THT DUYURU

Türkiye Ülkemizden En Son Haberler...

chat
Seçenekler

17 Ağustos depreminin en trajik olayı

KaFKaNKaaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
08/2008
Nereden:
Oradaydık ve Şimdi Buradayız
Mesajlar:
3.831
Konular:
2893
Teşekkür (Etti):
50
Teşekkür (Aldı):
912
Ticaret:
(0) %
17-08-2009 12:48
#1
17 Ağustos depreminin en trajik olayı
Prof. Osman ÖZSOYHaber 717 Ağustos depreminin en trajik olayı
17 Ağustos depreminin ardından afet bölgesinde kapsamlı bir saha çalışmamız oldu.
Enkaz altından günler sonra kurtulan çok sayıda depremzede ile tek tek görüştüm. Bir bölümünü ‘Depremde Mucizevi Kurtuluşlar’ adıyla kitaplaştırdığımız çalışmamız sırasında beni en çok etkileyen deprem anında yaşananlardan daha çok, deprem sonrası yaşanan trajik bir olay oldu.
Tüm dünyada ciddi bir doğal afete uğramış olanların ortak bir davranış biçimi vardır. Gelecek günler için kendilerini yeterince güvende hissetmediklerinden, temin edebildikleri her türlü işe yaraması muhtemel nesneyi elleri altında bulundurmak isterler. Çünkü yaşama tutunmak için temel bazı ihtiyaçlarını karşılamak zorundadırlar. Bunlar arasında yeme-içme, barınma ve ısınma en başta gelir.
Yalava Çitflikköy’de oturan, depremde canlarını kurtarmalarına rağmen ev barklarını kaybeden ve sokakta kalan bir ailenin yaşadığı trajik olay gerçekten yürek sızlatıcıdır.
Depremde hasar görmeyen küçük kamyonetinin arkasına 3 ******nu bindiren bir baba, yol kenarında gördüğü eski bir araç lastiğini giderek soğuk geçen Ağustos akşamlarında gerektiğinde yakarak etrafında çoluk çocuk oturmak için kamyonetin arkasına attığında, az sonra yaşanacak trajik olaydan elbette habersizdir.
Lastiği aracın arkasına çocukların yanına koyduktan sonra yoluna devam eden baba, yolda çocukların giderek yükselen sesini duysa da, yavaş gittiğinden ve seyahat engeli oluşturan bir risk görmediğinden yoluna devam eder.
Gidecekleri yere vardıklarında ve çocuklarını araçtan indirmek için yanlarına gittiğinde, çocukların araç kasasında yere uzandıklarını görür. Daha ne olduğunu anlamadan kasanın bir köşesinde bir yılan dikkatini çeker. Çocukların yılan tarafından zehirlendiğini anlayıp hastaneye koştursa da artık çok geçtir. Aracın arkasına attığı lastiğin içine kıvrılarak saklanan bir yılanın çocukları sokarak zehirlediği anlaşılır.
Bu trajik olayı dinlediğimde uzun zaman etkisinden kurtulamamıştım.
Öylece gömüldüler...
Hangi birini anlatalım.
Abdülrezzak Kürani ve Halime Kürani birbirini çok seven karı kocadır.
Deprem tüm şiddeti ile evlerini sarsmaya başladığında birbirlerine sımsıkı sarılarak son nefeslerini verdikleri ancak enkaz altındaki cesetlerine ulaşılınca anlaşılabildi.
Birbirlerine öylesine sarılmışlardı ki, ölülerini kimse ayıramadı. Kolları birbirine iyice kenetlenmişti. Ayırmak için koparmak gerekiyordu. Baktılar ki olmayacak, ayrı ayrı tabuta da koyamayacaklar karı kocayı, Abdülrezzak ve Halime Kürani'yi birlikte verdiler toprağa...
Ölmeden önceki son saniyelerini nasıl geçirdikleri, o dehşet anında neler yaşadıkları, neler çektiklerini bilemiyoruz. Bilinen birşey varsa, onların ölümden sonra bile birbirinden ayrılmadığı...
Deprem anında yaşananlara ilişkin dinlediklerim arasında, “o sırada evli olduğum, çoluk ******m bile aklıma gelmedi, kendimi evden dışarı attım” diyen çok sayıda insanla karşılaşınca, Kürani Ailesi’nin birbirlerine sımsıkı sarılmış olarak son nefesini vermiş olmaları daha bir anlam kazanmaktadır.
O gece hakikaten dehşet gecesiydi. 17 Ağustos depreminde Değirmendere’nin bir kısmı deniz dibine çöktü. Dalgıçlar yıllar sonra daldığında su altındaki otel, arabalar, enkazlar ve çınar ağacının olduğu gibi durduğu görüldü.
Yazımızı konuyla bağlantılı farklı bir anekdot aktarak sonlandıralım.
Ne isterseniz veririm...
26 Aralık 2004’te meydana gelen, merkez üssü Endonezya’ya ait Sumatra adası olan 9 Richter ölçeğindeki deprem, geçtiğimiz yüzyılda yaşanmış en büyük tsunami felaketini ortaya çıkardı. Güney Asya'yı vuran deprem ve tsunami felaketiyle ilgili haberler arasında en çok ilgimi ne çekti biliyor musunuz? Deprem sonrası oluşan dev dalgalar, İtalya'nın Milan takımında oynayan ünlü futbolcu İnzaghi'nin, Maldiv adalarının Sri Lanka'ya en yakını olan Kihaadhuffaru Adası'nda kaldığı otele ulaşınca, ortalık birden ana baba gününe döner. Giderek yükselen sulardan korunmak için en yakınındaki palmiye ağacına tırmanmayı düşünen İnzaghi, 'Ne olur, bana bir merdiven bulun, ne isterseniz veririm' diye bağırır.
Ama nafile. Herkes kendi can derdindedir ve İnzaghi'nin bir merdiven karşılığında vaat ettiği servet o an hiçbir anlam ifade etmemektedir.
O gün orada yaşananlara tanık olan Kuşadalı Abdulgaffar Akay, bir başka İtalyan vatandaşının, en pahalısı 20 bin dolar etmeyen bir tekne için 100 bin dolar vermeyi vaat ettiğini anlatır. Ama o da talebine karşılık bulamaz.
Sahip olduğumuz dünyevi şeylerin bir hiç hükmünde olduğu kimi zaman son nefeste ancak anlayabiliyor.
Bununla birlikte uzun yaşam arzusunun insanın doğasında olduğu da bir vakıa... Büyükler bu konuda, ‘vermek istemeseydi, isteme arzusunu da vermezdi’ diyerek, ölüm sonrası hayatın varlığına ve Allah’ın bu talepleri boşa çıkarmayacağına işaret ederler.
Vakti saati gelince kimileri kısa, kimileri daha uzun yaşayarak terk ediyor bu alemi. Önemli olan, verimli bir yaşam sürdürebilmek ve yaşanılan ömrün hakkını verebilmektir.
Ama gelin görün ki, deprem anında yaşanan travma büyük olsa da, 17 Ağustos depreminden sonra “acaba ne olacak” telaşı ile başlangıçta haberlere olan ilgi artarken, iki hafta sonra tekrar Televole türü magazin programları reyting raporlarında ilk sıraya oturur.
Akıldan yoksun tavukların bile deprem stresi ile uzun zaman yumurtlama verimlerinde ciddi düşüş olduğunun gözlendiği bir dünyada, insanoğlunun afetlerin ardından eski vurdumduymazlıklarına hızlı geri dönüşü de doğrusu merak konusudur.
Nasrettin Hoca’nın dediği gibi herkesin ölümü kendisinin kıyameti olsa da, pek bir hoyratça yaşanıyor gibi bu hayatlar... Ne dersiniz... Hazır mıyız?

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler