BÜYÜK TAARUZ PLANLARI
Büyük Taaruz öncesinde uzun bir hazırlık devresi vardır. Ankara Hükümeti büyük bir sabır ve sert kanunlarla savunma tedbirleri almış ve yeni bir bütçe uygulanmıştır. Yapılan taaruz gerçekten iyi hazırlanmış bir planın ürünüdür. Karşıdaki ordunun ne yapacağı tahmin edildiğinden savaş tam anlamıyla bir kurmaylar muharebesi şeklinde gelişmiştir. O planı yapanların içinden sadece bir kumandan, bir görüş yoktur, bir sürü görüş vardı. Onların muhassalası (neticesi) söz konusudur. O muhassalayı yapan adam ise büyük mareşal ve başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa'dır. Büyük Taaruz başlamadan evvel kurmaylar planlamayı yaparken, Gazi Mustafa Kemal'in planına hemen herkesin itiraz ettiği, ''Bu çok iddialı, bunu gerçekleştiremeyiz'' dediği, Gazi'nin ise ''Ya bunu gerçekleştiririz ya da gerçekleştiremezsek zaten bittik.'' dediği malumdur. Taaruz öncesinde dış dünyada Türklerin müstahkem (korunaklı) mevkileri bertaraf edeceğine inanılmıyordu fakat düşman tarafın ve İtilaf Devletleri otoritelerinin beklemedikleri aniden gerçekleşti...
BÜYÜK TAARUZ BAŞLIYOR
26 Ağustos günü erken saatte başlayan top atışını arkadan bir hücum ve ilk aşamada güneyde, Çal köyünde Yunan tümenlerininönemli kısmının çembere alınması ve kuzeyde Eskişehir mıntıkasındaki Yunan işgal kuvvetlerine hücum izledi. Savaş ani saldırıyla başlamıştı ve öyle devam etti. Aslında başarılı bir asker olarak tanınan Yunan Ordusu Başkumandanı General Tripokis 2 Eylül'de esir alındı ve öncü kıt'alar İzmir'e dayandılar. 9 Eylül'de ise Gazi Mustafa Kemal Paşa ve diğer kıt'alar İzmir'e törenle girdi.
26 AĞUSTOS 1071 - 26 AĞUSTOS 1922
1526'nın 29 Ağustos'undaki Mohaç Zaferi Avrupa tarihinin değiştiği bir olay, Türklerin imparatorluğunun zirve noktası olarak kabul edilebilir. Yaklaşık 400 yıl sonra, 30 Ağustos 1922'deki Dumlupınar Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nde kazanılan zaferse, Türklerin Küçük Asya'daki anavatanlarını savunmalarının zaferidir ve beklenen bir zaferdir. Hatta şunu da ifade edebiliriz; 26 Ağustos 1071 Türklerin Anadolu'ya giriş tarihidir; 26 Ağustos 1922 ise Anadolu'dan asla çıkmayacağımızın belgesidir. Zaten çıkamayacak durumda olduğumuz da açıktır...
Büyük Taaruz öncesinde uzun bir hazırlık devresi vardır. Ankara Hükümeti büyük bir sabır ve sert kanunlarla savunma tedbirleri almış ve yeni bir bütçe uygulanmıştır. Yapılan taaruz gerçekten iyi hazırlanmış bir planın ürünüdür. Karşıdaki ordunun ne yapacağı tahmin edildiğinden savaş tam anlamıyla bir kurmaylar muharebesi şeklinde gelişmiştir. O planı yapanların içinden sadece bir kumandan, bir görüş yoktur, bir sürü görüş vardı. Onların muhassalası (neticesi) söz konusudur. O muhassalayı yapan adam ise büyük mareşal ve başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa'dır. Büyük Taaruz başlamadan evvel kurmaylar planlamayı yaparken, Gazi Mustafa Kemal'in planına hemen herkesin itiraz ettiği, ''Bu çok iddialı, bunu gerçekleştiremeyiz'' dediği, Gazi'nin ise ''Ya bunu gerçekleştiririz ya da gerçekleştiremezsek zaten bittik.'' dediği malumdur. Taaruz öncesinde dış dünyada Türklerin müstahkem (korunaklı) mevkileri bertaraf edeceğine inanılmıyordu fakat düşman tarafın ve İtilaf Devletleri otoritelerinin beklemedikleri aniden gerçekleşti...
BÜYÜK TAARUZ BAŞLIYOR
26 Ağustos günü erken saatte başlayan top atışını arkadan bir hücum ve ilk aşamada güneyde, Çal köyünde Yunan tümenlerininönemli kısmının çembere alınması ve kuzeyde Eskişehir mıntıkasındaki Yunan işgal kuvvetlerine hücum izledi. Savaş ani saldırıyla başlamıştı ve öyle devam etti. Aslında başarılı bir asker olarak tanınan Yunan Ordusu Başkumandanı General Tripokis 2 Eylül'de esir alındı ve öncü kıt'alar İzmir'e dayandılar. 9 Eylül'de ise Gazi Mustafa Kemal Paşa ve diğer kıt'alar İzmir'e törenle girdi.
26 AĞUSTOS 1071 - 26 AĞUSTOS 1922
1526'nın 29 Ağustos'undaki Mohaç Zaferi Avrupa tarihinin değiştiği bir olay, Türklerin imparatorluğunun zirve noktası olarak kabul edilebilir. Yaklaşık 400 yıl sonra, 30 Ağustos 1922'deki Dumlupınar Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nde kazanılan zaferse, Türklerin Küçük Asya'daki anavatanlarını savunmalarının zaferidir ve beklenen bir zaferdir. Hatta şunu da ifade edebiliriz; 26 Ağustos 1071 Türklerin Anadolu'ya giriş tarihidir; 26 Ağustos 1922 ise Anadolu'dan asla çıkmayacağımızın belgesidir. Zaten çıkamayacak durumda olduğumuz da açıktır...
Kaynak: Dakikalar içinde Atatürk ve Dünyası - Askeri, siyasi ve özel hayatı - İlber Ortaylı. Sayfalar: 204-205



