İslâm dini, gerek İslâm öncesi Arap toplumundaki dinî anlayış gerekse yerleşmiş örf ve âdetlere nisbetle kadının sosyal, ekonomik ve hukukî konumunda önemli değişiklikler yapmıştır. Kuran, insan olması bakımından kadını erkekle eşit bir varlık olarak kabul eder. Allah insanları daha huzurlu ve mutlu bir hayat sürmeleri için çift yaratmıştır (en-Nisâ 4/1; er-Rûm 30/21). İslâmda ilk kadın tarafından işlenen ve erkeğin de işlemesine sebep olunan aslî günah anlayışı yoktur. Kurân-ı Kerîm, Hz. Âdemle Havvânın şeytan tarafından müştereken kandırıldığından bahseder (el-Bakara 2/34-36; krş. Tâhâ 20/121). İslâmda Hıristiyanlıkta olduğu gibi ilk günah anlayışına dayanan kadın karşıtı bir söylem yoktur. Erkek olsun kadın olsun her doğan kişi günahsız doğar, sonradan işlediği fiiller sebebiyle sorumlu olur.
Kurân-ı Kerîmde gerek yaratılış gerekse hak ve sorumluluklar yönünden erkeklerle eşit konumda olan bir kadın portresi çizilmektedir. Kadın Allahın kulu olması bakımından erkekle eşit seviyededir; dinî hak ve sorumlulukları da aynı düzeydedir (Âl-i İmrân 3/195; et-Tevbe 9/71). Hz. Peygamberin kadınlara yönelik sözleri ve uygulamaları Kuranın çizdiği bu çerçeveye uygundur. Onun şahsında kadınlar her zaman meseleleriyle ilgilenen, eşleriyle olan anlaşmazlıklarında ara buluculuk yapan, haklarını koruyan, erkeklere eşlerine iyi davranmalarını öğütleyen ve kendi yaşayışıyla da buna örnek olan bir dost ve hâmi bulmuşlardır.
Kadın İslâm hukukunda bir hak süjesi değil hakkın tarafıdır.
Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri, kadınların da kazandıklarından nasipleri var.(en-Nisâ 4/32)
meâlindeki âyet , her iki cinsin sadece mânevî kazanımlarını değil maddî kazanımlarını da vurgulamaktadır.
İslâm hukukunda aile reisliği denebilecek kavvâm olma yetki ve sorumluluğu kocaya verilmiştir. Kurân-ı Kerîmde, Allahın insanların bazılarını diğerlerine nisbetle farklı yeteneklere sahip olarak yaratması ve ailenin geçimi için çalışıp harcama yapmaları sebebiyle erkekler kadınlar üzerinde kavvâmdır denilmektedir (en-Nisâ, 4/34). Burada kavvâm kelimesi koruma ve yönetme hak ve yetkilerine müştereken sahip olmayı ifade etmektedir. Aile reisliğinin kocaya verilmesi, toplumun bu en küçük biriminde ortaya çıkacak karmaşayı önleme ve huzuru sağlama hedefine yöneliktir. Dolayısıyla burada ontolojik bir üstünlükten ziyade fonksiyonel bir yetki farklılığının söz konusu olduğunu söylemek gerekir (Fazlurrahman, s. 93). Bu genel kural, yetenek ve harcama yükümlülüğünün yer değiştirdiği münferit örneklerde farklı bir durumun ortaya çıkmasına engel teşkil etmez. Nitekim bazı çağdaş İslâm âlimleri, harcama yükümlülüğünün yer değiştirebildiği zamanımızda bu kuralın değişmez olmadığı hususu üzerinde durmaktadır (Amina Wadud Muhsin, s. 71 vd.; Fazlurrahman, s. 93-94).
İslâmda kadına miras hakkı tanınmış ve anne, nine, eş, kız çocuğu, kız kardeş olma durumuna göre alacakları pay ayrı ayrı belirlenmiştir (en-Nisâ, 4/11-12). Bu hak İslâm öncesi dönemdeki uygulamaya nisbetle önemli bir yeniliktir. Çünkü bu devirde en azından bazı bölge ve kabilelerde kadınların herhangi bir miras hakkından bahsedilemez. İstisnaları olmakla birlikte kadının miras payı aynı konumdaki erkeğin hissesinin yarısı kadardır. İlk bakışta kadının aleyhine olan bir hüküm gibi görünen bu düzenleme, İslâm hukukunun erkeğe yüklediği malî yükümlülük ve kocanın aile içindeki sorumluluğuyla birlikte değerlendirildiğinde daha farklı bir sonuca varılmaktadır. Ailenin geçim yükümlülüğünün tamamıyla kocaya ait olduğu, evlenme sırasında kocanın mehir adıyla kadına bir ödemede bulunduğu, ceza hukukunda ortaya çıkan âkıle gibi sosyal yardımlaşma uygulamalarına sadece erkeklerin katıldığı göz önüne alındığında iki cinse düşen net payın bir anlamda eşitlendiği görülür.
Kadınların isteklerine özel ayetler nazil olmuştur. Hz. Peygamber (asm)in hanımı Ümmü Selemenin Kuran âyetlerinde sadece erkeklere hitap ediliyormuş gibi bir izlenim elde edilmesinin sebebini sorması ve bundan dolayı Müslüman erkeklerin ve kadınların sorumluluklarına ayrı ayrı işaret eden Ahzâb sûresinin 35. âyetinin nâzil olması, kocası tarafından evlilik ilişkisine fiilen son verilen Havle bint Salebenin, durumu Resûl-i Ekreme kadar götürüp düzeltilmesi konusunda ısrar etmesi ve bunun üzerine, Allah kocası hususunda seninle tartışan ve halinden Allaha şikâyet eden kadının sözünü işitti. sözleriyle başlayan âyetlerin inmesi (el-Mücâdile, 58/1-4), Hz. Ömerin kadınlara ödenen mehre bir üst sınır getirme teşebbüsünden bir kadının, Allah kadınlara verilen mehrin yüklerle olsa bile geri alınmayacağını beyan ederken (en-Nisâ, 4/20) siz nasıl buna sınır getirirsiniz? diye itiraz etmesi üzerine vazgeçmesi sadece birkaç örnektir...
