Acziyet en müessir dildir
Nemrut, çok güçlü ve gururlu bir kraldı. Zengindi; orduları ve toprakları vardı. İnsanlar onun gücü karşısında tir tir titrerlerdi.
Nemrut, Hz. İbrahimin Allahtan getirdiği dine inanmayıp, yaptırdığı kulenin tepesinden Allaha ok atmaya kalkan; böylesine sapıtan bir insandı.
Allaha savaş ilan etmişti!..
Bir süre sonra, Nemrutun burnundan giren sinek, beynine doğru ilerledi. Kafasının içinde kurtçuklar oluştu. Bu kurtlar hareket ettikçe, Nemrut çıldırma derecesine gelirdi. Askerlerinden birinin eline tahtadan bir balyoz verip, beyni fazla karıncalandığında Vur! derdi, o da hafif hafif kafatasına vururdu.
Bu köle bir gün, Nemrutun eskiden kendisine yaptığı zulümler hatırına gelerek tokmağı beynine hızla vurmuş ve Nemrut ölmüştü. Aklı erenler demiştir ki: İşte yerlere ve göklere ok atan, kendinden büyük tanımayan, kendini en güçlü zanneden Nemrut, bir sinek yüzünden şurada ölü yatmaktadır.
İnsan, aczini bilmelidir ve her an Allaha muhtaç olduğunu unutmamalıdır. Aczini bilemeyen insan, firavunlaşabilir. Elbette ki kâinatı yaratan Allah, her şeyden daha büyüktür. Allah-u Ekber ibaresini Allah büyüktür diye tercüme ediyorlar. Doğrusu ise En büyük Allahtır şeklindedir. Dağlar, nehirler, insanlar, devletler büyük olabilir. O büyüklüklerin bütününü yaratan Allahtır.
Elektriği, suları, depremi, salgın hastalıkları düşününüz. Bazen, birkaç saniye içinde gerçekleşen bir deprem, binlerce insanın ölümüne neden olur. Bazen beklenmedik bir yangın, bazen küçük bir elektrik çarpması hayatımızı altüst eder. Bunlar karşısında insanoğlu gerçekten acizdir. Kâinatta olup biten her şey Allahın iradesindedir. Allah isteyince tam tersi de olur. Bütün dünya bir araya gelip bir insana zarar vermek istese, Allah dilemediği zaman hiçbir şey yapamazlar. Firavunun ülkesi, serveti, ordusu, hazinesi vardı. Hz. Musanın ise hiçbir şeyi yoktu. Fakat Musa (as), Firavunu mağlup etti. Çünkü Musa (as) bir peygamberdi. Allaha dayanmıştı. Allah da onu güçlendirmişti. Onu hiç kimse durduramazdı. Musa (as)nın geçtiği denizde Firavun boğuldu. Krallığı, varlığı, askerleri onu kurtaramadı.
Acziyetini itiraf edip Allaha sığınmak, kul olmanın gereğidir. İnsan Allaha sığınmazsa, Allah onun acizliğini ona daha şiddetli hadiselerle bildirir. Yüksek mevki ve makamlardaki insanların pek çoğu bir derdin pençesinde kıvranmaktadır. Nice kalp doktorları kalp hastalığından ölür. Nice güreşçiler kansere yenilir. Küçücük bir mikrobun sebep olduğu bir hastalık koca bir ülkeyi tehdit eder.
Bu sebepten insan acizliğinin farkında olarak Kadir-i Mutlak olan Rabbine dua dua yalvarırsa, rahmeti sonsuz olan Allah, onun dualarına cevap verir. Pek çok kere şahit oldum ki, acziyet en müessir dildir...
Nemrut, çok güçlü ve gururlu bir kraldı. Zengindi; orduları ve toprakları vardı. İnsanlar onun gücü karşısında tir tir titrerlerdi.
Nemrut, Hz. İbrahimin Allahtan getirdiği dine inanmayıp, yaptırdığı kulenin tepesinden Allaha ok atmaya kalkan; böylesine sapıtan bir insandı.
Allaha savaş ilan etmişti!..
Bir süre sonra, Nemrutun burnundan giren sinek, beynine doğru ilerledi. Kafasının içinde kurtçuklar oluştu. Bu kurtlar hareket ettikçe, Nemrut çıldırma derecesine gelirdi. Askerlerinden birinin eline tahtadan bir balyoz verip, beyni fazla karıncalandığında Vur! derdi, o da hafif hafif kafatasına vururdu.
Bu köle bir gün, Nemrutun eskiden kendisine yaptığı zulümler hatırına gelerek tokmağı beynine hızla vurmuş ve Nemrut ölmüştü. Aklı erenler demiştir ki: İşte yerlere ve göklere ok atan, kendinden büyük tanımayan, kendini en güçlü zanneden Nemrut, bir sinek yüzünden şurada ölü yatmaktadır.
İnsan, aczini bilmelidir ve her an Allaha muhtaç olduğunu unutmamalıdır. Aczini bilemeyen insan, firavunlaşabilir. Elbette ki kâinatı yaratan Allah, her şeyden daha büyüktür. Allah-u Ekber ibaresini Allah büyüktür diye tercüme ediyorlar. Doğrusu ise En büyük Allahtır şeklindedir. Dağlar, nehirler, insanlar, devletler büyük olabilir. O büyüklüklerin bütününü yaratan Allahtır.
Elektriği, suları, depremi, salgın hastalıkları düşününüz. Bazen, birkaç saniye içinde gerçekleşen bir deprem, binlerce insanın ölümüne neden olur. Bazen beklenmedik bir yangın, bazen küçük bir elektrik çarpması hayatımızı altüst eder. Bunlar karşısında insanoğlu gerçekten acizdir. Kâinatta olup biten her şey Allahın iradesindedir. Allah isteyince tam tersi de olur. Bütün dünya bir araya gelip bir insana zarar vermek istese, Allah dilemediği zaman hiçbir şey yapamazlar. Firavunun ülkesi, serveti, ordusu, hazinesi vardı. Hz. Musanın ise hiçbir şeyi yoktu. Fakat Musa (as), Firavunu mağlup etti. Çünkü Musa (as) bir peygamberdi. Allaha dayanmıştı. Allah da onu güçlendirmişti. Onu hiç kimse durduramazdı. Musa (as)nın geçtiği denizde Firavun boğuldu. Krallığı, varlığı, askerleri onu kurtaramadı.
Acziyetini itiraf edip Allaha sığınmak, kul olmanın gereğidir. İnsan Allaha sığınmazsa, Allah onun acizliğini ona daha şiddetli hadiselerle bildirir. Yüksek mevki ve makamlardaki insanların pek çoğu bir derdin pençesinde kıvranmaktadır. Nice kalp doktorları kalp hastalığından ölür. Nice güreşçiler kansere yenilir. Küçücük bir mikrobun sebep olduğu bir hastalık koca bir ülkeyi tehdit eder.
Bu sebepten insan acizliğinin farkında olarak Kadir-i Mutlak olan Rabbine dua dua yalvarırsa, rahmeti sonsuz olan Allah, onun dualarına cevap verir. Pek çok kere şahit oldum ki, acziyet en müessir dildir...
