DİNLEMEKTEN ZEVK ALIRIM
Neşeli bulunduğu bir zamanı seçerek:
- Paşam... Demiştim, şu danıştıklarının içinde bazen öyleleri var ki, şaşırıyorum. Bunların mütalalarına nasıl olsa sonunda iştirak etmeyeceksin. Kararını önceden vermiş olduğun da malum... O hal de, ne diye onları birer birer çağırıp karşısında söyletirsin?
Atatürk, yüzüne alaycı bir eda ile bakıp şu cevabı vermişti:
- Bazen hiç umulmadık adamdan ben çok şeyler öğrenmişimdir; hiç bi kanaatı hakir (değersiz) görmemek lazımdır. Neticede, kendi fikrimi bile edecek olsam, herkesi ayrı ayrı dinlemekten zevk alırım.
Olaylar Ve Atatürk Sh 58
---------------------------------------------------------------------------------------
İKİMİZ DE "GAZİ"YİZ...
Bir tarihte Eskişehir’i ziyaretinde; yakın köylerde gezinti yaparken, asırlık çınarların gölgesine sığınmış bir köy kahvesi önünde otomobili durdurdu. Salih Bozok'a;
- Bu çınarları hatırlıyorum... Dedi; zaferden sonra bir gün yolum düşmüştü!... Eski hatıraları bir an tekrar yaşatmak için; araba dan inip, büyük bir tevazuuyla köy kahvesinin harap iskemlesine oturdu.
Biraz sonra kahveci ona, köyünün yegane ikramı olan ayranı temiz bardaklar içinde getirince “Gazi” pek memnun oldu. Yaşlı kahveciye sordu:
- Adın ne?...
- Yusuf!...
- Buralarda geçmiş harbi hatırlar mısın?...
- Nasıl hatırlamam, paşam?... Maiyetinde çavuştum!...
- Maiyetimde mi...
Bütün kuvvetlerin baş kumandanı değil miydin, paşam!... Hep emrinde savaştık.
Büyük kurtarıcı zeki köylüyü takdir etmişti. Aferin; Gazi Yusuf Çavuş!... deyince, eski asker el buğuladı:
- Estağfurullah, paşam!... Gazi sizsiniz!...
- Rütbe başka... Fakat harpten dönmüş iki asker olmamız sıfatıyla ikimiz de "Gazi"yiz!...
Ve tepside duran ayran bardaklarından birini bizzat eliyle çavuşa vermek lütfünü göstererek, ilave etti:
- Şerefine Gazi Yusuf Çavuş!...
- Şerefte daim ol paşam!...
Ağlamaktan ayranı içemeyen kahveciye, o zamanın çok parası olan bir yüzlük verip gülümsedi:
- Allahaısmarladık, silah arkadaşım!...
Atatürk’ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları, Sh 50-51
---------------------------------------------------------------------------------------
KONYA İSYANINDA
Konya İsyanı'nı müteakip Konya'ya gelen Atatürk sinirli ve üzgündü. Şehrin ileri gelenleriyle belediye salonunda konuşurken elindeki yanar sigarayı bir aralık iki parmağı arasına almış ve ateşi parmakları arasında ezerek söndürmüş ve şöyle demişti:
Ateş nerede çıkarsa çıksın, iki parmağımın arasında böyle ezeceğim!...
Nükte Ve Fıkralarla Atatürk, Sh 41
---------------------------------------------------------------------------------------
ATATÜRK VE ALEMDAR
Atatürk, Osmanlı Padişahları arasında Yıldırım ve Beyazıt, Fatih, Yavuz, IV. Murat'ı beğenirdi. Sadrazamlar arasında da Alemdar Mustafa Paşa'ya kızardı:
- Biraz kültürü olsaydı Cumhuriyeti ilan ederdi!.. derdi.
- Büyük Reşit Paşa'nın kültürü, Alemdar Mustafa Paşa'nın kültürü birleşebilseydi, ben tarihe başka bir görevle girerdim, demişti.
Nükte Ve Fıkralarla Atatürk, Sh 321-322
OLUR ŞEY DEĞİL
Muallimler Ankara'da bir içtima yapmışlar, içtimaa iki üç muallim hanım da iştirak ederek salonda ayrı bir yere oturmuşlardı.
Muallim hanımların içtimaa gitmelerini hoş görmeyen Meclis'in sarıklıları Gazi'ye şikayete gidiyorlar.
Gazi kızarak:
- "Kimmiş Muallimler Cemiyeti Reisi? Çağırın onu!"
Ve Mazhar Müfit birkaç dakika sonra içeri girince gürleyen bir sesle çıkışıyor:
- “Siz Muallimler içtimamda ne yapmışsınız? Ne ayıp şey bu?"
Mazhar Müfit şaşakalır. Gazi'den bu hareket mi beklenirdi? Sarıklılar muzaffer bir besaretle gülüyor. Sarıklılar neşe içinde Gazi'nin sesi hep aynı tonda devam ediyor.
- "Olur şey değil olur şey değil!"
Mazhar Müfit hala ayakta ve hala ne diyeceğini şaşırmış bir halde cevap vermeye çalışıyor:
- "Efendim vallahi..."
- "Bırak bırak ben hepsini biliyorum; içtimaa Muallime Hanımlar’ıda çağırdınız. Fakat onları niye ayrı sıralara oturttunuz? Sizin kendinize mi itimadınız yok, Türk hanımının faziletine mi ? Bir daha öyle ayrılık gayrılık görmeyeyim, anladınız mı ?
Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları Sh 59
---------------------------------------------------------------------------------------
ATATÜRK'E BİR KÖYLÜNÜN CEVABI
Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur. Biz bu savaşlardan başkaldırıp ne memleketi imar edebilmişiz, ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur. Bunun sebebi, bizim suçumuzda olduğu kadar düşmanlarımızdadır da. Çünkü başta Moskoflar olmak üzere düşmanlarımız hep şöyle düşünürlerdi :
- Türklere rahat vermemeli ki, başka sahalarda ilerleyemesinler...
Bunun için de sık sık başımıza belalar çıkarırlar, savaşlar açarlar, balkan milletlerini “istiklal” diye kışkırtırlardı.
Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayri müslimler durmadan zenginleşirlerdi.
Onların neden zengin, bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü, Atatürk’e verdiği kısa bir cevap ile gayet veciz olarak izah etmiştir.
Atatürk, Mersin'e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:
- Bu köşk kimin?
- Kirkor'un...
- Ya şu koca bina ?
- Yargo'nun
- Ya şu ?
- Salomon'un...
Atatürk biraz sinirlenerek sormuş:
- Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz? Toplananların arkalarından bir köylünün sesi duyulur:
- Biz mi nerede idik? Biz Yemen'de, Tuna Boyları’nda, Balkanlar’da, Arnavutluk Dağları’nda, Kafkaslar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da savaşıyorduk paşam...
Atatürk bu hatırasını naklederken:
- Hayatımda cevap veremediğim yegane insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur, der dururdu.
Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları, Sh 18
Neşeli bulunduğu bir zamanı seçerek:
- Paşam... Demiştim, şu danıştıklarının içinde bazen öyleleri var ki, şaşırıyorum. Bunların mütalalarına nasıl olsa sonunda iştirak etmeyeceksin. Kararını önceden vermiş olduğun da malum... O hal de, ne diye onları birer birer çağırıp karşısında söyletirsin?
Atatürk, yüzüne alaycı bir eda ile bakıp şu cevabı vermişti:
- Bazen hiç umulmadık adamdan ben çok şeyler öğrenmişimdir; hiç bi kanaatı hakir (değersiz) görmemek lazımdır. Neticede, kendi fikrimi bile edecek olsam, herkesi ayrı ayrı dinlemekten zevk alırım.
Olaylar Ve Atatürk Sh 58
---------------------------------------------------------------------------------------
İKİMİZ DE "GAZİ"YİZ...
Bir tarihte Eskişehir’i ziyaretinde; yakın köylerde gezinti yaparken, asırlık çınarların gölgesine sığınmış bir köy kahvesi önünde otomobili durdurdu. Salih Bozok'a;
- Bu çınarları hatırlıyorum... Dedi; zaferden sonra bir gün yolum düşmüştü!... Eski hatıraları bir an tekrar yaşatmak için; araba dan inip, büyük bir tevazuuyla köy kahvesinin harap iskemlesine oturdu.
Biraz sonra kahveci ona, köyünün yegane ikramı olan ayranı temiz bardaklar içinde getirince “Gazi” pek memnun oldu. Yaşlı kahveciye sordu:
- Adın ne?...
- Yusuf!...
- Buralarda geçmiş harbi hatırlar mısın?...
- Nasıl hatırlamam, paşam?... Maiyetinde çavuştum!...
- Maiyetimde mi...
Bütün kuvvetlerin baş kumandanı değil miydin, paşam!... Hep emrinde savaştık.
Büyük kurtarıcı zeki köylüyü takdir etmişti. Aferin; Gazi Yusuf Çavuş!... deyince, eski asker el buğuladı:
- Estağfurullah, paşam!... Gazi sizsiniz!...
- Rütbe başka... Fakat harpten dönmüş iki asker olmamız sıfatıyla ikimiz de "Gazi"yiz!...
Ve tepside duran ayran bardaklarından birini bizzat eliyle çavuşa vermek lütfünü göstererek, ilave etti:
- Şerefine Gazi Yusuf Çavuş!...
- Şerefte daim ol paşam!...
Ağlamaktan ayranı içemeyen kahveciye, o zamanın çok parası olan bir yüzlük verip gülümsedi:
- Allahaısmarladık, silah arkadaşım!...
Atatürk’ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları, Sh 50-51
---------------------------------------------------------------------------------------
KONYA İSYANINDA
Konya İsyanı'nı müteakip Konya'ya gelen Atatürk sinirli ve üzgündü. Şehrin ileri gelenleriyle belediye salonunda konuşurken elindeki yanar sigarayı bir aralık iki parmağı arasına almış ve ateşi parmakları arasında ezerek söndürmüş ve şöyle demişti:
Ateş nerede çıkarsa çıksın, iki parmağımın arasında böyle ezeceğim!...
Nükte Ve Fıkralarla Atatürk, Sh 41
---------------------------------------------------------------------------------------
ATATÜRK VE ALEMDAR
Atatürk, Osmanlı Padişahları arasında Yıldırım ve Beyazıt, Fatih, Yavuz, IV. Murat'ı beğenirdi. Sadrazamlar arasında da Alemdar Mustafa Paşa'ya kızardı:
- Biraz kültürü olsaydı Cumhuriyeti ilan ederdi!.. derdi.
- Büyük Reşit Paşa'nın kültürü, Alemdar Mustafa Paşa'nın kültürü birleşebilseydi, ben tarihe başka bir görevle girerdim, demişti.
Nükte Ve Fıkralarla Atatürk, Sh 321-322
OLUR ŞEY DEĞİL
Muallimler Ankara'da bir içtima yapmışlar, içtimaa iki üç muallim hanım da iştirak ederek salonda ayrı bir yere oturmuşlardı.
Muallim hanımların içtimaa gitmelerini hoş görmeyen Meclis'in sarıklıları Gazi'ye şikayete gidiyorlar.
Gazi kızarak:
- "Kimmiş Muallimler Cemiyeti Reisi? Çağırın onu!"
Ve Mazhar Müfit birkaç dakika sonra içeri girince gürleyen bir sesle çıkışıyor:
- “Siz Muallimler içtimamda ne yapmışsınız? Ne ayıp şey bu?"
Mazhar Müfit şaşakalır. Gazi'den bu hareket mi beklenirdi? Sarıklılar muzaffer bir besaretle gülüyor. Sarıklılar neşe içinde Gazi'nin sesi hep aynı tonda devam ediyor.
- "Olur şey değil olur şey değil!"
Mazhar Müfit hala ayakta ve hala ne diyeceğini şaşırmış bir halde cevap vermeye çalışıyor:
- "Efendim vallahi..."
- "Bırak bırak ben hepsini biliyorum; içtimaa Muallime Hanımlar’ıda çağırdınız. Fakat onları niye ayrı sıralara oturttunuz? Sizin kendinize mi itimadınız yok, Türk hanımının faziletine mi ? Bir daha öyle ayrılık gayrılık görmeyeyim, anladınız mı ?
Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları Sh 59
---------------------------------------------------------------------------------------
ATATÜRK'E BİR KÖYLÜNÜN CEVABI
Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur. Biz bu savaşlardan başkaldırıp ne memleketi imar edebilmişiz, ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur. Bunun sebebi, bizim suçumuzda olduğu kadar düşmanlarımızdadır da. Çünkü başta Moskoflar olmak üzere düşmanlarımız hep şöyle düşünürlerdi :
- Türklere rahat vermemeli ki, başka sahalarda ilerleyemesinler...
Bunun için de sık sık başımıza belalar çıkarırlar, savaşlar açarlar, balkan milletlerini “istiklal” diye kışkırtırlardı.
Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayri müslimler durmadan zenginleşirlerdi.
Onların neden zengin, bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü, Atatürk’e verdiği kısa bir cevap ile gayet veciz olarak izah etmiştir.
Atatürk, Mersin'e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:
- Bu köşk kimin?
- Kirkor'un...
- Ya şu koca bina ?
- Yargo'nun
- Ya şu ?
- Salomon'un...
Atatürk biraz sinirlenerek sormuş:
- Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz? Toplananların arkalarından bir köylünün sesi duyulur:
- Biz mi nerede idik? Biz Yemen'de, Tuna Boyları’nda, Balkanlar’da, Arnavutluk Dağları’nda, Kafkaslar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da savaşıyorduk paşam...
Atatürk bu hatırasını naklederken:
- Hayatımda cevap veremediğim yegane insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur, der dururdu.
Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları, Sh 18

