
Tarih anlatılarına göre eski Türklerde kut inancı vardır. Kut ne demek, kut inancı ne demek diye herkes merak etmiştir. Kut devleti, yurdu yönetme gücünün tengri tarafından verildiğine inanılır. Aslında bu bilgi de dezenformasyona uğrayarak günümüze kadar gelmiştir. Kamların sadece bildiğiğ, çok nadir, az kişinin hatta hiç kimsenin bilmediği bir bilgiyi sizlerle paylaşıyorum. Kut inancı sadece hükümdara verilmez, seçilmiş, isteyen, ulu olan kişilere verilirdi. Sadece Türk yurdunu değil dünyayı yönetme gücüdür. Kut dünya sistemlerini kullanabilme, doğaya, iklime müdahele etme gücüne denir.Kamlar yani şamanlar bu güçleri devamlı kullanmaktadır. Filmlerde, şarkılarda, anlatılarda bu güçlerden devamlı bahsedilir. Sözlü olarak bahsedilmezse bile görsel olarak bahsedilir. Cengizhan filmine baktığımızda savaş alanında yıldırım düşüyor, gökgürültüsü oluyor.Kut yetkisine sahip olan bir kimse deprem, yıldırım, kasırga, sel yapabilir, dünyayı yönetme, dünyaya müdahele etme yetkisine de sahip olur. Tengri tarafından kut gücü işte buna denir. Türklerin sahip olduğu dünya üzerindeki güç budur. İnsan olarak deprem yapma, yıldırım düşürme, sel yollama gibi özelliklere sahip olunur. Tarih boyunca kamlar bu bilgilerle uğraşmıştır.Bir bilgi daha yazılı ama gerçek olanı saklamak için uydurulmuş bir olaydır. Derler ki Türkler yada taşından iklim yapıyorlar. Aslında yada taşı o bilgileri arayanları oyalamak için uydurulan bir araçtır. Gerçek ise sadece kamların eriştiği, ulu kişilerin bildiği kut yetkisindedir. Hep anlatılan, savaşlarda ortaya çıkan Kadim Türk Teşkilatı da bu bilgileri bilenler, bu bilgileri kullananlardır.Bu bilgilere erişenler, şahit olanlar bizlere Türkün gücünü anlatmaya çalışmış, şarkılar yazmış, sözler söylemiş, şiirler yazmıştır. Örneğin Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk; ben kıbrısta askerlik yaparken Türkün soyağacı adlı bir şiir vardı, askeriyede duvarda asılıydı. Şiirde geçenler; ‘’Türk depremdir, yıldırımdır, kasırgadır.’’ Diyordu. Bir sözünde ise; ‘’Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kandadır.’’ demiştir. Demekki Mustafa Kemal Atatürk bu bilgileri öğrenmiş veya şahit olmuş bizlere anlatmaya çalışmıştır. Bir diğer örnek ise kara harp okulunda okutulan Harbiye Marşıdır. Marşı incelediğimizde ‘’Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız’’ diye başlar ve marşın içerisinde ‘’Göklerden gelen bir ses sana ne diyor dinle’’ diye kafiyeler vardır. Yıldırım yaratan bir ırktan bahseder ve göklerden gelen bir sesten yani göksel bir güçten bahseder. Türk tarihinde çoğu hükümdar, bilim adamı, araştırmacı bu bilgilere erişmiş bizlere bir şeyler anlatmaya çalışmıştır. Bu yönde bir sürü örnek mevcuttur. Göklerdeki bir güçten bahsederler. Yine Mustafa Kemal Atatürk; ‘’İstikbal göklerdedir.’’ Diye biz Türk milletini gökyüzü ile ilgili çalışmalara yönlendirmiştir. Yunus Emre: ‘’yeri göğü aradım. Çok aradım bulamadım, buldum insan içinde.’’ demiştir. Ben ise şu sözlerle bölümü bitirmeyi düşünüyorum; {{EĞER TÜRK’ÜN GÜCÜ BİLİNSEYDİ HERKES TÜRK OLMAK İSTERDİ.}}Orhun abidelerini incelediğimizde Bilge Kağanın bir peygamber olduğunu ve gökteki bir güçten bahsettiğini görürüz. Yazıtlarda aynen şunlar yazmaktadır.‘’ Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit.’’‘’Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutu vermiş, düzenleyi vermiş.’’‘’Yukarıda Türk tanrısı, Tük mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiş. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam İltiriş Kağanı, annem İlbilge Hatunu göğün tepesinde tutup yukarı kaldırmış olacak. Babam kağan on yedi erle dışarı çıkmış.’’‘’Bunca yazıyı yazan Kül Tiginin yeğeni Yollug Tigin, yazdım. Yirmi gün oturup bu taşa, bu duvara hep Yollug Tigin, yazdım. Değerli oğlunuzdan, evlâdınızdan çok daha iyi beslerdiniz. Uçup gittiniz. Gökte hayattaki gibi…’’Evet yazılarda Göktürklerden yani gökteki olan bir kavimden bahsedilmiştir. Göktürkleri özel olarak yazacağım.
