Nedir bu AŞK?

CyberBlade

Katılımcı Üye
6 Tem 2006
962
14
İstanbul
Ilk ask
Ne yaparsaniz yapin* ilk askinizi unutmaniz mümkün degildir. Yillar sonra dönüp* "ben ona nasil asik olmustum acaba" diye pismanlikla karisik garip bir duygu da yasayabilirsiniz* olsun. O* size ilk aski tattirmis* en önemli yasam tecrübelerinizden birini yasatmistir. Aranizda geçenler aci bile olsa* dönüp minnetle anacaginiz biri hep var olacak. Daha ne olsun?

Yildirim ask
Var mi yok mu tartismasinin içinde degiliz. Diyelim ki var. Demek ki bazilarinin duygulari yagmur olup yagabiliyormus. Yildirim askla baslayip yillar süren beraberlikler de var üstelik. Barda oturan kadini/erkegi görüp "bu aksam nasil yataga atarim?" diye düsünenlerden bahsetmiyoruz elbette. Sözünü ettigimiz gerçek yildirim ask. Tek dikkat edilmesi gereken* sürekli yildirim aska tutulanlarin genellikle kendi yarattiklari illüzyonun pesinden kosmalari* gerçekle karsilastiklarinda da yeni bir illüzyon yaratmalaridir.

Olanaksiz ask
Bazen yolda yürürken rastlariz* bazen en yakinimizda bulunabilirler. "Bu ikisi bir araya nasil gelmis?" diye düsünürüz. Kendi basimiza geldigi de olmustur* pedini saga sola birakan bir kadin ya da televizyondaki futbol maçini seyrederken daha önce hiç duymadiginiz küfürler eden bir adam. Aman Allahim?" dersiniz. Ama olmustur bir kere. Her askin olanaksiz bir tarafi vardir gerçi* çogunlukla bunlari görmemeyi yegleriz. Ama bu olanaksiz taraflar bazen o kadar agir basar ki* askin hem kaynagi* hem iddiasi* hem motorize gücü* hem de terminatörü olurlar.

Yasak Ask
Men edilmis* engellenmis ve çogu zaman da yasadisidir. Ama asigin gözü görmez ki... Belki de aski ask yapan bu "illegal" tarafidir. Kimbilir?

Platonik Ask
Onu görmek bile sizi heyecanlandirirken* o sizin yaninizdan* geçip gider. Siz heyecandan sapir sapir titrerken* o isiyle mesgul olur. O sizin için hayatinizdaki en önemli kisiyken* siz onun için siradan birisinizdir. Hem asik hem de salak hissedersiniz kendinizi... Davranislarindan* konusmalarindan isaretler alip* umutlanir* bozulur* küsersiniz. Insanin bir kereligine bu duruma düsmesi* tecrübesizlikle yorumlanip* bagislanabilir. Ancak* bir kereden fazla basiniza geldiyse* oturup kendi hakkinizda düsünmenizde yarar var.
NEDİR AŞK DENİLEN ŞEY?
Aşk cesaret ister* kocaman bir yürek ister.
Aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır*
Aşk hayatıntekdüzeliğine* bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz.
Ve elbetteAşkı suçlamak* yargılamak* karalamak inkar etmek de asla yakışık olmaz

Niçin aşk? Nedir bu aşk denilen şey* elle tutulmaz gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar*güzellikler? Tek başına aşkı tanımlamak herşeyden soyutlamak mümkün mü? Hayır ! Aşk bugünlerde bazılarına göre plastikten bile yeniden yapıldı.Dünyada yaşanan suniliğe doğru gidiş aşkın etrafını sardı.

Nedir şu aşk...? Aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir* bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o* adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur* "Aşık oldum" dediğiniz an akan sular durur* küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir* çünkü aşkın dili tektir.

Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik*aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu.

Aşk hayata karşı işlenen en güzel ve en doğru suç ortakIığıdır* aşk hayatın bütün tekdüzeliğine* bütün sıradanIığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yasanılan aşkı suçlamak *yargılamak* karalamak* inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. Bu önce haksızlık* kendinize saygısızlık olur. İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını* karşılık görmesede* acı çekeceğini hissetsede* yarın terkedileceğini bilsede* ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından* "Seni Seviyorum" diyebilmeli göğsünü gere gere. Aşk iste o zaman aşktır. Ve bunun dogrusu yanlışı yoktur* zaten aşkın kendisi doğrudur* kime karşı duyuluyorsa bu aşk* doğru insanda işte odur.

Aşkın zamanı yoktur* hep hazırlıksız yakalar insanı. Evli olmanız* sevgilinizin olması* bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya calışmanız*bağlılıktan korkmanız* ailenizden çekinmeniz* hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umrunda değildir. İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelebilme yurekliliğidir* belkide yeni hayata geçebilme yolu...

Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi* ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun* uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya* bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir...Aşktan değil* onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı.

Biliyor musunuz* hayat zaten kocaman bir yalan* bu kadar sahteligin içinde gerçek ve doğru olan tek guzellik AŞK.!!. Lütfen ona haksızlık etmeyelim.
Var mı yok mu?

Edip Cansever'in çok sevdiğim bir şiiri var: "Dostlar". "Adam Sanat" dergisinin Ağustos sayısında salt bu şiiri konu alan bir yazım da çıktı. O boğucu 1971 yılının yazıyla güzüne odaklanan* anı* günlük* hikâye öğeleri* hatta görsel öğeler içeren şiirde Cansever bir yerden sonra "İzmirli Sevgili"ye sesleniyor: ona* İzmir'in eski rıhtımında* "Tenha bir meyhanede" oturup Aragon'un bir dizesi ve şiir üzerine konuşmalarını hatırlattıktan sonra şöyle sürdürüyor: "Biz hayatı şiirden / Şiiri hayattan özümlemedik mi? / Ölüm de girse araya / Sahici aşklar kurmadık mı seninle / Tertemiz dosdoğru aşklar". Daha ilerde aldığı çağrıdan söz ediyor; "Gelsene diyordu İzmir'deki sevgilim / Son mektubunda". Sevgili* Kemeraltı kahvelerini anlatıyor* ince belli çay bardaklarını* 1971 olayları karşısında umutlu olmaya çağırıyor* "havalar da soğudu* kendine iyi bak" diye öğütte bulunuyor. Derken* sonlara doğru* şu beklenmedik dörtlük geliveriyor: "Bin dokuz yüz yetmiş bir yazı / Yok böyle bir sevgilim benim / Ama dayanıklı* ama gözü pek* ama umutla dolu / Olunca böyle bir sevgilim olsun isterdim" Bu döngüsellik bize aşkın o varla yok arası konumunu hatırlatmıyor mu?

Bir kız arkadaşım* Ahmet Hamdi Tanpınar'ın büyük halalarından biriyle evlenmeyi çok istediğini anlatır durur* hatta "Huzur"un Nuran'ını bu halaya yakıştırırdı. Ama bu hâlâ kimdi* adı neydi* tam bilemezdi. Tanpınar'ın ilgisi* ancak o öldükten ve ünlendikten sonra hatırlanmış* aile için bir övünç kaynağına dönüşmüştü. İşte sanatçı aşkının "akibet"ine örnek; bir de Tanpınar'ın yaşarken çektiklerini düşünün. Nuran* Mümtaz'a doğru biraz yalpalar ama sonunda tüccar kocaya geri döner* çocuğunu öne sürerek "rahat"ı seçer. Kim bilir kaç sanatçının ağırlığı* eserleriyle* iç zenginliğiyle değil* başka şeylerle tartıya vuruldu. Aksi de görülmedi değil; işte Piraye Hanım* Nâzım Hikmet'i büyük mahpusluğunda aşkla bekledi ve son demde yerini başkasına bırakmak zorunda kaldı. Sanatçı bu* o çelişkili kişiliğiyle* aşk bozgunu yaşarken de* fazlasıyla bulurken de öznelliğinin sınırları içinde savruluyor.

Çoğu kez olağan bir süreç içinde gelişmeyen* önceden tasarlanmış ve zorunlu görülmüş bir aşk kavramından oluşturulmuş çarmıha gerilen sanatçı aşkı* bir kısır döngü de yaratır; varoluşsal bir acıya narkotik etki yapması umulurken* tam tersine o acıyı derinleştirir. Zaten genel olarak aşkı aşk yapan* hedefteki vuslattan çok* yol boyudur* hasrettir. Hani der ya Fuzulî: "Ah ü feryâdın* Fuzulî* incidiptir âlemi / Ger belâ-yı aşk ile hoşnud isen gavgaa nedir?" (Madem ki aşk belasından hoşnutsun Fuzulî* bu tantana nedir?) Aziz Nesin* yaşı ilerledikçe daha sık ve yoğun biçimde aşka sarıldığını söylemişti; bir şeyin elden gider olunca değerinin arttığını vurgulayarak. Yaşını başını almış erkek yazarların genç kızlara yönelik ilgisinde (tersi* olgun kadın delikanlı aşkı daha seyrek rastlanan bir tema) performans korkusundan kaynaklanan bir patoloji bulunduğu ileri sürülür. Vladimir Nabokov'un "Lolita"sında* Yasunari Kavabata'nın "Uykuda Sevilen Kızlar"ında bu tür bir patolojinin bakış açısından yayıldığı hissedilir. Ancak bir yerde haksızlık etmemek gerek; aşk bazen ölçüleri belli ama çoğu kez soyut bir "temiz sevgi"yi ön gerektiriyor. Bu saflık* puriten bir saflık değil* özellikle kapitalist toplumda iş alanına atılan kadınların -hayır* ekonomik özgürlük kazanarak değil* sistemin bireyci değerlerine sarılarak* paranın kirine bulaşarak- yitirdiği saflık. (Örneğimiz erkek sanatçı olduğundan kadınları andık* erkeklerin aynı kirlenmeye daha beter bulaştığı kuşkusuz). Yaşayan bilir; ne yazık ki aşk "teen" kuşağında ya da 35 yaş sonrasının burnu sürtülmüşlerinde daha uygun iklim bulabiliyor.
Vuslatla biten

Aşkın yapışık paraziti kıskançlık* sanatçı aşkında özel biçimlere bürünüyor. "Sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım" diye yazıyor Nâzım Hikmet "Otobiyografi" şiirinde* eh haydi bu anlaşılır bir şey (gönlüm de bu noktada onu kayırıyor)* aynı Nâzım Hikmet'in* eşlerinden birinin başka bir romancının romanını çok beğenmesini kıskanarak oturup "Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim"i yazmasına ne demeli? Sanatçı* bu duyguyu öylesine yoğun ve öylesine tekelci biçimde yaşıyor ki* sanat eserlerinde de en sık ve en başarılı biçimde işlenen temaların başında geliyor. Alberto Moravia'dan Alain Robbe-Grillet'ye* sayısız yazar bu konuda romanlar yayınladılar.

Tabii bütün bunlar* "yol boyu" hikâyeleri; menzilde işler daha karışık. Aşka büyülü anlamlar yüklemiş ama vuslat menzilinin tadını hiçbir zaman tam çıkaramamış bir sanatçı* Cesare Pavese bile "Yaşama Uğraşı" adlı günlüğünün bir yerinde şöyle yazıyor: "Kaderin amansız oluşu değildir sorun; çünkü insan bir şeyi inatla isterse* onu elde eder. Korkunç olan* istediğimiz şeyi elde ettikten sonra ondan bıkmamızdır." Burada aşka ya da cinselliğe ilişkin bir dokundurma yok* genel olarak her şeyi kast ettiği söylenebilir. Ama bir süre sonra günlüğe şunları da düşüyor: "Evli bir adamın bile cinsel hayatına bir çözüm bulamamış olması sevindirici* avutucu bir düşünce. Evlenen adam bu zevki artık namusuyla ve huzur içinde tadacağını umar* oysa çok geçmeden karısından bıkar* onu gördüğü zaman bir orospuyu görüyormuşçasına boğuntuya kapılır. Sonra da* nasıl olsa onunla geçinemeyeceğini anlar". Oysa* daha bir kaç yıl önce günlüğüne şunları da yazmıştı: "Bizim istediğimiz bir kadına sahip olmak değil* o kadına sahip olan tek erkek olmaktır." "Normal" insan* vuslatla aşkı yitirince hayat arkadaşıyla bir çeşit işbirliği oluşturarak* beraberliğe başka bir anlam verebilir. Aşka ihtiyacını mutlaklaştırmış sanatçı ne yapacak? Neruda* büyük aşkı* eşi Matilde ile aşklarının zaman zaman yeniden alevlendiğini yazıyor.

Aragon ile Elsa'nın "moruk" halleriyle el ele bir fotoğraflarını da hatırlıyorum* hatta bozuştuğum bir sevgiliye postalamıştım. Çoğu sanatçı ise* işte Nâzım Hikmet'in yaptığı gibi* kül karıştırmaktansa başka ateşlere koşmayı seçiyor. Sanki her şey* hayatın saçmalığıyla baş etmek bakımından şanslı kişiler arasında fetihçi* oyuncu ve sanatçı ile birlikte Don Juan'ı da anan Albert Camus'yü doğrular gibi.

Simone de Beauvoir* ünlü "Kadın" üçlemesinde "seven kadın"ın erkeklerden farklı* kimi özgül yanlarına dikkati çekiyor ama aşkı sadece üreme içgüdüsünün gereği olarak değil* aynı zamanda esin kaynağı olarak görmek bakımından kadın sanatçıların karşı cinsten belirgin bir farkı yok. Fark* ifade biçiminde ortaya çıkıyor; kadın sanatçı coşkusunu gemlemek zorunda kalıyor. Belki o yüzden onlardan daha az şair ama daha çok hikâyeci ve romancı çıkıyor. Örnekleri hep edebiyattan verdim* öteki sanatlar açısından da benzer dağılımlar* tercihler var. Aslında sanatçı aşkı ya da genel olarak aşk üzerinde konuşurken* ortaçağ sonrasında* şehir hayatının kurumlaşmasıyla belirmeye başlamış* sanat eserleriyle pekişmiş bir olguya sabit anlamlar yüklediğimiz söylenebilir. Oysa* her kavram gibi aşkın da tarihi ya da toplumsal bir sabitliği yok. Zola'nın "Germinal"inde* Gorki'nin eserlerinde proletaryanın yaşadığı aşkların* bu ortalama aşkla benzer yanları kadar* farklı yanları da var. Sözgelimi mülkiyet düzenini pekiştirmeye yönelik olan ve burjuva dünyasının ortalama aşk anlayışını oldukça belirlemiş olan (sakatlamış da diyebiliriz) puriten ahlak anlayışı* bu mülksüzler arasında pek geçerli değil. Yarının dünyasında geçerli aşk ilişkileri de bugünden kestirilemez. Ama şimdilik öyle ya da böyle* "Giderek solan A'sı kadar yaşanıyor aşk / Ş'ye geçse alkol gibi olurdu zaten".

Alıntıdır.
Aşk nedir yorumlarınızı bekliyorum...
 

HaniBaLL

Katılımcı Üye
18 Ağu 2006
607
2
33
Amasya
tamamını okumadım ama şu yorumu bitirip okuyacam sen hala aşkı bir tarife mi sığdırmaya çalışıosun? tavsiyem bu bölüm bolca incele görürsün aşk ne ne deil ama sana özetle şunu söleyim aşk sadece oyun deil gerisine ne dersen de aynı kapıda buluşuruz
 

HaniBaLL

Katılımcı Üye
18 Ağu 2006
607
2
33
Amasya
Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi* ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun* uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya* bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir...Aşktan değil* onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı.

bu sözden sonra ne denir bence hiç bişey çok hoş bi paylaşım yapmışsın saol
 
Üst

Turkhackteam.org internet sitesi 5651 sayılı kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının m) bendi ile aynı kanunun 5. maddesi kapsamında "Yer Sağlayıcı" konumundadır. İçerikler ön onay olmaksızın tamamen kullanıcılar tarafından oluşturulmaktadır. Turkhackteam.org; Yer sağlayıcı olarak, kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriği ya da hukuka aykırı paylaşımı kontrol etmekle ya da araştırmakla yükümlü değildir. Türkhackteam saldırı timleri Türk sitelerine hiçbir zararlı faaliyette bulunmaz. Türkhackteam üyelerinin yaptığı bireysel hack faaliyetlerinden Türkhackteam sorumlu değildir. Sitelerinize Türkhackteam ismi kullanılarak hack faaliyetinde bulunulursa, site-sunucu erişim loglarından bu faaliyeti gerçekleştiren ip adresini tespit edip diğer kanıtlarla birlikte savcılığa suç duyurusunda bulununuz.