Türkçenin Tarihçesi

hantala

Kıdemli Üye
20 Tem 2007
3,279
33
HER YERDEYİM VALA:D
Türkçenin Tarihçesi
Azeri Türkçesi
Batı Türkçesinin içinde saha bakımından zamanla iki daire mey­dana gelmiştir. Bunlardan biri Azeri ve Doğu Anadolu sahasını içine alan doğu Oğuzcası, diğeri Osmanlı sahasını içine alan batı Oğuzcasıdır. Doğu ve batı Oğuzcaları arasında ilk asırlarda çok küçük saha farkları dışında bir ayrılık mevcut olmamış, bu saha farkları yavaş yavaş genişleyerek ancak 17. asırdan sonra doğu ve batı Oğuzca dairelerini meyda­na getirmiştir.

Bununla beraber arada yine iki yazı dili olacak kadar fark mevcut değildir ve her ikisi de ayni şiveye, yani Oğuz şivesine dayan­dıkları için Azeri ve Osmanlı Türkçeleri ancak tek bir yazı dilinin kardeş iki dairesi sayılabilirler. Esasen doğu ve batı Oğuzcası arasındaki farklar daha çok şivede yani konuşma dilinde kalmış, devamlı olarak Osmanlı kültür ve edebiyatının tesiri altında kalan Azeri sahasında yazı dili, Osmanlı Türkçesinden konuşma dilindeki ile mukayese edilemeyecek kadar az bir ayrılık göstermiştir.

Azeri ve Osmanlı Türkçeleri arasında, daha çok şivede kalan bu ay­rılığın sebeplerini doğu Oğuzcasına Oğuz dışı Türk şivelerinin, bilhassa zaman zaman kuzeyden gelen Kıpçak unsurlarının yaptığı tesir ile ilhan­lılardan kalan bazı Moğol izlerinde aramak lâzımdır. Bunlardan birincisi doğu Oğuzcasını batı Oğuzcasından bazı şekiller bakımından biraz farklı yapmış, ikincisi ise Azeri Türkçesinde bazı Moğol asıllı kelimeler bırak­mıştır.

Bilhassa konuşma dili bakımından birbirinden farklı olan Azeri ve Osmanlı Türkçesi arasındaki başlıca ayrılıklar, kelime başındaki b-m, kelime içindeki k-ğ, h, ilk hecedeki e-i kelime başındaki t-d ile akkuzatif ve bazı fiil çekim şekilleri etrafında toplanır. Bu ayrılıklar daha çok konuşma dilinde kaldığı, yazı diline aksedenlerin ise ancak son devir Azeri Türkçesinde görülebildiği, Azeri sahasında yetişen başlıca edebî şahsiyetlerin bulunduğu 17. asırdan önce de doğu ve batı Oğuzcaları ara­sında kayda değer bir ayrılık bulunmadığı için bu iki Oğuz Türkçesi yazı dili olarak Batı Türkçesi adı altında bir bütün teşkil ederler.

Batı Türkçesi
Bu yazı dili 12. asrın ikinci yarısı ile 13. asrın ilk yarısında teşekküle başladığı anlaşılan, 13. asrın ikinci yarısın­dan itibaren de metinlerini günümüze kadar aralıksız bir şekilde takip gittiğimiz yazı dilidir.

Selçuklulardan başlayarak bugüne kadar gelen ve devam etmekte olan bu yazı dili Türklüğün en büyük ve en verimli yazı dili durumundadır. Balı Türkçesinin esasını Oğuz şivesi teşkil eder. Onun için bu yazı diline Oğuz Türkçesi de denilebilir.

Oğuz şivesi Hazer De­nizinden Balkanlara kadar uzanan sahaya yayılmış bulunan Türkçedir, Bu saha ise balı Türklerinin yaşadığı sahadır Onun için Oğuz yazı diline. Oğuz Türkçesine umumî olarak Batı Türkçesi adını vermekteyiz. Türkolojide Batı Türkçesi için bazen Cenup Türkçesi veya Cenup Şivesi adı da kullanılmaktadır. Fakat bu Şimal Türkçesine göre verilen bir addır ve şüphesiz Batı Türkçesi kadar uygun değildir.

Eski Anadolu Türkçesi
Eski Anadolu Türkçesi 13, 14 ve 15. asırlardaki Türkçedir. Batı Türkçesinin ilk devrini teşkil eden bu Eski Anadolu Türkçesi bilhassa Türkçe bakımından kendisinden sonraki iki devreden çok farklıdır. Bu devreye Bârı Türkçesinin bir oluş, bir kuruluş devresi olarak bakmak yerinde olur.

Batı Türkçesini Eski Türkçeye bağlayan bir çok bağlar bu devrede henüz kendisini iyice hissettirmektedir. Bu devreden sonraki Türkçede gördüğümüz bîr çok yeni şekiller bu devrede henüz Eski Türkçedeki eski şekillerinin izlerini taşımaktadırlar. Eski Anadolu Türkçesi bir taraftan böylece Eski Türkçenin izlerini taşırken diğer taraftan kök­lerde ve eklerde bazı ses ve şekil ayrılıkları göstermek suretiyle Osman­lıca ve Türkiye Türkçesinden biraz farklı bir durum arzeder. öyle ki Batı Türkçesi içinde Türkçe bakımından mevcut başlıca değişiklikler bu devre ile bundan sonraki iki devre arasındaki değişikliklerdir. Yani Batı Türkçesini yalnız Türkçe bakımından devrelere ayırırsak Eski Anadolu Türkçesi ve Osmanlıca-Türkiye Türkçesi diye ikiye ayırmamız icap eder.

Osmanlıca ile Türkiye Türkçesi arasında Türkçe bakımından, Eski Anadolu Türkçesinden Osmanlıcanın ilk devirlerine taşan birkaç şekil dışında, bariz bir ayrılık yoktur.
Eski Anadolu Türkçesi yabancı unsurlar bakımından denilebilir ki Balı Türkçesinin en içiniz devridir. Bu devirde Türkçeye Arapça ve Fars-ça unsurlar girmeğe başlamıştır. Fakat bu unsurlar keşifligini yavaş yavaş artırmış ve ancak devrenin sonlarında geniş bir istila .başlangıcı hâlini alarak Osmanlıcanın doğuşunu hazırlamıştır. Eski Anadolu metinlerinde görülen Arapça ve Farsça kelimeler henüz çok fazla olmadığı gibi dev­renin sonlarına doğru artan terkipler de henüz açık ve basit bir durumdadır. Yabancı unsurlar bakımından bu devirde manzum ve mensur me­tinler arasında da oldukça fark vardır.

Gittikçe artan yabancı kelime ve terkipler daha çok nazım dilinde görülür. Nesir dili ise çok temiz ve duru bir Türkçe olarak devrenin sonunda bile Arapça ve Farsça kelime­ler ve bilhassa terkiplerden. mümkün olduğu kadar uzak kalmıştır. 15. asrın ortalarına doğru İkinci Murat devrinde geniş bir kültür ham­lesinin ifadesi olarak meydana getirilen telif ve tercüme pek çok Türkçe eserin dili bunu açıkça göstermektedir.

Nazım dilinde ise, şiirin Fars tak­litçiliği üzerine kurulması ve vezin, şekil zaruretleri yüzünden duruluk çok muhafaza edilememiş ve Türkçedeki gelişmeler bakımından devre daha bitmeden, 15. asırda, basitte olsa terkipler ve yabancı kelimeler adam akıllı çoğalmış .ve Türkçeyi sarmıştır. Bu yüzden asrın ikinci yarısı Osmanlıcanın temelini atan, onun başlangıcını teşkil eden bir devir ol­muş, Eski Anadolu Türkçesi Türkçe hususiyetleri bakımından devrini an­cak Osmanlıcanın başlarında tamamlamıştır.

Eski Anadolu Türkçesinin cümle yapısı ise Türkçenin başlangıçları bugüne kadar hep ayni kalan normal cümle yapısı dışına çıkmamıştır. Ge­rek nesirde, gerek şiirde Türk cümlesi bu .devirde normal, sade, anlaşı­lan, unsurları yerli yerinde ve doğru cümle olarak kalmış, tercüme sada­kati yüzünden nadir olarak kırıldığı yerler dışında, Umumiyetle sağlam yapısını muhafaza ederek Osmanlıca devrine girmiştir.

Eski Türkçe
Türk yazı dilinin ele geçen ilk örnekleri Orhun âbidelerinin me­tinleridir. Fakat bu metinler şüphesiz Türk yazı dilinin ilk örnekleri de­ğildir. Çünkü Orhun âbidelerindeki dil yeni teşekkül etmiş bir yazı dili olarak değil, çok işlenmiş bir yazı dili olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bakımdan, Türk yazı dilinin başlangıcını ele geçen bu ilk metinlerden çok daha öncelere çıkarmak gerekir.

Türk yazı dilinin sekizinci asırdan sonraki gelişmesi ile mukayese edilerek bir talimin yürütülürse, Orhun abidelerindeki yazı dilinde hiç değilse bir kaç asırlık bir gelişine mevcut olduğuna kolaylıkla hükmolunabilir. Buna göre Türk yazı dilinin baş­langıcını Miladın ilk asırlarına, hiç olmazsa Orhun abidelerinden bir kaç asır önceye çıkarmak doğru olur. Fakat Orhun kitabelerinden daha eski bir inerin ele geçmediği için bu yazı dilini ancak sekizinci asırdan itiba­ren takip edebilmekteyiz.

İşte nazarî olarak Miladın ilk asırlarında başladığını kabul ettiğimiz ve ilk ele geçen metinleri sekizinci asra ait olan bu yazı dili 12-13. asra kadar devanı etmiş olup, bu devre Türk yazı dilinin ilk devresini teşkil etmektedir. Bu ilk yazı dili devresi aynı zamanda müşterek bir yazı dili devresidir. Yani bu yazı dili bütün Türklüğün tek yazı dili olarak kulla­nılmış, Orta Asyada geniş bir sahayı kaplayan Türklük âlemi asırlar bo­yunca hep ayni dille okuyup yazmıştır.

O devirden kalma eserlerde gö­rülen ufak tefek farklar ise saha ve zaman farklarından ileri gelen normal ayrılıklar olup tek bir yazı dilinin hudutlarını aşacak mahiyette değildir. Kâşgarlı'nın en çok beğendiği ve şivelerle karşılaştırırken “Türkçe” diye adlandırdığı, Hakaniye Türkçesi, yahut başka eserlerde Kaşgar dili, Kâşgar Türkçesi adı ile anılan dil hep bu ilk Türk yazı dilidir. Bu yazı dili devresinden kalan eserlerin büyük bir kısmı Uygur yazısı ile yazıl­mış olduğu için bu devreye Uygur devresi, bu yazı diline Uygurca da denilebilir. Fakat Türkoloji öğretiminde Türkçenin bu ilk devresi için bugün en uygun isim olarak “Eski Türkçe” tabirini kullanmaktayız.

Türk­çenin ondan sonraki çeşitli gelişmelerinin kaynağı hep bu devreye çık­makta, bugün geniş sahalarda ayrı kollara ayrılmış bulunan Türkçenin bütün şekillerinin menşei bu devrede bulunmakta, kısacası, Türkçenin bütün yapısı bu devre ile izah edilebilmektedir. Demek ki bu devre Türkçenin ana Türkçe devresi, ilk devresi, eski devresidir. Onun için bu devreyi “Eski Türkçe” diye adlandırmak çok yerindedir. Bu kitapla biz de bu ismi kullanacağız.

O halde Türk yazı dilinin ilk devresi Eski Türkçe'dir. Eski Türkçeden daha önceki devir ise Türkçenin karanlık devridir. O devir arlık Eski Türkçenin Çuvaşça ve Yakutça ile, bunların da daha ilende Moğolca ile birleştikleri devirdir.

Kuzeydoğu Türkçesi
Eski Türkçeden sonraki devre gelince, bu devirde Türkçe kar­şımıza birden fazla yazı dili ile çıkmakladır.

Eski Türkçenin sonlarında, Orta Asya’daki Türklük âleminin parçalanarak büyük kütleler hâlinde Hazer Denizinin güney ve kuzeyinden kuzeye ve halıya yayılması, yeni kültür merkezlerinin meydana gelmesi, İslam kültürünün Türkler arasına gittikçe kuvvetli bir şekilde yerleşmesi, yeni mefhumlarla birlikle yeni bir yazının kabulü gibi çeşitli dış sebeplerle beraber Türkçenin içinde bir müddetlen beri kendisini hissettiren tabiî gelişmeler neticesinde orr­taya çıkan büyük değişiklikler yazı dili birliğini parçalayarak Eski Türk­çenin ömrünü tamamlamış ve ayrılan Türklük kollarının yeni kültür mer­kezleri etrafında kendi şivelerine dayanan yazı dilleri meydana getir­meleri birden fazla yeni yazı dilinin doğmasına ve gelişmeğe başlama­sına sebep olmuştur.

Böylece 12-13. asırdan sonra biri Kuzeydoğu Türk­çesi, diğeri Batı Türkçesi olmak üzere iki Türk yazı dili meydana geldi­ğini görmekleyiz.

Türkiye Türkçesi
Türkiye Türkçesi Batı Türkçesinin üçüncü devresidir. Bugün de devam etmekte olan bu devre 1908 meşrutiyetinden sonra haşlar. Bu yeni devrenin 1908 meşrutiyetinden sonra başlayan ve Cumhuriyete kadar devam eden ilk safhası Türkiye Türkçesinin başlangıç devri mahiye­tindedir.

Bu kısa devirde çok süratli bir şekilde ortaya çıkan yeni yazı dilinin yanında Osmanlıca henüz tamamiyle sahneden çekilmiş değildir. Fakat tam mânâsiyle son günlerini yaşamakta ve umumî dil olmaktan çıkarak muayyen kalemler tarafından tutulmağa çalışılan hususî bir dil durumuna düşmüş bulunmaktadır. Hâsılı bu devir, Osmanlıcanın son ör­nekleri ile Türkiye Türkçesinin ilk örneklerinin yan yana bulunduğu de­virdir.

Osmanlıcanın bu son örneklerine yeni dil gittikçe fazla sokulduğu gibi, yeni dilin ilk örneklerinde de bazı Osmanlıca unsurlar, eskimiş bazı kelimeler, bazı terkipler görülmektedir. Yukarıda da söylediğimiz gibi değişiklik bir neslin hayatı içinde ortaya çıktığı için Osmanlıcadan yeni dilin ilk örneklerine bu şekilde ufak tefek taşmalar olmuştur. Fakat yeni dil bu küçük taşmalardan bu ilk devre içinde kendisini sür'atle kurtarmış, temiz Türkçenin sayısız örneklerini vererek Osmanlıcayı kısa zaman­da gerilerde bırakmıştır, öyle ki Cumhuriyet devri başlarken Osmanlıca arlık çoktan Ölü bir dil hâline gelmiş ve yazı dilinin bütün ufukları Tür­kiye Türkçesine açılmış bulunuyordu.

Türkiye Türkçesini Osmanlıcadan ayıran başlıca hususiyet onun ya­bancı unsurlar karşısındaki durumudur. Dilin iç yapısı, yani Türkçe ba­kımından Batı Türkçesinin bu iki devresi arasında bir devre farkı olma­dığını, bu iki devrenin yabancı unsurlar bakımından ayrı devreler teşkil ettiğini yukarıda da açıklamıştık. Yabancı unsurlar bakımından bu iki devre arasında gerçekten çok büyük bir fark vardır. Bu farkın en ehem­miyetli tarafı terkipler bakımından .olan ayrılıktır. Türkiye Türkçesi ter­kipsiz Türkçedir. Türkiye Türkçesinin en belirli vasfı budur. Bu bakımdan Türkiye Türkçesi Batı Türkçesinin en temiz devridir. Az ve basit olmakla beraber Eski Anadolu Türkçesinde de yabancı terkipler vardı. Osmanlıca tam mânâsiyle terkipli dil demektir, Türkiye Türkçesi ise Türk yazı dilinin-bu Arapça, Farsça terkiplerden kurtulmuş olduğu mes'ut dev­ridir.

Bir dil yabancı bir dilin tesirinde kalabilir. Bu tesir lügat hazine­sinde, yani kelime sahasında kaldığı müddetçe ne kadar aşırı olursa olsun dil için bir tehlike teşkil etmez. Fakat kelime sahasını aşar ve kelime guruplarına, cümle sahasına el atarsa dilin yapısı tehlikeye girer, dilin gidişi çığırından çıkar. Dilin, yapısını ayakta tutabilmek üzere bunlara mukavemet edebilmesi için çok sağlam bir bünyeye sahip bulunması lâzımdır.

Osmanlıcada Türkçeye korkunç bir nisbette karışan Arapça ve Farsça terkipler de bu şekilde kelime sahasında kalmayan, cümle saha­sına giren yabancı unsurlardı. Türkçenin bünyesi çok sağlam olduğu için bunlara asırlarca mukavemet edebilmiş ve zamanı gelince onlardan ko­laylıkla silkinerek kendi yapısı ile baş başa kalmıştır. Fakat bu yabancı unsurlar onun ifade kabiliyeti için çok zararlı olmuşlar, onun gelişmesine asırlarca çelme takmışlardır, îşte Türkiye Türkçesini Osmanlıcadan ayıran en büyük vasıf onun bu şekilde terkipsiz Türkçe olmasıdır. Bu sebeple Osmanlıcanın sonlan ile Türkiye Türkçesinin başlarında karşımıza çıka­cak örneklen de bu kıstasa göre ayırmak icap eder. Elimizdeki örneğin dili, terkipli ise Osmanlıca, terkipsiz ise Türkiye Türkçesidir.

Türkiye Türkçesi terkipler dışındaki yabancı unsurlar .bakımından da Osmanlıcadan çok farklıdır. Bir kere Türkiye Türkçesi Osmanlıcadaki yabancı çekim edatlarından, Arapça, Farsça çokluk yapmak gibi yabancı kaidelerden de kurtulmuştur. Sonra yabancı kelime sayısı büyük ölçüde azalmış ve azalmaktadır. Fakat, bir kısmı konuşma diline de yerleşmiş olduğu için, Türkiye Türkçesinde bugün hâlâ pek çok Arapça ve Farsça kelime vardır. Bu hususta Türkiye Türkçesi Batı Türkçesinin en temiz devri değildir.

Osmanlıca ile mukayese edilemeyecek kadar temiz bir durumda olmakla beraber, Eski Anadolu Türkçesinden daha çok yabancı kelime ihtiva ermektedir. Demek ki Türkiye Türkçesinde yabancı unsur olarak yalnız çok sayıda Arapça, Farsça kelime kalmıştır. Bu arada bazı terkipler de görülür, fakat bunlar tek kelime muamelesi gören klişeleşmiş şeyler olup sayılan da çok azdır. Türkiye Türkçesinin diğer devrelerden bir farkı da batı dillerinden bazı yabancı kelimeler almış olmasıdır.

Türkiye Türkçesinde cümle yapısı da büyük bir aydınlığa kavuş­muştur. Bu devrede Türk cümlesi eski devrelerdeki karışık ve mânâsız uzunluğundan kurtulmuş, kısa, derli toplu, yanlışsız cümle hâline gel­miştir.

Osmanlıcadan Türkiye Türkçesine geçiş, yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak suretiyle olmuştur. Osmanlıca, konuşma dilinden çok uzaklaşmış son derece sun'î bir yazı dili idi. Türk yazı dilini daima temiz ka­lan konuşma diline yaklaştırınca yazı dili kolaylıkla Türkçeyi bulmuş ve sun'î Osmanlıca tarihe karışmıştır. Esasen Türkçeye sokulmuş olan yabancı unsurlar Arapça, Farsça gibi gerek menşe, gerek yapı bakımından Türkçe ile hiç bir ilgisi bulunmayan bir Sami, bir Hind-Avrupa dilinden gelme idi. Bu sebeple bu unsurlar Türkçenin bünyesi içinde daima ya­bancı kalmış ve büyük bir sun'îliğe dayanan iğreti durumları, yazı dili konuşma dili kaynağına dönünce çabucak sarsılarak üçüzlü sun'î dil en kısa zamanda yıkılıp gitmiştir.

Yazı dili konuşma diline yaklaştırılırken tabiî öteden beri kültür merkezi olarak Türkçe bakımından esasen yazı dilinin dayandığı konuşma diline sahip bulunan muhitin dili, yani İstan­bul Türkçesi esas alınmıştır. Bu sebeple bugün Türk yazı dili, yani Tür­kiye Türkçesi hemen hemen İstanbul konuşma dilinin, İstanbul Türkçesinin aynidir. Yazı ve konuşma dili olarak ikisi arasından fark en aşağı bir derecededir.

Hülâsa, ana çizgileri ile başlıca vasıflarını belirttiğimiz Türkiye Türkçesi bugün fanı bir özleşme, güzelleşme ve gelişme halindedir. Batı Türkçesi bu son devre ile çok hayırlı bir yola girmiş ve Türk yazı dilinin bütün gelişme ufukları açılmıştır. Kuvvetli bir yazı dili olmak üzere geliş­me yoluna giren Türkiye Türkçesinin yürüyüş hızı devre boyunca memnunluk verici bir seyir göstermiş, 1928'de eski harflerin terkedilmesinden sonra ise büsbütün artmıştır. Bu devirde son zamanlarda bile arada sırada Osmanlıca bazı şiirler yazıldığı da görülmektedir. Fakat ölü dille yazılmış olan bu bir kaç şiir şüphesiz ancak tarihî birer hatıradan iba­rettir.

Bütün bu yukarıdan beri söylediklerimizi toparlayacak olursak, demek ki, Batı Türkçesi kendi içinde birbirini takip eden ve birbirine geçmiş bulunan üç devreye ayrılmaktadır. Bu devrelerin birincisi olan ve iki asır devam eden Eski Anadolu Türkçesi Selçuklular, Anadolu beylik­leri ve ilk Osmanlıların yazı dilidir, ikinci devre İstanbul’un fethinden Osmanlı imparatorluğunun sonuna kadar imparatorluğun yazı dili olarak beş asra yakın bir ömür sürmüş bulunan Osmanlıcadır. Üçüncü devreyi teşkil eden Türkiye Türkçesinin hayatı ise henüz yarım asır geçmemiştir. Yani, Osmanlıca Batı Türkçesinin en uzun devresidir. Bu uzun devre Batı Türkçesinin ayni zamanda en güç devresidir de.

Bu devir metinleri üzerine eğilirken üçüzlü yazı dilinde Türkçeden başka iki yabancı orta­ğın gerekli kaidelerini de bilmek lâzımdır. Türkçeye kendi kaideleri ile girmiş bulunan bu yabancı unsurlar, bir taraftan Eski Anadolu Türkçe­'sinde göriinmeğe başlaımş olduğu, diğer taraftan, kelime hâlinde de olsa, Türkiye Türkçesine de taşmış bulunduğu için bir dereceye kadar Osmanlıcadan önceki ve sonraki devreleri de ilgilendirirler.

Osmanlıcadaki Arapça, Farsça unsurların mahiyetini öğrenmek ilk ve son devrenin yabancı unsurlarını da yakından görüp bilmek demektir. Yani, Osmanlıcanın yabancı unsurlarını kavramakla bütün Batı Türkçesinin yabancı unsur durumu aydınlığa çıkmış olur. Türkçe bakımından ise Osmanlıca Türkiye Türkçesinden farklı olmadığı gibi, Eski Anadolu Türkçesine de bağlıdır. Bu yüzden onun Türkçe cephesini ele alırken Türkiye Türkçesi ile Eski Anadolu Türkçesini de ele almış oluruz. Hülâsa, Batı Türkçesi­nin en karışık ve güç devri olan Osmanlıcanın iç ve dış yapısını inceler­ken yalnız onun hudutları içinde kalmayarak bütün Batı Türkçesini göz önünde bulundurmak lâzımdır.
 
Üst

Turkhackteam.org internet sitesi 5651 sayılı kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının m) bendi ile aynı kanunun 5. maddesi kapsamında "Yer Sağlayıcı" konumundadır. İçerikler ön onay olmaksızın tamamen kullanıcılar tarafından oluşturulmaktadır. Turkhackteam.org; Yer sağlayıcı olarak, kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriği ya da hukuka aykırı paylaşımı kontrol etmekle ya da araştırmakla yükümlü değildir. Türkhackteam saldırı timleri Türk sitelerine hiçbir zararlı faaliyette bulunmaz. Türkhackteam üyelerinin yaptığı bireysel hack faaliyetlerinden Türkhackteam sorumlu değildir. Sitelerinize Türkhackteam ismi kullanılarak hack faaliyetinde bulunulursa, site-sunucu erişim loglarından bu faaliyeti gerçekleştiren ip adresini tespit edip diğer kanıtlarla birlikte savcılığa suç duyurusunda bulununuz.