TÜRKÇÜ ÖNDER ATALARIMIZ
CAN AZERBAYCANIN TÜRKÇÜ LİDERİ M.E.RESULZADE
CAN AZERBAYCANIN EFSANEVİ TÜRKÇÜ LİDERİ M.E.RESULZADE DİYOR Kİ;
Yükselen bayrak inmez
Can Azerbaycanın milli kahramanı ve Azerbaycanın istiklali uğrunda ömrünün sonuna kadar mücadele eden Mehmet Emin Resulzade,1884 yılının 31 Ocak günü Bakünün Novhanı köyünde ruhani ailesinde dünyaya gelmiştir.İlk tahsil ve terbiyesini babasının açmış olduğu dini medresede almıştır.
Resulzade yazdığı içtimai-siyasi makalelerinde istiklal,milliyet,insan hakları,kültür kavramlarını halka tanıtmaya ve benimsetmeye çalışıyordu.Hürriyet mücahidi insanlara hürriyet,milletlere istilal verilmesi için gayret sarfediyordu.Onun isteği milletlerin özgür yaşamasıydı.
Resulzade aynı zamanda edebiyata ve şiire de büyük merak gösteriyordu.Onun bazı şiirleri ile beraber Karanlıkta Işıklar ve Nagehan Bela adlı dramları da vardır.Hatta Karanlıkta Işıklarilk kez 1908de Baküde sahneye konmuştur.
Resulzade 1908-1910 yıllarında Himmetçi olarak İran inkılabı hareketine iştirak eder.1908de Bakü Sosyal Demokrat Komitesi tarafından Gilan inkılabı nezaret için Reşt şehrine gelmiş ve aynı yıl mücahüdlerle Tarhana giderek Meşrute hareketine katılmıştır.Tarhanda az zamanda Meşrute liderinin dikkatini çeker ve Demokrat partisinin kurulmasına ve programının yazılmasına katılır.Hatta bu partinin organı olan İran-ı Nev gazetesinin yazı işleri müdürlüğüne seçilir.Şunu da kaydetmek gerekir ki,İranda ilk defa Avrupa tarzında gazete çıkartan Resulzadedir.
Çarlık yönetimine karşı fikirleri dolayısıyla önce irana,ardından İstanbula kaçan Resulzade,1913te Çarlık Rusyasının af çıkarması üzerine Baküye geri döndü.İstanbulda geçirdiği yılların Resulzadenin milliyetçi fikirlerini yoğunlaştırdığı söylenebilir. Zira İstanbul da Türk Ocağı na katılmış, Türk Yurdu dergisinde yazı yazmıştır. Bakü ye döndükten sonra yayımladığı Dirlik dergisinde, Türkleri bir araya getirecek ortak bir Türkçe geliştirilmesinin gerekliliği üzerinde durdu. 1917 de Moskova da toplanan Birinci Müslüman Kongresi ne katıldı. Rusya Müslümanlarına hitap eden bir yazısında Bağımsız milletler olarak var olmak isteyen milli toplumların, her şeyden önce kendilerini bilmeleri, belirli fikirler ve gayeler etrafında birleşmeleri gerektiğini, bu güç ve inançtan yoksun toplumların kimseye söz dinletemeyeceğini- belirtti. Bu fikirler, Azerbaycan ın kısa süreli de olsa bağımsızlığa giden sürecinde etkili oldu. 1918 de Azerbaycan Cumhuriyeti ilan edildiğinde Azerbaycan Milli Şurası tarafından Cumhurbaşkanı seçildi.
1920 de Kızıl Ordu nun Azerbaycan ı işgal etmesinin ardından işgale karşı direnişi örgütledi. Moskova da bir süre gözaltında kaldıktan sonra tekrar İstanbul a geldi. İkinci Dünya savaşı sırasında Rusya ya saldıran Almanya, diğer Kafkasya lı liderlerle birlikte Resulzade yi de Almanya ya davet etti. Amacı, Kafkasları Rusya ya karşı ayaklandırmak için Kafkasyalı liderleri kullanmaktı. Resulzade burada üç yıl süreyle İstiklal ve Kurtuluş dergilerini çıkardı. 1947 de Ankara ya geldi. Azerbaycan ın istiklali uğrunda yorulmadan çarpışan, her türlü eziyete, meşakkata katlanan Resulzade, 5 Mart 1955 günü Ankara da vefat etmiştir.
Resulzade nin makalelerine göz attığımızda görüyoruz ki o, istibdatı ve eski usul idareyi eleştiri ateşine tutmaktan çekinmemiştir. Hatta bu düzenin dağılması, yıkılması için mücadele eder.
Resulzade nin başkanlığında Fethali Han Hoylu Başkan seçilerek kabileyi kurar. Bu dönemde Bakü, Rus ordularının ve Ermeni çetelerinin baskınlarına maruz kaldığı için Azerbaycan ın başkenti geçici olarak Gence ye taşınır. Bakü yü düşmanlardan temizlemek için Osmanlı ordusu, Nuri Paşa nın kumandasında İslam Ordusu namıyla Bakü ye girer. Bakü 15 Eylül 1918 de Türk Ordusu ve Azerbaycan ın gönüllü birlikleri tarafından üç ay süren bir savaştan sonra kurtarılır. Azerbaycan ın başkenti tekrar Bakü ye taşınır.
Bağımsız Azerbaycan Hükümeti milli ve sosyal demokrat bir cumhuriyetti.Hükümetin anayasasında vatandaşlar eşit şartlara sahipti. Müsavat Fırkası İstiklal adında bir de gazete yayımlıyordu. Onun ilkeleri Türkleşmek, İslamlaşmak, Çağdaşlaşmak idi. Azerbaycan Hükümeti ana dilini devletin resmi dili olarak kabul etmişti. İlk defa olarak Bakü de bir Üniversite kuruldu. Kısa süre içerisinde bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti çok olumlu işler yapmıştı.
Ne yazık ki, 27 Nisan 1920 de II. KızılorduBakü yü işgal ediyor ve Azerbaycan Hükümeti nin ileri gelenlerini yakalayıp hapse atıyordu. Hapsedilmeden önce Şamahı nın Lahız köyünde saklanan Resulzade, orada yazdığı Asrımızın Siyavuşu adlı eserinde bu hadiseleri şöyle anlatmaktadır:
Bakü nün bütün serveti yağmalandı, dükkanlar adeta talan edildi. Evler sahiplerinden alınarak miras gibi bölüştürüldü. Köylüye toprak, kağıt üzerinde verildiyse de ziraatın mahsulü mültezimler tarafından çalındı. Senelerden beri depo edilen petrol Rusya ya akıtıldı. Kumaş, şeker, çay ne varsa trenlere, vagonlara yüklenip Moskova ya taşındı. Halkın hakiki serveti, malı gasp olunarak para yerine geçersiz kağıtlar her tarafı kapladı. Ekmek isteyen aç halka top ve tüfekle cevap verdiler.
Mehmet Emin Resulzade Türkiye de bulunduğu sürede yazarlık faaliyetine başlar ve çeşitli konularda eserler yazar. Bunlardan bazıları şunlardır : Azerbaycan Teşekkülünde Müsavat, Azerbaycan Cumhuriyeti ( Keyfiyet-i Teşekkülü ve Şimdiki Vaziyeti), Asrımızın Siyavuşu, İstiklal Mefküresi ve Gençlik, Rusya da Siyasi Vaziyet, Kafkas Türkleri, Çağdaş Azerbaycan Edebiyatı, Azerbaycan Kültür Gelenekleri, Çağdaş Azerbaycan Tarihi, Azerbaycan Şairi Nizami, İran Türkleri.
Mehmet Emin Resulzade İstanbul daYeni Kafkasya dergisini çıkarır ve bu dergiyi 1927 yılına kadar 100 sayı yayımlar. O dergide bazı makaleleri ile Stalin e Açık Mektup Makalesini neşreder. Orada Stalin in siyasetini ve memurların halka olan davranışlarını eleştirir. Resulzade, bu dergide Rusya daki Müslüman Türklerin meselelerini söz konusu eder. Onlara yapılan muameleyi tüm dünyaya anlatır.
Resulzade 1922 yılında Sovyet Rusya nın baskısıyla Türkiye den ayrılmak zorunda kalır. Önce Polonya ya sonra Almanya ya gider. Ve Rusya mahkumu milletlerin kurduğu Promete adlı cemiyetin dergisinde 1928-1939 yılları arasında devamlı olarak makaleler yayımlar. 1927-1934 yıllarında Berlin de çıkan İstiklal gazetesinde, daha sonra Kurtuluş ta 1935-1939 yılları arasında yazılar neşrettirir. Bu yıllarda Avrupa da çıkan Müsavat gazetesinde de bazı makaleleri çıkar.
Resulzade, 1922 de İstanbul da Azerbaycan Milli Merkezi nin başkanı olmuş ve 1949 yılında bu merkezin teşebbüsüyle Ankara da kurulan Azerbaycan Kültür Derneği nin fahri başkanı seçilmiştir. 1954 yılında bu dernek tarafından yayımlanan Azerbaycan Dergisi yayınını günümüzde de sürdürmektedir.
MEHMER EMİN RESULZADE
ATATÜRK İÇİN DİYOR Kİ:
-Ne İngiliz himayesi, ne Amerika mandası altında değil, o kurtuluşu yalnız hakimiyeti milliyeye müstenid, bilakayduşart müstakil bir Türk Devleti tesis etmekte görmüştü. Onun dileği : Ya Ölüm, Ya İstiklal idi. Anadolu ya O bu dilekle geçti, efsanevi İstiklal Harbini başaran baş kahraman, Çanakkale Zaferi üzerine, Sakarya ve Dumlupınar gibi zafer taçlarıyla bezendi. Tarihin üç büyük imparatorluğunu dizleri altına alarak istedileri gibi parçalayan galipler, bir avuç Anadolu mücahitleri karşısında ricate mecbur kaldılar! Başındaki Kumandanı kaçmadıkça, Türk neferi hiçbir zaman kaçmaz- diyen büyük Kumandanın sözü doğru çıktı. Ölüm beratı Sevr yırtıldı., İstiklal vesikası Lozan- yazıldı. Atatürk, bir milletin halasını yalnız kendisindeki kuvvetten beklemiştir. Bu fikir, Onun Gençliğe Hitabında bilhassa belirtilmiştir. Muazzam eserinin müdafaasını emanet ettiği Türk Gençliğine Muhtaç Olduğun Kudret Damarlarındaki Asil Kanda Mevcuttur.- diyen ATATÜRK ün Türk köylüsü ile neferi hakkındaki samimi fikirleri, malumdur. Ona göre, -Memleketin Yegane Efendisi Köylüdür!- Ne Mutlu Türküm Diyene! Bu en çok tekrarladığı şiardır.
Resulzade nin söylediği şu söz, Onun bir sembol olmasını sağlamıştır:
BİR DEFA YÜKSELEN BAYRAK BİR DAHA İNMEZ
KÖKTÜRKLER.
SULTANGALİYEV BİR TÜRKÇÜYDÜ
SULTANGALİYEV BÜYÜK BİR SOSYALİST TÜRKÇÜYDÜ
Sultangaliyevin düşüncesindeki Türk-Müslüman coğrafyası
Türk Dünyasının ve Avrasya tarihinin en büyük düşün ve eylem adamlarından biri de hiç kuşu yok ki Mirseyit Sultangaliyev,Marksist kurama ve SSCB deneyimine yöneltiği eleştiriler zemininde yepyeni bir ideolojinin mimarı olarak dünya çapında sarsıcı etkileri olan gerçek bir milli olarak Türkü,ekonomik olarak sosyalist bir önderdi.
Sultangaliyev,Marksist materyalizme alternatif olarak kendisinin enerjetik materyalizm adını verdiği Türkçü bir düşün ortaya koymuştur.Bu düşün materyalist diyalektik tez hususundaki Avrupa egemenliğini yok etmeyi hedeflemektedir.Sultangaliyeve göre batıdaki diyalektik anlayış henüz bir kavram olarak ortasya konulmadan çok daha önceden beri doğu haklarında mevcut idi.bundan dolayıdır ki materyalist düşünce Avrupa bilimine özgü bir unsur değildir.
Kuşkusuz sosyalist dünya devrimi içinbirincil adım sosyolojik ve historik tecrübeyle yanlışlığı kanıtlanmış olan kimi tezlerin ve bu tezler üzerine bina edilmiş sözlerde sosyalist/komünist devinimlerin tarihin çöplüğüne gönderilmesidir.Sultangaliyev ve Sultangaliyevci düşünce bunu başarmıştır.Avrupa merkezci sosyalistdevinimlerin yenilgisi aslında gerçek sosyalist mücadelenin zaferidir.Sultangaliyevcilik üzerine kurulan gerçek sosyalist mücadele Ortodoks Marksizmin yenilgisini kendi zaferinin müjdecisi olarak kabul etmektedir.Çünkü Ortodoks Marksizmin proleteryası batıda iktidara gelseydi bile mazlum ulusların kaderinin değişikliği noktasında hiçbir olumlu sonuç doğurmayacağı gibi belki de sözde sosyalizmin yol açtığı yanılsama ile mazlum ulusların sosyalist mücadele istencinide daha doğmadan öldürecekti.Batı proloteryası zaten dünya burjuvazisinin bir uzvu değilmidir?Bu uzvun diğer uzuvları ortadan kaldırması mümkün değildi.Çünkü kendi varlığıda onların varlığına bağlıydı.Dünya burjuvazisinin proleter kanadı olan batı proleteryasının proleter kimliği göreli bir kimlik olup asli özelliği olan sömürgeye ortak olma vasfına giydirilmiş saydam bir kıyafetten başka nedir ki?
Çağdaş insanlığı oluşturan halklar,sayı,toplumsal ve hukuksal açılardan eşit olmayan iki kampa bölünmüş durumdadır.Bu kamplardan birinde insanlığın yalnızca yüzde 20 ile yüzde 30unu oluşturan ve tüm yerküreyi,altında ve üstündeki varolan her türlü ölü ve canlı zenginlikleri ile birlikte ele geçirmiş olan halklar bulunmaktadır.Diğerinde ise,insanlığın beşte dördünü oluşturan ve birinci kampa mensup bulunan halkların,diğer bir değişle efendi halkların ekonomik,siyasal ve kültürel tahakkümü ve köleliği altında inleyen halklar yer almaktadır... diyen Sultangaliyev gerçek çelişkinin fotoğrafını çekerken aynı zamanda gerçek sosyalizmin yükselmesi gereken sosyal zemini de keşfetmiş olmaktadır.bu sosyal zeminin mazlum ve mağdur tarafını oluşturan ulusların arasında Türk halklarının konumunun gerçek sosyalist mücadelenin en yaşamsal noktasını oluşturması dünya devrimine giden yolun Türkçü savaşımdan geçtiğini nesnel bir gerçeklik olarak gözler önine sermektedir.
Peki bu ne demektir?
Türkler/Türk halkları olmadan dünya devrimini gerçekleştirmek mümkün değildir.Çünkü Türk halklarıgerek coğrafi açıdan gerekse batı ile temasta cephe konumunda bulunmaları bakımından ve hatta sahip oldukları doğal zenginlikler nedeniyle batı kapitalizmin beslenme yollarının üzerinde bulunmaktadır.Batının doğuyu sömürmek için kullandığı damarlar Türk topraklarından geçmektedir.Bu damarların kesilmesi için Türkçülük yapmak şarttır.
MİLLİ/ULUSAL KİMLİK
Türkler (Anadolu Türkleri) batı emperyalizmine karşı Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde ilk kurtuluş savaşını vermiş ve bunu utkuya taşımış bir halktır.Bu yönüyle de Türkler doğunun öncüsü bir halktır.Binaenaleyh antiemperyalist savaşın baş öğretmeni Türklerdir.Bu tarihsel nesnel gerçeklik de Türkçülüğün mazlum milletler sosyalizmi için kaçınılmazlığını ilan etmektedir.
Türkçülükle dünya devrimi arasındaki yaşamsal bağın düşünsel yansıması olarak kabul edilmesi gerekli bir diğer noktada Türk halklarının ulusal kimlik ve bilinçten sıyrılarak/soyutlanarak sosyalist devrimci bir mücadeleye kanalize edilemeyeceği konusudur.En basit ifadeyle söylemek gerekirse Türkhalklarına;Bırak ulusal kimliğini,sadece proloter vasfınla devrimci savaşımda öne geç! denilemez.Ama Türklere hiç denilemez.Çünkü Türkler tarihteki rollerinin farkındadırlar.Ve Türkler günümüz dünyasında da kendileri olmadan mazlum halkların batı esaretinden kurtulma imkanlarının olmadığınıda görmektedirler.Bu tezlerimiz kimilerine bencil bir ulusal övünç gibi gelebilir.Oysa bu yaklaşım hem doğru değildir hem de Türklük karşıtlığı zeminine düşerek batı emperyalizmine dolaylı olarak omuz vermekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.Türklersiz bir antiemperyalist savaş mümkün değildir demek,aynı zamanda mazlum doğulu halklar olmadan Türklerin anti emperyalist savaştaki öncü ve önder kimliğimin anlamsızlığınıda içermektedir.Çünkü doğulu mazlum halkların desteği olmadan tek başlarına Türk halklarının batı emperyalizmiyle başa çıkabilmeleri imkansız olmasa bile çok zordur.Zoru başarrak ulaşılacak bir zafer de kalıcı olmama riskiyle karşı karşıyadır.
Bu bağlamda kabul etmek istemeyenlerin yüzüne çarpalım ki,Sultangaliyevin Türkçülüğü ve turancılığı pragmatist bir Türkçülük ve turancılık değildir.Yani Sultangaliyev,Türklerienyernasyonal sosyalist savaşa kanalize etmek ve böylece onların militarist,ekonomik,stratejik ve hatta historik konumlarından yararlanmak için konjektürel yada içtenlikten yoksun ve tümüyle faydacı bir sözde Türkçülüğün öznesi yahut kuramcısı değildir.
Değildir çünkü;Türkleri/Türk halklarını birleştirme uğraşısı sadece insan yığınlarını bir noktaya doğru yönlendirme ve onların oluşturacağı sinerjiyi enternasyonalist savaşta kullanma kolaycılığıyla hareket etmemiştir.O,Türkleri yığınsal olarak bir araya getirme uğraşısnın ötesinde kültürel bir birlik içinde çalışmıştır.Bütün Türk halklarının birbirleri içinde erimeleri/asimile olmaları ve böylece tek bir ULUSAL TÜRK KİMLİĞİ oluşturmaları gerektiğini savunmuştur.
DİLDE,İŞTE VE FİKİRDE BİRLİK
Gaspıralıdan aldığı;dilde,işte ve fikirde birlikideali Sultangaliyevin kültürel Türkçülüğünün omurgasını oluşturmaktadır.Sağcıların aksine bütün Türk ve Müslüman kökenli sovyet halklarının tek bir devlet çatısı altında birleşmelerini istemesi ve bu devlete Turan Federal Sosyalist Devleti adını vermesi Türk Birlikçi/Turancı vasfını somutlaştırdığı bir söylemdir.Türk halklarının/kabileci liderler tarafından kültürel ve dilsel farkılıklar sebep gösterilerek parçalanmaya mahkum edildiği bir siyasal ortamda sosyalizm fikri ile Türk orijinli olma ortak paydasını birlik için yeterli gören Sultangaliyev,günümüz sözde turancıları tarafından halen zımni olarak Turancılığı eksik ya da sakat yahut sosyalizm bağlamında pragmatist ve konjektürel addedilmek istenmektedir.Ne hazindir ki bu tavrı kimi sözde sosyalistlerde de gözlemlemekteyiz Bu sözde sosyalistler hatta sözde Sultangaliyevciler,Sultangaliyevin Turancılığınıve Türkçülüğünü konjektürellik ve muvakkatlıkla gölgelemeye çalışmakta;Türkçülük ve Turancılıktan soyutlanmış yapay,ucube ve hatta çirkin bir Sultangaliyevcilik üretme/türetme çabasını büyük bir pişkinlikle sergileyebilmektedirler.
Oysa gerçekler ortadadır.Hiç bir çarpıtma girişimi Sultangaliyevin Türkçü ve Turancı vasfını gölgeleyemez
Gerçekleri anımsatalım:
Sultangaliyev Türçüdür;sosyalizme yönelişini milletine duyduğu büyük sevgiye bağlayacak kadar Türkçüdür.Onun gibi yüzıllardır Rus egemenliği ve sömürüsü altında yaşayan bir halkın evladının Türkçü olmaması mümkün müdür?Rus sömürüsüne karşı Türk/Tatar ulusçuluğuna ve Rus egemenliğine karşı da mensubu bulunduğu halkın onlarla eşit hale gelebilmesi için sosyalizme yönelmesi göstermektedir ki içinde bulunduğu özgün koşullar onun dünya tarihinin en büyük düşün ve eylem adamlarından biri olarak doğmasındaki doğal koşullardır.Yani Sultangaliyevin ulusçuluğu ve sosyalistliği tümüyle zorunlu/doğal bir sonuçtur.Buna karşın onun ulusçuluğunu önemsiz yada tali bir unsur olarak görmek historik ve sosyolojik gerçekleri görme yetkisi noktasında sahip olunan zaafiyeten başka ne olabilir ki?
KÖKTÜRKLER
KIZIL ELMA-TÜRK BİRLİĞİNE DOĞRU !
KIZIL ELMA-TÜRK BİRLİĞİNE DOĞRU!
Türk halklarının birbirleri içinde eriyip tek bir ulusal kimliğe sahip olmaları gerektiğini aksi halde Kuzey Türklüğünün Ruslaşacağını,doğudakilerin Çinlileşeceğini, güneydekilerin Farslaşacağını söyleyerek kültürel birliği zorunlu kılan yaşamsal nedeni de açıklamaktadır.
Sultangaliyev Turancıdır; SSCB çatısı altında Türk ve Müslüman kökenli halkarın tek bir federal devlet kurmaları gerektiğini ve bu devletin Turan adını taşıması lazım geldiğini savunacak kadar Turancıdır. Sadece SSCBdeki Türklerin değil Çin ve İrandaki Türklerin de siyasal bir birlik etrafında birleşmelerinin engellenemez ve kaçınılmaz olduğunu belirterek aslında ne denli militan bir Turancı olduğunu da görmektedir.
Aslında Sultangaliye, o denli büyük bir düşün adamıdır ki herkes bir fili tarif eder gibi kendince önemli addettiği bir yönünü ele alarak onu tamamlamaya çalışmaktadır. Yada sadece görebildiği, anlayabildiği kadarıyla onu tanımaya çalışmaktadır. Ancak şurası kesin ki onu tanımlarken kimi çevreler bilerek ve isteyerek onun Türkçü, Turancı vasfını gizleme gayreti göstermektedir. Yada onun bu kimliğini gizleyebilmenin imkansızlığını gören bazıları ise onu karşı devrimci, faşist, ırkçı milliyetçi tanımlamalarıyla sözüm ona gözden düşürmeye çalışmaktadır.
Sultangaliyev; ezen ezilen ayrımı ile ve sömürgeler enternasyonali teziyle özgün bir sosyalist önder olduğu kadar hamasi içeriğe hapsedilmiş ve aslında bu nedenle sağlam bir zemine oturtulamayan ulusçuluğu gerçek anlamda bilimsel bir karaktere kavuşturmuş kurumcu ve kılgıcı bir ulusçudur.
Türkiyede Sultangaliyev hakkında yazan, konuşan pek çok kimse onu Türkçü ve Turancı kimliğini inkar etmeye cesaret edememiştir. Ancak inkarın olamaması ihtimalin yada karartmanın yahut gölgelemenin de olmadığı anlamına gelmiyor. Bu yönde bir çaba içerisinde olanlara doğrudan doğruya Sultangaliyevin kendi sözlerinden ve uygulamalarından kanıtlar sunmak elbette ki şarttır. Nitekim biz söz konusu sözlerinden ve uygulamalarından kesinkes anlamaktayız ki Sultangaliyev tarihin en büyük, gerçekçi ve en bilimsel Türkçüsü ve Turancısıdır. Ancak bununla birlikte Sultangaliyevin düşün dünyasında nasıl algılandığını göstermek açısından onun hakkında yazılanları da ele almak yada en azından birkaç örnek sunma ihtiyacı açıktır.
Sultangaliyev in Türkçü, Turancı ve sosyalist kimliğini bir bütün halinde ortaya koyan Doğan AVCIOĞLU onu şu sözlerle tanıtmaktadır : - Stalin tarafından öldürülen SULTANGALİYEV, Avrupa daki sosyalist ihtilalin dahi, mazlum milletlerin durumunu değiştiremeyeceği düşüncesiyle, Üçüncü Enternasyonal den bağımsız bir koloniyal komünist enternasyonal kurmayı tasarlamıştır. Bu enternasyonal, sanayileşmiş ülkelere karşı proleter milletlerin çıkarlarını savunacaktır. Bu mazlum milletler gruplaşmasının ilk aşaması, büyük bir Milli Türk Devleti, Turan olacaktır. Milli Türk Devleti Turan ve koloniyal enternasyonal, Müslüman bir sosyalist ve işçi partisi tarafından yönetilecektir. Parti, başta köylü sınıfı, proleterya ve küçük burjuvaziden ibaret Müslüman kütleleri temsil edecektir.
Yine Nurer UĞURLU büyük düşünür ve eylem adamının düşünsel kimliğini bilimsel haysiyet gereği gerçeğin kendisine sadık kalarak şu şekilde ortaya koymaktadır:
-Orta Asya daki Müslüman Türkler arasında,1917 Ekim Devrimi nde ve komünizm tarihinde düşünce ve görüşleriyle ön sıralarda yer alan ve daha sonra bu görüşleri Galiyevizm- olarak şekillenen, günümüzde Sovyetler Birliği Doğu Halkları arasında adı sıkça geçen Sultangaliyev in geçmişinin Türk okurlarınca bilinmesinde sayılamayacak kadar yarar vardır.-
Türk düşünce yaşamının büyük kişiliklerinden Cemil MERİÇ ise Sultangaliyev in Türkçü, Turancı ve sosyalist kimliğini görmek istemeyen gözlere projektör tutarak ifade etmektedir:
-Sultangaliyev adlı bir Tatar komünisti, bu düşünceleri daha sonra dile getirecektir. İslamiyet bir sınıf dini değildir, sınıfları ortadan kaldırdığı için komünizmle uyuşabilir. Rusya da mazlum milletler birleşmelidir: TURAN. Bağımsız ve haysiyetli bir İSLAM TÜRK KOMÜNİST CUMHURİYETİ NİN kurulması lazımdır. Galiyev 1923 te tüm Türk arkadaşları ve ailesiyle birlikte tasfiye edilir. Eserleri de öyle-
Sultangaliyevci düşünce Türkiye de ve Türk dünyasında ulusalcı, toplumcu devinimlerin güç ve esin kaynağı olarak güçlendikçe bu düşünceyi özgün kimliğinden saptırma amaçlı çabalara da tanık olmak elbetteki kaçınılmazdır. Bu çabaların bir yönünü de Sultangaliyevci düşünceyi Atatürkçü / Kemalist Devinime muhalif yada alternatif gibi gösterme uğraşısı oluşturmaktadır. Oysa Sultangaliyevizm ile Kemalizm birbirinin muhalifi yahut alternatifi olmak bir yana antiemperyalizm bağlamında öz itibariyle biri diğerinin mütemmimi olan örtüşük düşüncelerdir. .Bu husus ayrı bir çalışma konusu olduğundan burada bu kadarıyla yetinelim ve sözlerimizi büyük devrimci, önder, kuramcı, kılgıcı ve öğretmen Mirseyit Sultangaliyev in Türkiye üzerine söylediği şu sözlerle sonlandıralım: -Bu Ülkede olup bitenler, çilekeş Türk Ulusu nun en azılı düşmanlarınca dahi yakından bilinmektedir. Bu Ülkede yeni baştan sağlıklı bir Ulusal canlanma başlamaktadır. Bu sürece inanmayanlar veya kuşku ile bakanlar, sonuçlarını kendi içlerinde denemiş oldular. Türkiye nin ulusal kalkınmasına gönül vermiş olan Türk işçi ve köylülerinin, ilerici Türk aydınlarının süngüleri, gereken kişilere gereken derslerini vererek nasıl düşünmek gerektiğini öğrettiler.
Eğer 400 yıl önce Rus Çarları, Kazan ı, Kuzey Türklüğünün bu kalesini düşürmeyi ve yalnız Tatar savaşçılarının üzerinden geçerek Doğu ya ilerlemeyi başarmışlarsa, bugün içinde Batı Avrupalı emperyalistler yine Doğuya doğru kendilerine yol açabilmek için Güney Türklerini-Osmanlıları yenmek zorundalar.
Batılı Halkların doğuya yayılmaları öncesinde, Türkiye, onların çılgınca saldırılarına maruz kalmadı mı? Batılı halklar, Asya ve Afrika daki durumu gerçek anlamda kontrol altına almak için Türk-Osmanlı savaşlarının cesetleri üzerinden geçmek zorundalar.
Kazan ın Rus saldırıları karşısında düşüşü de bir gün içerisinde gerçekleşmiş değildir. Ruslar buraya onlarca kez saldırdılar. Tataristan ın işgaline kadar, dönemin iki kuzeyli devi; Moskova ile Kazan arasındaki mücadele, on yıllar boyunca sürüp gitti. Bu zaferi sağlama almak, galip taraf için pek kolay olmadı. Yenilenler ile yenenler arasında acımasız katliamlar ve kıyımlarla dolu bir gerilla savaşı, on yıllarca devam etti. Bundan sonra, yenilenlerin azimleri kırıldı.
Türkleriş zayıflatmak: Balkanlar ı, Mısır ı, Arabistan ı, Mezopotamya yı Türklerin ellerinden almak için mücadele vermek zorunda kaldı. Avrupalı hükümdarlara Türkiye yi sindirmek nasip olmadı. Olmayacaktır da
Türkiye yaşıyor ve yaşayacaktır.
Türkiye yalnızca kendisi yaşamakla yetinmeyecek ve Avrupa tarafından zorla kopartılmış olan kendi eski parçalarına ve geri kalan tüm Orta Doğu ya da hayat verecektir.
BÜTÜN TÜRKLER BİR ORDU............!
CAN AZERBAYCANIN TÜRKÇÜ LİDERİ M.E.RESULZADE
CAN AZERBAYCANIN EFSANEVİ TÜRKÇÜ LİDERİ M.E.RESULZADE DİYOR Kİ;
Yükselen bayrak inmez
Can Azerbaycanın milli kahramanı ve Azerbaycanın istiklali uğrunda ömrünün sonuna kadar mücadele eden Mehmet Emin Resulzade,1884 yılının 31 Ocak günü Bakünün Novhanı köyünde ruhani ailesinde dünyaya gelmiştir.İlk tahsil ve terbiyesini babasının açmış olduğu dini medresede almıştır.
Resulzade yazdığı içtimai-siyasi makalelerinde istiklal,milliyet,insan hakları,kültür kavramlarını halka tanıtmaya ve benimsetmeye çalışıyordu.Hürriyet mücahidi insanlara hürriyet,milletlere istilal verilmesi için gayret sarfediyordu.Onun isteği milletlerin özgür yaşamasıydı.
Resulzade aynı zamanda edebiyata ve şiire de büyük merak gösteriyordu.Onun bazı şiirleri ile beraber Karanlıkta Işıklar ve Nagehan Bela adlı dramları da vardır.Hatta Karanlıkta Işıklarilk kez 1908de Baküde sahneye konmuştur.
Resulzade 1908-1910 yıllarında Himmetçi olarak İran inkılabı hareketine iştirak eder.1908de Bakü Sosyal Demokrat Komitesi tarafından Gilan inkılabı nezaret için Reşt şehrine gelmiş ve aynı yıl mücahüdlerle Tarhana giderek Meşrute hareketine katılmıştır.Tarhanda az zamanda Meşrute liderinin dikkatini çeker ve Demokrat partisinin kurulmasına ve programının yazılmasına katılır.Hatta bu partinin organı olan İran-ı Nev gazetesinin yazı işleri müdürlüğüne seçilir.Şunu da kaydetmek gerekir ki,İranda ilk defa Avrupa tarzında gazete çıkartan Resulzadedir.
Çarlık yönetimine karşı fikirleri dolayısıyla önce irana,ardından İstanbula kaçan Resulzade,1913te Çarlık Rusyasının af çıkarması üzerine Baküye geri döndü.İstanbulda geçirdiği yılların Resulzadenin milliyetçi fikirlerini yoğunlaştırdığı söylenebilir. Zira İstanbul da Türk Ocağı na katılmış, Türk Yurdu dergisinde yazı yazmıştır. Bakü ye döndükten sonra yayımladığı Dirlik dergisinde, Türkleri bir araya getirecek ortak bir Türkçe geliştirilmesinin gerekliliği üzerinde durdu. 1917 de Moskova da toplanan Birinci Müslüman Kongresi ne katıldı. Rusya Müslümanlarına hitap eden bir yazısında Bağımsız milletler olarak var olmak isteyen milli toplumların, her şeyden önce kendilerini bilmeleri, belirli fikirler ve gayeler etrafında birleşmeleri gerektiğini, bu güç ve inançtan yoksun toplumların kimseye söz dinletemeyeceğini- belirtti. Bu fikirler, Azerbaycan ın kısa süreli de olsa bağımsızlığa giden sürecinde etkili oldu. 1918 de Azerbaycan Cumhuriyeti ilan edildiğinde Azerbaycan Milli Şurası tarafından Cumhurbaşkanı seçildi.
1920 de Kızıl Ordu nun Azerbaycan ı işgal etmesinin ardından işgale karşı direnişi örgütledi. Moskova da bir süre gözaltında kaldıktan sonra tekrar İstanbul a geldi. İkinci Dünya savaşı sırasında Rusya ya saldıran Almanya, diğer Kafkasya lı liderlerle birlikte Resulzade yi de Almanya ya davet etti. Amacı, Kafkasları Rusya ya karşı ayaklandırmak için Kafkasyalı liderleri kullanmaktı. Resulzade burada üç yıl süreyle İstiklal ve Kurtuluş dergilerini çıkardı. 1947 de Ankara ya geldi. Azerbaycan ın istiklali uğrunda yorulmadan çarpışan, her türlü eziyete, meşakkata katlanan Resulzade, 5 Mart 1955 günü Ankara da vefat etmiştir.
Resulzade nin makalelerine göz attığımızda görüyoruz ki o, istibdatı ve eski usul idareyi eleştiri ateşine tutmaktan çekinmemiştir. Hatta bu düzenin dağılması, yıkılması için mücadele eder.
Resulzade nin başkanlığında Fethali Han Hoylu Başkan seçilerek kabileyi kurar. Bu dönemde Bakü, Rus ordularının ve Ermeni çetelerinin baskınlarına maruz kaldığı için Azerbaycan ın başkenti geçici olarak Gence ye taşınır. Bakü yü düşmanlardan temizlemek için Osmanlı ordusu, Nuri Paşa nın kumandasında İslam Ordusu namıyla Bakü ye girer. Bakü 15 Eylül 1918 de Türk Ordusu ve Azerbaycan ın gönüllü birlikleri tarafından üç ay süren bir savaştan sonra kurtarılır. Azerbaycan ın başkenti tekrar Bakü ye taşınır.
Bağımsız Azerbaycan Hükümeti milli ve sosyal demokrat bir cumhuriyetti.Hükümetin anayasasında vatandaşlar eşit şartlara sahipti. Müsavat Fırkası İstiklal adında bir de gazete yayımlıyordu. Onun ilkeleri Türkleşmek, İslamlaşmak, Çağdaşlaşmak idi. Azerbaycan Hükümeti ana dilini devletin resmi dili olarak kabul etmişti. İlk defa olarak Bakü de bir Üniversite kuruldu. Kısa süre içerisinde bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti çok olumlu işler yapmıştı.
Ne yazık ki, 27 Nisan 1920 de II. KızılorduBakü yü işgal ediyor ve Azerbaycan Hükümeti nin ileri gelenlerini yakalayıp hapse atıyordu. Hapsedilmeden önce Şamahı nın Lahız köyünde saklanan Resulzade, orada yazdığı Asrımızın Siyavuşu adlı eserinde bu hadiseleri şöyle anlatmaktadır:
Bakü nün bütün serveti yağmalandı, dükkanlar adeta talan edildi. Evler sahiplerinden alınarak miras gibi bölüştürüldü. Köylüye toprak, kağıt üzerinde verildiyse de ziraatın mahsulü mültezimler tarafından çalındı. Senelerden beri depo edilen petrol Rusya ya akıtıldı. Kumaş, şeker, çay ne varsa trenlere, vagonlara yüklenip Moskova ya taşındı. Halkın hakiki serveti, malı gasp olunarak para yerine geçersiz kağıtlar her tarafı kapladı. Ekmek isteyen aç halka top ve tüfekle cevap verdiler.
Mehmet Emin Resulzade Türkiye de bulunduğu sürede yazarlık faaliyetine başlar ve çeşitli konularda eserler yazar. Bunlardan bazıları şunlardır : Azerbaycan Teşekkülünde Müsavat, Azerbaycan Cumhuriyeti ( Keyfiyet-i Teşekkülü ve Şimdiki Vaziyeti), Asrımızın Siyavuşu, İstiklal Mefküresi ve Gençlik, Rusya da Siyasi Vaziyet, Kafkas Türkleri, Çağdaş Azerbaycan Edebiyatı, Azerbaycan Kültür Gelenekleri, Çağdaş Azerbaycan Tarihi, Azerbaycan Şairi Nizami, İran Türkleri.
Mehmet Emin Resulzade İstanbul daYeni Kafkasya dergisini çıkarır ve bu dergiyi 1927 yılına kadar 100 sayı yayımlar. O dergide bazı makaleleri ile Stalin e Açık Mektup Makalesini neşreder. Orada Stalin in siyasetini ve memurların halka olan davranışlarını eleştirir. Resulzade, bu dergide Rusya daki Müslüman Türklerin meselelerini söz konusu eder. Onlara yapılan muameleyi tüm dünyaya anlatır.
Resulzade 1922 yılında Sovyet Rusya nın baskısıyla Türkiye den ayrılmak zorunda kalır. Önce Polonya ya sonra Almanya ya gider. Ve Rusya mahkumu milletlerin kurduğu Promete adlı cemiyetin dergisinde 1928-1939 yılları arasında devamlı olarak makaleler yayımlar. 1927-1934 yıllarında Berlin de çıkan İstiklal gazetesinde, daha sonra Kurtuluş ta 1935-1939 yılları arasında yazılar neşrettirir. Bu yıllarda Avrupa da çıkan Müsavat gazetesinde de bazı makaleleri çıkar.
Resulzade, 1922 de İstanbul da Azerbaycan Milli Merkezi nin başkanı olmuş ve 1949 yılında bu merkezin teşebbüsüyle Ankara da kurulan Azerbaycan Kültür Derneği nin fahri başkanı seçilmiştir. 1954 yılında bu dernek tarafından yayımlanan Azerbaycan Dergisi yayınını günümüzde de sürdürmektedir.
MEHMER EMİN RESULZADE
ATATÜRK İÇİN DİYOR Kİ:
-Ne İngiliz himayesi, ne Amerika mandası altında değil, o kurtuluşu yalnız hakimiyeti milliyeye müstenid, bilakayduşart müstakil bir Türk Devleti tesis etmekte görmüştü. Onun dileği : Ya Ölüm, Ya İstiklal idi. Anadolu ya O bu dilekle geçti, efsanevi İstiklal Harbini başaran baş kahraman, Çanakkale Zaferi üzerine, Sakarya ve Dumlupınar gibi zafer taçlarıyla bezendi. Tarihin üç büyük imparatorluğunu dizleri altına alarak istedileri gibi parçalayan galipler, bir avuç Anadolu mücahitleri karşısında ricate mecbur kaldılar! Başındaki Kumandanı kaçmadıkça, Türk neferi hiçbir zaman kaçmaz- diyen büyük Kumandanın sözü doğru çıktı. Ölüm beratı Sevr yırtıldı., İstiklal vesikası Lozan- yazıldı. Atatürk, bir milletin halasını yalnız kendisindeki kuvvetten beklemiştir. Bu fikir, Onun Gençliğe Hitabında bilhassa belirtilmiştir. Muazzam eserinin müdafaasını emanet ettiği Türk Gençliğine Muhtaç Olduğun Kudret Damarlarındaki Asil Kanda Mevcuttur.- diyen ATATÜRK ün Türk köylüsü ile neferi hakkındaki samimi fikirleri, malumdur. Ona göre, -Memleketin Yegane Efendisi Köylüdür!- Ne Mutlu Türküm Diyene! Bu en çok tekrarladığı şiardır.
Resulzade nin söylediği şu söz, Onun bir sembol olmasını sağlamıştır:
BİR DEFA YÜKSELEN BAYRAK BİR DAHA İNMEZ
KÖKTÜRKLER.
SULTANGALİYEV BİR TÜRKÇÜYDÜ
SULTANGALİYEV BÜYÜK BİR SOSYALİST TÜRKÇÜYDÜ
Sultangaliyevin düşüncesindeki Türk-Müslüman coğrafyası
Türk Dünyasının ve Avrasya tarihinin en büyük düşün ve eylem adamlarından biri de hiç kuşu yok ki Mirseyit Sultangaliyev,Marksist kurama ve SSCB deneyimine yöneltiği eleştiriler zemininde yepyeni bir ideolojinin mimarı olarak dünya çapında sarsıcı etkileri olan gerçek bir milli olarak Türkü,ekonomik olarak sosyalist bir önderdi.
Sultangaliyev,Marksist materyalizme alternatif olarak kendisinin enerjetik materyalizm adını verdiği Türkçü bir düşün ortaya koymuştur.Bu düşün materyalist diyalektik tez hususundaki Avrupa egemenliğini yok etmeyi hedeflemektedir.Sultangaliyeve göre batıdaki diyalektik anlayış henüz bir kavram olarak ortasya konulmadan çok daha önceden beri doğu haklarında mevcut idi.bundan dolayıdır ki materyalist düşünce Avrupa bilimine özgü bir unsur değildir.
Kuşkusuz sosyalist dünya devrimi içinbirincil adım sosyolojik ve historik tecrübeyle yanlışlığı kanıtlanmış olan kimi tezlerin ve bu tezler üzerine bina edilmiş sözlerde sosyalist/komünist devinimlerin tarihin çöplüğüne gönderilmesidir.Sultangaliyev ve Sultangaliyevci düşünce bunu başarmıştır.Avrupa merkezci sosyalistdevinimlerin yenilgisi aslında gerçek sosyalist mücadelenin zaferidir.Sultangaliyevcilik üzerine kurulan gerçek sosyalist mücadele Ortodoks Marksizmin yenilgisini kendi zaferinin müjdecisi olarak kabul etmektedir.Çünkü Ortodoks Marksizmin proleteryası batıda iktidara gelseydi bile mazlum ulusların kaderinin değişikliği noktasında hiçbir olumlu sonuç doğurmayacağı gibi belki de sözde sosyalizmin yol açtığı yanılsama ile mazlum ulusların sosyalist mücadele istencinide daha doğmadan öldürecekti.Batı proloteryası zaten dünya burjuvazisinin bir uzvu değilmidir?Bu uzvun diğer uzuvları ortadan kaldırması mümkün değildi.Çünkü kendi varlığıda onların varlığına bağlıydı.Dünya burjuvazisinin proleter kanadı olan batı proleteryasının proleter kimliği göreli bir kimlik olup asli özelliği olan sömürgeye ortak olma vasfına giydirilmiş saydam bir kıyafetten başka nedir ki?
Çağdaş insanlığı oluşturan halklar,sayı,toplumsal ve hukuksal açılardan eşit olmayan iki kampa bölünmüş durumdadır.Bu kamplardan birinde insanlığın yalnızca yüzde 20 ile yüzde 30unu oluşturan ve tüm yerküreyi,altında ve üstündeki varolan her türlü ölü ve canlı zenginlikleri ile birlikte ele geçirmiş olan halklar bulunmaktadır.Diğerinde ise,insanlığın beşte dördünü oluşturan ve birinci kampa mensup bulunan halkların,diğer bir değişle efendi halkların ekonomik,siyasal ve kültürel tahakkümü ve köleliği altında inleyen halklar yer almaktadır... diyen Sultangaliyev gerçek çelişkinin fotoğrafını çekerken aynı zamanda gerçek sosyalizmin yükselmesi gereken sosyal zemini de keşfetmiş olmaktadır.bu sosyal zeminin mazlum ve mağdur tarafını oluşturan ulusların arasında Türk halklarının konumunun gerçek sosyalist mücadelenin en yaşamsal noktasını oluşturması dünya devrimine giden yolun Türkçü savaşımdan geçtiğini nesnel bir gerçeklik olarak gözler önine sermektedir.
Peki bu ne demektir?
Türkler/Türk halkları olmadan dünya devrimini gerçekleştirmek mümkün değildir.Çünkü Türk halklarıgerek coğrafi açıdan gerekse batı ile temasta cephe konumunda bulunmaları bakımından ve hatta sahip oldukları doğal zenginlikler nedeniyle batı kapitalizmin beslenme yollarının üzerinde bulunmaktadır.Batının doğuyu sömürmek için kullandığı damarlar Türk topraklarından geçmektedir.Bu damarların kesilmesi için Türkçülük yapmak şarttır.
MİLLİ/ULUSAL KİMLİK
Türkler (Anadolu Türkleri) batı emperyalizmine karşı Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde ilk kurtuluş savaşını vermiş ve bunu utkuya taşımış bir halktır.Bu yönüyle de Türkler doğunun öncüsü bir halktır.Binaenaleyh antiemperyalist savaşın baş öğretmeni Türklerdir.Bu tarihsel nesnel gerçeklik de Türkçülüğün mazlum milletler sosyalizmi için kaçınılmazlığını ilan etmektedir.
Türkçülükle dünya devrimi arasındaki yaşamsal bağın düşünsel yansıması olarak kabul edilmesi gerekli bir diğer noktada Türk halklarının ulusal kimlik ve bilinçten sıyrılarak/soyutlanarak sosyalist devrimci bir mücadeleye kanalize edilemeyeceği konusudur.En basit ifadeyle söylemek gerekirse Türkhalklarına;Bırak ulusal kimliğini,sadece proloter vasfınla devrimci savaşımda öne geç! denilemez.Ama Türklere hiç denilemez.Çünkü Türkler tarihteki rollerinin farkındadırlar.Ve Türkler günümüz dünyasında da kendileri olmadan mazlum halkların batı esaretinden kurtulma imkanlarının olmadığınıda görmektedirler.Bu tezlerimiz kimilerine bencil bir ulusal övünç gibi gelebilir.Oysa bu yaklaşım hem doğru değildir hem de Türklük karşıtlığı zeminine düşerek batı emperyalizmine dolaylı olarak omuz vermekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.Türklersiz bir antiemperyalist savaş mümkün değildir demek,aynı zamanda mazlum doğulu halklar olmadan Türklerin anti emperyalist savaştaki öncü ve önder kimliğimin anlamsızlığınıda içermektedir.Çünkü doğulu mazlum halkların desteği olmadan tek başlarına Türk halklarının batı emperyalizmiyle başa çıkabilmeleri imkansız olmasa bile çok zordur.Zoru başarrak ulaşılacak bir zafer de kalıcı olmama riskiyle karşı karşıyadır.
Bu bağlamda kabul etmek istemeyenlerin yüzüne çarpalım ki,Sultangaliyevin Türkçülüğü ve turancılığı pragmatist bir Türkçülük ve turancılık değildir.Yani Sultangaliyev,Türklerienyernasyonal sosyalist savaşa kanalize etmek ve böylece onların militarist,ekonomik,stratejik ve hatta historik konumlarından yararlanmak için konjektürel yada içtenlikten yoksun ve tümüyle faydacı bir sözde Türkçülüğün öznesi yahut kuramcısı değildir.
Değildir çünkü;Türkleri/Türk halklarını birleştirme uğraşısı sadece insan yığınlarını bir noktaya doğru yönlendirme ve onların oluşturacağı sinerjiyi enternasyonalist savaşta kullanma kolaycılığıyla hareket etmemiştir.O,Türkleri yığınsal olarak bir araya getirme uğraşısnın ötesinde kültürel bir birlik içinde çalışmıştır.Bütün Türk halklarının birbirleri içinde erimeleri/asimile olmaları ve böylece tek bir ULUSAL TÜRK KİMLİĞİ oluşturmaları gerektiğini savunmuştur.
DİLDE,İŞTE VE FİKİRDE BİRLİK
Gaspıralıdan aldığı;dilde,işte ve fikirde birlikideali Sultangaliyevin kültürel Türkçülüğünün omurgasını oluşturmaktadır.Sağcıların aksine bütün Türk ve Müslüman kökenli sovyet halklarının tek bir devlet çatısı altında birleşmelerini istemesi ve bu devlete Turan Federal Sosyalist Devleti adını vermesi Türk Birlikçi/Turancı vasfını somutlaştırdığı bir söylemdir.Türk halklarının/kabileci liderler tarafından kültürel ve dilsel farkılıklar sebep gösterilerek parçalanmaya mahkum edildiği bir siyasal ortamda sosyalizm fikri ile Türk orijinli olma ortak paydasını birlik için yeterli gören Sultangaliyev,günümüz sözde turancıları tarafından halen zımni olarak Turancılığı eksik ya da sakat yahut sosyalizm bağlamında pragmatist ve konjektürel addedilmek istenmektedir.Ne hazindir ki bu tavrı kimi sözde sosyalistlerde de gözlemlemekteyiz Bu sözde sosyalistler hatta sözde Sultangaliyevciler,Sultangaliyevin Turancılığınıve Türkçülüğünü konjektürellik ve muvakkatlıkla gölgelemeye çalışmakta;Türkçülük ve Turancılıktan soyutlanmış yapay,ucube ve hatta çirkin bir Sultangaliyevcilik üretme/türetme çabasını büyük bir pişkinlikle sergileyebilmektedirler.
Oysa gerçekler ortadadır.Hiç bir çarpıtma girişimi Sultangaliyevin Türkçü ve Turancı vasfını gölgeleyemez
Gerçekleri anımsatalım:
Sultangaliyev Türçüdür;sosyalizme yönelişini milletine duyduğu büyük sevgiye bağlayacak kadar Türkçüdür.Onun gibi yüzıllardır Rus egemenliği ve sömürüsü altında yaşayan bir halkın evladının Türkçü olmaması mümkün müdür?Rus sömürüsüne karşı Türk/Tatar ulusçuluğuna ve Rus egemenliğine karşı da mensubu bulunduğu halkın onlarla eşit hale gelebilmesi için sosyalizme yönelmesi göstermektedir ki içinde bulunduğu özgün koşullar onun dünya tarihinin en büyük düşün ve eylem adamlarından biri olarak doğmasındaki doğal koşullardır.Yani Sultangaliyevin ulusçuluğu ve sosyalistliği tümüyle zorunlu/doğal bir sonuçtur.Buna karşın onun ulusçuluğunu önemsiz yada tali bir unsur olarak görmek historik ve sosyolojik gerçekleri görme yetkisi noktasında sahip olunan zaafiyeten başka ne olabilir ki?
KÖKTÜRKLER
KIZIL ELMA-TÜRK BİRLİĞİNE DOĞRU !
KIZIL ELMA-TÜRK BİRLİĞİNE DOĞRU!
Türk halklarının birbirleri içinde eriyip tek bir ulusal kimliğe sahip olmaları gerektiğini aksi halde Kuzey Türklüğünün Ruslaşacağını,doğudakilerin Çinlileşeceğini, güneydekilerin Farslaşacağını söyleyerek kültürel birliği zorunlu kılan yaşamsal nedeni de açıklamaktadır.
Sultangaliyev Turancıdır; SSCB çatısı altında Türk ve Müslüman kökenli halkarın tek bir federal devlet kurmaları gerektiğini ve bu devletin Turan adını taşıması lazım geldiğini savunacak kadar Turancıdır. Sadece SSCBdeki Türklerin değil Çin ve İrandaki Türklerin de siyasal bir birlik etrafında birleşmelerinin engellenemez ve kaçınılmaz olduğunu belirterek aslında ne denli militan bir Turancı olduğunu da görmektedir.
Aslında Sultangaliye, o denli büyük bir düşün adamıdır ki herkes bir fili tarif eder gibi kendince önemli addettiği bir yönünü ele alarak onu tamamlamaya çalışmaktadır. Yada sadece görebildiği, anlayabildiği kadarıyla onu tanımaya çalışmaktadır. Ancak şurası kesin ki onu tanımlarken kimi çevreler bilerek ve isteyerek onun Türkçü, Turancı vasfını gizleme gayreti göstermektedir. Yada onun bu kimliğini gizleyebilmenin imkansızlığını gören bazıları ise onu karşı devrimci, faşist, ırkçı milliyetçi tanımlamalarıyla sözüm ona gözden düşürmeye çalışmaktadır.
Sultangaliyev; ezen ezilen ayrımı ile ve sömürgeler enternasyonali teziyle özgün bir sosyalist önder olduğu kadar hamasi içeriğe hapsedilmiş ve aslında bu nedenle sağlam bir zemine oturtulamayan ulusçuluğu gerçek anlamda bilimsel bir karaktere kavuşturmuş kurumcu ve kılgıcı bir ulusçudur.
Türkiyede Sultangaliyev hakkında yazan, konuşan pek çok kimse onu Türkçü ve Turancı kimliğini inkar etmeye cesaret edememiştir. Ancak inkarın olamaması ihtimalin yada karartmanın yahut gölgelemenin de olmadığı anlamına gelmiyor. Bu yönde bir çaba içerisinde olanlara doğrudan doğruya Sultangaliyevin kendi sözlerinden ve uygulamalarından kanıtlar sunmak elbette ki şarttır. Nitekim biz söz konusu sözlerinden ve uygulamalarından kesinkes anlamaktayız ki Sultangaliyev tarihin en büyük, gerçekçi ve en bilimsel Türkçüsü ve Turancısıdır. Ancak bununla birlikte Sultangaliyevin düşün dünyasında nasıl algılandığını göstermek açısından onun hakkında yazılanları da ele almak yada en azından birkaç örnek sunma ihtiyacı açıktır.
Sultangaliyev in Türkçü, Turancı ve sosyalist kimliğini bir bütün halinde ortaya koyan Doğan AVCIOĞLU onu şu sözlerle tanıtmaktadır : - Stalin tarafından öldürülen SULTANGALİYEV, Avrupa daki sosyalist ihtilalin dahi, mazlum milletlerin durumunu değiştiremeyeceği düşüncesiyle, Üçüncü Enternasyonal den bağımsız bir koloniyal komünist enternasyonal kurmayı tasarlamıştır. Bu enternasyonal, sanayileşmiş ülkelere karşı proleter milletlerin çıkarlarını savunacaktır. Bu mazlum milletler gruplaşmasının ilk aşaması, büyük bir Milli Türk Devleti, Turan olacaktır. Milli Türk Devleti Turan ve koloniyal enternasyonal, Müslüman bir sosyalist ve işçi partisi tarafından yönetilecektir. Parti, başta köylü sınıfı, proleterya ve küçük burjuvaziden ibaret Müslüman kütleleri temsil edecektir.
Yine Nurer UĞURLU büyük düşünür ve eylem adamının düşünsel kimliğini bilimsel haysiyet gereği gerçeğin kendisine sadık kalarak şu şekilde ortaya koymaktadır:
-Orta Asya daki Müslüman Türkler arasında,1917 Ekim Devrimi nde ve komünizm tarihinde düşünce ve görüşleriyle ön sıralarda yer alan ve daha sonra bu görüşleri Galiyevizm- olarak şekillenen, günümüzde Sovyetler Birliği Doğu Halkları arasında adı sıkça geçen Sultangaliyev in geçmişinin Türk okurlarınca bilinmesinde sayılamayacak kadar yarar vardır.-
Türk düşünce yaşamının büyük kişiliklerinden Cemil MERİÇ ise Sultangaliyev in Türkçü, Turancı ve sosyalist kimliğini görmek istemeyen gözlere projektör tutarak ifade etmektedir:
-Sultangaliyev adlı bir Tatar komünisti, bu düşünceleri daha sonra dile getirecektir. İslamiyet bir sınıf dini değildir, sınıfları ortadan kaldırdığı için komünizmle uyuşabilir. Rusya da mazlum milletler birleşmelidir: TURAN. Bağımsız ve haysiyetli bir İSLAM TÜRK KOMÜNİST CUMHURİYETİ NİN kurulması lazımdır. Galiyev 1923 te tüm Türk arkadaşları ve ailesiyle birlikte tasfiye edilir. Eserleri de öyle-
Sultangaliyevci düşünce Türkiye de ve Türk dünyasında ulusalcı, toplumcu devinimlerin güç ve esin kaynağı olarak güçlendikçe bu düşünceyi özgün kimliğinden saptırma amaçlı çabalara da tanık olmak elbetteki kaçınılmazdır. Bu çabaların bir yönünü de Sultangaliyevci düşünceyi Atatürkçü / Kemalist Devinime muhalif yada alternatif gibi gösterme uğraşısı oluşturmaktadır. Oysa Sultangaliyevizm ile Kemalizm birbirinin muhalifi yahut alternatifi olmak bir yana antiemperyalizm bağlamında öz itibariyle biri diğerinin mütemmimi olan örtüşük düşüncelerdir. .Bu husus ayrı bir çalışma konusu olduğundan burada bu kadarıyla yetinelim ve sözlerimizi büyük devrimci, önder, kuramcı, kılgıcı ve öğretmen Mirseyit Sultangaliyev in Türkiye üzerine söylediği şu sözlerle sonlandıralım: -Bu Ülkede olup bitenler, çilekeş Türk Ulusu nun en azılı düşmanlarınca dahi yakından bilinmektedir. Bu Ülkede yeni baştan sağlıklı bir Ulusal canlanma başlamaktadır. Bu sürece inanmayanlar veya kuşku ile bakanlar, sonuçlarını kendi içlerinde denemiş oldular. Türkiye nin ulusal kalkınmasına gönül vermiş olan Türk işçi ve köylülerinin, ilerici Türk aydınlarının süngüleri, gereken kişilere gereken derslerini vererek nasıl düşünmek gerektiğini öğrettiler.
Eğer 400 yıl önce Rus Çarları, Kazan ı, Kuzey Türklüğünün bu kalesini düşürmeyi ve yalnız Tatar savaşçılarının üzerinden geçerek Doğu ya ilerlemeyi başarmışlarsa, bugün içinde Batı Avrupalı emperyalistler yine Doğuya doğru kendilerine yol açabilmek için Güney Türklerini-Osmanlıları yenmek zorundalar.
Batılı Halkların doğuya yayılmaları öncesinde, Türkiye, onların çılgınca saldırılarına maruz kalmadı mı? Batılı halklar, Asya ve Afrika daki durumu gerçek anlamda kontrol altına almak için Türk-Osmanlı savaşlarının cesetleri üzerinden geçmek zorundalar.
Kazan ın Rus saldırıları karşısında düşüşü de bir gün içerisinde gerçekleşmiş değildir. Ruslar buraya onlarca kez saldırdılar. Tataristan ın işgaline kadar, dönemin iki kuzeyli devi; Moskova ile Kazan arasındaki mücadele, on yıllar boyunca sürüp gitti. Bu zaferi sağlama almak, galip taraf için pek kolay olmadı. Yenilenler ile yenenler arasında acımasız katliamlar ve kıyımlarla dolu bir gerilla savaşı, on yıllarca devam etti. Bundan sonra, yenilenlerin azimleri kırıldı.
Türkleriş zayıflatmak: Balkanlar ı, Mısır ı, Arabistan ı, Mezopotamya yı Türklerin ellerinden almak için mücadele vermek zorunda kaldı. Avrupalı hükümdarlara Türkiye yi sindirmek nasip olmadı. Olmayacaktır da
Türkiye yaşıyor ve yaşayacaktır.
Türkiye yalnızca kendisi yaşamakla yetinmeyecek ve Avrupa tarafından zorla kopartılmış olan kendi eski parçalarına ve geri kalan tüm Orta Doğu ya da hayat verecektir.
BÜTÜN TÜRKLER BİR ORDU............!


