Teslim Olan PKK lıların İtirafları

MidNighT

Kıdemli Üye
"Terör Örgütünden Kaçıp Telim Olan PKK lıların İtirafları"

Arkadaşlar aşağıdaki itiraflar PKK terör örgütünden kaçanların itiraflarıdır.İşte bizzat onların ağzından PKK gerçeği:

"PKK terör örgütü 8 Kasım 1978 tarihinde kurulduğundan bu güne kadar eylemlerinde hep şiddet kullanmayı seçti. Örgüte eleman temin ederken de çok defa ikna etmek yerine ya sokaktan, okullardan veya dağda çalışan, çobanlık yapan vatandaşları kaçırma yöntemini kullandı."

H.G. 1978, 9 kardeş, Cahil
… Örgüt erkek elemanlarını bünyesinde tutmak için kadınlara yöneldi. Kadın elemanların sayısı artırılarak erkeklerin cinsel ihtiyaçları giderildi. Ve örgüt içinde tutulmaları sağlanmış oldu.

... Örgüt içinde köylü kökenliler aşağılanıyor. Guruplaşmalar var. İnsanlara değer verilmiyor. Yargısız infazlar var.

... Almanya ve İran örgüte çok destek veriyor. Ayrıca Suriye’nin de desteği devam ediyor.

... Örgütten ayrılmak isteyen çok kişi var. Konsey üyeleri, olanakları ellerinden gitmesin diye baskı, tehdit yalanlarla elemanları zorla örgütte tutuyorlar.

... Örgütün propagandalarından bende etkilenmiştim. Hep öldürüleceğim korkusu vardı. Ama, aksine bana çok iyi davrandılar. Döndüğüm için çok memnunum. Artık yeni bir hayat beni bekliyor.

... Terörist başı örgütte bir tanrı gibi görülüyor. Dünyada olmayan şeyleri o yaratmış, o bulmuş. Örgütte terörist başı yakalanana kadar hep silahlı mücadeleden bahsediliyordu. Terörist başı yakalandıktan sonra, örgüt yöneticileri tarafından silahlı mücadele laflarının bırakılıp, neden sözde bir demokratik Türkiye süreci başlatıldığını kimse anlayamıyor. Herkes bunun terörist başının idam edilmesini önlemek için söylendiğini düşünüyor.

... Örgüte katılmak isteyenlere kesinlikle örgüte gitmemelerini, onların yalanlarına kanmamalarını söylüyor, eğer illa kişiliklerini yok etmek istiyorlarsa da “Haydin, güle güle” diyorum.

Ö.Y. 1977, Ş.Urfa-Suruç Doğumlu, 10 kardeş. İ.O.3’den terk.
... Ben örgüte zorla kaçırılarak katılmıştım. Kendisi katılan arkadaşlarla yapmış olduğum konuşmalarda onların iş imkanı, ailelerine para yardımı yapılacağı gibi vaatlerle kandırıldığını öğrendim.

... Örgüt içinde çok fazla guruplaşma ve adam kayırma var. Herkes kendine bir imparatorluk kurmuş ve bu yaşantıdan vazgeçemeye niyetleri yok. Durmadan demokrasiden bahsediliyor ama uygulamada tam bir krallık ve imparatorluk yönetimi var. Örgüt yöneticileri kendilerine bir rahatlık sağlamış ve bu rahatlığı bırakmaya niyetleri yok. Bizlerin çektiği acılar ve sıkıntılar umurlarında bile değil.

... Örgüte İran, Suriye ve Avrupa Devletleri destek veriyor. Örgüte para Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızdan vergi adı altında zorla toplanıp Suriye, İran ve Ermenistan üzerinden geliyor.

... Örgütten daha önce iki defa kaçmaya çalıştım ama yakalandım. Üç ay bir mağaraya kapatıp devamlı işkence yaptılar.

... Örgütün üçte ikisi kaçmak istiyor ama korkudan cesaret edemiyorlar.
... Ben, örgüte katılmak gibi düşüncesi olan arkadaşlarıma veya sempatizanlarına şunu söyleyebilirim, sakın ha denemeyin hatta düşünmeyin bile. Hayatınızı karartmak istemiyorsanız bunu kesinlikle yapmayın. Bu sözde kürtlerin mücadelesini verdiğini söyleyen örgüt, kürt düşmanı ve eli kanlı bebek katili bir terör örgütüdür.

M.Ç.1978 doğumlu, 5 kardeş, Eğt.Fak.terk.
... Yunanistan’da Lavrion kampında eğitim gördüm. Yunanistan Hükümetinin sağladığı sahte pasaport, vize ve uçak bileti ile Rusya’ya gittim. Sibirya yakınlarında PKK tarafından satın alınmış bir kampta kaldım. Daha sonra Ermenistan ve İran üzerinden kampa geldim.

... Örgüte silahlar İran, Ermenistan ve Rusya’dan geliyor.

... Güçten düşen ve yaşlanan örgüt üyeleri örgütün kontrolündeki Makhmur kampına gönderiliyor.

... Örgüte inanç diye bir şey yok. Olanların ki de zamanla köreltiliyor.

... Örgüte artık Türkiye’den katılım yok gibi. Genelde Suriye ve İran’dan kandırılıp gelenler var. İnsanları daha iyi bir hayat vaadiyle kandırıyorlar.

... PKK artık dağılıyor. Örgüt içinde demokrasi felan yoktur. Yöneticilerin her söylediği doğrudur.

M.Ç.1974 doğumlu, 9 kardeş, ilkokul mezunu.
… A.ÖCALAN’ın Türkiye Cumhuriyeti tarafından deşifre edilmemiş kişileri HADEP’e gönderme ve HADEP’in halkın güvenini kazanması talimatları var ve örgüte katılanların çoğu HADEP vasıtasıyla katılıyor.

... Doğru düzgün yemek yok. Sıcak yemek sadece pirinç var. Ama üst düzeydekiler canlarının istediğini yiyebiliyor.

... İran çok yardım ediyor. Hamile kalan kadın teröristleri kürtaj için bile İran’a gönderiyorlar.

... KDP ile PKK arasında anlaşma var. KDP olası bir savaşta Musul ve Kerkük’ü alabilmek için PKK’yı yanlarına çekmeye çalışıyor.

... Irak PKK elemanlarına yardımcı oluyor.

... PKK İran sınırında uyuşturucu ticaretiyle gelir sağlıyor.

... Örgütte İranlı, Iraklı, Rus ve Ermeniler de var.

... Kırsal alanda tamamen umutları kesilmiş. Savaşamayacaklarını onlarda anlıyorlar. Örgütün zamanla eriyeceği, parçalanacağına inanıyorum.

... Örgütte yöneticiler eskisi gibi hakimiyet kuramıyorlar. Yasak olan bir çok şey artık yapılıyor. Kadın erkek ilişkileri ve kaçışlar çok arttı.

M.Ş.Y. Van 1981 doğumlu. 7 kardeş, İlkokul Terk
... Hadep ilçe teşkilatında PKK’yı öven dergiler, kitaplar okuttular. Hadep’te İnşaatlarda işçilik yaparak kazandığım paradan PKK’ya yardım için para alıyorlardı. Hadep’te Abdullah ÖCALAN ve gerillalar bizim için savaşıyor ve bizimde bunlara yardımcı olmamız gerekir diyorlardı.

... Hadep ilçe teşkilatı görevlilerinin İran’da kurdukları irtibatlar vasıtasıyla PTÖ’ne katıldım.

... Örgütteyken teslim olanlara işkence yapıldığını söylediler. Ben de bu korkuyla geldim. Bir karakola geldim ve beni çok iyi karşıladılar. Karakol Komutanı çok iyi davrandı. Yedirdi, içirdi ve banyomu yaptırdı. Sonra beni Yüksekova’ya gönderdiler ve orada da çok güzel karşıladılar. Örgütün anlattıklarıyla hiçbir ilgi yoktu.

.. Ben katılmadan önce beni gönderen insanlar ayrımcılık yok diyorlardı. Halbuki alt düzey ile üst düzey arasında çok fark var. Üst düzeydekilerin yemekleri farklı, televizyonları var. Bizim kaldığımız yere bakan Osman ÖCALAN’ın hayatı çok lükstü. Yanında 50 – 60 kadın terörist vardı ve onları kullanıyordu. İnsanları küçük görüyorlardı. Kürt devleti kurmak gibi bir şey yoktur. Bu bahanedir, yalandır ve hiç kimse buna inanmasın. Cemil BAYIK, Murat KARAYILAN, Nizamettin TAŞ, Osman ÖCALAN ve Kani YILMAZ kendilerini lüks yaşatmak için insanları kullanıyorlar. Abdullah ÖCALAN’da yakalanmadan önce onlar gibiydi. Alt düzeyde kadınlarla ilişki kurulması yasak. Üst düzeyde ise her şey serbest. Adaletsizlik ve haksızlık var. Civardaki köylüleri yakalayarak Talabine’ye bilgi veriyorlar diye işkence yapıyorlar. Yerlerde sürüklüyorlar, soğuk suya atıyorlar, mezarlarını kazdırıyorlar. 12 yaşında bir ****** bile öldürdüklerini gördüm. Kamp yakınından geçenleri bile soyuyorlardı. Bunlar gerçekten terörist.

... Kampta bir Alman doktor ve iki tane de Rus ve epey Ermeni vardı.

... Artık biz Türkiye Cumhuriyeti ile baş edemeyiz, savaşamayız diyorlar. Örgütten çok kaçan var.

... Doğru düzgün elbisemiz bile yoktu. Erzak yokluğundan dağlardaki otları yiyorduk ama üst düzeydekiler ise istedikleri her şeyi yiyebiliyorlar.

... İbrahim TATLISES, Hüyla AVŞAR, Azer BÜLBÜL ve Ferhat TUNÇ gibi sanatçıların örgütün yurtdışındaki hesaplarına para yatırdığını duydum. Ayrıca Yunanistan ve Rusya eylemlerin devamı için para yardımı yapıyorlar.

… Örgüte almak için kişilik yönü gelişmemiş cahil insanlar tercih ediliyor.

... Ağır yaralı veya yürüyemeyecek derecede hasta olanları olduğu yerde öldürüp gömüyorlar.

... Üstdüzey arasında gruplaşmalar ve bölünmeler var. Herkes birilerine yalakalık yapıyor. Hem şehricilik çok yaygın.

... Örgüt içinde homoseksüel ve lezbiyen ilişkiler çok yaygın.

... Grupların başındakiler çatışmalara bile girmiyor.

... Örgüt içinde inanç diye bir şey yok.

... Herkeste sıcak bir yemek, ana ve baba özlemi var.

... Ben kandırıldım. Kimliğime karşı çıktım, toprağıma karşı geldim ve güzel bir yaşam vaadiyle kandırılarak örgüte katıldım. Böyle olacağını bilsem hiç katılmazdım. Şimdi çok memnununum. Kimse kandırılmasın ve dağlara çıkmasın artık. Orada kim ölmüş, kim kalmış kimsenin umurunda değil. Teslim olduğum için çok mutluyum.

S.Ş. 1973 Aralık ilçesi doğumlu. İlkokul mezunu. 11 Kardeş.
... İran gizli servisi elemanları, araçları ile gelerek bizi Urumiye Şehri üzerinden K.Irak’a bıraktılar. İran gizli servisi örgüte her konuda destek veriyor.Örgüt mensuplarını araçları ile taşıyorlar ve örgüte araç, gereç, cephane, silah ve erzak konusunda yardım yapıyorlar. İran’da örgütün bir sürü evleri ve üç tane kampı var.

... Örgüt mensupları kamplardaki eğitimden sonra, Ermenistan’a gönderilerek adam kaçırma, uçak kaçırma, taciz, suikast, bilgisayar, sahte kimlik ve pasaport yapma gibi eğitimlerden geçiriliyorlardı. Örgütün bu ülkede temsilciliği, kampı var ve her türlü desteği görüyor.

... Örgütün Yunanistan’da kampları var. Mesela; füzeleri kullanan örgüt mensupları Yunanistan’da eğitildiler.

... Artık fırsatını bulan herkes kaçıyor. Kaçış nedenleri, aile özlemi, yaşanan şartların zorluğu, açlık, ilişkiye giren bayanların hamile kalması, örgüt elemanlarının geleceğinin olmamasıdır.

... Yiyebildiğimiz ekmek, kurtlanmış fasulye ve mercimekti. Giyeceklerimizi yama yaparak kullanıyorduk. Liderler ise istediği gibi yiyip giyiniyorlar. Lider kadro istediği gibi eleştirir, hakaret ve küfür eder. Diğerleri bu konuda hiç bir şey yapamaz. Başkanlık konseyi kendi aralarında yaptıkları toplantılara kimseyi almıyor. Aralarında büyük çekişmeler var.

... Örgüt kandırarak eleman temin ediyor. Örgütün HADEP’le sürekli ilişkisi var. Örgüt içinde homoseksüel ve lezbiyen ilişkiler çok var.Örgütte inanç, din hiç bir şey yok.

... Yaralanan örgüt mensupları Makhmur Kampındadır.1500 civarında yaralı ve sakat örgüt mensubu Makhmur Kampındadır. Burada kalan aileler ve örgüt mensupları PKK’nın kontrolündedir. Kamp Kani YILMAZ’ın sorumluluğunda bir üs olarak kullanılmaktadır. Kampta örgüt mensuplarına eğitim verilmektedir.

... Örgütü hiç bir zaman benimsemedim. Bunun için kaçarak Türk Adaletine sığındım. Örgüt içerisinde geçirmiş olduğum yılları yaşanmamış kayıp yıllar olarak görüyorum ve çok pişmanım. Herkese söylüyorum. Bırakın bu hayalleri ve geri dönün.

O. E. 1972 doğumlu. İlkokul Mezunu. 8 kardeş.
…Teslim olduğumda öldürülme ve işkence görme korkusu yaşadım. Ancak bunların tam tersine bir yaklaşım oldu. Böyle olacağını bilseydim daha önce gelirdim.

… silahlarımızı kampa bırakarak kaçmaya başladık. 1,5 saatlik bir yürüyüşten sonra Zeli’ye yakın olan İran’a bağlı bir karakola geldik. Birgün bu karakolda kaldık. İkinci gün İranlı askerler bizi Urumiye şehrinin girişindeki polis karakoluna getirip teslim ettiler.

... Sonunda İran gizli servisinde görevli iki memur bizleri hapisten çıkartıp Urumiye gölü kıyısında bulunan asker ve polis lojmanlarının olduğu yerdeki örgüte ait eve ***ürerek örgüt evi sorumlusu Rıza ALTUN’a teslim ettiler. Bir süre sonra İran gizli servisi görevlisi iki memur tarafından araçla Hakurk kampına ***ürülerek teslim edildik.

... İran’da hastahanelerde kolaylıkla tedavi görülebiliyor.

... Kamplarda, eğitimlerde, Abdullah ÖCALAN’ın cezaevinden avukatları aracılığı ile gönderdiği talimatlar okutulmaktadır. Bu talimatlarda HADEP faaliyetlerinin desteklenmesi ön plana çıkmaktadır. Bu aşamada HADEP’in halkla bütünleşmesi için çalışılır. Ben kendim İstanbul’dan kampa gelen HADEP’liler üzerinde çalıştım. Dağ kadrosu HADEP’e destek sağlamazsa HADEP başarılı olamaz. HADEP kadrolarına, dağ kadrosundan adamlar yerleştiriliyor. Örgütün HADEP ve İHD ile ilişkileri vardır.

... Örgüt içerisinde, önemli konular ve tüm eğitimler Türkçe yapılmaktadır.

... 2001 yılı Ağustos ayında toplanan Konferasta ; HADEP’in yaşanan süreçte etkisiz kaldığı, daha aktif hale getirilmesi ve Türkiye’deki diğer siyasi partilerle siyasi ittifaklar geliştirilmesi kararı alındı.

... Son iki yıl içerisinde, örgütten büyük kopmalar yaşanmıştır. Yaşam koşulları oldukça ağırdır. Destek eskisi kadar çok değildir. Giyecek ve yiyeceklerde kısıntı yapılmıştır. Benim geldiğim kamptan kaçmak isteyen çok kişi var.

... Gerek verilen siyasi eğitimlerde, gerekse normal yaşantıda, örgüt içerisinde dinin önemi yoktur. Eğitimlerde sürekli Ortadoğu örneği verilerek, geri kalmışlığın nedeni olarak hep din gösterilir ve dinin gelişme karşısında bir engel, baskı unsuru olduğu söylenir.

... Teslim olduğumda ve soruşturmam esnasında askerlerden sıcak yaklaşım, insanlık ve samimiyet gördüm. Bize örgütte hiç bu şekilde anlatılmadı. Bunun şaşkınlığını bir süre yaşadım. Yapmış olduğum faaliyetlerden pişmanlık duyuyorum. Devletimin bana göstermiş olduğu yaklaşımdan dolayı vicdan azabı çekiyorum. Halen benim geldiğim kampta bir çok kişi kaçma çelişkisi yaşıyor. Onlara da ulaşıldığında geleceklerine inanıyorum. Güvenlik güçlerinin beni öldüreceğinden korkuyordum ama korkularımın yersiz olduğunu gördüm ve anladım.

A. M. 1973 doğumlu. Ortaokul 1 nci sınıftan terk. 8 kardeş
... İran gizli servisine ait araçlara bindirilerek Kuzey Irak sınırı yakınlarına ***ürüldük.

... örgüt içerisinde bir çok Suriyeli, Ermeni, Iraklı ve İranlı gördüm.

... Son dönemlerde örgüt „barış“ propagandası yapmaya başladı. Hesapta barış adımı atmış, sadece kendi yapısını korumaya çalışıyor. Kaçışları engellemeye çalışıyor.

... Kaçmalar çoğaldı. Herkes bir umutsuzluk ve belirsizlik içerisinde.

... Kendim kaçarak teslim oldum. Kaçmadan önce, örgütte bana söylenenler beni korkuya itmişti ama sevgi ve şevkatle karşılandım. Söylenenlerin doğru olmadığını gözlerimle gördüm. Şu anda gelecekten umutluyum, bundan sonra da ben bulunduğum her ortamda örgüt aleyhinde çalışacağım.

... Ben örgüte katılmadan önce oruç tutardım, namaz kılardım ama katıldıktan sonra oruç da tutamadım, namazda kılamadım. Çünkü örgütte böyle şeyler hoş karşılanmıyordu. Böyle şeyler yapanlar aşağılanıyordu.

... Zaten HADEP örgütün bir parçası gibi çalışıyor, gerekli takipleri yapıyorlar. Ben ordayken bazı HADEP’li yöneticilerin gelip tekmil verip gittiklerini gördüm, beni de bildireceklerdir. Bundan korkmuyorum ama yapıya bu konu gerçeğiyle yansımayacaktır. Bizim sağlıklı olmadığımızı, cezaevinde işkence gördüğümüzü söyleyeceklerdir

... Biz örgütte iken örgüt, Türk Güvenlik Güçleri ve Türkiye için bir çok anti propaganda yaparak örgüt mensuplarının beyinlerini yıkıyorlardı. Ben teslim olduktan sonra örgütün söylemiş olduğu hiç bir işkenceyle veya hiç bir hakaretle karşılaşmadım. Bunun tersi olarak bana şefkatle, kardeşçe davranıldı. Bana yaklaşımlarının, yanlış kararlarından dolayı hata yapan bir vatandaşı tekrar kazanmak amacının dışında olmadığını gördüm. Buna çok sevindim.
… Bu sayede de bundan sonra dört elle vatanıma, milletime hizmet edeceğim. Ben, örgütte geçen yıllarımı, hiç yaşamamış kabul ediyorum. Benim için kabus yıllarıydı. Ben, örgütteki dokuz yıllık faaliyetimden dolayı pişmanım.

Ö. İ. 1974 doğumlu. Lise Mezunu. 5 kardeş.
…Teslim olduğumda öldürülme ve işkence görme korkusu yaşadım. Ancak bunların tam tersine bir yaklaşım oldu. Böyle olacağını bilseydim daha önce gelirdim.

Giyecek ve yiyecek ihtiyacımızı köylülerden zorla karşılıyorduk. Köylerde bulunan balcılardan, hayvancılık yapanlardan ve diğerlerinden vergi toplanır, uyuşturucu işi ile uğraşanlardan vergi alınırdı. Hastalığından dolayı infaz edilenler oldu. Örgütten kaçmaya kalkıp da yakalananlar infaz edildi.

Örgüte katılım; örgütün gerçek yüzünün tanınmaması ve gençlerin maceracı duygulara sahip olmasından kaynaklanıyor. Katılanlar ise pişman oluyorlar. Fakat bunu ifade edemiyorlar, söyleyenler ise ağır ceza alıyorlar. Örgütün ideolojisi marksist ve leninist olduğu için inanca yer yoktur. Örgütün cami yakma eylemleri halkta tepki yaratıyor. Örgüt bu tür eylemleri güvenlik güçlerinin üstüne atarak kendini savunuyor. Halk, çatışmaların bitmesini istiyor. Örgüt, halka müslüman olarak yaklaşıyor ama bir yandan da şiddet uygulayarak insanları öldürüyor. İnfaz edilenlerin ailelerine ise, askerler tarafından öldürüldü deniyordu. “Devrimcinin dini inancı olmaz” deniyordu.

Cezamı çektikten sonra kendime yeni bir hayat kurup güzel bir aile ortamında yaşamayı istiyorum. Bu işin sonu yok. Terörün sona ermesi gerektiğine inanıyorum.

F. D. 1972 doğumlu. Fakülte 3 ncü sınıftan ayrılmış. 6 kardeş.
…Okulda bir grup oluşturduk ve faaliyetlerde bulunduk. Öğrenci arkadaşlardan
örgüte katılımlar beni etkiledi. Silahlı eylemlere katıldım. Örgütten kaçışlarda bir
yoğunluk vardı. Halkla irtibatımız azalmıştı. Yiyecek ihtiyacımızı, zor kullanarak temin
etme yoluna gidiyorduk. Bu da halkın tepkisine yol açıyordu. Her aileden çocuk sayısına göre zorunlu katılımlar gerçekleştiriliyordu. Örgüt içerisinde, silahlı mücadele ile bir yere varılamayacağı görüşü hakim oldu. Herkes Öcalan’ı ilah olarak görüyor ve söylediği her şeyin doğru olduğuna inanıyordu. Binlerce insanı boş hayaller uğruna ölüme ***üren birini nasıl böyle gördüğüme şaşıyorum, geçen zamana yanıyorum.

Y. Ö. 1982 doğumlu. İlkokul mezunu. 9 kardeş.
…Teslim olursak, işkence ve kötü muamele göreceğimiz, sonra da öldürüleceğimiz anlatılmıştı. Biz de böyle olursa ben ve arkadaşlarımızla üzerimizde bomba patlatacağımızı söyledik. Teslim olduğumuz esnada bize uygulanan yaklaşımlardan dolayı kendimden utandım. Daha önce bana söylenenlerin hepsinin yalan olduğunu gördüm.

Örgütte, ölenler tuzaklanır ve bir yere bırakılırdı. Yaralılardan bazılarının, biz ayrılırken, öldürmesi için başına iki kişi bırakıldığını gördüm. Eğitim gördükten sonra hepimizin birer komutan olacağı söyleniyordu. Ama hepimiz örgütün kurbanı olduk. Gençleri, boş vaatlerle dağa çıkarıyorlar. Orada, söylenenler bulunamayınca hayal kırıklığı yaşanıyor. Bu işlerin boş olduğunu gördüm. Artık bu tür olaylar olmasın, hepimizin dünyası bir olsun. Pişmanlık yasasını kabul ederek gelip teslim olsunlar.


Y.D. 1979 doğumlu. 15 Kardeş.
…İstanbul’da Esenyurt HADEP ilçe teşkilatına gittim. Burada bana, partinin dağ kadrosunun olduğunu, bana da görev düştüğü konularında telkinlerde bulundular.

Örgüt içerisinde; eğer devlete teslim olunursa, hemen öldürüleceğimiz yönünde yoğun bir propaganda yapılmaktaydı. Buna rağmen, örgütün gerçek yüzünü gördüğüm için ne pahasına olursa olsun teslim olmaya karar verdim. Teslim olduğumda herhangi bir kötü muamele ile karşılaşmadığım gibi askerin bana ilk sorduğu soru "Aç mısın" oldu. Netice olarak teslim olduğuma memnunum.

N. D. 1974 doğumlu. Ortaokul’dan ayrılmış
… Bükreş’de, PKK için para topluyorlardı. Benden de istediler. Param yok dedim. O halde, bize vermen gereken paranın karşılığında 8 günlük bir İran turumuz var, bu tura katılmanı istiyoruz, orada sana PKK ile ilgili eğitim verilecek, 8 günün sonunda tekrar uçakla geri geleceksin, bize de borcun kalmayacak dediler. Uçakla İran’a hareket ettim. İran’dan beni geri gönderecekler zannediyorum. Ama dönemedim.

İranlı bir kurye beni Hakurk Kampına getirdi. Sonra kaçtım. Teslim olacağım zaman korkuyordum. Şimdi çok rahatladım. Benim bu halimi görseler, bildiğim bir sürü arkadaş daha Türkiye’ye dönerlerdi. Örgütte, kaçma teşebbüsünde bulunanlar, kararsızların gözü önünde öldürülüyordu. Hem de, etkili olsun diye samimi arkadaşlarına vurduruyorlardı. Ailelerine, çatışmada askerlerin vurduğu söyleniyordu. Tabii bu infazların yapılması, örgüt mensuplarının kaçmalarını engelliyor. Kaçmaları önlemek için ailelerle kimse görüştürülmüyor.

Moraller bozuk, örgüte inanç yok, kimisi kandırılarak katılmış, kimisi de gerçekleri katıldıktan sonra görmüş, ne vazgeçebiliyor, ne de bu yaşama katlanabiliyor.

Herkes,aslında Türkiye’ye dönmek istiyor ancak, burada işkence yapılır korkusuyla gelemiyorlar. Ben onlara sesleniyorum. Kimsenin korkmasına, çekinmesine gerek yok.

İşte ben ve benim gibi bir çok arkadaş Türkiye’deyiz. Örgüttekilerin bize anlattığı olumsuzlukların hiç biri gerçek değil. Yaşıyoruz ve mutluyuz.

A. B. 1980 doğumlu.Ortaokul 3 ncü sınıftan ayrılmış.
… Örgüt elemanları, durumun ne olacağını bilmediklerinden dolayı bir sıkıntı içerisindeler. Bıkkınlık yaşamaktadırlar. Bize anlatılanlara göre, teslim olan veya yakalanan örgüt mensuplarına güvenlik güçleri tarafından işkence edildiği, elektrik verildiği ve öldürülene kadar dövüldüğünü sanıyor ve korkuyorduk. Oysa, ben hiç böyle bir durumla karşılaşmadım. Bana çok iyi davranıldı. Ben, teslim olma anında Türk askerini karşımda gördüğümde çok korktum. Fakat, bana söylenildiği gibi değil, sevgi ve şefkatle yaklaştılar. Şu anda, teslim olduğum için özellikle ailem adına çok mutluyum.

Bizlere, örgütte “fikirlerinizi özgürce söyleyebilirsiniz” deniyordu. Fakat, bu fikirleri söylediğimizde, sonumuzun ne olacağı, ceza mı alacağın veya tepki mi alacağın belli değildi. Bazıları ise; dağda özgür olduklarını, bazı kadınların ailelerinin yanında içemedikleri sigarayı rahatça içebildiklerini söylüyorlar ve bunu PKK’nın kendilerine sağladığını söylüyorlardı. Öcalan, bizleri küçümseyen, küfür ve alay eden tabirler kullanırdı. Kendini hep büyük gösterir ve övünürdü. Ben, onun nasıl bir adam olduğunu şimdi daha iyi anladım. Yıllardır bize çektirdiği acıların bedelini ödemesini istiyorum.

C. B. 1978 doğumlu. 10 kardeş. İlkokul Mezunu.
… Kan dökmenin anlamsız olduğunu, kan dökmekle bir yere varılamayacağını, örgüt hakkında söylenenlerin yalan olduğunu insan zamanla öğreniyor. “En geç 1994 yılında devlet kurulacak biz de zengin olacağız” diye propaganda yapıyorlardı. Bana; “kadınlar bile savaşıyor, burada kalıp ne yapacaksın” dediklerinde örgüte katılmayı kabul ettim. “Biz, Türkiye’den hakkımızı aldıktan sonra Irak, Suriye ve İran’dan da haklarımızı alacağız ve bu dört bölgeye oturacağız, isteyen katılır, isteyen para verir” diyorduk.

Medya TV ve HADEP’in gençlik kolları, PKK’ya eleman temininde etkili olmaktadır. Örgütte cezalar ağırdır. Eller, ayaklar bağlanır ve aç bırakılır. Ses getirmeyecek bir yerde ise silahla, sakıncalı bir yerde ise boğularak infaz edilir.

Zor yaşam, açlık, uykusuzluk, uzun yürüyüşler, ölüm korkusu, aile özlemi insanı ümitsizliğe itiyor. Arkadaşlıkların hep menfaate dayanması, çıkarcı tutumlar ve vaad edilenlerle yapılanların tersliği beni hayal kırıklığına uğrattı.

Kaçma düşüncesi çoğu kişide var ama birbirine güven duymamaları, ispiyonlama ve ölüm korkusundan dolayı bahsedilmiyor. Herkes bıkmıştı ama korkudan konuşamıyordu. Teslim olduktan sonra; kendimi, ailemi ve bunca yılı boşa geçirdiğimi düşündüm. Tabii ki geç kaldık. Artık insan ne diyeceğini bilemiyor. İş bulmak, evlenmek gibi hayallerim var. Örgüt, bu kadar halkı perişan etti. Hayallerimizi, gençliğimizi yok etti.

H.S. 1977 doğumlu. Fakülte’den ayrılmış.
… Üniversitedeyken örgütle ilgili kitaplar okuyorduk ve maceracı duygularımız kabarıyordu. Açık ve özgür bir üniversite ortamında aykırı düşünceleri savunmayı marifet bildik ve bu örgüte katılmamızda etken oldu.

Aileden bahsetmek, örgüte katıldıktan sonra ortadan kalkıyor ve yasaklanıyordu. Bahsedenler ikna edilmeye çalışılıyor, ikna edilemezse cezalandırılıyor ve savaşa gönderiliyor. Kaçanları gözden düşürmek için “onlar hain ve korkak” şeklinde propaganda yapılıyor. “Örgüt başı en doğrusunu bilir” mantığı hakimdi. Örgüt inançsızlık felsefesini fazla dinin üzerine gitmeden gizli gizli yürütürdü.

Devletin pişmanlık yasasını duyduk. Yasa hakkında örgüt, akıllı militanlara; “devlet bizi daha önce dinlemiyordu”, cahil militanlara ise “gidersen öldürülürsün” şeklinde propaganda yaparak kandırıyordu. Geldiğim için mutluyum, örgütle işim bitti. Tanıdığım ve sevdiğim insanlar Türkiye’deydi. Bu yüzden bir an önce gelmek istedim. Örgüt artık gücünü kaybetti. Bunun için de siyaset yapma hakkı istiyor.

Ben öğrenciydim. Tekrar okuluma dönmeyi, eğer imkan verilirse devletime ve milletime elimden geldiği kadar yardımcı olmayı istiyorum.

Ş.Y. 1979 doğumlu. Beş kardeş. İlkokul 4 ncü sınıftan ayrımış.
…Nereye gideceğimizi söylemeden beni örgüte ***ürdüler. Ama kaçtım ve teslim oldum. Çok korkuyordum. Bana, her yakalananın önce konuşturulacağı sonra da işkence ile öldürüleceği anlatılmıştı. Kafamda hep bu vardı. Ama sağ, salim buradayım. Hiçbir şey örgütün anlattığı gibi değil.

Örgüte katılanların çoğu benim gibi katılışının farkına varmadan, örgüte gittiğini bilmeyerek gelen veya zorla getirilenler. Birbirimizi tanırdık, bilirdik ama ayrılmaktan konuşmazdık. Ailenize dönmenize müsaade etmiyorlar. İbadet edene rastlamazsınız. Herkes birbirinden korkar.

Arazide, bildirilere rastladım. Grup liderleri bunların yalan olduğunu, yakalananların öldürüleceklerini söylüyorlardı. Ben de bunlara inandım. Keşke onlara inanacağıma bildirilere inansaydım. Keşke yüz defa bu duyurulara inansaydım. Radyoda çağrı çıkınca bazen kapatırlardı, bazen de kapatmaz küfrederlerdi. Bunların hepsinin bizi kandırmak için çıkarılmış yalanlar olduğunu söylerlerdi.

O bildirilerde yazanların yalan olmadığını şimdi daha iyi anladım. Aksine, kendine önder diyenlerin yalanlarını daha iyi anlıyorum. Yıllarımın boşa geçtiğini düşünüyorum. Örgüt, suçsuz insanları öldürüyor ama bunların siyasi mücadele için yapıldığı söyleniyordu. Neyin yalan neyin doğru olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Biraz daha erken anlasaydım daha iyi olacaktı.

Ü. D. Dört kardeş.
…Örgüte katılmadan önce HADEP’te çalıştım. Örgüte katılmamdaki gerekçe, örgüt içerisinde olduğu bahsedilen kadın-erkek eşitliğiydi.

Önce Romanya’ya gönderildim. Buradan Bulgaristan’a ve sonra da Atina’ya geçtik. Bize ERNK kartı verdiler. Yunanlılar Türk pasaportunu görünce sorguya aldılar. ERNK kartlarını gösterince sorgudan vazgeçip bizi içeri aldılar. Atina’da eğitim gördük. Sonra Suriye’ye ve Irak’a geçtik.

Her şeyinle bağlandığın örgütte, kararsızlığa düştüğün an, seni bekleyen tehlike büyüktür: “İnfaz”. Savaşın anlamsızlığını dillendiren arkadaşlarımdan bir erkek ve bir bayanın infaz edilişini hala hatırlıyorum. Kadın - erkek ilişkilerinde, yöneticiler her şeyi yaparlar. Çağrılırsın, kullanılırsın ve gidersin. Bunları dile getirdiğinde, partinin gerçekliklerinden uzaklaşmakla, kendini parti ile özdeşleştirememekle ve ihanetle suçlanırsın. Geçekten birbirini sevenler oldu. Onlar, farklı alanlarda görevlendirildi ve bir süre sonra da çatışmada vuruldukları haberleri geldi.

Örgütte tartışma yoktur. Alt tarafa; “Apo’nun bir bildiği vardır, onun için yakalanmıştır” düşüncesi anlatılıyordu. Çünkü insanlar orada, düşünemeyen birer ölüm makinesi haline getirilmişlerdir.

Örgüt içinde üst düzey tarafından pişmanlık yasasına iyi bakılmıyor. Bu yasa yayınlanınca radyolar toplatıldı. “Pişmanlık yasasından faydalanmak korkaklıktır” propagandası yapılıyordu. Örgüt içindeki insanları daha fazla kullanamayacaklarını biliyorlar. Çünkü, yorulmuşluk, hastalık ve bıkkınlık var.

Çok korkmama rağmen, ben kendim geri geldim. Niye mi korkuyordum? Gelirsek bize neler yapılacağını söyleyenlerin bize anlattıklarına inanamazsınız. Onlara göre, şu anda yaşamıyor olmam gerekiyor. Ama buradayım. Hüzünlü bir mutluluk içindeyim. Cezamı çekip hayata yeniden başlayacağım. Evleneceğim, çocuklarım olacak. Onlar benim yanlışlarımı asla tekrarlamayacak. Çünkü ben her şeyi yaşadım. Nasıl kullanıldığımı, sömürüldüğümü gördüm. PKK’nın benim çocuklarımın geleceğini karartmasına, yıkmasına izin vermem. Örgütteki bütün herkese söylüyorum. Boş adamları ve boş hayalleri bırakın ve gelin.

A. Ö. 9 kardeş. Lise 1’den ayrılmış.
… Ailedeki büyüklerimden dayak yiyordum. Bu da benim gururumu incitiyordu. Ben de evden çıkmak istiyordum. Okula da gidiyordum. Bazı okul arkadaşlarım biz PKK’ya gideceğiz sende gel katıl diyerek beni havaya soktular. Ben de, “PKK’ya katılırım ailem beni daha çok sever kıymetimi daha iyi anlar daha sonra tekrar geri dönerim” düşüncesiyle ve aileme kendi değerimi hissettirmek için örgüte katıldım.

İran’daki Dambat kampına gönderildim. Ama benim için bu, tahmin edemeyeceğim kadar kötü bir yaşamdı. Kaçtım. Kaçanların bir kısmı yakalanmadı kurtuldu, bir kısmı yakalanarak çeşitli işkencelerden sonra öldürüldüler.

Teslim olmadan önce, örgütün yapmış olduğu “teslim olursanız sizi öldürürler” şeklindeki propagandalar yüzünden korkuyordum. Ama bunların yalan olduğunu gördüm. Şimdiye kadar acı çektim, bundan sonra acı çekmek istemiyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuku var. Hesap vermem gereken bir şey varsa hesap vermeye hazırım. Şimdi çok mutluyum, sevinçliyim.

Örgüte katılanların pek çoğu benim gibi. Kimi kendini ispatlamak için, kimi değişim aradığı için, kimi yaşam sorunlarından kaçtığı için örgütün yapmış olduğu propagandalara kanarak örgüte giriyorlar. Bunların beyinleri yıkanıyor.

Örgütten kaçarken örgütün yakaladıklarının cezası çoğunlukla ölümdür. Benim üç arkadaşım vardı, bunlar örgütten kaçtı. Daha sonra bunları bir köyde yakalayıp getirdiler. 20 güne yakın yüz üstü toprağın içinde dövülerek, korkutularak, baş uçlarına mermi sıkılarak işkence yapıldı. Bir başka şahit olduğum olay da, bir okul arkadaşım vardı. Bunu karakola doğru kaçıyor diye kurşuna dizdiler. Öldürmeden önce çırılçıplak soyup karın üzerine yatırdılar, iki ayağından ve kolundan vurdular. Ölmeyince göğsünden vurdular, yine de ölmeyince başını taşlarla ezerek öldürdüler.

Örgütte, lider konumundaki kişiler kadınlarla rahatlıkla ilişki kurabiliyorlar. Üst düzeyin, kendilerine koruma adı altında harem kurduklarını biliyoruz.

Artık, örgüttekilerin teslim olmalarını istiyorum. PKK’ya alet olmalarını istemiyorum. Türkiye gibi bir devletimiz var. Herkes istediği gibi konuşabiliyor. Kimsenin bir sorunu yok. İstikrarlı bir yaşamım olacak, ailem var, PKK’dan çektiğim acılar sona erecek. Buraya geldiğim için sevinçliyim. Buraya geldiğim için mutluyum. Burada her şeyin düzeleceğine inanıyorum. Onlara karşı mücadele için hazırım.

A. G. 1979 - Batman doğumlu. 10 kardeş. Lise Mezunu.
… Açık söylemek gerekirse, teslim olmayı kabul etmek istemedim. Kendimi bomba ile patlatacaktım. Teslim olduğuma inanamadım. Teslim olduktan sonraya kadar düşüncelerim değişmedi. Daha sonra bazı şeyleri anlamaya başladım. Yaklaşımlar çok etkili oldu. Örgütte bize anlatılanlarla karşılaşmadım. Herhangi bir baskı da olmadı. Bunları gördükten sonra düşüncelerim değişti. Suçluluk duygusu hissetmeye başladım.

...Örgüte, HADEP aracılığıyla yeni elemanlar geliyordu. Katılım daha çok metropollerdendi. HADEP ve MKM’nin görevi 24 saat gençleri dağa göndermektir.

Çatışmalarda ölenleri alabiliyorsak ***ürüyorduk. Ama çoğunlukla ağırlık olmasın diye kimse bunu yapmıyor, orada kalıyordu. İnfazları grupta en acımasız kimse yapardı. Köylerde daha çok ajitasyon yapılır ve “biz sizin için uğraşıyoruz, siz bize bakmak zorundasınız” denirdi. Yakını ölmüş, aile baskısı olan gençlere bize katılmaları için propaganda yapılıyordu.

Örgüt başı bize; çok çalışan, müthiş bir düşünce zenginliği olan bir kişi olarak anlatılırdı. Ama gördük işte. Bizi perişan etti. O da cezasını çekecek.

Z. T. 1974 doğumlu. İlkokul 1. sınıftan ayrılmış.
… Kan davası nedeniyle, “karşı taraftan bir kaç kişiyi vuralım ve kaçıp PKK’ya katılalım” dedik. Bu sırada, örgüt mensubu iki kişi ile karşılaştık. Bunlar, neden örgüte katılmadığımı sordu. Ben de bir işimiz olduğunu, onu hallettikten sonra katılacağımızı söyledim. O da, kendilerine katılırsak bu işi daha kolay halledebileceklerini söyledi. Ertesi gün dağa ***ürdüler. Aslında örgüte katılmamda en etkili olan şey, babamla aramın iyi olmaması ve benimle ilgilenmemesi oldu.

Köylere gittiğimizde, köy halkını toplayıp PKK’yı desteklemeleri için konuşmalar yapıyorduk. Kaldığımız evlerde hayalleri gerçekmiş gibi anlatıyor, halkı inandırıp yardım istiyorduk. Para topluyorduk. Karşılığında, bir kağıda mühür vurup veriyorduk.

Ben, örgüte katıldığımda 17 yaşındaydım ve 9 yıl dağlarda gezdim. Daha önce de teslim olmayı düşündüm ama öldürülmekten korkuyordum. Sonunda gelip teslim oldum. Çok korkuyordum. Benim çatışmada vurduğum askerler ve görevliler vardı. Beni öldüreceklerini düşünüyordum. Ama tahmin ettiğim gibi olmadı. Hatta tam tersine iyi yaklaşımlarla karşılaştım. Ben de, teslim olmakla, hayallerden gerçeklere döndüm. Tek isteğim, diğer arkadaşların da bir an evvel gittikleri sonu olmayan yoldan geri dönmeleri.

N. D. 1970- Hazro doğumlu. 8 kardeş.
… Yaklaşık otuz eyleme katıldım. Kararsızlığa ve tereddüde düştüğüm anlar oldu. Sonra bu işin boş olduğunu anlamaya başladım. Bir çok kaçanlar oldu. Kaçış nedenleri ise, bu işe inanmamaktır. Eski olanlar bu inançsızlığı uzun bir süreye yayıyordu. Bunun da sebebi kimisi korkuyordu, kimisi ailesinden vurulanlar olduğu için kopamıyordu. Kimisi de teslim olursam işkence görürüm korkusu içinde idiler. Örgüt içinde; kaçanlar güvenlik güçleri tarafından vuruluyor diye propaganda yapılıyordu.

... Ben şahsen, bu muameleyi beklemiyordum. Çünkü biz daha önce, teslim olursak kötü muamele ve işkence ile karşılaşacağımızı zannediyorduk.

Kırsalda, köylere çok gidilip gelindiği için gençler tarafından özenti duyuluyor. Özenti duyan gençlere PKK propagandası yapılıyordu. Metropollerden gelenler genellikle “PKK her şey” diyerek maceracı bir ruhla katılıyorlardı. Metropollerden katılım genelde HADEP vasıtasıyla oluyor.

Çatışmalarda yaralananlar varsa, bir yere bırakılarak grubun imhası önlenirdi. Bir bomba veriliyor ve kendisini imha etmesi isteniyordu. Kaçmaya teşebbüs edenlere cezalar uygulanıyor. Ölüm cezası alanların infazı silahla yapılıyor. Arazide gizli bir yere ***ürülüyor, mezar kazılıyor ve kafasına kurşun sıkılarak infaz ediliyor. İnfazı, örgütte eski olanlar ve acımasız olanlar yapıyor. Bunlar, örgüt içinde, “acaba gerek var mıydı” diye eleştiriliyor ama kimse sesini çıkaramıyor.

Ekonomik eylemlere yönelinirdi. Bu hedefler, şehir merkezlerinin çevresinde, yol güzergahında bulunan şantiyeler, fabrikalar, şirketlerdir. Ekonomik hedeflere yönelmenin sebebi, Türkiye’yi zayıflatmaktır.

Örgütte herhangi bir dine veya mezhebe inanç yoktur. Fakat örgüt, propaganda gereği, inançlara saygılıyız diyerek taraftar toplamaya çalışır. Halbuki örgütün ideolojisi, marksist - leninist sosyalist bir ideolojidir. Örgüt içinde, Allah’a küfretmeler, dine küfür etmeler, isim takmalar vardır. Örgüt tarafından cami yakmalara halktan tepki olmuştur.

Örgütün çekilmeye başlamasının ardındaki ana sebep, toparlanıp hazırlanmaktır. Örgüt içinde gruplaşmalar vardır. Biz buna sınıflaşma diyoruz. Okumuşlara küçük burjuva, kırsaldan gelen okumamışlara köylü deniliyor.

Siyasi parti olarak HADEP ile örgütün ilişkisi vardır. Halka, “baskı gördüğü, köylerinin yakıldığı, işkencelerin olduğu, faili meçhullerin olduğu” konusunda, tamamen duygulara hitap eden propagandalar yapılıyor. Halk, bunlara karşı çıkamıyor. Karşı çıkan olursa ya para cezası kesiliyor ya da dağa ***ürülüyor.

Örgüt içindeyken Abullah Öcalan’ı, kusursuz bir lider olarak görüyor, bugüne kadar böyle bir kişi dünyaya gelmemiş olarak görüyordum. O zaman deha olarak görüyordum. Zayıf ve kusurlu yönleri bana görünmüyordu. Ama gördüm ki öyle değilmiş. Bizi soktuğu çıkmaza sonunda kendisi de girdi. İyi de oldu. Görsün bakalım bir sürü insanın günahına girmenin ne demek olduğunu.

M. D. 1978 doğumlu. İlkokul 3 ncü sınıftan ayrılmış.
Almanya’da, PKK adına uyuşturucu ticareti yapan Mehmet ile tanıştım ve onun verdiği eroini satmaya başladım. Ama yakalandım. Cezaevinden çıktıktan sonra Mehmet tarafından, kendilerine olan borcumu ödemek için tekrar uyuşturucu satma talimatı verildi. Yine yakalandım. Benden eroinin parasını istediler. Param olmadığını söyleyince; “üç seçeneğin var” dediler. Bunlardan birincisinin; parayı ödemem, ikincisinin öldürülmem, üçüncüsünün de PKK’ya katılmam olduğunu söylediler.

... Hollanda’ya ve sonra da Yunanistan’a geldik. Atina havaalanına geldiğimizde, buradaki polisler pasaportlarımıza giriş vizesi vurulmadan ayrı ve gizli bir kapıdan içeri girmemizi sağladılar. Birisi geldi ve bizi Atina’daki örgüt evine ***ürdü. Yunanistan sorumlusu Sabri, bomba eğitimi göreceğimizi, daha sonra bizleri İran üzerinden kırsala aktaracağını söyledi. Kampta, saatli bomba, uzaktan kumandalı bomba, mayın yapımı, civadan bomba fünyesi yapımını öğrendik. Sonraki aylarda, TNT ve patlayıcılar üzerinde eğitim gördük.

Sabri, Tahran’a gideceğimizi, uçağın yanına gelecek olan beyaz Jeep’e binmemizi söyledi. Uçaktan indiğimizde, beyaz Jeepteki iki kişi bizi aldı, havaalanının gizli çıkış kapısından bizleri çıkararak aynı Yunanistan’da olduğu gibi pasaportlarımıza giriş vizesi vurdurmadı. Bütün bu seyahatlerde kullandığımız pasaport ve kimlikler sahteydi. Bizi, Tahran merkezdeki örgüt evine teslim ettiler. Sonra Urumiye’ye geldik. Ertesi gün, İran İstihbaratına ait bir araçla bizi aldılar. Hakurk kampına gitmek üzere yola çıktık. Yolda bazıları donarak öldü.

Ağustos’da örgütten kaçtım. Türkiye’ye gelirken sınırda İranlı Pastarlar yakaladı. Urumiye’de hapse attılar. Burada, daha önce Türkiye’ye kaçarken yakalanan 40 PKK’lı daha vardı. Bizi, Piran şehri yakınlarındaki Xirpabe Kampına gönderdiler. Bu kampa araçlarla gidilemiyordu. Belli bir noktadan sonra yaya yürümek gerekiyordu. Üç İranlı ve bir PKK’lı bizi ***ürüyordu. Bir tepeye çıkarken kaçmaya başladık. Burada 2-3 kişi vuruldu. Ben kaçtım.

Eylemlerde, pişmanlık duyuyorduk. Örgüttekilerin çoğu zaten gönülsüz. Orada, samimi olduklarımla konuşuyorduk. “Biz ne yapıyoruz, kendi kendimizi yok ediyoruz, insanlara en büyük kötülüğü yapıyoruz” diye tartışıyorduk. Örgüt, Türkiye’yi öyle bir anlatıyor ki, herkes korkuyor. İlk teslim olduklarında karakollarda öldürüleceklerini sanıyorlar. Ama buna rağmen kaçıyorlar. Ben de çok korkmuştum. Ama geldikten sonra gerçekleri, PKK’nın anlattıklarının yalan olduğunu gördüm.

Örgütte propaganda yapılırken, daha ziyade işsiz, geçim kaynağı olmayan, aile durumu bozuk olanlara yöneliyorlar. Bir de, kırsaldaki bayanlar genelde kapalı, dışarı çıkamıyor. Ama örgütte özgür olacağını düşünüyor. Örgütte eleştirmeyecek, karşı çıkmayacak, yanlışları görmezden geleceksin. Kimse, ailesine dönmek istediğini cesaret edip de söyleyemez. Ölüm cezası alanlar için önce bir yer kazılır. Sonra infaz edilecek olan kazılan yerin yakınına ***ürülerek gözleri bağlanır ve kurşuna dizilip gömülür.

Geri çekilmenin tek sebebi, güçsüzlüktür. Kırsalda bıkkınlık ve savaşamaz durumda bulunmaları geri çekilme sürecini iyice hızlandırmıştır. Halk, artık PKK’nın bittiğini düşünüyor. Bana göre, PKK’nın yaptıklarının hepsi yanlış. Halkın malının zorla alınmasının neresi doğrudur? Suçsuz, günahsız insanların öldürülmesinin neresi doğrudur?

Abdullah Öcalan örgüt içinde eleştirilemiyor ve kutsal görülüyor. Eğer eleştiri olursa infaz edilmekten korkuyorlar. Örgütte o, dünyaya gelen son peygamber olarak anlatılıyor.

Türkiye gelerek, gerek teslim olmak isteyen, gerekse ailelerinin yanına gitmek isteyen pek çok örgüt mensubu var. Mücadeleye artık kimse inanmıyor. Örgütün uyuşturucu madde politikası gizlidir. Bazı şahıslar ve örgüt mensupları PKK ile hiçbir bağlantısı yokmuş gibi uyuşturucu madde kaçakçılığı yaparlar. Ancak sattıkları uyuşturucu örgüte finans kaynağı olmaktadır.

M. B. 1966 - Kulp doğumlu. Ortaokul mezunu.
… Tamamen özenti ve macera arama duygusu ön plandaydı. Örgüte girdikten sonra pişmanlık yaşamaya başladım. Çünkü bana anlatılanlarla yaşadıklarım bağdaşmıyordu. Bu pişmanlık örgütteki hemen hemen herkeste var. Ama örgütün; “teslim olursanız sizi asarlar, kötü davranırlar” gibi propagandaları yüzünden örgütten kaçamıyorsunuz.

Aile yaşantısını özlemem ve çocuklarıma iyi bir gelecek hazırlamak için suçumun karşılığı olan cezayı çektikten sonra onlarla ilgilenebilecek duruma gelecek olmam, beni kayıtsız şartsız teslim olmaya itti.

Geldiğimde çocuklarım beni tanımıyorlardı. Bu çok acı bir olaydı. Ben, çocuklarımın bana baba demelerini beklerken onlar beni tanımıyorlardı. Bu beni çok etkiledi. Cezamı çektikten sonra onlara kavuşmanın hayalini şimdiden kuruyorum.

...“Din özgürlükten, eşitlikten bahsetmiyor mu? İşte biz de bunu sağlamaya çalışıyoruz” gibi propagandalarla örgütle din özdeşleştiriliyordu. Erzağı köylülerden zorla alıyorduk. Halktan vergilendirme adıyla para topluyorduk. Halk, en çok zorluğu bizden çekmiştir.

Örgütten kaçmak isteyenlere veya kaçarken yakalananlara örgütün değişmeyen kuralı olan infaz uygulanırdı. Örgütte artık herkes kendini yaşatmak derdindedir. Elde kalanları tutmak için kaçaklara hain damgası vurulurdu. Örgüt içinde liderlik yarışı yaşanmaktadır. Örgütte Murat Karayılan öyle anlatılıyordu ki ben onu peygamber gibi zannediyordum. Onu görünce, bu kadar anlatılan adam bu mu dedim ve ne kadar boş şeylerin peşinden gittiğimizi daha iyi anladım.

A. Ç. 1970 - Ergani doğumlu. Fakülte 2 nci sınıftan ayrılmış. 7 Kardeş.
… Üniversite ortamında, değişik düşüncelere sahip insanlar, yeni gelenlerden kendi gruplarına çekme gayreti içindeydiler. Ben de bu ortama girdim. Girdikten sonra bu ortamdan kopmak mümkün olmuyor. Daha sonra, örgüte katılma teklifi yapıldı. Katılmam dersem teşhir edecekler. Sen sözde varsın, eylemde yoksun diyeceklerini bildiğimden, bunu gurur meselesi yaptım. Bu düşüncelerden dolayı örgüte katılmaya karar verdim.

… Ama, söylenenlerle yapılanlar farklı idi. İnsan öldürmenin hiç bir gerekçesi olamazdı. Örgütte, sonumuzun ne olacağını bilmiyorduk. En garantili yolun devlete sığınmak olduğunu düşündüm ve teslim oldum. Böyle yapmakla ne kadar iyi bir karar verdiğimi şimdi daha iyi anlıyorum.

E. U. 1979- Silvan doğumlu. 8 kardeş. Ortaokul mezunu.
… Artık analar ağlamasın. Ben kimsenin ölmesinden yana değilim. Örgüte katıldıktan sonra kaçma düşüncesi başladı. Ancak, örgütte yapılan propagandaların etkisi ile güvenlik güçleri tarafından yakalanırsam öldürülürüm düşüncesiyle teslim olamıyordum. Örgütten kaçanlar, çatışmadan kaçıp yakalananlar, yaralananlar arazide öldürülüyordu. Bunları gördükçe, nefret ediyordum.

Köylere gidiyor, erzak vermek istemeyen evlere zorla giriyorduk. Zorla erzak almamızın gerekçesini, “zaten biz bunlar için mücadele ediyoruz” şeklinde açıklıyorlardı. Örgüte inancım kaybolmuştu. Örgütün vaad ettikleri ile yaşam tarzı ve yaptıkları uyuşmuyordu. Söylemlerinin gerçekleşemeyeceğini gördükten sonra kaçma kararım kesinlik kazandı. Ailemi göremiyordum ve gençliğimi yaşayamamıştım.

Yol kesme ve köylere gittiğimizde; halka, “yıkılmaz dediğiniz devlet yıkılmıştır” ya da “güçlü dediğiniz devlet nerede, biz buradayız, artık bizim de haklarımız olacak, artık bizim de vatanımız olacak” şeklinde propagandalar yapılıyordu. Ayrıca, “problemi olanlar bize gelsin, devlete gitmesin” deniliyordu. Son zamanlarda, köylüler bize, “bu kadar genç öldü, bu işi bırakın, yazıktır, siz de öleceksiniz, ölenler öldü, siz de ölmeyin, geri dönün” diyorlardı.

Pişmanlık yasasını duyduğumuzda, yalan olduğu söyleniyordu. Bildirileri almamamızı, atmamızı söylüyorlardı. Güvenlik güçlerine teslim olanlar için, örgüt tarafından, “bak nasıl çalıştırılıyorlar, sonra onları öldürecekler” deniliyordu. Örgütte, “en iyi asker ölü askerdir” deniyordu.

Benim gençlere vereceğim mesaj; PKK’ya kimse inanmasın, sizi kandırıyorlar, yalan söylüyorlar. Kardeşçe yaşamak varken niye dağa çıkacaksınız. Ben bir hata yaptım ve yaşantımı belirledim. Yalanlara kimse inanmasın, artık analar ağlamasın, anaları çok ağlattık.

C. E. 1978 - Silopi doğumlu. 8 kardeş. İlkokul mezunu.
… Aileden bir kişinin mutlaka örgüte katılması gerektiğini söylüyorlardı. Bana; “eğer gelmezsen hepinizi öldürürüz” dediler. Ben de, “aileme bir şey yapmayın, ben gelirim” dedim ve beni ***ürdüler.

…Eğitimlerde bizi en çok etkileyen şey, duygu sömürüsü idi. Zindan direnişi dedikleri şeyleri anlatırken duygu sömürüsü yapıyorlardı. Çatışmaya girenlerden bazıları insan öldürmekten çekiniyor ve istemiyorlardı. Bazıları ise, vahşice öldürüp övünerek anlatıyorlardı. Örgütle kendini bağdaştıramamış, beklediğini bulamayan bir çok insan kaçmak için fırsat kolluyor. Ama bu kolay değil. Kaçarken yakalanma riski var. Sonuç mu? Ölüm.

Öcalan, kadının gücünü ve rolünü savunuyordu ama havuzda mayolu kadınlarla ve kendisine masaj yapan kadınlarla çektirdiği fotoğrafları vardı. Elle ve sözle kadınlara yaptığı sarkıntılıklar, cinsel ilişkileri anlatılıyordu. Bunları anlatan kadınlar hemen tutuklanıyor ve ortadan kayboluyorlardı.

Osman Öcalan, yapı içerisindeki güzel ve çekici kadınları etrafında topluyor, onlarla oynuyor ve kullanıyordu. Halil Ataç’ın, Nizamettin Taş’ın da kadınlara yaklaşımı aynı şekilde idi ve bu ilişkilerde tecavüzler vardı.

Her insan eyleme giderken ölümü düşünür ve korkar. Gitmek istemeyenlerin tek düşündükleri, “bizi teşhir edecekler, bize korkak diyecekler” şeklindeki korkularıdır. Çünkü örgüt, duygu sömürüsünü, herkesin içinde teşhir etmeyi iyi kullanıyor. Kendi öldürdüklerinin çatışmalarda öldüğünü söylüyorlar, sonuçta da onları dinleyen grupta duygusal bir etkilenme oluyordu.

Silah bırakıldığında talimatlar geliyordu ve biz hepimiz “artık bitti, evimize döneceğiz” diye düşünüyorduk. Herkeste böyle bir sevinç vardı ama bu gerçekleşmedi. Silahsızlanma sürecinde ne derlerse desinler, temelde bağımsızlık istiyorlar. Genel af çıktığında silahlı gücün yarısı geri dönecek ve silahsız olarak mücadeleye devam edecekti.

Osman Öcalan, konuşmalarında; “HADEP ile görüştüm, şunları yapacaklar” şeklinde ifadeler kullanıyordu. Siyasi parti ile faaliyetleri yürütme dışında örgüt, Türkiye’de kadınlar için vakıf kurmak istiyor.

Türkiye’nin bana yaklaşımı, örgütün anlattığı gibi değil. Türkiye Cumhuriyeti’ne güveniyorum. Suç işleyen herkes az ya da çok ceza almalıdır. Öcalan’ın idamını istiyorum. Bundan sonra örgüt siyasallaşma sürecine sahip çıkacak ve insanları kışkırtacaktır.

Şu anda, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yaşamak ve Türk bayrağının altında yürümek istiyorum.

D. K. Tunceli-1982 doğumlu. Lise’den ayrılmış.
… Örgüte katılmamda öncelikle macera yaşama isteği etkili oldu. Köyümüze gelen örgüt mensuplarına özeniyordum. Köye geldiklerinde yaşlılar dahil onlar geldiğinde ayağa kalkarlardı. Bu beni oldukça etkilemişti.

...Örgütteki insanların bir gün öldürüleceğini, yaşantının zorluklarını biliyordum ama örgütten ayrılmak bana ağır geliyordu. Bana, “beceremedi, kaçtı” diyeceklerini biliyordum. Arkadaşlarımdan biri, “kaçalım” diyordu. Başka bir arkadaş, “ben teslim olacağım” diyordu. Ancak korkudan dolayı bu düşüncelerimizin hiç birisini eyleme geçiremedik.

İlk başta ben, örgüt mensuplarını ulaşılması zor insanlar olarak görüyordum. İçlerine girince, bunların da bir çok hataları, bir çok gerilikleri olan insanlar olduklarını görünce hayal kırıklığı yaşadım. Benim örgüte olan inancım iyice sarsılmıştı. Grup lideri bir arkadaşımızı öldürdü. Daha 11 yaşındaydı. Onun ölümünü gördükten sonra ben örgüte inansam ne olur ki.

Köylerdeki gençlere, “bize katılın” diye bir şey söylemiyordum. “Kitap okuyun, okula gidin, anne-babanızın sözünden ayrılmayın” diyordum. Çünkü insanların, bu pisliğe bulaşmasını istemiyordum. Bize özenip katılmak isteyen insanların katılmaması için elimden geleni yapıyordum. Ben batacağım kadar batmışım, bari onlar batmasın diye düşünüyordum.

Katılımın çoğu üniversite ve metropollerdendi. Üniversite gençliği kişilik arayışı içindedir. Üniversitedeki örgüt elemanları, bu tür kişilik arayışı içinde ve boşluğa düşmüş gençleri buluyorlar ve örgütteki yaşam tarzını övüyorlar. Onlara hep ütopyalardan bahsediliyor. Üniversitede bu tür propagandalara maruz kalan genç de dağdaki örgüt mensubunu tanrı gibi görmeye başlıyor ve dağa geliyor.

… Çatışma sonrasında, ayağa kalktığımdaki ilk düşüncem, “inşallah beni vururlar” şeklindeydi. Bir boşlukta gibiydim. Askerler beni almaya gelirken, “silahımı şunlara doğrultayım, birkaçını öldüreyim, nasıl olsa beni vuracaklar” diye düşündüm. Daha sonra,”lanet olsun, neden ben inanmadığım bir şey için öleyim” diye düşündüm ve yere yattım. Askerler beni ***ürürken, “ne zaman beni vuracaklar” diye düşünüyordum. İşkence yaparak öldüreceklerini düşündüm. Askerler bana hiç bir şey yapmadı. En çok buna şaşırdım. Hiç kötü muamele görmedim. Oradaki askerlerin yaptıkları, bana davranışları insanlıktan öte bir şey. Orada iki arkadaşları şehit olmuş. Askerlerin bana davranışlarını düşündükçe vicdan azabı çekiyorum. Ama ben aynı şekilde dağda olsaydım ve bu durumda askerleri ele geçirseydim tersini yapardım. Bu benim düşüncem değil. Örgüt böyle istiyor. Yoksa örgüt beni öldürürdü. Şimdi bütün düşüncelerim değişti.

20 yıldır terör olayları yaşanıyor ve örgütler sonuç alamıyor. Artık insanlar; “yıllardır bu örgütlerin hiç birisi bir şey yapamadılar. Bunların yüzünden geçmişte de, şimdi de hep bizim çocuklarımız zarar görüyor” diye düşünüyorlar. Halk terörden bıkmış ve şaşkın durumdadır ve “ben bu teröristlerden çok zarar gördüm, çok şey kaybettim” diye düşünmektedir.

... Örgüt içinde, katı bir ayrımcılık hem eleman bazında hem de lider bazında vardır. Örgütte, “aydın kesim, burjuva kesim, köylü kesim, cezaevi kesimi ve proleterya kesimi” olarak beş ayrı sınıf vardır. Bu kesimlere ait insanların birbirleriyle olan ilişkileri hep birbirini kollar niteliktedir. Aydın kesim; okumuş kimselerden oluşur. Köylü kesim; hiç bir şeyden haberi olmayan, gariban, öl desen ölen insanlardan oluşur. Burjuva sınıfı herkese üstten bakan ve kendisini sürekli haklı gören insanlardan oluşur. Cezaevine giren örgüt mensupları cezaevi kesimini oluşturur. Proleter kesim ise her şeyi kendi gücüyle elde eden insanlardan oluşur. Bu kesimler sürekli birbirini pasifize etmeye çalışır. Birbirlerinin açıklarını ararlar ve sürekli eleştirirler.

Örgüt içinde duygusal bağlılıklar da var. Benim de duygusal bağım vardı. Başkalarının da bana olan duygusal bağlarını biliyorum. Grup içinde, bazı kızların grup liderine yakın olmak için kendilerini kullandırdıklarını da biliyorum.

İnanç konularına farklı yaklaşılıyordu. Grup içinde yapılan oyunlarda bir imamın cemaate namaz kıldırması hicvediliyordu. Ama bir köye gittiğimiz zaman o köyün inançları doğrultusunda hareket ediyorduk. Sünni bir köye gittiğimiz zaman, köylüleri “selamünaleyküm” diyerek selamlıyorduk. Buradaki konuşmalarda Allah adının çok geçmesine dikkat ediyorduk. Hatta namaz kılmasını bilen varsa namaz vakti köylülerle birlikte namaz kılıyordu. Özellikle Diyarbakır bölgesinde Allah propagandası yapılıyordu. Bir Alevi köyüne gittiğimiz zaman da o insanlara göre yaklaşıyorduk.

Örgüt içerisinde, olumsuzluğun propagandası çok iyi yapılır. Örneğin örgüt başı yakalandıktan sonra köylere erzak almaya gittiğimizde, köylülere; “trafik kazasında da ölebilirdi” şeklinde propaganda yapıyorduk. Örgütün propaganda sistemi, kamçı-şeker politikasıdır. Örneğin bir köyde birisine örgüt mensubu bilerek kötü davranır, küfreder, döver. Daha sonra başka bir örgüt mensubu gelir, köylüye,”amcacığım kusura kalma, bu adam bir cahillik etmiştir ama biz cezasını vereceğiz” diyerek gönlünü alır. Ayrıca biz alevi köyünde alevi gibi, sünni köyünde sünni gibi davranırdık.

Radyolarda, teslim olmuş örgüt mensuplarının yaptığı konuşmalar bizi etkiliyordu. Eğer tüm grup içerisinde herkes bu konuşmaları dinliyorsa herhangi bir yorum yapılmıyor, sadece, “bu da ajan olmuş, işbirlikçi olmuş” değerlendirmeleri yapılıyordu. Ama kendi aramızda ve güvendiğimiz kişilerle berabersek, konuşmanın değerlendirilmesi daha açık yapılabiliyordu. Örneğin, “bak bu da teslim olmuş, asker ona bir şey yapmamış” diyebiliyorduk. Öcalan’ın ütopyaları yüzünden binlerce insan öldü.
Bir daha mı? Asla.

M.Ş. 1979-Batman doğumlu. 9 kardeş. Okur-yazar.
…Köyümüze gelen tabancalı bir adam babamı ve küçük kardeşimi öldürmekle tehdit ettiği için ben ve amcamın kızı bu adamla birlikte gitmek zorunda kaldık. İsmini bilmediğim bu adam daha sonra bizi örgüte teslim etti.

...Kaçırıldıktan sonra örgüt bizi devamlı kontrol altında tuttu. Başımızda kaçmamamız için hep nöbetçi vardı.

...Eğitim esnasında bir kaza geçirdim ve başımı kayalara vurdum. Beni tedavi amacıyla Kuneraya ***ürdüler. Burada sonradan arkadaşlarımdan deney amaçlı olduğunu öğrendiğim bazı ilaçları iğneyle kafa derimin içine verdiler. Bir süre sonra saçlarım tamamen döküldü. Saçlarımın dökülmesine başlangıçta üzülmüştüm. Ancak daha sonra kız arkadaşlara yapılan tacizleri görünce saçlarımın dökülmesi ve çirkinleşmem nedeniyle bu tacizlerden kurtulduğumu ve namusumu koruyabildiğimi anlayarak sevindim.

...Saçlarımın dökülmesinde sonra tedavi olmam için beni İran’ın Urumiye şehrine gönderdiler. Burada 100 kadar örgüt üyesiyle birlikte bir çiftlik evinde kalıyorduk. Evin yakınında bir İran askeri birliği vardı ve burada görevli İran askerleri evin etrafında ve kapısında nöbet tutuyorlar hem güvenliğimizi sağlıyorlar hem de yerimizin tespit edilmemesi için çiftlik askeri bir birlikmiş havası yaratıyorlardı. 1996 ve 1997 yılları arasında burada kaldım ve çeşitli ayak işlerine baktım. Bana buraya tedavi olmam için gönderildiğim söylense de herhangi bir tedavi şekli uygulanmadı.

...Urumiye’den sonra yine tedavi olacağım söylenerek Tahran’a gönderildim. Burada 100 kadar örgüt mensubuyla üç katlı bir binada kalıyorduk. Güvenliğimiz yine binanın karşısındaki İran askeri birliğinde görevli askerler tarafından kontrol altında tutuluyordu. Şehrin içine çıkamıyor zaman zaman gruplar halinde Azadi Hastanesine gidiyorduk. Burada da 1998 ve 2000 yılları arasında kaldım.

… Daha sonra tekrar Kunera’daki kampa gönderildim. Burada 1,5 yıl boyunca hastanede ve mutfakta çeşitli ayak işlerine baktım. Tedavi edileceğim söylenmesine rağmen daha önce kaldığım yerlerde herhangi bir tedavi işlemi yapılmadığı için daha sonra beni Mahmur Kampına gönderdiler. Burada yaklaşık üç yıl kaldım. Buradayken en sonunda ailemle irtibat kurmayı başardım ve abim gelip beni kurtardı. ... Daha sonra Irak’taki askerlerimize teslim oldum. Örgütteyken bize askerlerin bizleri ellerine geçirdiği zaman işkence yapacakları, tecavüz edecekleri ve sonunda öldürecekleri anlatılıyordu. Ben teslim olduktan sonra tüm bu anlatılanların ne derece korkunç iftiralar olduğunu bizzat kendim yaşayarak gördüm. Bize bir abi bir baba gibi yaklaştılar. Keşke daha önce kaçabilseydim de ömrümün 10 yılını kaybetmeseydim. Gençliğimi yaşayamadım.

...Örgüt içinde kaçmayı ve evine dönmeyi düşünen çok insan var. Ama herkes kaçarken yakalanıp öldürülmekten korkuyor. Çünkü kaçmayı denerken öldürülen arkadaşımız çok oldu. Örgüt daha sonra bunların ailelerine ******nuzu Türk askeri, polisi öldürdü diyor. Aileleri bu şekilde kandırarak devlete düşman yapmaya çalışıyorlar.

...Buradan tüm arkadaşlarımı örgütte yaşadıkları esaretten kurtulmaya özgürlüğe ve sıcak yuvalarına kavuşmaya davet ediyorum. Ben kurtuldum. Darısı sizin başınıza.

M.B. 1982-Erzurum doğumlu. 7 kardeş. İlkokul terk
...Askerlik görevimi yaptıktan sonra maddi durumumuz kötü olduğu için İstanbul’a amelelik yapmaya gitmiştim. Burada zaman zaman gittiğim kahvede bazı şahıslarla tanıştım. Zamanla bunlar bana örgüte katılırsam maddi durumumun nasıl düzeleceğini, aileme bakabileceğimi ve aynı zamanda da daha fazla özgürlük, eşitlik, hak ve hürriyete kavuşacağımı ve bunlar için mücadele edeceğimi anlatmaya başladılar. Amelelikle ancak günlük olarak ve o da kesintili bir şekilde doğru dürüst para kazanamadığım ve anlatılanlar bana cazip geldiği için örgüte katıldım.

...Aslında daha örgüte katıldığım ilk anda bana anlatılanların hepsinin yalan olduğunu anladım ama artık geri dönmek için çok geçti. Örgüt yönetimindekiler örgüte katıldığımız ilk andan itibaren kendimizi efendilerine hizmet etmek için var olan değersiz bir köle gibi hissetmemiz için her şeyi yaptılar. Bırakın bize vaat edilenlere sahip olmayı, tamamen bir esir, köle hayatı yaşıyorduk. Örgüte katıldıktan sonra kendi isteğinizle ayrılmanız ve özgür hayatınıza dönmeniz artık çok zordur. Kaçarken tesadüfen vurulmayıp yakalansanız bile ölümünüz garanti gibidir.

...Örgüte katıldıktan sonra İran’ın Urumiye şehri üzerinden Irak’taki Kakür köyü yakınlarındaki bir kampa ***ürüldüm. Kampta epitim gördüğümüz konuların içinde en çok üzerine düşülen mayın ve patlayıcı eğitimiydi. Örgütün elinde çok fazla sayıda mayın ve patlayıcı madde var. Bunları da Türkiye’de fazlasıyla kullanıyorlar. Mayına basıp ölen ya da yaralanan vatandaşımız olduğunda da güvenlik güçlerini suçlamak için ellerine ayrıca bir fırsat geçmiş oluyor.

...Örgüt bu yaz Türkiye’deki turistik ve ekonomik değeri olan hedeflere eylem planlıyor. İnsanların ölüp ölmemesi umurlarında değil. Örgütün tepesindekiler hareketsiz kalındığında insanların düşünmeye fırsat bulduklarının ve düşündükleri vakit gerçekleri görüp kaçmaya çalıştıklarının çok iyi farkında. Örgüt dağılırsa ağalıklarını ve üzerimizden elde ettikleri rantı kaybedeceklerini çok iyi biliyorlar. Bunun için eylemleri artırarak devam ettirmek istiyorlar.

...Geride kalan arkadaşlarıma söyleyeceğim tek şey bizlerin üzerinden geçinen bu asalaklardan bir an önce kendilerini kurtarmaya çalışmaları sevdiklerine kavuşarak gerçekten özgür bir vatandaş olarak yaşamaları olacaktır.

****. 1989-Muş doğumlu. 7 kardeş. İlkokul mezunu
...Ailemin maddi durumu çok kötü olduğu için İstanbul’a çalışmaya gelmiştim. Burada tanıştığım bazı şahıslar zamanla bana demokrasi, eşitlik, kardeşlik için mücadele ettiklerini ve mücadelelerine katılırsam maddi yönden de rahat edeceğimi söylemeye başladılar. Bunların etkisiyle önce HADEP’e sonra DEHAP gençlik kollarına katıldım. Buralarda da devam eden propaganda sonucunda örgüte katıldım.

...İstanbul’dan Van’a oradan da İran’daki Urumiye şehrine gittim. Dikkatimi çeken şey örgüt mensuplarının İran’da da Irak’ta da çok rahat hareket ediyor olmasıydı.

...Örgüte katılışımdan Kandil’e gidişime kadar bana daha önceden yapılan propagandaların hepsinin palavra olduğunu fark ettim. Kandil’e geldiğim andan itibaren de aklımda sadece nasıl kaçabileceğim sorusu vardı. Bu fikrimi açığa çıktığı tahtirde başıma neler geleceğini bildiğim için ilk andan itibaren sakladım ve kimseye belli etmedim. Tam aksine onların istediği gibi insanlık dışı bir robot olmaya çok hevesliymişim gibi davrandım. Bunda da başarılı oldum ve bu sayede lojistik ve cephane sorumlusu oldum.

... Örgütün silah, mühimmat ve teçhizatın gereksinimini nasıl karşıladığını hayretler içinde öğrendim. Hem silah, mühimmat ve teçhizat hem de bunlar için gerekli para kolayca elde ediliyordu. Cephane sorumlusu olduğum ilk günlerde para ve cephane nasıl bu kadar kolay elde edilebiliyor diye merak ettiğim konuyu zaman içinde öğrendim ve bu ortamdan kaçma isteğim daha da kuvvetlendi. Örgüt, uyuşturucu ticareti, insan kaçırma, haraç toplama, şantaj ve sahte belge düzenleme ve gibi suç yollarıyla toplanan paraları PKK’nın Kuzey Irak’taki kamplarına aktarmaktaydı. Toplanan bu paralarla örgütün barınma/beslenme ihtiyaçları, örgüt üyelerinin giyecek, tedavi, ulaşım masrafları ve örgüte lojistik destek sağlanmaktaydı. Silah ve mühimmatın yasal yollardan elde edilmesi mümkün olmadığından, bu iş için ayrı bir organizasyon vardı.

... Demokrasi, eşitlik, kardeşlik için mücadele ettiklerini söyleyenlerin gelirini ahlaksızca yollardan kazanması ve silahlarını masum insanlara karşı da çekinmeden kullanmaları nedeniyle örgütte hiçbir inancım kalmadı ve kaçmaya kesin kararımı verdim.

... Örgüte adam kazandırmak için yapılan propagandaların hepsi palavra. Bu tür palavralara kimsenin kanmasını istemiyorum. Ben bunu farkettim ve örgüt içinde geçirdiğim yıllarımı kaybolan yıllar olarak görüyorum. Bir aile kuracağım ve yeni hayatıma başlayacağım.

A.Y. 1978 - Kurtalan doğumlu. 11 kardeş. İlkokul mezunu

itiraf1.jpg


......İlkokulu bitirdikten sonra babamla birlikte çiftçilikle uğraşıyordum. Sık sık köye bazı şahıslar gelerek demokrasi ve özgürlük için mücadele ettikleri yönünde bazı konuşmalar yaparak köyden birkaç kişiyle birlikte ayrılıyorlardı. 3 gün sonra tekrar geldiler, benim kendilerine katılmamı istediklerini, eğer onlarla gidersem babamın tarlada çalışmasına gerek kalmayacağını, ona maddi destek olacaklarını söylediler. Köyden ayrılıp 4 kişilik örgüt mensubu ile buluştuk.

...Dicle Nehri'ni lastik botlarla geçerek başka bir grupla buluştuk. Bu grupla birlikte Küpeli Dağı bölgesine geçtik. Yurt içinde başlatılan kapsamlı operasyonlardan kaçarak Haftanin bölgesine geçtik. Son günlerde yürümekte zorlanıyordum.

...Üst yönetim dedikleri yöneticiler bütün imkanlara sahipti ve bu nedenle örgüt üyelerine insanlık dışı uygulamalar ve baskılar yapıyorlardı. Zamanla örgütün iç yüzünü öğreniyordum. Örgüte katıldığıma pişmanlık duymaya başlamıştım.

... Örgüt ajan ve muhbir olarak değerlendirdiği kişileri, kırsal ve şehir merkezlerinde infaz ederek bunu güvenlik kuvvetlerinin yaptığı şeklinde örgüt lehine kullanıyor ve propaganda yapıyorlardı. Örgüt içinde yöneticiler bile kendi aralarında çekişme içindeydiler. Toplantılarda da tartışmalar olduğunu duyuyordum. Örgüt içinde her kademede hizipleşme ve liderlik çekişmeleri vardı. Bu tür uygulamalarla mı demokrasi, eşitlik, kardeşlik için mücadele edeceklerdi. Bu durum örgüte duyduğum inancı azalttı. Burada kalmakla bir şey elde edilemeyeceğini anladım. Örgüte katılmadan önce kız arkadaşımla çekindiğimiz fotoğraflara bakıyordum hep... Kız arkadaşım benden sonra örgüte katılmıştı ve burada aramızda yakınlaşma başlamıştı. Evlenmeyi düşünüyorduk. Ama nasıl... Örgüt içerisinde karşı cinsle arkadaşlık kesinlikle yasaktı. Örgütten kaçmaya kesin karar verdim.


itiraf2.jpg
... Kimseye görünmeden aileme telefon edip buradan kaçıp eve döneceğimi söyledim. Kız arkadaşımla kaçak yaşamaktan bıkmıştım. Daha önce de kaçmaya teşebbüs ettiğimde yakalanmıştım ve on beş gün hapis cezasına çarptırılmış ve kaçmayacağıma dair yeminli ifade vermiştim. Ama dayanamadım ve kaçtım. Sonunda ölüm de olsa bu hayatı yaşama isteğim kalmamıştı. Sevgilimle görüşüyorum. O da kaçacak ve bir aile kuracağız. Yeni hayatımıza başlayacağız. Çok mutluyum.

S.O. 1979 - Hakkari doğumlu. 9 kardeş. İlkokul terk
...Babam İl tarım Müdürlüğünde işçiydi. Dokuz kardeşin en büyük oğlu olduğum için kardeşlerime bakmam gerekiyordu. Bir gün halamın oğluyla birlikte Çığlı Suyu kenarına gittiğimizde yanımıza tanımadığımız şahıslar geldi ve bizi silah zoruyla önce yakındaki bir mağaraya, sonra da zap kampına ***ürdüler.

...Burada askeri ve siyasi eğitim görüyorduk. Ama şartlar dayanılmayacak durumdaydı. Bu kampta kaldığım süre içerisinde iki kez kaçmaya teşebbüs ettim. Birincisinde onbeş gün ikincisinde de beş gün ceza verdiler. Daha sonra kaçmayacağıma yeminli ifade aldılar.

...Örgüt, ajan olarak tespit ettiği kişileri kırsal ve şehir merkezlerinde infaz ediyor ve bu olayı güvenlik kuvvetleri tarafından yapılmış gibi gösteriyordu. Eski örgüt mensuplarının moralleri iyi seviyede ancak yeni katılanların morallerinin bozuk olduğu görülmekteydi.

... Örgüt içinde karşı cinse ilgi kesinlikle yasaktı. Bu şekilde davrananlar en ağır cezalarla cezalandırılıyorlardı. Bir çok arkadaşımızın örgütten kaçarak yeni bir hayat kurduğu haberleri geliyordu. Ben de bu hayattan kurtulmak istiyordum. O gece uyumayarak nöbetçileri takip ettim ve boşluk bulunca kaçıp teslim oldum

İ.B. Şanlıurfa 1953 Doğumlu. Ortaokul
… Köyümüze sürekli birileri gelip gidiyordu. Örgüt mensubu olarak duyduğum bu kişiler benimle ve kanser olan oğlumla ilgilenmeye başladılar. Abdullah Öcalan ile görüştüklerini açıklayarak oğlumun tüm tedavi masraflarını Abdullah Öcalan’ın karşılayacağı ve gerekirse tedavi için Avrupa’ya göndereceği vaadinde bulundular. Bu vaatler doğrultusunda terör örgüne katılmaya karar verdim…

Bir örgüt sorumlusu tarafından Suriye’deki örgüt sorumlularına teslim edildim. Burada bir süre eğitim aldıktan sonra örgütsel faaliyet adı altında köylülerden vergi topluyoruz diyerek zorla para topluyorduk. Köylere gidiyor, erzak vermek istemeyen evlere zorla giriyorduk. Toplanan paralar terörist başı Abdullah Öcalan’a gönderiliyordu. Abdullah Öcalan bu paralarla mı oğlumu iyi edecekti. Bana anlatılanların hepsinin yalan olduğunu anladım. Ailemi göremiyordum.

Bir süre sonra örgüte yani katılan bir grup terörist geldi. Kendi köyümden örgüte katılan bir kişiden ailemin durumunun çok kötü olduğunu öğrendim. Bunun üzerine terör örgütü başı Abdullah Öcalan’ın vaat ettiği gibi aileme sahip çıkmadığını anladım.

Örgüte hiçbir inancım kalmamıştı ve kaçmak için fırsat kolluyordum. Ama bu kolay değildi. Zaten ilk denememde başarısız oldum. Benim kaçacağımı anladılar ve grup lideri tarafından çok kötü dövüldüm. Örgüt içinde kaçmayı ve evine dönmeyi düşünen çok insan olduğunu, kaçmayı deneyen kişilerin sonunun ölüm olduğunu söyledi. Ama beni bu seferlik affettiğini bir daha beni öldüreceğini, aileme de Türk askeri, polisi öldürdü diyeceğini söyledi. Bu esaretten kurtulmalıydım. Ölümü de göze almıştım.

Bir gün ailemin geldiğini söyleyerek izin aldım ve peşmergeye teslim olarak Türkiye’ye gitmek istediğimi söyledim.

… Örgüte adam kazandırmak için yapılan propagandaların hepsi palavra. Bu tür palavralara kimsenin kanmasını istemiyorum. Örgüt içinde efendi ve köleler var. Köleler efendilere hizmet ediyor ve efendiler yani yönetici kadrosu zevk ve sefa içinde yaşıyorlar. Örgüt dağılırsa ağalıklarını ve üzerimizden elde ettikleri rantı kaybedeceklerini çok iyi biliyorlar. Bunun için eylemleri artırarak devam ettirmek istiyorlar. Yalanlara kimse inanmasın….

T.F. Hakkari 1989 Doğumlu. İlkokul
… İnşaat işçisi olarak çalışırken yanıma bir şahıs yaklaştı ve kendisinin işinde çalışmamı teklif etti. Kabul ettim.

Yola çıktıktan sonra terörist olduğunu öğrendiğim kişi, beni örgüte aldığını ve bundan sonra örgüt için çalışacağımı söyledi. Bir süre sonra başkalarıyla buluştuk ve Şemdinli üzerinden Irak’a geçtik.

…Uzun süre yürüdükten sonra eğitim maksadıyla bir bölgeye ***ürüldük. Silahlı ve siyasi eğitimler almaya başladım…

Burada örgütten kaçmaya çalışmış kişilerin oluşturduğu, örgütte dışlanan “kontracılar” dedikleri bir grup hemen dikkati çekti. Bu gruba en ağır işler yaptırılıyor, hakaret ediliyor, insanlık dışı muamele yapılıyordu. Hatta bayanlara taciz edildiğini bile görebiliyordum. Bu durum moralimi çok bozdu. Siyasi eğitimlerde kardeşlik, adalet, birlik ve beraberlik gibi konulardan bahsettikleri halde uygulama tam tersiydi.

Zamanla örgüt içindeki bu ikiyüzlülük ve kandırmaca nedeniyle örgüte olan güvenim kalmadı. Bir an önce buradan ayrılmak istiyordum. Birçok arkadaşımızın örgütten kaçarak yeni bir hayat kurduğu haberleri geliyordu. Ben de bu hayattan kurtulmak istiyordum. Ölümü bile göze alarak kaçtım. Çünkü burası ölümden de beterdi…

Bu kadar umarım beğenirsiniz.Eminim bu yazıyı okuyan herkes terörün ne demek olduğunu bir kez daha anlar.Yorumlarınızı Bekliyorum...





 
Son düzenleme:

ext

Yeni üye
5 Ocak 2008
10
0
£ywaLLah kardeşim saoLasın güseL payLaşım ZZHIRR ın dediği gibi artık kanmasın vatandaşLarımız bunLara
 

ReDBlooD!

Yeni üye
7 Tem 2008
2
0
... İbrahim TATLISES, Hüyla AVŞAR, Azer BÜLBÜL ve Ferhat TUNÇ gibi sanatçıların örgütün yurtdışındaki hesaplarına para yatırdığını duydum. Ayrıca Yunanistan ve Rusya eylemlerin devamı için para yardımı yapıyorlar.

Biz içimizdeki insanlara bile güvenemeyecekmiyiz bee
 

R3Ş4T

Yeni üye
11 Tem 2008
20
0
ankara
belki konuyla ilğisi yok ama allah göstermesin bizim askerlerimiz onların eline geçse yapmadıkları işkence kalmaz ama biz onlara bişey yapmıyoruz çünkü biz silahsız kimseye zarar wermeyiz biz türküz we buda türklerin özelliğidir.. napalım biz böleyiz
 

AgitCaN

Kıdemli Üye
17 Kas 2007
3,962
28
manisa/laleli
harika bir paylaşım yapmışın tşkller

bideşöyle bişi vardı yazıda

... Örgüte silahlar İran, Ermenistan ve Rusya’dan geliyor.

bu engenlenebilirse pkk a diye bişi kalmaz
 
Üst

Turkhackteam.org internet sitesi 5651 sayılı kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının m) bendi ile aynı kanunun 5. maddesi kapsamında "Yer Sağlayıcı" konumundadır. İçerikler ön onay olmaksızın tamamen kullanıcılar tarafından oluşturulmaktadır. Turkhackteam.org; Yer sağlayıcı olarak, kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriği ya da hukuka aykırı paylaşımı kontrol etmekle ya da araştırmakla yükümlü değildir. Türkhackteam saldırı timleri Türk sitelerine hiçbir zararlı faaliyette bulunmaz. Türkhackteam üyelerinin yaptığı bireysel hack faaliyetlerinden Türkhackteam sorumlu değildir. Sitelerinize Türkhackteam ismi kullanılarak hack faaliyetinde bulunulursa, site-sunucu erişim loglarından bu faaliyeti gerçekleştiren ip adresini tespit edip diğer kanıtlarla birlikte savcılığa suç duyurusunda bulununuz.