Selamün aleyküm,
Öncelikle sözlerime, Şanlıurfa Siverek ilçesinde ve Kahramanmaraş Onikişubat ilçesinde gerçekleştirilen iki olay için tüm Türkiye’mize ve vefat edenlerin ailelerine başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum. Allah yardımcımız olsun; bu tarifi zor acı için sabır ve kolaylık versin inşallah.
Bu yaşanan iki olaydan sonra tekrar geri dönmek ve artık bir şeyler yapmak istediğimi fark ettim. Ve gerçekten bir şeyler yapacağım. Sosyal medyanın ne kadar korkunç olabileceğini son iki senedir yakından takip ettiğim süreçte açıkça gördüm. Discord’daki iğrenç zihniyetli “dark mizah” grupları, Telegram’da terör eylemleri için oluşturulan yapılar, hastalıklı düşünceler için açılan özel gruplar, +18 ifşa içerikleri… Bunların hepsi; insanlık, haysiyet, şeref, onur ve edep gibi değerlerimizin gençliğimizden çalınmasına sebep oluyor. Üzücü olan ise gençlerimizin de buna hızla uyum sağlamasıdır.
Sosyal çürümenin hat safhaya ulaştığını düşünüyorum. İnsanı insan yapan birçok değeri kaybediyor; bireysel çıkarlar, yalnızlık ve güvensizlik üzerine kurulu hayatların arttığını görüyorum. Bu yüzden artık bir şeyler yapma isteğimi bastıramadım ve bu konuda adım atmak istiyorum.
Kimseye nasıl bir insan olması gerektiğini öğretemeyiz. Herkesin bir karakteri, düşüncesi, hedefi ve bakış açısı vardır. Buna saygım sonsuzdur. Ancak kendimizi ciddi anlamda kaybetmiş bir toplum olarak görüyorum. Devletimizde, üst kesimden halk kesimine kadar yayılan bu karamsarlık ve çıkarcılık artık “yeter” dedirtiyor. Daha iyi insanlar olabilmek adına herkesi bu konuda sorumluluk almaya davet ediyorum.
Amacım ne devletimizi eleştirmek, ne bir siyasi görüşü savunmak, ne de bir ayrımcılık oluşturmak. Sadece bizler için, çocuklarımız için, ailelerimiz ve geleceğimiz için güzel bir şeyler yapmak istiyorum.
Hiçbir siyasi partiyi desteklemiyorum. Hiçbir milletin veya ırkın savunuculuğunu yapmıyorum ve yapmayacağım. Ben Kürt asıllı bir bireyim. Ama bildiğim tek şey şu: Ben Türkiye Cumhuriyeti’nde doğdum. Çanakkale’de, İzmir’de, Urfa’da, Maraş’ta, Antep’te, Kars’ta, Gelibolu’da atalarımız ortak bir amaç uğruna can verdi. Bu amaç, Kurtuluş Savaşı olarak dünya tarihine altın harflerle yazıldı.
Artık dönem değişti ve savaş şekilleri de değişti. Bu yüzden yeni bir “mücadele” içinde olduğumuzu düşünüyorum. Bu mücadele; halktan ve devletten başlayarak değerlerimizi yeniden inşa etme mücadelesidir.
Ailemiz için, çocuklarımız için ama en önemlisi; şehitlerimizin kanıyla yüzyıllardır gökyüzünde dalgalanan al bayrağımız için bir şeyler yapmalıyız.
Biraz fazla iddialı ve duygusal olmuş olabilir. Ancak son yaşanan olaylardan sonra hissettiklerimi samimiyetle paylaşmak istedim. Yöneticilerden ricam; beni yanlış anlamamalarıdır. Ben sadece daha iyi bir toplum için çaba göstermek isteyen bir vatandaşım.
Sözlerimi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözüyle bitirmek istiyorum:
“Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.”
Öncelikle sözlerime, Şanlıurfa Siverek ilçesinde ve Kahramanmaraş Onikişubat ilçesinde gerçekleştirilen iki olay için tüm Türkiye’mize ve vefat edenlerin ailelerine başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum. Allah yardımcımız olsun; bu tarifi zor acı için sabır ve kolaylık versin inşallah.
Bu yaşanan iki olaydan sonra tekrar geri dönmek ve artık bir şeyler yapmak istediğimi fark ettim. Ve gerçekten bir şeyler yapacağım. Sosyal medyanın ne kadar korkunç olabileceğini son iki senedir yakından takip ettiğim süreçte açıkça gördüm. Discord’daki iğrenç zihniyetli “dark mizah” grupları, Telegram’da terör eylemleri için oluşturulan yapılar, hastalıklı düşünceler için açılan özel gruplar, +18 ifşa içerikleri… Bunların hepsi; insanlık, haysiyet, şeref, onur ve edep gibi değerlerimizin gençliğimizden çalınmasına sebep oluyor. Üzücü olan ise gençlerimizin de buna hızla uyum sağlamasıdır.
Sosyal çürümenin hat safhaya ulaştığını düşünüyorum. İnsanı insan yapan birçok değeri kaybediyor; bireysel çıkarlar, yalnızlık ve güvensizlik üzerine kurulu hayatların arttığını görüyorum. Bu yüzden artık bir şeyler yapma isteğimi bastıramadım ve bu konuda adım atmak istiyorum.
Kimseye nasıl bir insan olması gerektiğini öğretemeyiz. Herkesin bir karakteri, düşüncesi, hedefi ve bakış açısı vardır. Buna saygım sonsuzdur. Ancak kendimizi ciddi anlamda kaybetmiş bir toplum olarak görüyorum. Devletimizde, üst kesimden halk kesimine kadar yayılan bu karamsarlık ve çıkarcılık artık “yeter” dedirtiyor. Daha iyi insanlar olabilmek adına herkesi bu konuda sorumluluk almaya davet ediyorum.
Amacım ne devletimizi eleştirmek, ne bir siyasi görüşü savunmak, ne de bir ayrımcılık oluşturmak. Sadece bizler için, çocuklarımız için, ailelerimiz ve geleceğimiz için güzel bir şeyler yapmak istiyorum.
Hiçbir siyasi partiyi desteklemiyorum. Hiçbir milletin veya ırkın savunuculuğunu yapmıyorum ve yapmayacağım. Ben Kürt asıllı bir bireyim. Ama bildiğim tek şey şu: Ben Türkiye Cumhuriyeti’nde doğdum. Çanakkale’de, İzmir’de, Urfa’da, Maraş’ta, Antep’te, Kars’ta, Gelibolu’da atalarımız ortak bir amaç uğruna can verdi. Bu amaç, Kurtuluş Savaşı olarak dünya tarihine altın harflerle yazıldı.
Artık dönem değişti ve savaş şekilleri de değişti. Bu yüzden yeni bir “mücadele” içinde olduğumuzu düşünüyorum. Bu mücadele; halktan ve devletten başlayarak değerlerimizi yeniden inşa etme mücadelesidir.
Ailemiz için, çocuklarımız için ama en önemlisi; şehitlerimizin kanıyla yüzyıllardır gökyüzünde dalgalanan al bayrağımız için bir şeyler yapmalıyız.
Biraz fazla iddialı ve duygusal olmuş olabilir. Ancak son yaşanan olaylardan sonra hissettiklerimi samimiyetle paylaşmak istedim. Yöneticilerden ricam; beni yanlış anlamamalarıdır. Ben sadece daha iyi bir toplum için çaba göstermek isteyen bir vatandaşım.
Sözlerimi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözüyle bitirmek istiyorum:
“Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.”
Son düzenleme:
