1913 tarihinde Marsilyada doğdu. İlk orta ve yüksek tahsilden sonra felsefe agrejesi (öğretim görevlisi) oldu. Marksist fikirlerin etkisinde kalarak ateşli savunuculuğunu yaptı. Gizli örgüt kurmak suçundan 1940ta tutuklanarak gönderildiği kampta ayaklanmaya elebaşılık yaptığı için kurşuna dizilmek istendi.
Ancak komutanın Ateş! emrine uymayan Cezayirli askerler sayesinde hayatı kurtuldu. Askerlere; Niçin ateş etmediniz? sorusuna bir çavuş; Bir Müslüman savaşçı için, silahsız birine ateş etmek şerefsizliktir! cevâbını vermesi Garaudyin İslâm kültürüne yönelmesine sebeb oldu. Fakat komünist fikirleri savunmaya devam etti. 1945te Fransız Komünist Parti Merkez Komite üyeliğine getirildi. Her iki Kurucu Mecliste de (1945-1951) Tarn Milletvekili olarak vazife yaptı.
1953te Maddeci Bilgi Teorisi (Théorie Matérialiste de la Connaissance) adlı doktora tezini verdi. Fransız Komünist Partisi siyâsî büro üyesi seçildi. Seine bölgesini Mecliste (1956-1958), sonra Senatoda (1959-1962) temsil etti. Clermont-Ferrand ve Poitiers Üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptı. Fransada komünist sistemin ateşli savunucusuydu. Üniversiteden siyâset kürsülerine kadar Fransızlara ve batı dünyâsına Marksizmi anlattı. İnsanların kurtuluşunun yalnız bu sistemle olacağını savundu. Fransız komünistlerinin en büyük rûh mîmârı sayıldı. Nerede komünistlerin düzenlediği bir miting, konferans ve seminer varsa oraya koştu. Katoliklik ve Hıristiyanlığa karşı kalemiyle ve hitâbetiyle büyük mücâdele verdi.
Daha sonra Marksçı inceleme ve araştırma müdürü olarak vazife aldı. Bu vazifesi sırasında Hıristiyanlarla diyaloğu başlattı ve bu konuda çeşitli kitaplar yazdı. Aforozdan Diyaloğa (1965), Yirminci Yüzyıl Marksçılığı (1966) adlı eserleri bunlardandır. Roger Garaudy, 1968 Çekoslovakya olaylarından sonra Fransız Komünist Partisi idârecilerini Varşova Paktı birliklerinin Çekoslovakyaya müdâhalesini onaylamamalarına rağmen gerçekte SSCByi desteklemekle ve Stalinci metodlara başvurmakla suçladı. Şubat 1970te FKP siyâsî bürosundan ve Mayıs 1970te de parti üyeliğinden atıldı. O târihten başlayarak düşüncelerini Marksçılıkla Hıristiyanlığın orta noktasında birleştirmeye çalıştı.
Bu dönemde; Ertelenen Özgürlük (Liberdé en Sursis), Marksçılar ve Hıristiyanlar Karşı Karşıya (Marxistes et Chrétienes Kace á Kace), Sosyalizmin Büyük Dönemeci (Le Grand Tournant du Socialisme), İşte Gerçekler (Toute la Vérité), Erkek Sözü(Parole dhomme), Umut Projesi (Projet Espérance), Yaşayanlara Çağrı (Appel aux Vivants) ve Kadının Yükselişi İçin (Pour lavénement de la Femme) adlı eserleri kaleme aldı. Hıristiyanlıkla sosyalizmin ortak noktalarını araştırıp yazmaya çalışması sebebiyle geniş kitlelerin ilgisini çekti. Tertiplenen çeşitli konferanslara, panellere ve ilmî toplantılara katılan Roger Garaudyin ruhundaki fırtınalar dinmedi.
Seneler önce tutuklu bulunduğu sırada, kurşuna dizileceği esnâda Cezâyirli Müslüman askerin; Bir Müslüman savaşçı için, silahsız birine ateş etmek şerefsizliktir! diyerek komutanın Ateş! emrine uymaması Roger Garaudyi İslâmiyetle ilgili araştırmaya sevk etti. Senelerce yaptığı araştırma, inceleme ve karşılaştırmadan sonra 8 Nisan 1983 günü Libyanın Bingâzi Karyünes Üniversitesinin konferans salonunda İslâmiyeti kabul ettiğini açıkladı. Hıristiyan ve komünist dünyâsında şok tesirine sebeb olan Roger Garaudyin Müslüman oluşu haberi Batının sanat, edebiyat ve siyâset çevrelerinde bomba gibi patladı. Haber ajanslarının telekslerinde dünyâya ulaşan bu haberle Kremlin müthiş sarsıldı. Çünkü Garaudy uzun zaman Fransadaki komünistlerin en büyük akıl hocası olarak tanınan bir bilim adamıydı.
Roger Garaudy İslâm dînini seçmekle şereflendiğini şu sözleriyle dünyâya îlân etti: İslâm, çağları arkasından sürükleyen bir dindir. Diğer dinler ise, çağların arkasında sürüklendi. Yâni, İslâm dışındaki bütün dinler zamana uyduruldu. Reforma tâbi tutuldu. Mukaddes kitaplar zamana göre tahrif edildi, değiştirildi. Kurân-ı kerîm ise indirildiği günden beri her zamana hükmetti. O, zamanı değil, zaman onu izledi. Zaman yaşlandıkça o gençleşti. Bu, çağlar üstü bir olaydır. Bugüne kadar bunca savaşların bıraktığı korkunç, sosyal, siyâsî ve ekonomik sarsıntılardan daha büyük bir olaydır. İslâm materyalizme de pozitivistlerin görüşüne de ekzistansiyalistlere de hâkimdir. Fakat bunlardan hiçbiri, İslâma hâkim değildir.
İslâmın büyük Peygamberi; «Yarın ölecekmiş gibi âhirete, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünyâya çalışın!» derken, her şeyi anlatmıştır. İslâm hem maddeye, hem de mânâya hükmetmiştir. Öyle ise, bunların ikisi birbirinden koparılamaz. Nasıl koparılabilir ki, İslâm: «İlim Çinde de olsa gidip bulunuz.» «İlim ve fen müminin kaybolmuş malıdır, ara ve bul.» diyor. İlmin ve çalışmanın burada sınırı yoktur. İslâm, dünyâyı sarsan bu iki olaya sınır koymadığına göre, dünyâyı sarsmıştır. İslâm dînine göre, insan hayâtının anlamı yüce Allaha îmândır. İslâm toplumu, îmân esasları üzerine kuruludur. Komünizm ve kapitalizmin insanlara huzur vermediğini bizzat yaşayarak öğrendim. Bir arayış sonrası İslâmiyetle şereflendim ve şimdi çok mutluyum.
İslâmiyetin kendinden önceki vahiyleri ve peygamberleri kabul eden cihanşumûllüğünü gördüm. Müslüman olmaya karar verdim. Medînede hazret-i Muhammedin meydana getirdiği toplum, ne kan üzerine kuruldu ne de tarım toplumlarında olduğu gibi toprağa dayalı veya Yunan sitelerindeki gibi pazara dayalı toplum kesimine kuruldu. Sâdece bir îmân sevgi toplumu meydana getirdi ve netice îtibâriyle herkese açık bir toplum meydana getirdi. Allahü teâlâyı her şeyden üstün kabul etmezsek, insanı bu şekilde, yâni kul olarak değerlendiremezsek bir yere varamayız. İşin esas püf noktası da burada. Hayâtın anlamı da, çok şükür benim de kavuştuğum îmânlı olmaktır. Bize bugün yeni dünyâ düzeni adı altında empoze edilmek istenen fikir, sömürgeciliğin meydana getirdiği şiddet, haksızlık ve adâletsizlikler düzeninin devamıdır.
Hani İnsan Hakları Beyannâmesi, hani eşitlik, hani adâlet? Batının ortaya koyduğu demokrasi, mal, mülk sâhipleri için vardır. Zenginler için vardır. Siyahlara karşı beyazların, kölelere karşı efendilerin demokrasisi vardır. İslâm insanı, mahlûkların efdâli ve en şereflisi olarak bildirirken, onun sömürülemeyeceğini anlatmıştır. İsrâfı, gösterişi ve lüksü yasaklayan; kazancı alın terindeki damlacıklarda arayan; biriken sermâyeyi fakire ölçülü ve ahlâk hükümleri içinde aktaran; fâizi, tembelliğe sebeb olduğu için yasaklayan ve gayrimeşrû serveti böylece imhâ eden bir sistemler manzûmesidir.
İslâm, halîfe ile kölenin aynı hakka sâhib olmasını mecbur kılmıştır. Deve olayı vardır ki, bu kralların kılıçlarından daha keskin bir hâdisedir: Hazret-i Ömer ile kölesi bir şehirden bir şehre giderken deveye sıra ile binerler. Zaman zaman, devenin yularını halîfe çeker, zaman zaman da köle... İşte adâlet ve hukukta İslâmın devrimidir bu. Marksizm ile kapitalizmin ikisi de, insanı sömüren sistemlerdir. İslâm bunlara karşı, insana prestijini iâde eden bir semâvî dindir.
HAKKINDA YAZILANLAR
FRANSIZ SÖMÜRGECİLİĞİNDEN TİKSİNEN BİR FRANSIZ: GARAUDY
Mustafa Nadir Önay
Dostoyevskinin idamdan kurtulma etkileyicidir. Sibirya sürgününün sonunda tam idam edilecekken Çarın affı gelir ve son anda kurtulur. İşte bu an onun için bir dönüm noktası olur. Bütün hayatını şekillendirir. Buna benzer bir anı bir başka düşünür yaklaşık yüz yıl sonra Cezayirde yaşar ve onun için de bir dönüm noktası olur. 2. dünya savaşının ortasında kamu güvenliği için tehlikeli ve sakıncalı bulunan kahramanımız Cezayirde çölün ortasına sürülür. Bu sürgünlüğün sonunda onu idam beklemektedir. Her şey hazırlanır. İdam mangası yerini alır. Kahramanımız ve arkadaşları davalarına tam bir inanmışlık ve teslimiyet içinde ölümü marşlar söyleyerek beklemektedirler. Ateş emri verilir. İşte tam o sırada beklenmedik bir şey olur. Askerler bir türlü ateş etmezler. Tehdit ve kırbaç da fayda etmez. İdamlıklar bu sahne karşısında şaşkındır. Kurşunları beklerken silah atmayı reddeden askerlerle karşılaşırlar. Önce bunu bir mucize zannederler. Kahramanımız bu durumu şöyle açıklıyor: İlkin bizim gözümüzde, bizi vurmayı böylesine mucizevi bir şekilde reddeden o kimselerle yeni bir insani ilişki kuruluyor. Halbuki bir mucize değilmiş. Onların bu davranışını, birkaç gün sonra, Cezayirli bir astsubay bize alelade bir şeymiş gibi izah ettiği zaman anlıyoruz.. Evet onlar Cezayirde yaşayan bir Müslüman gruptur ve silahsız insanlara ateş etmeyi inançlarına aykırı bulmuşlar ve tehditlere aldırmadan emre uymamışlardı. Sözü yine kahramanımıza verelim :İşte Allahın bu eğilip bükülmez kulları bizim hayatta kalmamızı sağladılar. Çünkü silahlı bir insanın silahsız bir insana ateş etmesi, güneyin bu Müslüman savaşçılarının şeref ve haysiyetiyle bağdaşmıyor. Onlar yaşanmış mütealiliğin (aşkınlığın) tecrübesine bizden önce sahip olmuşlar.
Bu sözlerin sahibi ünlü Fransız düşünürü Roger Garaudy idi.
Eserleriyle olduğu kadar hayatıyla da yirminci yüzyılın entelektüel serüveninde derin iz bırakan Roger Garaudynin hatıraları Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum (çev: Cemal Aydın, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları) adıyla, yayınlanışından 16 yıl sonra Türk okuyucusuna ulaştı.
Türk okuyucusunun ilgisini çeken bu eser aslında birkaç dilde eklemelerle yayınlanmıştı. Türkiyede onun eserlerinin çoğunu çeviren Cemal Aydın da bu ekleri de dikkate alarak birkaç dilden bu çevriyi tamamladı. Kendisinin ifadesiyle bu kitap böylece Türkçede tekemmül etmiş oldu.
Garaudy, Fransız ve Mağripli karışımı bir ailenin evladı olarak dünyaya geldi. 1913te doğan Garaudy, tanrıtanımaz bir baba ile duyarlı bir annenin kendisine sunduğu dünyadaki çelişkilerle büyüdü. Genç Garaudy, Kierkegaard ile Marx arasında gidip gelirken, imanın yüceliğini uzaktan uzağa sezdiğini anlatıyor kitabında. Daha sonra komünist oldu. 1940larda, Cezayirde sürgündeyken, ölümle burun buruna geldi. Kurşuna dizilmek üzereyken, ateş etmeyi reddeden Cezayirli askerler sayesinde ölmekten kurtuldu.
Cezayirli askerler, bir Müslümanın silahsız bir insana ateş edemeyeceği gerekçesiyle komutanlarını dinlememişlerdi. Bu olay, Garaudyyi derinden etkiledi ve İslamla ilk temâsını sağladı. gerek Mağripli kökleri gerekse bu gidiş gelişlerler sebebiyle oralardaki Müslümanları tanıdı.Ama bu tanıma hemen tesirini göstermedi. Sovyetler ile ilişkileri vardı ama bu ilişkiler Çekoslovakyanın işgaliyle tersine döndü. Komünist partiden milletvekili seçildi, parlamentoda görevler aldı, senatörlük yaptı. Uzun yıllar Fransız siyasetinin ön saflarında bulundu. Özellikle Marksizm üzerine yazdığı kitaplarla bütün dünyada kendisinden söz ettirdi.Çağının önde gelen düşünürleriyle değişik konularda tartışmalara girdi.
Ben sana bu tartışmaya girme, bu adamla münazaraya oturma dememiş miydim? Bak işte, oyuna geldin! Halkın önünde yenik düştün!
Özellikle 1950li-1960lı yılların pusulasını kaybetmiş gençliği için bir idol olan ve yazdığı eserlerle gençleri bunalıma sürükleyerek Avrupada kendisini okuyan birçok gencin intiharına sebep olan Jean-Paul Sartredı bu şekilde haşlanan. Haşlayan da o dönemin ünlü feminist yazarı ve Sartreın nikahsız eşi Simone de Beauvoir. Roger Garaudy Sartrea meydan okumuş, o da kendisine olumlu cevap vererek tartışma yapmayı kabul etmişti. Günlerce süren bir hazırlık safhasının ardından iki dev, seçkin bir aydın kesimi ile üniversite gençliğinin hazır bulunduğu bir salonda ilmî bir tartışma yapmış, salona sığmayıp sokakları dolduran dinleyici kitlesine bu tartışma hoparlörle ulaştırılmıştı. Sonunda Garaudy, Sartreı kendi tezleriyle altetmiş ve bu münazaradan galip çıkmıştı. Beauvoirı deli eden mesele bu idi.
Ünlü düşünür, Sorbonne Üniversitesinden edebiyat dalında, SSCB Bilimler Akademisinden de bilim dalında doktor unvanı aldı. 1956da Komünist Partisi siyasî büro şefi oldu. Marksist Araştırma ve İncelemeler Enstitüsünün müdürlüğünü yaptı. Garaudy, Marksist estetik ve Marksizm üzerine yazdıklarıyla, önde gelen bir düşünür kabul ediliyordu artık. Bir yandan Marksizmin pratiğine dair, çoğunlukla partiyle uyuşmayan görüşler öne sürüyor, bir yandan da Kafka, Aragon ya da Saint-John Perse üzerine incelemeler kaleme alıyordu. Sert muhalefeti, Fransız Komünist Partisinden atılmasına sebep oldu. Fidel Castro, Stalin, Jean-Paul Sartre, Bachelard, Picasso, Chagall, Pablo Neruda gibi pek çok devlet adamı ve sanatçıyla görüşüyor, tartışmalara katılıyordu. Döneminin bir çok aydını ve siyasetçisi ile tanıştı görüş alışverişinde bulundu. Onlarla yazışmalarını Şahitlerim adlı kitabında topladı.
20. yüzyılın oluşmasına siyasi, dini ve estetik planda katkıda bulunmuş büyük entellektüeller tarafından Garaudy'ye gönderilmiş olan bu mektuplar, çağımızı anlama açısından son derece kıymetli belgelerdir. Kişiye özel bu mektuplarında Romain Rolland, diyalog ve iman; Sartre, marksizim-varoluşçuluk ilişkileri; Levy-Strauss, marksizim ve yapısalcılık konularındaki düşünceleriyle çağımızı içeriden tahlil ediyorlar. Daha pek çok ünlünün çeşitli konulardaki değerlendirmelerinin yeraldığı mektuplarda Garaudy'nin fikir çizgisinde ve umut projesinden hiçbir sapma olmadığı da gözler önüne seriliyor.Garaudynin hayatı arayışlarla geçer.Çünkü o yalanlara sarılıp devam etme düşüncesine karşıdır. yalanlarla karşılaştığında hayır! bu böyle olmamalı.. diyebilen bir insandır. Çekoslavakyanın işgali üzerine Sovyetlerdeki gezisini keser ve geri döner.Bir başka ülkeye zulmeden sosyalist midir? Defolun! cümlesiyle biten bir bildiriye imza atar. Bu cümle Fransız Komünist Partisiyle pamuk ipliğine bağlı ilişkilerini koparır. Şubat 1970teki Fransız Komünist Parti kongresinde bir konuşma yapar. Bu bir veda konuşmasıdır: Bu kürsüde son defa öfkeyle değil, hüzünle konuşurken, şunu ifade etmek gereğini duyuyorum: Sorunları ortaya koyanlardan bazıları uzaklaştırılsalar bile, bu sorunlar, hayatın akışı içinde ortaya çıkmaya devam edeceklerdir. Bütün hayatını adadığı Komünist Partisiyle bağını koparınca kendini bir kuyuya düşmüş gibi hisseder. Ama sonra bazı mutlu tesadüflerle bu kuyudan çıkmayı başarır. Önce bir maskenin ardına düşerek Afrikayı tanımaya çalışır. Bu tanıma ona ilk defa kabuğunu kırma fırsatını verir. Çünkü komünist de olsa o güne kadar Hıristiyan Batı kültürü dışında hiçbir şeyi tanımamıştır. Hatıralarında bunu şu şekilde ifade ediyor: O ana kadar yalnızca Avrupalıydım. Sadece doğum yeri olarak değil, kültür olarak da, yaşama tarzı olarak da. Bu maske bana hayatımın bir bilançosunu çıkarmamı ihtar ediyor. Felsefe profesörü olarak, bütün meslek hayatımı batılı olmayan düşünceyi tanımadan geçirmekte olduğumu fark ettim. Nitekim Çin, Hint, İslam felsefelerini, Afrikalıların veya Amerikanın yerlilerinin dünya görüşlerini hiç mi hiç bilmiyorum.1973te Afrikaya gider. Oradan yepyeni bir insan olarak döner. Büyülü bir alemde yaşadığını belirterek şöyle söyler: Beşeri sanat, ilahi sanat ve onun dili olan tabiat sanatı arasındaki ilişki bana hiçbir zaman bu denli canlı görünmemişti. Günün yüzü, bir sanat eseridir. Aynen bir heykel gibi. Sabahın çıplak yüzü, bir tecellidir tıpkı bir yasemin gibi..
Bu arayışlar onu 1982 yılında kelime-i şahadet getirerek Müslüman olmaya kadar ***ürür.
Daha önceleri ülkemizde sadece Marksist literatürde yer alan Garaudy bu tarihten sonraki çalışmalarıyla daha geniş kitlelerce bilinir hale geldi.. Bunda hem batıya yönelttiği eleştiriler etkili oldu, hem de inanmış bir batılının görüşlerini öğrenme ihtiyacı
Graudy bu tarihten sonra Türkiye ve İslam dünyasında tanınır ve bilinirken Batıda tam bir unutuluşa terk edildi. Bunda daha çok ABD, İsrail ve Siyonistlere yönelttiği eleştirilerle Fransanın Cezayir işgallerine ve soykırımına karşı çıkışı etkili oldu. Daha önceleri onu yere göge koyamayan batı basını bir anda onu görmez hale geldi. Artık hiçbir yerde tek cümle yazamıyor, kendisinden tek satırla bile olsa bahsedilmiyor. Kitapları hakkında sözde Ermeni soykırımını inkarını yasaklayan kanun gibi bir kanun yapılmadı. Ancak yazılmamış bir kanunun yürürlükte olduğu görülüyor. Tanınmış bir yazar olduğu için Paris varoşlarındaki gençler gibi öldüremiyorlar da. O zaman yapacakları tek şey kalıyor. Yok farzetmek. Onu yapıyorlar.
Graudynin İslamı yeni tanıyan bir kişi olarak okumaları ve gözlemleri bu tarihten sonra artıyor. Onun İslamı tanıması daha çok Cezayir Müslümanları ve Fransız müşteşrikleri sayesinde oluyor. Bu yüzden de bütün müsteşrikler gibi Türk ve Osmanlı tecrübesi pek yer almıyor değerlendirmelerinde. Ancak tanıdığı kadarıyla Müslümanlarda gördüğü eksikler ve İslamı Batıya anlatma konusunda söyledikleri dikkate değer.
Graudy önce sol yayınevlerince sonra Pınar ve Türk Edebiyatı Vakfı Yayınlarınca bir çok eseriyle dilimize kazandırıldı. Bu konuda özellikle Cemal Aydının rolü büyük. Bu çevirileri gerek batıyı tanıma gerekse 20. yüzyıla damgasını vuran bu aydının hayat serüvenini öğrenme açısından son derece değerli çabalar olarak görüyoruz.
Ancak son yıllardaki gelişmelerden sonra Garaudynin eserlerine Türk okuyucusundan çok Batılıların ve özellikle Fransızların ne kadar ihtiyacı var. Keşke ruhlarına sinmiş sömürgecilikten ve jakobenizmden birazcık sıyrılıp onun eserlerine yönelebilseler.
Cemal Aydına rica etsek onu bir de Fransızcaya çevirebilir mi?!!!!
HABER
Ünlü düşünür Garaudy vefat etti
13 Haziran 2012
Türkiyede ve bütün dünyada tanınan ünlü Fransız düşünürü Roger Garaudy (Roje Garodi), Pariste 99 yaşında hayata gözlerini yumdu. Garaudy 18 Haziran Pazartesi günü Pariste toprağa verilecek.
Eserleri kırkı aşkın dile çevrilen Roger Garaudy (Roje Garodi), geride 60 kadar eser ve sayısız makale bıraktı.
Roger Garaudy (Roje Garodi), Fransız Komünist Partisinde en yüksek düzeyde görev yapan ve dış dünyaya Fransanın yüz akı olarak takdim edilen bir düşünürdü. Charles de Gaulle, Stalin, Castro, Picasso, Aragon, Gaston Bachelard, Jean-Paul Sartre, Romain Rolland gibi dünya çapında lider ve sanatçılarla yakından görüştü.
1982 yılında Müslüman olan Roger Garaudy (Roje Garodi), İslâmla ilgili olarak da önemli eserler verdi.
Roger Garaudy (Roje Garodi)nin Hatıralar: Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum ve İnsanlığın Medeniyet Destanı başta olmak üzere dilimize 30 kadar eseri çevrilmiş bulunuyor.
ROGER GARAUDY HAKKINDA KISA BİLGİ
17 Temmuz 1913te Marsilyada doğdu. 1952 yılında Sorbonne Üniversitesiden edebiyat dalında, 1954 yılında da SSCB Bilimler Akademisinden bilim dalında doktor unvanını aldı. Bir ara Marksist İnceleme ve Araştırmalar Merkezi müdürlüğü yaptı.
Fransız Parlâmentosunda milletvekili, Millet Meclisi Başkan Yardımcısı, Milli Eğitim Komisyonu Üyesi ve Senatör olarak görev yaptı.
Fransız Komünist Partisinde zirveye tırmanmışken yaptığı tenkitlere kulak asılmadığı için bu kuruluştan koptu.
Üniversitedeki profesörlüğüne döndü. Emekliye ayrıldıktan sonra telif çalışmalarına hız verdi. Her biri dünya çapında yankılar uyandıran eserleri yayınladı, pek çok ülkede konferanslar verdi. Basın yayın kuruluşlarında yayınlanan bildirileriyle milletlerarası siyaset ve yanlış tutumlar konusunda görüşlerini sık sık kamuoyuna duyurdu.
Çağımızın yetiştirdiği dev düşünürlerden biri olan Roger Garaudy (Roje Garodi), İslâmı seçip Filistin halkının haklarını İsraile karşı savunmaya başladıktan sonra, pek çoğu İsrail taraflısı sermayenin elinde olan Batı basın-yayın organları ve büyük yayınevlerince dışlandı. Avrupa ve Amerika kitle iletişim araçları kendisini tam bir sükût ambargosuna tâbi tuttular. Kendisinden tek satırla, tek kelimeyle dahi bahsetmez ve kendisine söz hakkı vermez oldular.
Roger Garaudy (Roje Garodi), seçkin ve çok kültürlü bir kesime hitap etmesine rağmen, kırkı aşkın dile çevrilen eserleriyle, dünya aydınları arasında çok geniş bir kitle tarafından tanınıyor ve okunuyor.
Roger Garaudy (Roje Garodi) Müslüman oluşunu Hatıralar: Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum kitabında şöyle anlatır:
Okudukça Kuran, bana daha çok yaklaştı. Sanki bugün yazılmıştı ve doğrudan bana sesleniyordu.
Bizzat yerin, Kıyamet günü, sarsıntısıyla birlikte, insanların eylemlerine ve hatalarına şahitlik edeceğinin anlatıldığı Deprem (Zilzal) sûresini okurken, ayaklarımın altındaki toprağın homurdandığını hissediyorum.
Sorumluluğun bu uyanışını ben, hiçbir zaman çok çarpıcı bir mesel olan Gece Yolculuğu (İsra)yı okurkenki kadar güçlü yaşamadım. O gece Hz. Peygamber rüyasında, dünyayı ve insanları toptan temaşa etmek üzere, bir insanın çıkabileceği en son nokta olan Yüce Allahın yakınlarına kadar yükselerek bütün göklerin katlarını dolaşır. Nitekim bu sure Danteye, onun dinî destanı olan İlâhî Komedyasını ilham etmiştir. Eşi Hz. Ayşenin bildirdiğine göre, Hz. Muhammed bu sureyi her gece okurdu.
Mirac, her ibadetin ruhudur. Çünkü o an, eylemlerimizin her birini ferdin bakış açısı olmayan bir bakış açısı içine oturtmayı denemek üzere, gündelik meşguliyetlerden kurtulunduğu andır. Ben merkez değilim. Allahtır merkez. O zaman, yer Kıyamet Günündeki gibi titrer ve yeni bir mücadelenin saati çalar.
Bu yol alışın ana noktalarına, iki kitabımda, LIslam habite notre avenir / İslâm Geleceğimize Yerleşmiş ile Promesses de lIslam / İslâmın Vaad Ettiklerinde temas ettim. Daha sonra Müslüman ülkeleri dolaştıktan sonra, Mosquées, Miroir de lIslam / İslâmın Aynası Camiler adlı eserimde, Allahın mevcudiyetinin görünür işaretleri olarak, dünyanın büyük camilerinin mimarî mekânının ve güzelliğinin manevî izahını vermeyi denedim.
Cenevrede, 2 Temmuz 1982de, imam Buzuzunun önünde müslümanlığa girişin anahtarı olan Allahtan başka ilâh yoktur ve Hz. Muhammed Onun elçisidir kelime-i tevhidini söylediğimde demek ki, kendimi bu karara tamamiyle hazır ve bunun bütün sorumluluğunu üstlenecek durumda hissediyorum.
O gün, hem iç tedirginliği veren bir kopuş, hem de sükûnet verici bir bağlanış duygusu içindeyim. Bir dünyadan, benimkinden, bundan böyle beni reddedecek olan Batı dünyasından kopuyorum. Ama aynı zamanda, bende her zamanki inancımdaki devamlılık duygusu da var. Bendeki bu iman, Kuranın, numunesini Hz. İbrahimde ve onun Allaha kayıtsız şartsız teslimiyetinin belirtisi olan kurbanında gösterdiği bu iman sade ve güçlü, köklü ve ilk imandır.
Yalnızlığım, bana yalnızlık gibi görünmüyor. Sûfîlerin, yani bütün zamanların en büyük şairi Mevlâna Celâleddin Rûmîden, Müslüman İspanyanın keşif adamı Mürsiyeli İbni Arabîye ve onun aşk destanına kadar, İslâmın derûnî hayatının manevî efendilerinin varlığıyla dopdoluyum.
HABER
Garaudy'nin cenaze namazı kılındı
18 Haziran 2012
Fransız düşünür Roger Garaudy için bugün Paris yakınlarındaki Champigny-sur-Marne mezarlığında bir cenaze töreni düzenlendi.
Cenaze töreniyle Garaudy için yine aynı mezarlıktaki bir salonda düzenlenen anma töreninde, ünlü düşünürün kitapları ve çalışmaları hakkında bir video gösterisi izlettirildi.
Garaudy'nin cenazesi daha sonra vasiyeti üzerine yakılırken, yine aynı mezarlıkta, bir grup Müslüman, ünlü düşünür için cenaze namazı kıldı.
Ancak komutanın Ateş! emrine uymayan Cezayirli askerler sayesinde hayatı kurtuldu. Askerlere; Niçin ateş etmediniz? sorusuna bir çavuş; Bir Müslüman savaşçı için, silahsız birine ateş etmek şerefsizliktir! cevâbını vermesi Garaudyin İslâm kültürüne yönelmesine sebeb oldu. Fakat komünist fikirleri savunmaya devam etti. 1945te Fransız Komünist Parti Merkez Komite üyeliğine getirildi. Her iki Kurucu Mecliste de (1945-1951) Tarn Milletvekili olarak vazife yaptı.
1953te Maddeci Bilgi Teorisi (Théorie Matérialiste de la Connaissance) adlı doktora tezini verdi. Fransız Komünist Partisi siyâsî büro üyesi seçildi. Seine bölgesini Mecliste (1956-1958), sonra Senatoda (1959-1962) temsil etti. Clermont-Ferrand ve Poitiers Üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptı. Fransada komünist sistemin ateşli savunucusuydu. Üniversiteden siyâset kürsülerine kadar Fransızlara ve batı dünyâsına Marksizmi anlattı. İnsanların kurtuluşunun yalnız bu sistemle olacağını savundu. Fransız komünistlerinin en büyük rûh mîmârı sayıldı. Nerede komünistlerin düzenlediği bir miting, konferans ve seminer varsa oraya koştu. Katoliklik ve Hıristiyanlığa karşı kalemiyle ve hitâbetiyle büyük mücâdele verdi.
Daha sonra Marksçı inceleme ve araştırma müdürü olarak vazife aldı. Bu vazifesi sırasında Hıristiyanlarla diyaloğu başlattı ve bu konuda çeşitli kitaplar yazdı. Aforozdan Diyaloğa (1965), Yirminci Yüzyıl Marksçılığı (1966) adlı eserleri bunlardandır. Roger Garaudy, 1968 Çekoslovakya olaylarından sonra Fransız Komünist Partisi idârecilerini Varşova Paktı birliklerinin Çekoslovakyaya müdâhalesini onaylamamalarına rağmen gerçekte SSCByi desteklemekle ve Stalinci metodlara başvurmakla suçladı. Şubat 1970te FKP siyâsî bürosundan ve Mayıs 1970te de parti üyeliğinden atıldı. O târihten başlayarak düşüncelerini Marksçılıkla Hıristiyanlığın orta noktasında birleştirmeye çalıştı.
Bu dönemde; Ertelenen Özgürlük (Liberdé en Sursis), Marksçılar ve Hıristiyanlar Karşı Karşıya (Marxistes et Chrétienes Kace á Kace), Sosyalizmin Büyük Dönemeci (Le Grand Tournant du Socialisme), İşte Gerçekler (Toute la Vérité), Erkek Sözü(Parole dhomme), Umut Projesi (Projet Espérance), Yaşayanlara Çağrı (Appel aux Vivants) ve Kadının Yükselişi İçin (Pour lavénement de la Femme) adlı eserleri kaleme aldı. Hıristiyanlıkla sosyalizmin ortak noktalarını araştırıp yazmaya çalışması sebebiyle geniş kitlelerin ilgisini çekti. Tertiplenen çeşitli konferanslara, panellere ve ilmî toplantılara katılan Roger Garaudyin ruhundaki fırtınalar dinmedi.
Seneler önce tutuklu bulunduğu sırada, kurşuna dizileceği esnâda Cezâyirli Müslüman askerin; Bir Müslüman savaşçı için, silahsız birine ateş etmek şerefsizliktir! diyerek komutanın Ateş! emrine uymaması Roger Garaudyi İslâmiyetle ilgili araştırmaya sevk etti. Senelerce yaptığı araştırma, inceleme ve karşılaştırmadan sonra 8 Nisan 1983 günü Libyanın Bingâzi Karyünes Üniversitesinin konferans salonunda İslâmiyeti kabul ettiğini açıkladı. Hıristiyan ve komünist dünyâsında şok tesirine sebeb olan Roger Garaudyin Müslüman oluşu haberi Batının sanat, edebiyat ve siyâset çevrelerinde bomba gibi patladı. Haber ajanslarının telekslerinde dünyâya ulaşan bu haberle Kremlin müthiş sarsıldı. Çünkü Garaudy uzun zaman Fransadaki komünistlerin en büyük akıl hocası olarak tanınan bir bilim adamıydı.
Roger Garaudy İslâm dînini seçmekle şereflendiğini şu sözleriyle dünyâya îlân etti: İslâm, çağları arkasından sürükleyen bir dindir. Diğer dinler ise, çağların arkasında sürüklendi. Yâni, İslâm dışındaki bütün dinler zamana uyduruldu. Reforma tâbi tutuldu. Mukaddes kitaplar zamana göre tahrif edildi, değiştirildi. Kurân-ı kerîm ise indirildiği günden beri her zamana hükmetti. O, zamanı değil, zaman onu izledi. Zaman yaşlandıkça o gençleşti. Bu, çağlar üstü bir olaydır. Bugüne kadar bunca savaşların bıraktığı korkunç, sosyal, siyâsî ve ekonomik sarsıntılardan daha büyük bir olaydır. İslâm materyalizme de pozitivistlerin görüşüne de ekzistansiyalistlere de hâkimdir. Fakat bunlardan hiçbiri, İslâma hâkim değildir.
İslâmın büyük Peygamberi; «Yarın ölecekmiş gibi âhirete, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünyâya çalışın!» derken, her şeyi anlatmıştır. İslâm hem maddeye, hem de mânâya hükmetmiştir. Öyle ise, bunların ikisi birbirinden koparılamaz. Nasıl koparılabilir ki, İslâm: «İlim Çinde de olsa gidip bulunuz.» «İlim ve fen müminin kaybolmuş malıdır, ara ve bul.» diyor. İlmin ve çalışmanın burada sınırı yoktur. İslâm, dünyâyı sarsan bu iki olaya sınır koymadığına göre, dünyâyı sarsmıştır. İslâm dînine göre, insan hayâtının anlamı yüce Allaha îmândır. İslâm toplumu, îmân esasları üzerine kuruludur. Komünizm ve kapitalizmin insanlara huzur vermediğini bizzat yaşayarak öğrendim. Bir arayış sonrası İslâmiyetle şereflendim ve şimdi çok mutluyum.
İslâmiyetin kendinden önceki vahiyleri ve peygamberleri kabul eden cihanşumûllüğünü gördüm. Müslüman olmaya karar verdim. Medînede hazret-i Muhammedin meydana getirdiği toplum, ne kan üzerine kuruldu ne de tarım toplumlarında olduğu gibi toprağa dayalı veya Yunan sitelerindeki gibi pazara dayalı toplum kesimine kuruldu. Sâdece bir îmân sevgi toplumu meydana getirdi ve netice îtibâriyle herkese açık bir toplum meydana getirdi. Allahü teâlâyı her şeyden üstün kabul etmezsek, insanı bu şekilde, yâni kul olarak değerlendiremezsek bir yere varamayız. İşin esas püf noktası da burada. Hayâtın anlamı da, çok şükür benim de kavuştuğum îmânlı olmaktır. Bize bugün yeni dünyâ düzeni adı altında empoze edilmek istenen fikir, sömürgeciliğin meydana getirdiği şiddet, haksızlık ve adâletsizlikler düzeninin devamıdır.
Hani İnsan Hakları Beyannâmesi, hani eşitlik, hani adâlet? Batının ortaya koyduğu demokrasi, mal, mülk sâhipleri için vardır. Zenginler için vardır. Siyahlara karşı beyazların, kölelere karşı efendilerin demokrasisi vardır. İslâm insanı, mahlûkların efdâli ve en şereflisi olarak bildirirken, onun sömürülemeyeceğini anlatmıştır. İsrâfı, gösterişi ve lüksü yasaklayan; kazancı alın terindeki damlacıklarda arayan; biriken sermâyeyi fakire ölçülü ve ahlâk hükümleri içinde aktaran; fâizi, tembelliğe sebeb olduğu için yasaklayan ve gayrimeşrû serveti böylece imhâ eden bir sistemler manzûmesidir.
İslâm, halîfe ile kölenin aynı hakka sâhib olmasını mecbur kılmıştır. Deve olayı vardır ki, bu kralların kılıçlarından daha keskin bir hâdisedir: Hazret-i Ömer ile kölesi bir şehirden bir şehre giderken deveye sıra ile binerler. Zaman zaman, devenin yularını halîfe çeker, zaman zaman da köle... İşte adâlet ve hukukta İslâmın devrimidir bu. Marksizm ile kapitalizmin ikisi de, insanı sömüren sistemlerdir. İslâm bunlara karşı, insana prestijini iâde eden bir semâvî dindir.
HAKKINDA YAZILANLAR
FRANSIZ SÖMÜRGECİLİĞİNDEN TİKSİNEN BİR FRANSIZ: GARAUDY
Mustafa Nadir Önay
Dostoyevskinin idamdan kurtulma etkileyicidir. Sibirya sürgününün sonunda tam idam edilecekken Çarın affı gelir ve son anda kurtulur. İşte bu an onun için bir dönüm noktası olur. Bütün hayatını şekillendirir. Buna benzer bir anı bir başka düşünür yaklaşık yüz yıl sonra Cezayirde yaşar ve onun için de bir dönüm noktası olur. 2. dünya savaşının ortasında kamu güvenliği için tehlikeli ve sakıncalı bulunan kahramanımız Cezayirde çölün ortasına sürülür. Bu sürgünlüğün sonunda onu idam beklemektedir. Her şey hazırlanır. İdam mangası yerini alır. Kahramanımız ve arkadaşları davalarına tam bir inanmışlık ve teslimiyet içinde ölümü marşlar söyleyerek beklemektedirler. Ateş emri verilir. İşte tam o sırada beklenmedik bir şey olur. Askerler bir türlü ateş etmezler. Tehdit ve kırbaç da fayda etmez. İdamlıklar bu sahne karşısında şaşkındır. Kurşunları beklerken silah atmayı reddeden askerlerle karşılaşırlar. Önce bunu bir mucize zannederler. Kahramanımız bu durumu şöyle açıklıyor: İlkin bizim gözümüzde, bizi vurmayı böylesine mucizevi bir şekilde reddeden o kimselerle yeni bir insani ilişki kuruluyor. Halbuki bir mucize değilmiş. Onların bu davranışını, birkaç gün sonra, Cezayirli bir astsubay bize alelade bir şeymiş gibi izah ettiği zaman anlıyoruz.. Evet onlar Cezayirde yaşayan bir Müslüman gruptur ve silahsız insanlara ateş etmeyi inançlarına aykırı bulmuşlar ve tehditlere aldırmadan emre uymamışlardı. Sözü yine kahramanımıza verelim :İşte Allahın bu eğilip bükülmez kulları bizim hayatta kalmamızı sağladılar. Çünkü silahlı bir insanın silahsız bir insana ateş etmesi, güneyin bu Müslüman savaşçılarının şeref ve haysiyetiyle bağdaşmıyor. Onlar yaşanmış mütealiliğin (aşkınlığın) tecrübesine bizden önce sahip olmuşlar.
Bu sözlerin sahibi ünlü Fransız düşünürü Roger Garaudy idi.
Eserleriyle olduğu kadar hayatıyla da yirminci yüzyılın entelektüel serüveninde derin iz bırakan Roger Garaudynin hatıraları Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum (çev: Cemal Aydın, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları) adıyla, yayınlanışından 16 yıl sonra Türk okuyucusuna ulaştı.
Türk okuyucusunun ilgisini çeken bu eser aslında birkaç dilde eklemelerle yayınlanmıştı. Türkiyede onun eserlerinin çoğunu çeviren Cemal Aydın da bu ekleri de dikkate alarak birkaç dilden bu çevriyi tamamladı. Kendisinin ifadesiyle bu kitap böylece Türkçede tekemmül etmiş oldu.
Garaudy, Fransız ve Mağripli karışımı bir ailenin evladı olarak dünyaya geldi. 1913te doğan Garaudy, tanrıtanımaz bir baba ile duyarlı bir annenin kendisine sunduğu dünyadaki çelişkilerle büyüdü. Genç Garaudy, Kierkegaard ile Marx arasında gidip gelirken, imanın yüceliğini uzaktan uzağa sezdiğini anlatıyor kitabında. Daha sonra komünist oldu. 1940larda, Cezayirde sürgündeyken, ölümle burun buruna geldi. Kurşuna dizilmek üzereyken, ateş etmeyi reddeden Cezayirli askerler sayesinde ölmekten kurtuldu.
Cezayirli askerler, bir Müslümanın silahsız bir insana ateş edemeyeceği gerekçesiyle komutanlarını dinlememişlerdi. Bu olay, Garaudyyi derinden etkiledi ve İslamla ilk temâsını sağladı. gerek Mağripli kökleri gerekse bu gidiş gelişlerler sebebiyle oralardaki Müslümanları tanıdı.Ama bu tanıma hemen tesirini göstermedi. Sovyetler ile ilişkileri vardı ama bu ilişkiler Çekoslovakyanın işgaliyle tersine döndü. Komünist partiden milletvekili seçildi, parlamentoda görevler aldı, senatörlük yaptı. Uzun yıllar Fransız siyasetinin ön saflarında bulundu. Özellikle Marksizm üzerine yazdığı kitaplarla bütün dünyada kendisinden söz ettirdi.Çağının önde gelen düşünürleriyle değişik konularda tartışmalara girdi.
Ben sana bu tartışmaya girme, bu adamla münazaraya oturma dememiş miydim? Bak işte, oyuna geldin! Halkın önünde yenik düştün!
Özellikle 1950li-1960lı yılların pusulasını kaybetmiş gençliği için bir idol olan ve yazdığı eserlerle gençleri bunalıma sürükleyerek Avrupada kendisini okuyan birçok gencin intiharına sebep olan Jean-Paul Sartredı bu şekilde haşlanan. Haşlayan da o dönemin ünlü feminist yazarı ve Sartreın nikahsız eşi Simone de Beauvoir. Roger Garaudy Sartrea meydan okumuş, o da kendisine olumlu cevap vererek tartışma yapmayı kabul etmişti. Günlerce süren bir hazırlık safhasının ardından iki dev, seçkin bir aydın kesimi ile üniversite gençliğinin hazır bulunduğu bir salonda ilmî bir tartışma yapmış, salona sığmayıp sokakları dolduran dinleyici kitlesine bu tartışma hoparlörle ulaştırılmıştı. Sonunda Garaudy, Sartreı kendi tezleriyle altetmiş ve bu münazaradan galip çıkmıştı. Beauvoirı deli eden mesele bu idi.
Ünlü düşünür, Sorbonne Üniversitesinden edebiyat dalında, SSCB Bilimler Akademisinden de bilim dalında doktor unvanı aldı. 1956da Komünist Partisi siyasî büro şefi oldu. Marksist Araştırma ve İncelemeler Enstitüsünün müdürlüğünü yaptı. Garaudy, Marksist estetik ve Marksizm üzerine yazdıklarıyla, önde gelen bir düşünür kabul ediliyordu artık. Bir yandan Marksizmin pratiğine dair, çoğunlukla partiyle uyuşmayan görüşler öne sürüyor, bir yandan da Kafka, Aragon ya da Saint-John Perse üzerine incelemeler kaleme alıyordu. Sert muhalefeti, Fransız Komünist Partisinden atılmasına sebep oldu. Fidel Castro, Stalin, Jean-Paul Sartre, Bachelard, Picasso, Chagall, Pablo Neruda gibi pek çok devlet adamı ve sanatçıyla görüşüyor, tartışmalara katılıyordu. Döneminin bir çok aydını ve siyasetçisi ile tanıştı görüş alışverişinde bulundu. Onlarla yazışmalarını Şahitlerim adlı kitabında topladı.
20. yüzyılın oluşmasına siyasi, dini ve estetik planda katkıda bulunmuş büyük entellektüeller tarafından Garaudy'ye gönderilmiş olan bu mektuplar, çağımızı anlama açısından son derece kıymetli belgelerdir. Kişiye özel bu mektuplarında Romain Rolland, diyalog ve iman; Sartre, marksizim-varoluşçuluk ilişkileri; Levy-Strauss, marksizim ve yapısalcılık konularındaki düşünceleriyle çağımızı içeriden tahlil ediyorlar. Daha pek çok ünlünün çeşitli konulardaki değerlendirmelerinin yeraldığı mektuplarda Garaudy'nin fikir çizgisinde ve umut projesinden hiçbir sapma olmadığı da gözler önüne seriliyor.Garaudynin hayatı arayışlarla geçer.Çünkü o yalanlara sarılıp devam etme düşüncesine karşıdır. yalanlarla karşılaştığında hayır! bu böyle olmamalı.. diyebilen bir insandır. Çekoslavakyanın işgali üzerine Sovyetlerdeki gezisini keser ve geri döner.Bir başka ülkeye zulmeden sosyalist midir? Defolun! cümlesiyle biten bir bildiriye imza atar. Bu cümle Fransız Komünist Partisiyle pamuk ipliğine bağlı ilişkilerini koparır. Şubat 1970teki Fransız Komünist Parti kongresinde bir konuşma yapar. Bu bir veda konuşmasıdır: Bu kürsüde son defa öfkeyle değil, hüzünle konuşurken, şunu ifade etmek gereğini duyuyorum: Sorunları ortaya koyanlardan bazıları uzaklaştırılsalar bile, bu sorunlar, hayatın akışı içinde ortaya çıkmaya devam edeceklerdir. Bütün hayatını adadığı Komünist Partisiyle bağını koparınca kendini bir kuyuya düşmüş gibi hisseder. Ama sonra bazı mutlu tesadüflerle bu kuyudan çıkmayı başarır. Önce bir maskenin ardına düşerek Afrikayı tanımaya çalışır. Bu tanıma ona ilk defa kabuğunu kırma fırsatını verir. Çünkü komünist de olsa o güne kadar Hıristiyan Batı kültürü dışında hiçbir şeyi tanımamıştır. Hatıralarında bunu şu şekilde ifade ediyor: O ana kadar yalnızca Avrupalıydım. Sadece doğum yeri olarak değil, kültür olarak da, yaşama tarzı olarak da. Bu maske bana hayatımın bir bilançosunu çıkarmamı ihtar ediyor. Felsefe profesörü olarak, bütün meslek hayatımı batılı olmayan düşünceyi tanımadan geçirmekte olduğumu fark ettim. Nitekim Çin, Hint, İslam felsefelerini, Afrikalıların veya Amerikanın yerlilerinin dünya görüşlerini hiç mi hiç bilmiyorum.1973te Afrikaya gider. Oradan yepyeni bir insan olarak döner. Büyülü bir alemde yaşadığını belirterek şöyle söyler: Beşeri sanat, ilahi sanat ve onun dili olan tabiat sanatı arasındaki ilişki bana hiçbir zaman bu denli canlı görünmemişti. Günün yüzü, bir sanat eseridir. Aynen bir heykel gibi. Sabahın çıplak yüzü, bir tecellidir tıpkı bir yasemin gibi..
Bu arayışlar onu 1982 yılında kelime-i şahadet getirerek Müslüman olmaya kadar ***ürür.
Daha önceleri ülkemizde sadece Marksist literatürde yer alan Garaudy bu tarihten sonraki çalışmalarıyla daha geniş kitlelerce bilinir hale geldi.. Bunda hem batıya yönelttiği eleştiriler etkili oldu, hem de inanmış bir batılının görüşlerini öğrenme ihtiyacı
Graudy bu tarihten sonra Türkiye ve İslam dünyasında tanınır ve bilinirken Batıda tam bir unutuluşa terk edildi. Bunda daha çok ABD, İsrail ve Siyonistlere yönelttiği eleştirilerle Fransanın Cezayir işgallerine ve soykırımına karşı çıkışı etkili oldu. Daha önceleri onu yere göge koyamayan batı basını bir anda onu görmez hale geldi. Artık hiçbir yerde tek cümle yazamıyor, kendisinden tek satırla bile olsa bahsedilmiyor. Kitapları hakkında sözde Ermeni soykırımını inkarını yasaklayan kanun gibi bir kanun yapılmadı. Ancak yazılmamış bir kanunun yürürlükte olduğu görülüyor. Tanınmış bir yazar olduğu için Paris varoşlarındaki gençler gibi öldüremiyorlar da. O zaman yapacakları tek şey kalıyor. Yok farzetmek. Onu yapıyorlar.
Graudynin İslamı yeni tanıyan bir kişi olarak okumaları ve gözlemleri bu tarihten sonra artıyor. Onun İslamı tanıması daha çok Cezayir Müslümanları ve Fransız müşteşrikleri sayesinde oluyor. Bu yüzden de bütün müsteşrikler gibi Türk ve Osmanlı tecrübesi pek yer almıyor değerlendirmelerinde. Ancak tanıdığı kadarıyla Müslümanlarda gördüğü eksikler ve İslamı Batıya anlatma konusunda söyledikleri dikkate değer.
Graudy önce sol yayınevlerince sonra Pınar ve Türk Edebiyatı Vakfı Yayınlarınca bir çok eseriyle dilimize kazandırıldı. Bu konuda özellikle Cemal Aydının rolü büyük. Bu çevirileri gerek batıyı tanıma gerekse 20. yüzyıla damgasını vuran bu aydının hayat serüvenini öğrenme açısından son derece değerli çabalar olarak görüyoruz.
Ancak son yıllardaki gelişmelerden sonra Garaudynin eserlerine Türk okuyucusundan çok Batılıların ve özellikle Fransızların ne kadar ihtiyacı var. Keşke ruhlarına sinmiş sömürgecilikten ve jakobenizmden birazcık sıyrılıp onun eserlerine yönelebilseler.
Cemal Aydına rica etsek onu bir de Fransızcaya çevirebilir mi?!!!!
HABER
Ünlü düşünür Garaudy vefat etti
13 Haziran 2012
Türkiyede ve bütün dünyada tanınan ünlü Fransız düşünürü Roger Garaudy (Roje Garodi), Pariste 99 yaşında hayata gözlerini yumdu. Garaudy 18 Haziran Pazartesi günü Pariste toprağa verilecek.
Eserleri kırkı aşkın dile çevrilen Roger Garaudy (Roje Garodi), geride 60 kadar eser ve sayısız makale bıraktı.
Roger Garaudy (Roje Garodi), Fransız Komünist Partisinde en yüksek düzeyde görev yapan ve dış dünyaya Fransanın yüz akı olarak takdim edilen bir düşünürdü. Charles de Gaulle, Stalin, Castro, Picasso, Aragon, Gaston Bachelard, Jean-Paul Sartre, Romain Rolland gibi dünya çapında lider ve sanatçılarla yakından görüştü.
1982 yılında Müslüman olan Roger Garaudy (Roje Garodi), İslâmla ilgili olarak da önemli eserler verdi.
Roger Garaudy (Roje Garodi)nin Hatıralar: Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum ve İnsanlığın Medeniyet Destanı başta olmak üzere dilimize 30 kadar eseri çevrilmiş bulunuyor.
ROGER GARAUDY HAKKINDA KISA BİLGİ
17 Temmuz 1913te Marsilyada doğdu. 1952 yılında Sorbonne Üniversitesiden edebiyat dalında, 1954 yılında da SSCB Bilimler Akademisinden bilim dalında doktor unvanını aldı. Bir ara Marksist İnceleme ve Araştırmalar Merkezi müdürlüğü yaptı.
Fransız Parlâmentosunda milletvekili, Millet Meclisi Başkan Yardımcısı, Milli Eğitim Komisyonu Üyesi ve Senatör olarak görev yaptı.
Fransız Komünist Partisinde zirveye tırmanmışken yaptığı tenkitlere kulak asılmadığı için bu kuruluştan koptu.
Üniversitedeki profesörlüğüne döndü. Emekliye ayrıldıktan sonra telif çalışmalarına hız verdi. Her biri dünya çapında yankılar uyandıran eserleri yayınladı, pek çok ülkede konferanslar verdi. Basın yayın kuruluşlarında yayınlanan bildirileriyle milletlerarası siyaset ve yanlış tutumlar konusunda görüşlerini sık sık kamuoyuna duyurdu.
Çağımızın yetiştirdiği dev düşünürlerden biri olan Roger Garaudy (Roje Garodi), İslâmı seçip Filistin halkının haklarını İsraile karşı savunmaya başladıktan sonra, pek çoğu İsrail taraflısı sermayenin elinde olan Batı basın-yayın organları ve büyük yayınevlerince dışlandı. Avrupa ve Amerika kitle iletişim araçları kendisini tam bir sükût ambargosuna tâbi tuttular. Kendisinden tek satırla, tek kelimeyle dahi bahsetmez ve kendisine söz hakkı vermez oldular.
Roger Garaudy (Roje Garodi), seçkin ve çok kültürlü bir kesime hitap etmesine rağmen, kırkı aşkın dile çevrilen eserleriyle, dünya aydınları arasında çok geniş bir kitle tarafından tanınıyor ve okunuyor.
Roger Garaudy (Roje Garodi) Müslüman oluşunu Hatıralar: Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum kitabında şöyle anlatır:
Okudukça Kuran, bana daha çok yaklaştı. Sanki bugün yazılmıştı ve doğrudan bana sesleniyordu.
Bizzat yerin, Kıyamet günü, sarsıntısıyla birlikte, insanların eylemlerine ve hatalarına şahitlik edeceğinin anlatıldığı Deprem (Zilzal) sûresini okurken, ayaklarımın altındaki toprağın homurdandığını hissediyorum.
Sorumluluğun bu uyanışını ben, hiçbir zaman çok çarpıcı bir mesel olan Gece Yolculuğu (İsra)yı okurkenki kadar güçlü yaşamadım. O gece Hz. Peygamber rüyasında, dünyayı ve insanları toptan temaşa etmek üzere, bir insanın çıkabileceği en son nokta olan Yüce Allahın yakınlarına kadar yükselerek bütün göklerin katlarını dolaşır. Nitekim bu sure Danteye, onun dinî destanı olan İlâhî Komedyasını ilham etmiştir. Eşi Hz. Ayşenin bildirdiğine göre, Hz. Muhammed bu sureyi her gece okurdu.
Mirac, her ibadetin ruhudur. Çünkü o an, eylemlerimizin her birini ferdin bakış açısı olmayan bir bakış açısı içine oturtmayı denemek üzere, gündelik meşguliyetlerden kurtulunduğu andır. Ben merkez değilim. Allahtır merkez. O zaman, yer Kıyamet Günündeki gibi titrer ve yeni bir mücadelenin saati çalar.
Bu yol alışın ana noktalarına, iki kitabımda, LIslam habite notre avenir / İslâm Geleceğimize Yerleşmiş ile Promesses de lIslam / İslâmın Vaad Ettiklerinde temas ettim. Daha sonra Müslüman ülkeleri dolaştıktan sonra, Mosquées, Miroir de lIslam / İslâmın Aynası Camiler adlı eserimde, Allahın mevcudiyetinin görünür işaretleri olarak, dünyanın büyük camilerinin mimarî mekânının ve güzelliğinin manevî izahını vermeyi denedim.
Cenevrede, 2 Temmuz 1982de, imam Buzuzunun önünde müslümanlığa girişin anahtarı olan Allahtan başka ilâh yoktur ve Hz. Muhammed Onun elçisidir kelime-i tevhidini söylediğimde demek ki, kendimi bu karara tamamiyle hazır ve bunun bütün sorumluluğunu üstlenecek durumda hissediyorum.
O gün, hem iç tedirginliği veren bir kopuş, hem de sükûnet verici bir bağlanış duygusu içindeyim. Bir dünyadan, benimkinden, bundan böyle beni reddedecek olan Batı dünyasından kopuyorum. Ama aynı zamanda, bende her zamanki inancımdaki devamlılık duygusu da var. Bendeki bu iman, Kuranın, numunesini Hz. İbrahimde ve onun Allaha kayıtsız şartsız teslimiyetinin belirtisi olan kurbanında gösterdiği bu iman sade ve güçlü, köklü ve ilk imandır.
Yalnızlığım, bana yalnızlık gibi görünmüyor. Sûfîlerin, yani bütün zamanların en büyük şairi Mevlâna Celâleddin Rûmîden, Müslüman İspanyanın keşif adamı Mürsiyeli İbni Arabîye ve onun aşk destanına kadar, İslâmın derûnî hayatının manevî efendilerinin varlığıyla dopdoluyum.
HABER
Garaudy'nin cenaze namazı kılındı
18 Haziran 2012
Fransız düşünür Roger Garaudy için bugün Paris yakınlarındaki Champigny-sur-Marne mezarlığında bir cenaze töreni düzenlendi.
Cenaze töreniyle Garaudy için yine aynı mezarlıktaki bir salonda düzenlenen anma töreninde, ünlü düşünürün kitapları ve çalışmaları hakkında bir video gösterisi izlettirildi.
Garaudy'nin cenazesi daha sonra vasiyeti üzerine yakılırken, yine aynı mezarlıkta, bir grup Müslüman, ünlü düşünür için cenaze namazı kıldı.
