünkü herhangi bir reform girişimini bu tek başına batırır. Türkler arasında Öcalan'a yönelik çok yoğun bir nefret var. Elbette Kürtler için tam tersine, hâlâ bir kahraman. Demem o ki, birçok Kürt için, hatta PKK'yı, onun taktiklerini veya ideolojisini sevmeyen Kürtler için PKK onları bugünlere getiren kurum. Kürtlere göre PKK olmasaydı, Türkler bugün bir reform paketiyle tasarlıyor olmazdı. Öcalan silahlı mücadelenin bırakılması gerektiğini söylerse, PKK'yı silahsızlandırmak ve anlamlı bir af yasası çıkarmak çok daha kolay olacaktır. Yani Ankara onun söylediklerini görmezden gelecek, ama aynı zamanda kullanacak.

PKK bugün savaşmaya devam ederken, yaygın olarak onunla bağlantılı addedilen siyasetçiler güneydoğudaki seçimlerden çok iyi sonuçla çıktı ve şimdi çatışmaya yönelik nihai bir siyasi çözümün parçası konumunda görünüyorlar. Türkiyeli Kürtlerin Erdoğan'ın ortaya koyduğu açılım (siyasi bir çözüm) karşısındaki ruh halleri nedir?

Türkiye'deki Kürt siyasetinin çok daha güçlü ve çok daha dirençli hale geldiğine çoktandır tanık oluyoruz. Güneydoğudaki belediyeleri kontrollerinde tutuyorlar (Türkiye'deki yerel yönetim yasaları nedeniyle belediye başkanlarının gücü çok az olsa da), fakat kaderlerini bir nebze de olsa tayin edebilmek siyasetin belli kazanımlar sağlayacağını ve artık silahlı mücadeleye ihtiyaçları olmadığını idrak etmelerine de yol açtı. Silahlı mücadeleyle ulaşmaları gereken noktaya halihazırda ulaşmış durumdalar.

(Soğuk Savaş'ta Doğu Bloku'na yayın yapmak için kurulan uluslararası yayın kuruluşu, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'nda misafir öğretim üyesi, Lehigh Üniversitesi'nde profesör, 12 Ağustos 2009)

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler